İçeriğe geç

S2-M10-D3

Eşyalarımız bizden bir parçadır

Genişletilmiş benlik.

Tüketici Psikolojisi Akademisi — M10, Benlik, Kimlik ve Kişilik · 1.841 kelime · 1 kanıt kartı · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Bilimsel çapa: Russell Belk

Kanca

Deniz'in sırt çantası, akşam saatlerinde kalabalık bir metro vagonunda ayağının dibinden kayboldu. Çantada pahalı bir şey yoktu: birkaç ders kitabı, şarjı azalmış eski bir kulaklık, kenarları kıvrılmış bir not defteri ve ilk dönemden kalma, üzerinde rozetler olan bir kalemlik. Bir de babasının yıllar önce verdiği, sapı aşınmış küçük bir anahtarlık.

Kitapların yenisini bir haftada buldu, kulaklığın yerine daha iyisini aldı. Ama arkadaşlarına durumu anlatırken kendini şöyle derken buldu: "Çanta gitti diye üzülmüyorum, içinde benden bir şey vardı." Not defterinde iki yıllık karalamaları, yarım kalmış şarkı sözleri, bir dersin kenarına çizdiği dağ silueti vardı. Anahtarlığın yerine ne alsa aynı olmayacaktı.

Deniz'in kaybettiği şeylerin piyasa değeri, yeni kulaklığın fiyatından azdı. Yine de en çok yasını tuttuğu şeyler, en ucuz olanlardı. Bir önceki derste ürünlere dışarıdan bakıp "bu bana uyuyor mu?" diye sorduk. Bu ders başka bir soru soruyor: bazı eşyalar neden artık bize uymaktan öte, bizim bir parçamız olur ve yitip gittiklerinde geride neden bir boşluk bırakırlar?

Vaka

Bir eşyayı kaybetmenin acısını ne belirler: eşyanın fiyatı mı, yoksa başka bir şey mi? Rosellina Ferraro, Jennifer Escalas ve James Bettman bu soruya 2011'de Journal of Consumer Psychology'de çıkan bir makaleyle eğildi.

Araştırmacılar bir fikirden yola çıktılar: insanlar kendi değerlerini farklı alanlara dayandırır. Biri kendini öncelikle işindeki başarısıyla değerli hisseder, bir başkası görünüşüyle, bir başkası ailesindeki yeriyle, bir başkası bir hobideki ustalığıyla. Ferraro ve arkadaşları, bir eşyanın bu alanlardan birini temsil etme gücünün, o eşyanın benliğe ne kadar bağlanacağını belirlediğini öne sürdüler.

Çalışmalarında katılımcıların kendi değerlerini hangi alanlara dayandırdığını ölçtüler ve sahip oldukları eşyaların kendilerine ne kadar bağlı olduğunu sordular. Sonuç öngörüyle uyuştu: bir eşya, kişinin öz değerini dayandırdığı bir alanı ne kadar iyi temsil ediyorsa, benliğe o kadar sıkı bağlıydı. Ve bir eşya benliğe ne kadar sıkı bağlıysa, kaybedildiğinde o kadar büyük bir yas uyandırıyordu.

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, eşyanın parasal değerinin bu bağın gücünü belirlememesiydi. Pahalı bir eşya, kişinin değer verdiği bir alanı temsil etmiyorsa benliğe zayıf bağlanabiliyordu; ucuz bir eşya ise, doğru alanı temsil ediyorsa, çok güçlü bir bağ kurabiliyordu.

Araştırmacılar bir şey daha ölçtü: insanların genel olarak eşyalarını benliklerine katma eğilimi. Bazı insanlar eşyalarıyla güçlü bağlar kurmaya yatkındı, bazıları değildi. Bu eğilim, bir eşyanın öz değer alanlarını temsil etmesinin etkisini güçlendiriyordu.

Deniz'in not defteri, onun kendini değerli hissettiği alanı, yazma ve çizme hevesini taşıyordu. Kulaklık ise yalnızca bir aletti. Fiyatları ters yönde olsa da kaybın acısı bu yüzden ters yönde dağılmıştı.

Mekanizma

Bu fikrin tüketici araştırmasındaki temeli, Russell Belk'in 1988'de Journal of Consumer Research'te yayımladığı ve alanın en çok başvurulan makalelerinden biri olan çalışmadır. Satış Psikolojisi Akademisi'nin 1.17 numaralı dersi bu makaleyi satış görüşmesi açısından ele alıyor; burada tüketicinin kendi deneyimine odaklanıyoruz.

Benliğin sınırı nerede biter?

Belk'in temel tezi, sahip olduklarımızın kimliğimize yalnızca katkı yapmadığı, aynı zamanda onun bir parçası olduğudur. Bu fikrin kökü daha eskiye, psikolojinin kurucularından William James'e uzanır. James, 1890'da yayımlanan psikoloji kitabında, bir insanın benliğini yalnızca bedeni ve zihniyle değil, "kendisinin" diyebildiği her şeyle, evi, ailesi, kıyafetleri ve eserleriyle birlikte düşünmeyi önermişti.

Belk bu fikri psikoloji, antropoloji ve gündelik gözlemlerden derlediği geniş bir malzemeyle tüketim alanına taşıdı. Makale bir deney değil, bir kuramsal çerçevedir: insanların eşyalarından nasıl söz ettiklerine, onları nasıl koruduklarına, kaybettiklerinde neler hissettiklerine bakarak bir harita çizer.

Bir eşya nasıl "ben" olur?

Belk, bir eşyanın benliğe nasıl katıldığını anlatırken Sartre'dan ödünç aldığı üç yolu tartışır. Birincisi denetimdir: bir eşyayı kullanmayı öğrenmek, ona hâkim olmak. Yıllardır kullanılan bir bıçak, bir bisiklet ya da bir müzik aleti, sahibinin elinin bir uzantısı gibi hissedilir. İkincisi yaratmaktır: kendi yaptığımız şey bizden bir parçadır. Bu modülün dışında, S2-M6-D3'te gördüğümüz IKEA etkisi bu yolun ölçülmüş bir hâliydi. Üçüncüsü bilmektir: bir eşyayı, bir yeri ya da bir koleksiyonu derinlemesine tanımak da onu bizim yapar.

Bu üç yolun ortak noktası zamandır. Yeni alınan bir eşya çoğu zaman henüz "ben" değildir; kullandıkça, emek verdikçe, hakkında bir şeyler biriktirdikçe benliğe yaklaşır. Deniz'in not defteri de mağazada sıradan bir defterdi; onu iki yıl boyunca karalamaları doldurmuştu.

Kaybın yası

Belk, eşyalarını kaybeden insanların anlatımlarına özel bir yer ayırır: hırsızlık ya da felaket sonrasında insanlar çoğu zaman yalnızca eşya değil, benliklerinden bir parça kaybettiklerini anlatırlar. Ferraro ve arkadaşlarının çalışması bu gözlemi ölçülebilir bir hâle getirdi: kaybın acısını eşyanın fiyatı değil, eşyanın benliğe ne kadar bağlı olduğu belirliyordu.

Bu, sigorta şirketlerinin bildiği ama formlarına yazamadığı bir gerçektir: hasar formu bir eşyanın piyasa değerini sorar; kaybedilenin sahibi için ne olduğunu sormaz.

Başkasından gelen eşya

Bir eşya yalnızca bizim benliğimizi değil, onu daha önce taşıyan birinin izini de taşıyabilir. Belk bu duyguyu bulaşma fikriyle ilişkilendirir: bir yakınımızın kullandığı eşya, onun bir parçasını taşıyormuş gibi gelir. George Newman, Gil Diesendruck ve Paul Bloom 2011'de yayımladıkları çalışmada bu duyguyu ünlülere ait eşyalar üzerinden inceledi. İnsanlar sevdikleri bir ünlünün kullandığı bir eşyaya daha yüksek değer biçiyordu; ama eşyanın iyice temizlendiğini, yani o kişiyle temasın izinin silindiğini öğrendiklerinde bu değer düşüyordu.

Bu bulgu, Deniz'in babasından kalan anahtarlığını neden başka bir anahtarlıkla değiştiremeyeceğini açıklıyor. Değerli olan nesnenin kendisi değil, onu taşımış elin izi.

Eşyanın ömrü, sahibinin ömrü

Eşyalar benliğe katıldığı gibi, bir gün benlikten ayrılmak zorunda da kalır. Linda Price, Eric Arnould ve Carolyn Curasi'nin 2000'de yayımladıkları çalışma, yaşlı insanların özel eşyalarını nasıl elden çıkardığını inceledi. Bu eşyaları satmak ya da atmak zordu; çoğu insan onları doğru kişiye, eşyanın anlamını sürdürecek birine bırakmayı önemsiyordu. Bir eşyayı devretmek, onunla birlikte bir hikâyeyi ve sahibinin bir parçasını da devretmek demekti.

Dijital eşyalar

Belk 2013'te aynı kuramı dijital dünyaya genişletti. Fotoğraf arşivleri, mesaj geçmişleri, oyun hesapları ve çalma listeleri, elle tutulmasa da benliğin parçası olabilir. Bir telefonun kaybında insanların cihazdan çok fotoğraflara ve yazışmalara üzülmesi bunun gündelik bir işaretidir. Deniz'in çantasında bir telefon olsaydı, yeni bir cihaz almak kolay olurdu; yedeklenmemiş fotoğrafları geri getirmek değil.

Bilimsel dayanak

Genişletilmiş benlik kavramı, tüketici araştırmasının kuramsal temel taşlarından biridir; ama kavramın çoğu kısmı nitel anlatımlara ve kuramsal derlemeye dayanır. Ölçülebilir hâline ise daha yakın tarihli çalışmalarda ulaşıldı.

Belk'in 1988'deki makalesi bir deney değil, kuramsal bir derlemedir. Bu nedenle "eşyalar benliğin parçasıdır" fikri tek başına bir bulgu değil, bulguları düzenleyen bir çerçevedir. Ferraro ve arkadaşlarının çalışması, IKEA etkisi gibi deneysel bulgular ve Price ve arkadaşlarının nitel çalışması, bu çerçevenin farklı parçalarını farklı yöntemlerle destekliyor.

Hayatınızda

Evinizde yangın çıktığını ve yalnızca üç eşyayı alıp çıkabileceğinizi düşünün. Hangilerini alırdınız? Bu soruya verilen cevaplar, eşyaların fiyatıyla çoğu zaman ilişkili değildir. İnsanlar genellikle fotoğrafları, mektupları, bir yakınlarından kalan küçük bir nesneyi ya da yıllarını verdikleri bir işi sayar. Seçtiğiniz eşyalar, benliğinizin en çok neye dayandığını gösterir.

Bir de kaybettiğiniz ve hâlâ hatırladığınız bir eşyayı düşünün. Ona neden bu kadar üzüldünüz? Büyük olasılıkla o eşya, kendinizi değerli hissettiğiniz bir alanı taşıyordu: bir başarıyı, bir ilişkiyi, bir yeteneği, bir dönemi. Belki de aynısını yeniden almayı denediniz ve yeni olanın aynı olmadığını gördünüz. Bu, eşyanın değerinin onun malzemesinde ya da modelinde değil, sizinle birlikte geçirdiği zamanda olduğunu gösterir; o zaman ise mağazada satılmaz.

Bu farkındalık iki yönde işe yarar. Birincisi, bir eşyaya duyduğunuz bağın "saçma" olmadığını, benliğin işleyişinin doğal bir parçası olduğunu anlamanızı sağlar. İkincisi, bir satıcı ya da reklam bu bağı kullanmaya çalıştığında, yani size bir ürünü "sizin bir parçanız olacak" diye sattığında, o bağın aslında satın alma anında değil, zamanla, kullanımla ve emekle kurulduğunu hatırlarsınız. Hiçbir ürün rafta "sizden bir parça" olarak beklemiyor.

Mavi Fincan'da

Ayşe Hanım bir sabah kafeye, gazetesinin yanında bir kese kâğıdıyla geldi. İçinde, rahmetli annesinden kalma, kenarları altın yaldızlı iki porselen fincan vardı. Torunu Defne'ye vermek istiyordu, ama önce Selin'e sordu: "Bunları kafede bir rafa koysanız, ben de her sabah burada onlardan biriyle içsem olur mu? Defne üniversiteyi bitirince ona veririm. O zamana kadar her gün kullanılsınlar."

Selin bir an düşündü, sonra kabul etti. Fincanlar kasanın arkasındaki, boş yüzü doldurulmuş bardakların durduğu rafa kondu. Birkaç hafta içinde başka müdavimler de kendi fincanlarını, kupalarını getirmeye başladı: Deniz yeni bir defterin kapağına çizdiği dağı bir kupaya baskı yaptırmıştı, Elif ise ofiste kullandığı ve şiir dizesini taşıyan bardağın bir eşini kafeye bıraktı.

Sonra bir kaza oldu. Yoğun bir sabah, bir çalışan Elif'in bardağını düşürüp kırdı. Elif'in tepkisi ekibi şaşırttı: bardak neredeyse hiçbir şeye mal olmamıştı, ama Elif sessizce bir süre kırık parçalara baktı. Ekip yeni bir bardak ve aynı dizeyi hazırlarken şunu fark etti: raftaki her fincan, artık kafenin malı değil, sahibinin bir parçasıydı.

Selin görev dosyasının üçüncü sayfasına şunu yazdı: bazı müdavimler için kafe, evin bir uzantısıdır. Bu bir pazarlama fırsatı olarak görülmeyecek; raftaki fincanlar satılmayacak, reklamda gösterilmeyecek, bir sadakat programının parçası yapılmayacak. Kırılan bir fincan için para iadesi değil, özen gösterilecek.

Dikkat

Yaygın yanlış"Eşyaya bağlanmak sığ bir tüketicilik işaretidir; olgun insan eşyalarına bağlanmaz."
Doğrusu

Belk'in çerçevesi ve Ferraro ve arkadaşlarının bulguları, eşyaların benliğe katılmasının yaygın ve doğal bir süreç olduğunu gösteriyor. Bağ çoğu zaman eşyanın fiyatına değil, taşıdığı anlama kurulur; bir annenin fincanına bağlanmak tüketicilik değildir.

Yaygın yanlış"Ne kadar pahalı bir şey alırsam, o şey o kadar benim bir parçam olur."
Doğrusu

Ferraro ve arkadaşlarının çalışmasında parasal değer, eşyanın benliğe bağlanma gücünü belirlemedi. Bağı, eşyanın kişinin değer verdiği alanları temsil etmesi ve zamanla kullanım, emek ve bilgi birikimi kurar.

Pazarlamacı için sınır şurada çizilir: bir ürünün zamanla sahibi için anlam kazanabileceğini söylemek dürüsttür. Ama tüketicinin bir eşyaya duyduğu bağı, örneğin bir yakınından kalan bir eşyanın tamiri ya da saklanması sırasında, fiyatı şişirmek ya da gereksiz hizmet satmak için kullanmak, insanın en kırılgan olduğu yerden yararlanmaktır.

Akılda kalanlar

Belk'e göre sahip olduklarımız kimliğimize yalnızca katkı yapmaz, onun bir parçası olur. Bir eşya denetim, yaratma ve bilme yoluyla, yani kullandıkça, emek verdikçe ve tanıdıkça benliğe katılır; bu yüzden bağ satın alma anında değil, zamanla kurulur.

Ferraro ve arkadaşlarının çalışması, bir eşyanın benliğe ne kadar bağlandığını fiyatının değil, kişinin öz değerini dayandırdığı alanları temsil etmesinin belirlediğini gösterdi. Bağ güçlendikçe kaybın acısı da büyür; Deniz'in en ucuz eşyalarına en çok üzülmesi bunun bir örneğiydi.

Eşyalar benliğe katıldığı gibi devredilir de: yaşlı insanlar özel eşyalarını anlamını sürdürecek birine bırakmayı önemser. Fotoğraflar ve yazışmalar gibi dijital varlıklar da benliğin bir parçası olabilir. Bu bağı anlamak, onu kötüye kullanmamak için de gereklidir.

Sonraki derse köprü

Ferraro ve arkadaşlarının çalışmasında bir ayrıntı vardı: bazı insanlar eşyalarını benliklerine katmaya genel olarak daha yatkındı. Bu bir kişisel farklılıktı. Peki insanlar arasındaki kalıcı farklar, örneğin daha dışa dönük ya da daha düzenli olmak, alışverişimizi ne kadar belirler? Kişilik satın almayı ne kadar belirler? başlıklı bir sonraki derste, Büyük Beşli kişilik özelliklerinin tüketim kararlarını ne kadar öngördüğüne ve bu öngörünün sınırlarına bakacağız.

Mini quiz

Soru 1 · Kavram

Belk'in genişletilmiş benlik kavramı neyi anlatır?

  • A) İnsanların eşyalarını yalnızca işlevleri için kullanmasını
  • B) İnsanların sahip oldukları eşyaları, mekânları ve dijital varlıkları kendi benliklerinin bir parçası olarak deneyimlemesini
  • C) Benliğin yaşla birlikte büyümesini
  • D) İnsanların başkalarının eşyalarını kıskanmasını

Cevap: B. Bu nedenle bazı eşyaları kaybetmek, bir parçamızı kaybetmek gibi hissettirebilir.

Soru 2 · Kavram

Ferraro ve arkadaşlarının çalışmasına göre, bir eşyanın benliğe bağlanma gücünü ne belirledi?

  • A) Eşyanın fiyatı
  • B) Eşyanın kişinin öz değerini dayandırdığı alanları ne kadar temsil ettiği
  • C) Eşyanın ne kadar yeni olduğu
  • D) Eşyanın hangi mağazadan alındığı

Cevap: B. Parasal değer bağın gücünü belirlemedi.

Soru 3 · Uygulama

Kendini öncelikle mutfaktaki becerisiyle değerli hisseden biri, yangından kaçarken pahalı saatini değil, yıllardır kullandığı ucuz bir bıçağı alıyor. Bu davranış derste gördüğümüz hangi fikirle en iyi açıklanır?

  • A) İnsanlar acil durumlarda mantıksız davranır
  • B) Bıçak, kişinin öz değerini dayandırdığı alanı temsil ediyor ve yıllar boyu kullanımla benliğe katılmış; saatin fiyatı bu bağı belirlemez
  • C) Saat zaten sigortalıdır
  • D) Bıçaklar her zaman saatlerden daha değerlidir

Cevap: B. Denetim yoluyla benliğe katılma ve öz değer alanı birlikte çalışıyor.

Soru 4 · Tuzak

Bir mağaza reklamı "Bu çanta ilk günden itibaren sizin bir parçanız olacak" diyor. Derste gördüklerimiz bu vaadi neden şüpheli kılar?

  • A) Hiç şüpheli değil, pahalı çantalar hemen benliğe katılır
  • B) Eşyalar benliğe çoğunlukla zamanla, kullanım, emek ve bilgi birikimiyle katılır; bağ satın alma anında hazır olarak gelmez ve fiyat bağın gücünü belirlemez
  • C) Çantalar benliğe hiçbir zaman katılmaz
  • D) Benliğe yalnızca dijital eşyalar katılır

Cevap: B. C de yanlış: bir çanta yıllar içinde gerçekten benliğin parçası olabilir, ama bunu reklam değil kullanım sağlar.

Görev

Tüketici günlüğünüze "yangın sorusunu" yazın: evden yalnızca üç eşya alabilseydiniz hangilerini alırdınız? Her birinin yanına yaklaşık fiyatını ve hangi yolla benliğinize katıldığını not edin: uzun kullanım, kendi emeğiniz, derin bilgi ya da bir başkasından gelen hikâye. Sonra bir cümleyle, bu üç eşyanın kendinizi değerli hissettiğiniz hangi alanı taşıdığını yazın.

Tekrar kartları

  • Genişletilmiş benlik: Sahip olduklarımız kimliğimizin parçası olur; Belk'e göre eşyalar denetim, yaratma ve bilme yoluyla, yani zamanla benliğe katılır.
  • Fiyat değil anlam: Ferraro ve arkadaşlarına göre bir eşyanın benliğe bağlanmasını, kişinin öz değer alanlarını temsil etmesi belirler; bağ güçlendikçe kaybın yası büyür.
  • Devretmek ve dijital eşyalar: Yaşlı insanlar özel eşyalarını anlamını sürdürecek birine bırakmayı önemser; fotoğraflar ve yazışmalar da benliğin parçası olabilir.

Kaynakça

  • Belk, R. W. (1988). Possessions and the extended self. Journal of Consumer Research, 15(2), 139–168.
  • Ferraro, R., Escalas, J. E. ve Bettman, J. R. (2011). Our possessions, our selves: Domains of self-worth and the possession–self link. Journal of Consumer Psychology, 21(2), 169–177.
  • Price, L. L., Arnould, E. J. ve Curasi, C. F. (2000). Older consumers' disposition of special possessions. Journal of Consumer Research, 27(2), 179–201.
  • Newman, G. E., Diesendruck, G. ve Bloom, P. (2011). Celebrity contagion and the value of objects. Journal of Consumer Research, 38(2), 215–228.
  • Belk, R. W. (2013). Extended self in a digital world. Journal of Consumer Research, 40(3), 477–500.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.