İçeriğe geç

S03-P01-D03

Özerklik

Terapi Akademisi — S03, Etik · 3.103 kelime · 9 örnek durum · 8 klinik vaka · 2 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Özerklik bir sonucun adı değil bir koşul kümesinin adı; kişinin ne dediğine bakarak var olup olmadığı anlaşılmıyor, kararın neyin üzerine kurulduğuna bakarak anlaşılıyor.

Dört koşul ayrı ayrı sorulabiliyor — bilgi, anlama, baskısızlık, cayma payı — ve eksik olan hangisiyse yapılacak iş de o.

Karar verme kapasitesi kişinin genel bir özelliği değil; belirli bir kararla, belirli bir anda tanımlanıyor, ve bir kararın kötü görünmesi kapasitenin yokluğuna dair kanıt sayılmıyor.

Bir hayırın bir evet kadar kolay kabul edilmediği yerde, sonraki bütün evetler hakkında bilgi kaybediliyor.

Bir kararı tanımakla kişiyi kararıyla baş başa bırakmak ayrı şeyler: birincisi kabulden sonra iş üretiyor, ikincisi işi bitiriyor.

Açılış sahnesi

Dördüncü görüşmenin ortasında kişi şunu söylüyor: "Ben galiba bırakacağım." Uygulayıcı bir an duruyor, sonra sakin bir sesle cevap veriyor: "Elbette, bu senin kararın." Görüşme on dakika sonra kapanıyor ve dosyaya "kendi isteğiyle sonlandırdı" satırı düşülüyor.

Cümlede yanlış bir şey yok. Eksik olan, o kararın neyin üzerine kurulduğu. Kişi o hafta boyunca burada anlattıklarının bir yere varmadığını düşünmüş, ama bunun sürecin bir aşaması mı yoksa gerçekten sonu mu olduğunu bilmiyor; kimse ona sürecin nasıl ilerlediğini anlatmamış. Bıraktıktan sonra dönmek isterse dönebilecek mi, onu da bilmiyor. "Bu senin kararın" cümlesi bir hakkı tanıdı ve o hakkın kullanılabilmesi için gereken hiçbir şeyi sormadı.

İkinci oda ters yönde işliyor. Bir kişi kendisine önerilen bir çalışmayı istemediğini söylüyor. Uygulayıcı öneriyi geri çekmiyor: gerekçesini açıklıyor, bir örnek veriyor, ertesi hafta konuyu yeniden açıyor, üçüncü hafta aynı şeyi başka sözcüklerle bir kez daha getiriyor. Hiçbir aşamada ses yükselmiyor ve kişi her hafta yeniden hayır diyebilirdi. Dördüncü hafta kabul ediyor, kabul ederken de şunu söylüyor: "Nasılsa hep buraya dönüyoruz."

İki dosyaya da aynı satır yazıldı: kişi kendi kararını verdi. Birinci odada karar kişiye bırakıldı ve bırakılırken altı boşaltıldı. İkinci odada karar kişiye bırakılmadı, ama bırakılmadığını gösteren tek iz bir tekrarın ritmiydi.

Farkı görmek için kararların içeriğine bakmak işe yaramıyor; biri bırakma, öteki kabul, ve ikisi de tek başına makul. Bakılacak yer kararın kendisi değil, kararın hangi koşullar altında oluştuğu — ve o koşullar dosyaya yazılan hiçbir satırda görünmüyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu ilkenin iki ucunu kapatacağız. Bir uçta özerklik, kişinin söylediğini olduğu gibi yerine getirmek demek. Öteki uçta, kişinin kendi iyiliğini bilemeyeceği varsayımı duruyor. İkisi de kolay, ikisi de aynı şeyi kaybediyor.

Sonra özerkliği denetlenebilir hâle getiren dört koşula bakacağız: kişinin neyi seçtiğini bilmesi, bildiğini anlaması, hayır demenin bir bedel çıkarmaması ve verdiği karardan dönebilmesi. Dördü ayrı ayrı sorulabiliyor, ve eksik olanın adı yapılacak işi doğrudan söylüyor.

Ardından sık yanlış anlaşılan bir yere geleceğiz: karar verme kapasitesi. Orada üç şey söylenecek. Kapasite kişinin genel bir özelliği değil belirli bir kararla birlikte tanımlanıyor, zaman içinde değişiyor, ve bir kararın kötü görünmesi kapasitenin yokluğuna dair bir kanıt sayılmıyor. Kapasite azaldığında bile kararın bir kısmının kişide kalabildiğini de orada göreceğiz.

Sonra reddetme hakkına geçeceğiz. Bir hayırın bir evet kadar hızlı kabul edilip edilmediği, bu dersin en somut ölçüsü.

Usta katmanında üç konu var: uygulayıcının kendi tercihinin hiçbir şey gizlenmeden karara sızması, özerklik adına yapılan terk, ve kararını tek başına vermek istemeyen kişinin durumu.

Bu ders bir izin listesi vermiyor. "Şu durumda kişinin dediği yapılır, şu durumda yapılmaz" biçiminde bir tablo yok; böyle bir tablo zaten özerkliğin yerine geçmiş olurdu.

Bu derste geçen kişilerin hiçbiri gerçek değildir; hepsi ders için yazılmış kurgusal örneklerdir ve hiçbir danışan kaydından alınmamıştır.

Sıfır noktası

S03-P01-D01 bir etik ilkenin işini kurmuştu: ne yapılacağını söylemiyor, hangi sorunun sorulmak zorunda olduğunu ve cevabın nasıl savunulacağını söylüyor. S03-P01-D02 o ilkelerden ikisini açtı ve iki hesabın da yükünü odanın aynı tarafına bıraktı; neyin yarar sayılacağına ve hangi zaman aralığına bakılacağına karar veren kişi, sonucu yaşayacak kişi değildi. Özerklik odanın öteki tarafını konu ediyor.

Sözcüğün gündelik dilde iki hazır karşılığı var; ikisi de odaya girer girmez dağılıyor.

Birincisinde özerklik, kişinin dediğinin yapılması demek. Çekiciliği, uygulayıcıyı zor bir işten kurtarması: karar hazır geliyor, tartılacak bir şey kalmıyor. Bedeli şurada — bu tanım serbestçe verilmiş bir kararla köşeye sıkışmış bir kararı ayırt edemiyor, çünkü ikisi de ağızdan aynı cümleyle çıkıyor.

İkincisinde özerklik, ancak kişi kendi iyiliğini bildiğinde geçerli olacak bir varsayım. Burada kararın tanınması, kararın doğruluğuna bağlanıyor, ve sonucu şu oluyor: kişi öneriyle aynı fikirdeyken özerkliğinden söz ediliyor, ayrıldığında ise durumu bir engel olarak konuşulmaya başlanıyor. Böyle bir ilkenin koruyacak hiçbir şeyi kalmıyor, çünkü yalnız korunmaya ihtiyacı olmayan kararları koruyor.

Yaygın yanlış"Özerkliğe saygı duyan uygulayıcı görüş bildirmez."
Doğrusu

Bu cümle susmayı tarafsızlık sanıyor. Oysa bildiğini paylaşmayan bir uygulayıcı kararı kişiye bırakmış olmuyor, kararı elindeki bilginin yarısıyla verdirmiş oluyor. S02-P02-D04'te tanımlanan ortak karar alma bunun karşılığı: görüş bildiriliyor, gerekçesi açıkça söyleniyor, ve söylendikten sonra karar kişide kalıyor. Görüş bildirmemek özerkliği korumuyor; yalnız uygulayıcıyı, sonuçtan doğacak paydan kurtarıyor.

Mekanizma

Dört koşul

Özerklik tek parça bir şey sanıldığında ya tümüyle var ya tümüyle yok diye konuşuluyor, ve tartışma hemen kişinin genel durumuna kayıyor. Dört koşulu ayrı ayrı sormak bunu bozuyor: bir kararda üçü sağlanmış, biri sağlanmamış olabiliyor.

Yaygın yanlış"Kişi bir kez kabul ettiyse mesele kapanmıştır."
Doğrusu

Bir kararın bir kez verilmiş olması, sonraki her hafta yeniden geçerli olduğu anlamına gelmiyor; kişinin bildikleri, durumu ve tercihi bu arada değişiyor. Kapanmış sayan uygulayıcı, sonradan gelen tereddüdü bir direnç ya da bir tutarsızlık diye okuyor. Oysa tereddüt çoğu zaman bilginin artmasının sonucu, ve ilk kabulün en zayıf yeri tam olarak burası: en az bilgiyle verilmiş karar odur.

Karar verme kapasitesi

Bu tanımın sahada sık atlanan sonuçları var.

Kapasite karara özgü. Bir kişi gündelik parasını yönetmekte zorlanırken kendi bakımı hakkında karar verebiliyor olabiliyor, tersi de mümkün. Bir alanda görülen zorluğu bütün alanlara yaymak, kişinin geri kalan bütün kararlarını sormadan devralmak anlamına geliyor.

Kapasite sabit de değil. Gün içinde, yorgunlukla, ağrıyla, uykusuzlukla ve durumun kendisiyle değişiyor. Aynı kişiye aynı soru iki farklı saatte sorulduğunda iki farklı cevap gelebiliyor; bu bir tutarsızlık değil bir bilgi, çünkü kararın hangi saatte konuşulacağı da kararın parçası.

Aranan kesinlik de kararın ağırlığıyla birlikte değişiyor. Sonucu küçük ve geri alınabilir bir karar için kısa bir konuşma yetiyor; sonucu ağır ve geri döndürülemez bir karar aynı kişide daha ayrıntılı bir konuşma gerektiriyor.

Yaygın yanlış"Kötü bir karar veren kişi karar verecek durumda değildir."
Doğrusu

Bu cümle kapasiteyi kararın içeriğinden okuyor ve bunu yaptığı anda özerkliği yalnız uyum gösterenler için geçerli kılıyor. Kapasite kararın içeriğine değil kuruluşuna bakıyor: bilgi alınabildi mi, tutulabildi mi, tartılabildi mi, tercih bildirilebildi mi. Bunların hepsi sağlandığında çıkan karar bir başkasının vereceğinden çok farklı olabiliyor ve yine de kişinin kendi kararı sayılıyor. Ayrımı en iyi gösteren şey şu: gerekçesini tutarlı biçimde anlatan bir ret, sessizce verilmiş bir onaydan daha çok özerklik taşıyor.

Reddetme hakkı

Usta katmanı

Tercihin sızması

Özerklik adına terk

Kararını tek başına vermek istemeyen kişi

Sınır ve güvenlik

Bu ders bir kararın nasıl kurulduğunu okumayı öğretiyor; bir kişinin karar verebilir durumda olup olmadığına hükmetmeyi öğretmiyor. İkisi arasındaki mesafe teknik değil: birinci iş bir soru sormakla bitiyor, ikincisi birinin adına bir başkasının konuşmasıyla. Kapasitenin değerlendirilmesi yüz yüze yürüyen, eğitim isteyen ve hesabı verilebilen bir düzen içinde yapılan ayrı bir iş, ve bir metin okunarak başlanmıyor. Bir okurun buradaki dört koşulu bir yakınının kararına uygulayıp "karar verecek durumda değil" sonucuna varması, dersin en ters kullanımı olurdu; o hüküm, tarif ettiği koşulların hiçbirini kendisi karşılamıyor. Böyle bir soru doğduğunda gideceği yerler belli: kişinin bakımını yürüten hekim ya da uygulayıcı, süpervizyon, ve kurumda bu işin sorumluluğunu taşıyan kişi.

Bir de reddetme hakkının bu dersin ölçütleriyle tartılmadığı bir alan var. Bir kişinin kendi yaşamını sonlandırmaya yönelmiş bir niyeti odaya girdiğinde, ya da bir başkasının şimdi ve doğrudan zarar göreceğine dair somut bir işaret belirdiğinde, konuşmanın konusu kararın kime ait olduğu olmaktan çıkıyor. Aynısı, kendini savunamayacak konumdaki birinin — küçük bir çocuğun, bakımı başkasına bağlı bir yetişkinin — gördüğü zarar için de geçerli, ve sebebi bu dersin kendi mantığından çıkıyor: orada masada üçüncü bir kişinin özerkliği var ve onun adına kimse hayır diyemiyor. Bu anların nasıl ele alınacağını S03-P02 ayrıca kuruyor; burada söylenen tek şey, sınırın tam olarak nerede olduğu.

İlaç kararları da buranın dışında. Bir ilacı başlatma, sürdürme ya da bırakma isteği kişinin kendi kararı olabilir, ama o karar bu metinle değil ilacı yazan hekimle konuşuluyor; dört koşulun ilaç tarafında kim tarafından karşılanacağı da orada belirleniyor.

Kendini ya da bir başkasını güvende hissetmediğin bir durumdaysan eğitim içeriğiyle bekleme. Bulunduğun ülkenin acil hattına, en yakın acil servise ya da bir ruh sağlığı uzmanına başvur. Eğitim içeriği acil durumu yönetmez.

Kendin dene

Aklında kalsın

Özerklik bir sonucun adı değil bir koşul kümesinin adı; kişinin ne dediğine bakarak var olup olmadığı anlaşılmıyor, kararın neyin üzerine kurulduğuna bakarak anlaşılıyor.

Dört koşul ayrı ayrı sorulabiliyor — bilgi, anlama, baskısızlık, cayma payı — ve eksik olan hangisiyse yapılacak iş de o.

Karar verme kapasitesi kişinin genel bir özelliği değil; belirli bir kararla, belirli bir anda tanımlanıyor, ve bir kararın kötü görünmesi kapasitenin yokluğuna dair kanıt sayılmıyor.

Bir hayırın bir evet kadar kolay kabul edilmediği yerde, sonraki bütün evetler hakkında bilgi kaybediliyor.

Bir kararı tanımakla kişiyi kararıyla baş başa bırakmak ayrı şeyler: birincisi kabulden sonra iş üretiyor, ikincisi işi bitiriyor.

Sonraki derse köprü

Bu dersteki soruların hepsi tek bir odanın içinde soruldu. Bu kişi neyi biliyordu, anladı mı, hayır demenin bedeli var mıydı, karardan dönebilir miydi. Dördü de o odanın içinde cevaplanabiliyor.

Sıradaki ders aynı soruları odanın dışına çıkarıyor: adalet. Aynı koşullar herkese aynı biçimde sunulmuyor. Kimin önüne kaç seçenek konuyor, kimin hayırı ucuz ve kimin hayırı pahalı, kim sıraya giriyor ve sıranın ölçütünü kim koyuyor.

S03-P01-D02'de iki yararın çarpıştığı bekleme listesi örneği buranın kapısıydı: orada soru bir kişinin yararıyla hiç başlayamamış bir başkasının yararı arasındaydı ve cevabı verilmemişti. Dördüncü ilke o cevabın nereden aranacağını konu ediyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.