İçeriğe geç

S03-P03-D11

Kültürel tevazu

Terapi Akademisi — S03, Kültürel ve bağlamsal yetkinlik · 2.398 kelime · 12 örnek durum · 4 klinik vaka · 4 kanıt kartı · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bilgi biriktirme yanılgısı, bir grup hakkında yeterince bilgi toplanırsa o gruptan gelen kişiyi anlamanın kolaylaşacağı beklentisidir; biriken bilgi soru sormanın yerine geçtiğinde yeni bir varsayım üretiyor.

Bitmişlik duygusu, bu işin bir noktada tamamlandığı ve konunun kapandığı hissidir; tembellikten gelmek zorunda değil, çok çalışmış birinde de doğabiliyor.

Düzeltilme sıklığı, tevazunun dışarıdan gözlenebilen bir göstergesidir: danışanların uygulayıcıyı ne sıklıkla düzelttiği; hiç düzeltilmemek kendiliğinden iyi bir işaret değil, düzeltmenin maliyetli olduğunun işareti de olabilir.

Emin olmama gösterisi, tevazunun ters yönde bozulmuş hâlidir; belirsizlik sürekli dile getirilir ama arkasından hiçbir yön gelmez, ve karşı taraf hem kendi derdini anlatmak hem de uygulayıcıyı rahatlatmak zorunda kalır.

Anlatma emeği, kişinin kendi bağlamını uygulayıcıya öğretmek için harcadığı çabadır; ayrım soru sormamakta değil, sorunun kişinin kendi hayatına mı yoksa bir grubun ortalamasına mı yöneldiğinde.

Açılış sahnesi

Bir uygulayıcı, üç yıl önce geniş bir konuyla ilgili bir eğitim tamamlamış: kendi bağlamının dışından gelen kişilerle çalışırken nelere dikkat edilmesi gerektiği. Eğitimin sonunda bir belge almış, dosyasına koymuş.

Bugün bir danışanla üçüncü görüşmesinde. Danışan, uygulayıcının geçen hafta söylediği bir cümleyi düzeltiyor: "Siz öyle demiştiniz ama benim için öyle çalışmıyor." Uygulayıcı bir an duraksıyor. Elindeki bilgi doğruydu, danışanın önceki haftaki anlatımına da uyuyordu; ama bu hafta bir şey değişmiş.

Önünde iki yol var: geçen haftaki cümleyi savunmak — sonuçta doğru bir bilgiydi — ya da bu haftaki cümleyi dinleyip geçen haftaki notunu bir kenara koymak. Dinlemeyi seçiyor ve sorusunu açıyor: "geçen hafta öyle anlamıştım, bu hafta farklı bir şey mi değişti?"

Aynı hafta, başka bir odada ikinci bir uygulayıcı da buna yakın bir anla karşılaşıyor. Danışan bir konuyu açıyor, uygulayıcı hemen "ben bunu tam bilemem, emin değilim" diyor ve konuyu geçiştiriyor. Danışan bir şey daha söylemeye çalışıyor, uygulayıcı yine "kesin bir şey söyleyemem" diyor. Görüşme bitiyor; danışan hem kendi derdini anlatmış hem de karşısındakini rahatlatmaya çalışmış gibi bir izlenimle çıkıyor.

İkisi de kendi tutumunu tevazu diye adlandırabilirdi. Birincisi bir cümleyi bırakıp yenisini dinledi; ikincisi hiçbir cümle kurmadı. Bu dersin ayırdığı fark tam burada başlıyor.

Bu derste ne olacak

Bu ders, Kültürel alçakgönüllülük tanımından başlıyor ve ona tek bir soru ekliyor: bu tutumun sürdüğü nereden anlaşılır? Bilgi hiçbir zaman tamamlanmadığına göre, "artık yeterince öğrendim" diyebileceği bir çizgi yok; ama bu, sürekli bir bitmeme kaygısı da değil — kurulan şey sabit kalan bir çalışma biçimi.

Önce bu tutumun iki bozulma yönüne bakılıyor: bilgi biriktirmeyi bir varış noktası sanmak, ve bir yerde işin bittiğini düşünmek. İkisi de aynı yerden besleniyor — sormayı gereksiz kılan bir rahatlık.

Sonra üç işaret ele alınıyor: danışanların uygulayıcıyı ne sıklıkla düzelttiği, belirsizlik karşısında ne yapıldığı, ve danışanın kendi bağlamını anlatmak için harcadığı emeğin nereye gittiği — tevazunun görülebildiği yer, hissedilen değil gözlenen bir şey.

Bu derste geçen kişilerin hiçbiri gerçek değildir; hepsi ders için yazılmış kurgusal örneklerdir ve hiçbir danışan kaydından alınmamıştır.

Sıfır noktası

S01-P03-D12'de tanımlanan Kültürel alçakgönüllülük, bir kültür hakkında bilgi biriktirmek yerine karşıdaki kişiyi kendi bağlamının uzmanı sayan ve kendi varsayımlarını sürekli sınayan tutum olarak tanımlanmıştı. Tanım net, ama bir soruyu açık bırakıyor: bu sınama gerçekten sürüyor mu, yoksa bir noktadan sonra sözde mi kalıyor?

Sorunun zor tarafı şu: sınamanın sürdüğünü en son fark edecek kişi, sınayan kişinin kendisi. Bir uygulayıcı hâlâ soru sorduğunu düşünebilir, oysa sorduğu sorular yıllar içinde daralmış, hep aynı birkaç kalıba dönmüş olabilir. Bu, S03-P01-D07'deki Kendini değerlendirme açığının burada aldığı biçim: kişinin kendi tutumuna verdiği not, dışarıdan nasıl göründüğüyle örtüşmeyebiliyor.

Mekanizma

Bilgi biriktirme yanılgısı

Tuzak bilginin kendisinde değil, sorunun yerine geçmesinde. Bir konuda çok okumuş olmak, bir sonraki kişi hakkında hiçbir şey söylemiyor; söylediği tek şey, ona hangi sorunun sorulabileceği.

Yaygın yanlış"Bu konuda çok okudum, artık soru sormama gerek kalmadı."
Doğrusu

Bu cümle bilgiyi bir varış noktası sayıyor. Oysa bilgi burada bir başlangıç noktası; hangi soruların sorulabileceğini gösteriyor, kimin hangi cevabı vereceğini değil. Okumak azaltılacak bir iş değil, ama sormanın yerini asla almıyor.

Bitmişlik duygusu

Yaygın yanlış"Bu eğitimi aldım, artık bu konuda yeterliyim."
Doğrusu

Bu cümle eğitimi bir kapanış sayıyor. Eğitim bir hazırlık sağlıyor, ama karşındaki kişi her seferinde yeni; bir önceki danışanda işe yarayan yaklaşım, bir sonrakinde hiç uymayabiliyor. Kapanış hissi doğduğu an, asıl soru sorulmaz oluyor.

Bitmişlik duygusunun kurduğu rahatlık, bu ikisinin arasında boş kalan yerde duruyor: bilgi artmış, ama artan bilginin sonucu değiştirdiği gösterilmemiş.

Usta katmanı

Düzeltilme sıklığı

Bir danışan bir uygulayıcıyı düzeltip düzeltmeyeceğine karar verirken önce küçük bir ölçüm alıyor. Bu ölçüm S03-P03-D10'daki Sessiz yoklamaya yakın duruyor — deneme soğuk karşılanırsa bir daha tekrarlanmıyor. Bir uygulayıcı hiç düzeltilmiyorsa, bunun bir nedeni gerçekten hep doğru bilmesi olabilir; başka bir nedeni de, düzeltmenin bedelli olduğunun ilk denemede anlaşılmış olması.

Yaygın yanlış"Danışanlarım beni hiç düzeltmiyor, demek doğru yapıyorum."
Doğrusu

Bu cümle sessizliği bir onay sayıyor. Sessizlik iki farklı şeyden gelebilir: gerçekten yanlış bir şey olmamasından, ya da düzeltmenin karşılık bulmayacağının önceden sezilmesinden. İkisi dışarıdan aynı görünüyor; ayıran şey, uygulayıcının o sessizliği sorgulayıp sorgulamadığı.

Emin olmama gösterisi

Bu hâl, tevazu kelimesinin en kolay yanlış anlaşıldığı yer. Sürekli emin olmadığını söylemek alçakgönüllü görünüyor, ama ölçüt burada da aynı: söylenen söz mü değişiyor, yapılan iş mi. "Emin değilim" dedikten sonra hiçbir şey söylemiyorsa, ortada tevazu değil bir boşluk var.

Yaygın yanlış"Emin olmadığımı söylüyorum, demek alçakgönüllüyüm."
Doğrusu

Bu cümle belirsizliği dile getirmeyi tevazuyla eş sayıyor. Belirsizliği söylemek bir başlangıç olabilir, ama arkasından bir şey gelmiyorsa iş danışana kalıyor. Fark, cümlenin kendisinde değil, cümleden sonra ne olduğunda.

Anlatma emeği

Ayrım soru sormamakta değil; hangi sorunun sorulduğunda. Bir soru genel bir açıklama istiyorsa, cevaplayan kişi bir grubun sözcüsü konumuna düşüyor — kendi hayatını değil, o grubun ortalamasını anlatmak zorunda kalıyor. Bir soru kendi hayatına yönelirse, cevap yine kendisine ait kalıyor. İyi niyetli bir merak bile yanlış yere yöneldiğinde bu yükü taşıtıyor.

Sınır ve güvenlik

Bu dersin konusu hiçbir ülkenin eğitim ya da belgelendirme sistemi değil; hangi unvanın hangi yetkiyi verdiği yerden yere değişen ayrı bir başlık.

Tevazu, yetkinliğin yerine geçmiyor. Kendi varsayımlarını sürekli sınamak, bilmediği bir yöntemi ya da tanımadığı bir tabloyu üstlenmenin gerekçesi olamaz; nerede durup ne zaman devredileceği S03-P01-D07'nin konusu, burada tekrarlanmıyor.

Kendi varsayımlarını sınamak, kendi geçmişini danışanla paylaşmakla da karıştırılmamalı. Bir uygulayıcının kendi ailesinden ya da kendi inancından kısaca söz etmesi bazen bağ kurmaya yardımcı olabilir, ama bu, danışanın anlatma emeğini hafifletmiyor; görüşmenin odağı yine karşıdaki kişinin hayatında kalmalı.

Kendini ya da bir başkasını güvende hissetmediğin bir durumdaysan eğitim içeriğiyle bekleme. Bulunduğun ülkenin acil hattına, en yakın acil servise ya da bir ruh sağlığı uzmanına başvur. Eğitim içeriği acil durumu yönetmez.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bilgi biriktirme yanılgısı, bir grup hakkında yeterince bilgi toplanırsa o gruptan gelen kişiyi anlamanın kolaylaşacağı beklentisidir; biriken bilgi soru sormanın yerine geçtiğinde yeni bir varsayım üretiyor.

Bitmişlik duygusu, bu işin bir noktada tamamlandığı ve konunun kapandığı hissidir; tembellikten gelmek zorunda değil, çok çalışmış birinde de doğabiliyor.

Düzeltilme sıklığı, tevazunun dışarıdan gözlenebilen bir göstergesidir: danışanların uygulayıcıyı ne sıklıkla düzelttiği; hiç düzeltilmemek kendiliğinden iyi bir işaret değil, düzeltmenin maliyetli olduğunun işareti de olabilir.

Emin olmama gösterisi, tevazunun ters yönde bozulmuş hâlidir; belirsizlik sürekli dile getirilir ama arkasından hiçbir yön gelmez, ve karşı taraf hem kendi derdini anlatmak hem de uygulayıcıyı rahatlatmak zorunda kalır.

Anlatma emeği, kişinin kendi bağlamını uygulayıcıya öğretmek için harcadığı çabadır; ayrım soru sormamakta değil, sorunun kişinin kendi hayatına mı yoksa bir grubun ortalamasına mı yöneldiğinde.

Sonraki derse köprü

Bu ders bir tutumu anlattı: sürekli açık kalan, hiç "tamamlandı" denemeyen bir çalışma biçimi. Ama bu tutum uygulayıcının kafasında kaldığı sürece kimse onu denetleyemiyor.

S03-P03-D12 «Kültürel formülasyon», bu tutumun yazıya döküldüğü yeri ele alıyor: belirli bir kişinin bağlamı kayda nasıl geçiyor, hangi ayrıntı tutuluyor, hangisi dışarıda kalıyor. Orada kurulan şey bir etiket değil; yanlışlanabilir ve gözden geçirilebilir bir taslak — bu dersin bilmediğini bilme çabasının kâğıda dökülmüş hâli.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.