S03-P01-D06
Aydınlatılmış onam
Terapi Akademisi — S03, Etik · 3.499 kelime · 6 örnek durum · 10 klinik vaka · 2 kanıt kartı · ≈ 16 dk okuma · 23 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Onam bir olay değil bir hat; imza o hattın başladığı yeri işaretliyor, bittiği yeri değil.
Neyin anlatılacağını belirleyen ölçütlerin çoğu zaman en işe yarayanı en dar olanı — bu kişinin kararını değiştirecek şey — ve onu bulmanın tek yolu sormak.
Anlatılanın karşılığı geri söylenebilmesi değil kişinin kendi haftasına bağlanabilmesi; sınayıcı soru tekrar istemiyor, sonuç istiyor.
Duyurmak yetmiyor: ilk konuşmada söylenseydi kararı etkileyebilecek her değişiklik yeni bir onam konuşması.
Devam etmek kabul değil; ayrılmanın bedeli varken sürdürülen şey tercihi değil iki bedelin karşılaştırmasını gösteriyor.
Açılış sahnesi
İlk görüşmenin ilk yirmi dakikası işleyişe ayrılmış. Bir sayfa uzatılıyor: ne yapılacağı, ne sıklıkta görüşüleceği, ücretin nasıl işlediği, randevunun nasıl iptal edileceği ve gizliliğin nerede bittiği yazılı. Uzatan kişi başlıkları tek tek okuyor, karşısındaki dinliyor, sonra imzalıyor. Sorusu olup olmadığı soruluyor; yok. Buraya kadar hiçbir şey usule aykırı değil, hatta çoğu yerde olduğundan özenli.
Kâğıdın altındaki tarih o günü gösteriyor ve bir daha hiç değişmiyor.
Üçüncü ayda çalışma biçimi genişliyor ve görüşme aralarında yapılacak yazılı bir iş devreye giriyor. Beşinci ayda görüşmeler seyreltiliyor, gerekçesi anlatılıyor. Altıncı ayda bir dönem başka bir uygulayıcının da sürece katılması gündeme geliyor. Üç değişikliğin üçü de haber verildi; hiçbiri sorulmadı.
Yedinci ayda kişi bir cümle kuruyor: ben böyle bir şeye başlamamıştım. Cümle bir suçlama değil, bir şaşkınlık. Kimse ona yalan söylemedi, bir şeyi gizlemedi, aceleye getirmedi. Haber vermekle sormak arasındaki fark ise hiç konuşulmadı, çünkü ikisi de aynı sakin sesle yapılıyordu.
Sahnede bir tuhaflık daha var ve bu birincisinden büyük. O ilk gün anlatılanların tamamı doğruydu, ama kişi onları en az kullanabilecek durumdaydı; bir görüşmenin nasıl bir şey olduğunu henüz bilmiyordu, neyi merak etmesi gerektiğini de. Onam, en çok bilgiye ihtiyaç duyulan yerde, elde en az bilginin bulunduğu anda isteniyor.
İmza duruyor. Onam, imzanın durduğu yerde durmuyor.
Bu derste ne olacak
Önce onamın iki hazır anlamını ayıracağız; ikisinin de nerede çöktüğü dersin geri kalanının iskeletini veriyor. Sonra mekanizmaya gireceğiz. Önce neyin anlatılması gerektiğini belirleyen ölçüt: üç ayrı cevabı var, üçü de kullanılıyor ve hangisinin seçildiği konuşmanın içeriğini baştan aşağı değiştiriyor. Ardından anlaşıldığının nasıl sınandığı; buradaki iş bir sınav kurmak değil, aktarımın nerede tutmadığını görmek, ve tek soruyla ölçülebiliyor. En sonda onamın bir an değil bir hat olması: hangi değişiklikler yeniden sormayı gerektiriyor, ve devam etmenin sessizce kabul sayıldığı yerde ne kayboluyor.
Usta katmanının iki durağı var. Bir şeyin söylenmemesinin iki ayrı yolu — kişinin duymak istememesi ile anlatanın söylememeyi seçmesi — ve odada birden çok kişi varken onamın kimden alındığı.
Bu derste geçen kişilerin hiçbiri gerçek değildir; hepsi ders için yazılmış kurgusal örneklerdir ve hiçbir danışan kaydından alınmamıştır.
Sıfır noktası
Bilgilendirilmiş onamın tanımı S02-P01-D06'da yapıldı ve orada iki şey baştan yerine oturdu: kişinin neyi kabul ettiğini bilmesi, ve kabulün tek bir imzayla kapanmayıp süreç boyunca yenilenmesi. S03-P01-D03 ise özerkliği dört koşula bağladı — bilgi, anlama, baskısızlık ve cayma payı — ve kapasitenin genel bir özellik değil karara özgü bir şey olduğunu gösterdi. Özerklik kararın kime ait olduğunu soruyordu; onam, o kararın kişiye ait olabilmesi için karşı tarafın ne yapmış olması gerektiğini soruyor. Yük odanın bu tarafında.
Onam sözcüğü ise iki hazır anlamla dolaşıyor, ve dersin geri kalanı büyük ölçüde ikisinin çöktüğü yerden kuruluyor.
İlkinde onam bir belge. Çekiciliği ölçülebilir olması: ya imzalanmıştır ya imzalanmamıştır, ve dosyada durur. Bedeli, ölçtüğü şeyin yanlış şey olması. Belge konuşmanın yapıldığını değil yapılmış sayıldığını gösteriyor, ve gösterdiği tek an kâğıdın altındaki tarih.
İkincisinde onam eksiksiz anlatma. Bu anlam daha cömert görünüyor ve bir yerde daha da kötü çalışıyor, çünkü bitiş çizgisi yok. Ne kadarının yeterli sayılacağını söyleyen bir ölçü olmadığında anlatım uzuyor, uzadıkça kimse tamamını okumuyor, ve okunmayan bir metin hem eksiksiz hem işlevsiz olabiliyor. Yükün sessizce karşı tarafa geçmesi de buradan: söylenmiş sayılan her şeyin öğrenilmiş olması artık dinleyenin işi.
İki anlamın ortak kusuru aynı yerde: ikisi de anlatan tarafın yaptığı işi ölçüyor, kabul eden tarafın ne bildiğini değil.
Yaygın yanlış"İmza alındıysa onam alınmıştır."
Bu cümle bir kaydı bir olayla karıştırıyor. İmza, konuşmanın yapıldığına dair bir iz bırakıyor ve bu iz gerekli; geriye dönüldüğünde konuşmanın olduğunu gösterebilen tek şey o. Ama izin varlığı konuşmanın niteliği hakkında bir şey söylemiyor, ve tersi de doğru: iz yoksa konuşma yapılmamış demek değil, yalnız gösterilemez demek. Bir belge iyi ya da kötü olabilir; hiçbir belge tek başına onam üretemez.
Mekanizma
Ne anlatılacağını ne belirliyor
Cevaplardan biri alışkanlık: meslektaşların çoğunun bu durumda söylediği şey söylenir. Uzun sürede biriken bir deneyimi taşıdığı için işe yarıyor, ama ölçüyü anlatan tarafın geleneği belirliyor ve hiç söylenmemiş bir şey, hiç söylenmediği için söylenmesi gerekmeyen sayılıyor.
Bir başka cevap makul kişi: aynı yerde duran ortalama bir kişinin kararı için bilmek isteyeceği şey söylenir. Ölçüyü anlatandan alıp dinleyene taşıdığı için açık bir ilerleme; yine de taşıdığı yer bir kişi değil bir tahmin, ve odada oturanın ortalamaya benzemediği her durumda eksik kalıyor.
En dar cevap ise tam da bu kişi: bu kişinin kararını değiştirebilecek olan şey söylenir. En dar ölçüt bu ve çoğu zaman en işe yarayanı, ama tek başına uygulanamıyor, çünkü karşındakinin neyi önemsediğini bilmiyorsun. Ölçütün ilk hamlesi bu yüzden anlatmak değil sormak; konuşmanın bittiği yeri listenin uzunluğu değil, karşı tarafın sorularıyla tamamlanmış olması belirliyor.
Bu, listeyi belirsiz bırakmıyor. S02-P01-D06'nın üç cümlesi — burada ne yapılacak, ne kadar sürecek, istemezsem ne olur — S03-P01-D03'ün dört koşuluyla birleştiğinde beş taşıyıcı başlık çıkıyor: yapılacak şeyin ne olduğu, ne kadar süreceği ve neye bakılarak süreceği, başka hangi yolların bulunduğu, hiçbir şey yapmamanın da bir seçenek olduğu, ve vazgeçmek istendiğinde ne olacağı. Beşi olmadan konuşma eksik, beşi varken de yeterli değil; yeterliliği veren altıncı adım, karşı tarafın kendi sorusunu sorabilmiş olması.
Yaygın yanlış"Ne kadar çok anlatırsam o kadar iyi."
Cümlenin niyeti doğru, hesabı yanlış. Anlatılan arttıkça anlaşılanın da artacağı varsayılıyor; oysa S02-P03-D09'da tanımlanan bilgi yükü tersini söylüyor, fazlalık yalnız kendisi kaybolmuyor, önce verilenlerin de tutunmasını zorlaştırıyor. Uzunluğun sessiz bir işlevi de var: uzun bir metin anlatanı her sorudan önceden korur ve "orada yazıyordu" bir savunmadır, onam değil. Ölçü uzunluk değil kapsam; beş taşıyıcı başlık eksiksiz, geri kalanı kişinin sorduğu kadar.
Anlaşıldığı nereden bilinir
S02-P03-D09 geri anlatmayı psikoeğitim tarafında kurdu ve "anladın mı" sorusunun neden bir şey ölçmediğini gösterdi. Onam tarafında araç aynı, sorulan şey başka: orada bilginin yerine oturup oturmadığı merak ediliyordu, burada kişinin kabul ettiği şeyi kendi hayatına bağlayıp bağlayamadığı.
Anlatılanı doğru tekrarlayan bir kişi, o anlatılanın kendisi için ne demek olduğunu söyleyemeyebiliyor. Sınayıcı soru bu yüzden tekrar istemiyor, sonuç istiyor: kabul ettiğin şey önümüzdeki hafta senin için ne değiştiriyor. Cevapta kişinin kendi hayatından bir ayrıntı geçiyorsa aktarım tutmuş demektir; cevap anlatılanın daha kısa hâliyse tutmamıştır.
İkinci sınayıcı soru daha çok bilgi taşıyor: bu kararı ne değiştirirdi. Cevabı olmayan bir kabul tartılmış değil; cevabı olan kişi ise hem neyi kabul ettiğini hem sınırının nerede olduğunu aynı anda göstermiş oluyor.
Onam bir an değil bir hat
Eşiği aşan değişiklikler dört öbekte toplanıyor. Yapılan işin değişmesi: yöntem, sıklık, süre, görüşme arasında beklenen iş. Odadaki kişilerin değişmesi: sürece birinin katılması, bir dönem başkasının devralması. Bilginin gideceği yerin değişmesi; S03-P01-D05'in bilgi çemberi burada onamın konusu oluyor, çünkü çemberin genişlemesi kabul edilen şeyi değiştiriyor. Ve kişinin kendi durumunun değişmesi: S03-P01-D03'ün hatırlattığı gibi kapasite de öncelikler de sabit değil.
Yaygın yanlış"Kişi gelmeye devam ediyorsa kabul etmiş demektir."
Devam etme, kabulün zayıf bir kanıtı; başka pek çok şeyin de sonucu olabiliyor — ayrılmanın açıklama gerektirmesi, ilişkiyi kırmak istememek, başka seçeneğin bulunmaması, alışkanlık. S03-P01-D03'ün üçüncü koşulu burada devrede: hayır demenin bedeli varsa evet bir şey söylemiyor. İki soru ayırıyor ve ikisi ters yöne bakıyor. Kişiye sürdürmek isteyip istemediği ayrıca soruldu mu — sorulmadıysa elde kabul değil devam var. Ve o soruyu sorarken cevabı zaten biliyor muydun — biliyorduysan sorduğun şey bir soru değil, bir teyit.
Usta katmanı
Söylenmeyenin iki yolu
Bir şey iki sebeple söylenmemiş olabiliyor: kişi duymak istemediği için ya da anlatan söylememeyi seçtiği için. İkisi dışarıdan aynı sessizliğe benziyor, ama biri özerkliğin kullanılması, öteki özerkliğin yerine geçmesi.
Yaygın yanlış"Zorlukları anlatmak onları çağırır, o yüzden geçmek daha iyi."
İtiraz ciddiye alınacak bir şey söylüyor; beklentinin deneyimi etkilemesi bilinmeyen bir olasılık değil. Zayıflığı kullanımının tek yönlü olmasında: hiç kimse aynı gerekçeyle yararları anlatmaktan vazgeçmiyor, oysa beklenti oradan da kuruluyor, ve yalnız bir yöne uygulanan gerekçe gerekçe olmaktan çıkıp tercihe dönüşüyor. Daha ağır sorun başka yerde: anlatılmayan bir zorluk yaşandığında kişi onu sürecin parçası olarak değil, kendi başarısızlığı ya da sürecin çökmesi olarak okuyor.
Onam kimden alınır
Sınır ve güvenlik
Bu dersin en pahalı yanlış kullanımı, onamı bir yetki kaynağı sanmak. Kişinin evet demesi önerilen şeyin yapılabilir olduğunu göstermiyor, yalnız izin verildiğini gösteriyor; izinle yetkinlik ayrı yerlerden geliyor ve biri ötekinin yerine geçmiyor. Hatta ters yönde çalışıyor: bir kişi ne kadar kolay kabul ediyorsa, kabul ettiği şeyi yapabilecek durumda olup olmadığın sorusu o kadar çok senin üzerinde kalıyor. Bir çalışma biçimini anlatabilmek onu yürütebilmek değil; eğitimi, denetimi ve deneyimi ayrıca gereken bir iş. Tereddüt doğduğunda başvurulacak üç adres var: süpervizyon, kurumda o işi denetlemekle görevli kişi, ve gerektiğinde o alanın eğitimini tamamlamış bir meslektaşa yönlendirme.
İkinci yanlış kullanım, onamı bir sorumluluk aktarımı gibi okumak. "Kendisine anlatılmıştı, kabul etmişti" bir gerekçe değil, çoğu zaman gerekçenin yerine konan şey. Onam sonuçtan doğan payı karşı tarafa geçirmiyor; bakımın gerekçesini kurduğu için payı sabitliyor. Bu metnin verebileceği de sınırlı: bir onam konuşmasının neye benzediği, kimin hangi işi hangi koşulda üstlenebileceği değil.
Buraya kadarki her şey tek bir ön koşulun üzerinde duruyor: konuşacak zamanın bulunması, ve kararın o konuşmayı bekleyebilmesi. Kimi anlar bu koşulu taşımıyor. Karşındaki kişi bu gece kendi güvenliğini sürdürebileceğinden emin olmadığını söylediyse, bir başkasının bugün içinde zarar görebileceğini düşündüren elle tutulur bir iz çıktıysa, ya da kendi bakımını üstlenemeyen bir yetişkin için aynı türden bir işaret belirdiyse sıralama değişiyor; orada ilk soru konuşmanın usulünce yapılıp yapılmadığı olmuyor. O anları S03-P02 programı ayrıca ele alıyor ve burası onun yerini tutmuyor.
Son bir nokta: bu derste hiçbir belge örneği geçmedi ve sebebi yer darlığı değil. Bir onam metninin neleri içereceği, nasıl saklanacağı, kimin adına imzalanabileceği ve ne kadar geçerli sayılacağı ülkeden ülkeye, meslekten mesleğe ve kurumdan kuruma yazılıyor, aynı yerde zamanla da değişiyor. Buraya konacak bir örnek, okurun kendi bulunduğu yerde geçerli olmayan bir şablon olurdu; şablon ise dersin anlattığı düşünme işini yapılmış gibi gösterir. Bunun karşılığını arıyorsan muhatabın bağlı olduğun meslek kuruluşunun yazılı rehberi ve kurumunun sorumlu birimi. Bir ilaç sürecinin onamı da buranın dışında; neyin anlatılacağı ve nasıl yenileneceği o ilacı yazan hekimin masasında konuşuluyor.
Kendini ya da bir başkasını güvende hissetmediğin bir durumdaysan eğitim içeriğiyle bekleme. Bulunduğun ülkenin acil hattına, en yakın acil servise ya da bir ruh sağlığı uzmanına başvur. Eğitim içeriği acil durumu yönetmez.
Kendin dene
Aklında kalsın
Onam bir olay değil bir hat; imza o hattın başladığı yeri işaretliyor, bittiği yeri değil.
Neyin anlatılacağını belirleyen ölçütlerin çoğu zaman en işe yarayanı en dar olanı — bu kişinin kararını değiştirecek şey — ve onu bulmanın tek yolu sormak.
Anlatılanın karşılığı geri söylenebilmesi değil kişinin kendi haftasına bağlanabilmesi; sınayıcı soru tekrar istemiyor, sonuç istiyor.
Duyurmak yetmiyor: ilk konuşmada söylenseydi kararı etkileyebilecek her değişiklik yeni bir onam konuşması.
Devam etmek kabul değil; ayrılmanın bedeli varken sürdürülen şey tercihi değil iki bedelin karşılaştırmasını gösteriyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir varsayım hiç açılmadan durdu: kabul edilen işin gerçekten yapılabileceğini baştan doğru saydık. Oysa bir onam konuşmasının bütün ağırlığı, karşı taraftaki kişinin o işi yapabilmesine yaslanıyor. Yapılamıyorsa, konuşma ne kadar iyi kurulmuş olursa olsun boş bir kabul üretiyor.
Yedinci ders bu yüzden yetkinliği ele alıyor ve akademinin en baştan koyduğu ayrım orada kendi dersini buluyor: bilgi edinmek ile bir işi uygulamaya yetkin olmak ayrı şeyler, ve aradaki mesafe okuyarak kapanmıyor. Sorular şunlar. Yetkinlik tek bir eşik mi, yoksa kim için, hangi sorunda ve hangi yöntemde diye ayrışan bir şey mi. Eğitim, denetimli uygulama ve süpervizyon bu ölçünün neresine düşüyor. Kendi sınırının nerede olduğu, o sınır aşılmadan önce nereden anlaşılıyor. Sınıra gelindiğinde durmak, danışmak ve devretmek arasındaki seçim neye göre veriliyor. Ve altıncı dersin cevaplayamadığı bir soru yedincinin kapısında duruyor: anlatma ölçütünün içine, anlatan kişinin o işteki durumu da giriyor mu — yeni öğrenilmiş bir çalışma biçimi olduğu, denetim altında yürütüldüğü, daha önce kaç kez yapıldığı.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.