İçeriğe geç

M16-D07

Risk algısı ve sağlık iletişimi

İnsanların sağlık risklerini nasıl yanlış tarttığını ve risk iletişiminin nasıl iyileştirildiğini açıklar.

Temel Psikoloji Akademisi — M16, Stres ve sağlık psikolojisi · 2.837 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

İnsanlar riskleri sayısal büyüklüklerinden çok, nasıl bir risk olduğuna ve nasıl anlatıldığına göre değerlendirir.

Gerçekçi olmayan iyimserlik, insanların olumsuz olayların kendilerinin başına gelme olasılığını benzerlerinden daha düşük görmesidir; bu, genel bir riski kabul edip kendini onun dışında tutmayı mümkün kılar.

Slovic'in dehşet ve bilinmezlik boyutlarında yüksek olan riskler, yani kontrol edilemez, felaket boyutunda, yeni ve az bilinen riskler, sayısal büyüklüklerinden bağımsız olarak daha çok korku uyandırır.

Olasılık bilgisini doğal frekanslarla ve ikon dizileriyle sunmak, hem uzmanların hem sıradan insanların riskleri doğru anlamasını kolaylaştırır; sayısal okuryazarlığı düşük kişiler için bu özellikle önemlidir.

Korku çağrıları ortalamada işe yarar ve ters tepmez; ama korkunun yanında ne yapılabileceği de anlatıldığında daha etkilidir.

Risk iletişimi bir güven ve ilişki meselesidir; bulgular büyük ölçüde varsayımsal senaryolara ve laboratuvar ortamına dayanır ve insanların uzmanlardan farklı değerlendirmeleri her zaman bir hata değildir.

Açılış sahnesi

Kocaeli'de bir aile sağlığı merkezi. Sibel Hanım, iki yaşındaki oğlu Mert'in aşı randevusuna gelmiş ama aşı yaptırmak istemediğini söylüyor. Bir gece önce telefonunda bir video izlemiş: bir anne, aşıdan sonra çocuğunun ağır bir yan etki yaşadığını ağlayarak anlatıyor. "Hocam, milyonda bir bile olsa, o bir benim oğlum olursa ne yaparım?"

Aile hekimi Dr. Gül Hanım, onu dinlerken pencereden otoparka bakıyor. Sibel Hanım, Mert'i kucağında arabadan indirmişti; arka koltukta bir çocuk koltuğu yoktu. Mert yolculuk boyunca annesinin kucağında oturmuştu.

Sibel Hanım'ın da Dr. Gül Hanım'ın da gerçek bir karşılığı yok; ikisini bu konuyu somutlaştırmak için tasarladık. Ama aynı annenin çok küçük bir riski gözünde büyütürken çok daha büyük bir riski hiç fark etmemesi, risk algısı araştırmalarının belki de en tekrarlanan bulgusu. Sibel Hanım dikkatsiz ya da cahil bir anne değil; tersine, oğlunu korumak için gece yarısına kadar araştırma yapmış. Sorun, insan zihninin riskleri nasıl tarttığında.

Bu derste ne olacak

M16-D06'da bağımlılığı sürdüren öğrenme süreçlerini gördük. Bu derste, insanların sağlık risklerini nasıl algıladığına ve bu riskleri onlara nasıl daha iyi anlatabileceğimize bakıyoruz.

Bu konunun bazı parçalarını seride daha önce gördük. M03-D08'de göreli risk ile mutlak risk farkını ve aynı bilginin farklı sunumlarının hekimleri bile nasıl yanıltabildiğini tartıştık. M09-D03'te taban oranı ihmalini ve akla kolay gelen örneklerin olasılık yargılarını nasıl çarpıttığını, M09-D04'te çerçevelemeyi, M10-D10'da ise duyguların risk yargısını nasıl biçimlendirdiğini ve 11 Eylül sonrası trafik ölümlerini gördük. Bu derste o parçaları sağlık iletişimi açısından bir araya getiriyoruz ve yeni dört soru soruyoruz: İnsanlar kendi risklerini neden olduğundan düşük görüyor? Bazı riskler neden diğerlerinden daha korkutucu geliyor? Olasılıkları nasıl sunarsak insanlar onları daha iyi anlıyor? Ve korkutmak işe yarıyor mu?

Sıfır noktası

Risk, bir zararın gerçekleşme olasılığı ile o zararın büyüklüğünün birleşimi olarak tanımlanabilir. Uzmanlar riskleri genellikle bu biçimde, sayılarla değerlendiriyor: Bir yılda kaç kişinin öldüğü, kaç kişinin yaralandığı, bir tedavinin kaç kişiye yarar sağladığı.

Ama insanlar riskleri böyle değerlendirmiyor. Gündelik hayatta bir riskin ne kadar büyük olduğuna dair yargımız, o riskin sayısal büyüklüğünden çok, onun nasıl bir risk olduğuna, kime ait olduğuna ve nasıl anlatıldığına bağlı.

Yaygın yanlış"Doğal olan güvenlidir, yapay olan risklidir."
Doğrusu

Bir maddenin kaynağı, zararlı olup olmadığını tek başına belirlemiyor. Pek çok bitki zehirli ya da ilaçlarla tehlikeli etkileşimlere giriyor; pek çok yapay madde ise uzun yıllardır güvenle kullanılıyor. Risk, maddenin doğal ya da yapay olmasına değil, ne olduğuna, ne kadar ve nasıl kullanıldığına bağlı.

Mekanizma

Bana olmaz

Weinstein'ın ikinci çalışması, bu yanlılığın bir kaynağını da gösterdi: İnsanlar kendi lehlerine olan etkenleri, örneğin sağlıklı beslendiklerini ya da dikkatli olduklarını, çok iyi biliyor; ama başkalarının da benzer etkenlere sahip olduğunu hesaba katmıyor. M09-D04'te gördüğümüz yanlılık kör noktası gibi, kişi kendini başkalarından farklı bir yerden değerlendiriyor.

M16-D03'te sağlık inanç modelinin bir bileşeni olarak gördüğümüz yakalanabilirlik algısı, burada kritik hâle geliyor. Bir kişi bir hastalığın ciddi olduğunu bilse bile, kendisine olmayacağını düşünüyorsa, korunmak için bir şey yapma isteği zayıflıyor.

Yaygın yanlış"İnsanlara riskleri anlatırsak, kendilerini korumak için harekete geçerler."
Doğrusu

Gerçekçi olmayan iyimserlik, insanların genel bir riski kabul edip kendilerini o riskin dışında tutabildiğini gösteriyor. Bir risk istatistiği, okuyucunun "bu benim için de geçerli" diye düşünmesini sağlamadıkça davranışa yansımayabilir.

Korkutan riskler

Bazı riskler neden diğerlerinden daha çok korkutuyor? Paul Slovic ve arkadaşları 1970'ler ve 1980'lerde, insanlara onlarca farklı tehlikeyi, örneğin nükleer enerjiyi, sigarayı, arabayı, aşıları, gıda katkı maddelerini, pek çok özellik bakımından değerlendirttiler.

Bu boyutlar, açılıştaki Sibel Hanım'ın tercihini anlamamıza yardım ediyor. Aşının yan etkisi, onun gözünde kontrol edilemez, bilinmeyen ve kendi kararıyla çocuğuna dışarıdan verilen bir risk. Araba yolculuğu ise tanıdık, gündelik, kendi kontrolünde olduğunu düşündüğü bir risk. Sayısal büyüklükleri tersine olsa da, dehşet boyutu aşıyı daha korkutucu kılıyor.

Sayıyı anlaşılır kılmak

İnsanlar olasılıkları anlamakta zorlanıyor; ama bu zorluğun bir kısmı, olasılıkların sunulma biçiminden kaynaklanıyor. M09-D03'te gördüğümüz taban oranı ihmali, özellikle tıbbi testlerin yorumlanmasında ciddi hatalara yol açıyor.

Gerd Gigerenzer ve arkadaşları, bu hatanın büyük kısmının bilginin yüzdeler ve koşullu olasılıklar biçiminde sunulmasından kaynaklandığını öne sürdü.

Bu sunuşta, pozitif çıkan yaklaşık doksan sekiz kadından yalnızca dokuzunun gerçekten hasta olduğu, ek bir hesaplamaya gerek kalmadan görülebiliyor.

Sayısal okuryazarlığı düşük kişiler için, sayıları görsel hâle getirmek bir çözüm olabiliyor.

Korkutmak işe yarar mı?

Sağlık kampanyalarının sık kullandığı bir yöntem, korku uyandırmak: sigara paketlerindeki hastalıklı organ fotoğrafları, trafik kazası görüntüleri, hastalığın en ağır biçimini gösteren videolar. Uzun yıllar boyunca, korkunun insanları savunmaya geçirerek ters etki yapabileceği düşünüldü.

Yaygın yanlış"Korkutucu sağlık mesajları insanları savunmaya geçirir ve hep ters teper."
Doğrusu

Büyük bir meta-analiz, korku çağrılarının ortalamada tutum, niyet ve davranışı olumlu yönde etkilediğini ve incelenen koşullarda geri tepmediğini gösterdi. Ama korkunun tek başına değil, yapılabilecek bir şeyle birlikte verildiğinde daha etkili olduğu da bulundu. Korku bir kapıyı açabiliyor; kişinin o kapıdan geçebilmesi için bir yolun da gösterilmesi gerekiyor.

Usta katmanı

Risk iletişimi, bir bilgi aktarma sorunu olmaktan çok, bir güven sorunu olarak da görülebilir. Aynı bilgi, güvenilen bir kaynaktan geldiğinde kabul edilirken, güvenilmeyen bir kaynaktan geldiğinde reddedilebiliyor. Bu yüzden risk iletişimi araştırmaları, giderek daha çok, kaynağın güvenilirliğine ve iletişimin iki yönlü olmasına odaklanıyor.

Bir başka tartışma, risk iletişiminin amacıyla ilgili. Amaç, insanları belirli bir davranışa yönlendirmek mi, yoksa onların bilinçli bir karar vermesini sağlamak mı? Paylaşılan karar verme yaklaşımı, ikincisini savunuyor: Hekim ve hasta, seçeneklerin yararlarını ve risklerini birlikte değerlendiriyor ve kararı hastanın değerleriyle uyumlu biçimde birlikte veriyor. Bu yaklaşımda, bazı hastaların bilgilendirildikten sonra önerilen tedaviyi reddetmesi bir başarısızlık değil, iletişimin bir sonucu olarak görülüyor.

Kanıtın sınırı

Bu alandaki bulguların çoğu, katılımcılara varsayımsal senaryolar sunan anketlerden geliyor. İnsanların bir ankette bir riski nasıl değerlendirdiği, gerçek bir karar anında, örneğin kendi çocuğunu aşılatırken ya da bir ameliyata onay verirken nasıl davrandıklarını tam olarak yansıtmayabilir.

Doğal frekansların ve ikon dizilerinin faydası laboratuvar ortamında güçlü biçimde gösterildi; ama bu araçların gerçek klinik ortamlarda, zaman baskısı altında ve kaygılı hastalarla ne kadar işe yaradığına dair kanıt daha sınırlı.

Son olarak, risk algısındaki "hataların" ne kadarının gerçekten hata olduğu tartışmalı. Slovic'in çalışmaları, sıradan insanların riskleri uzmanlardan farklı değerlendirdiğini gösterdi; ama bu farkın bir kısmı, insanların uzmanların hesaba katmadığı değerleri, örneğin adaleti, kontrolü ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğu da hesaba katmasından kaynaklanıyor olabilir.

Kendin dene

Aklında kalsın

İnsanlar riskleri sayısal büyüklüklerinden çok, nasıl bir risk olduğuna ve nasıl anlatıldığına göre değerlendirir.

Gerçekçi olmayan iyimserlik, insanların olumsuz olayların kendilerinin başına gelme olasılığını benzerlerinden daha düşük görmesidir; bu, genel bir riski kabul edip kendini onun dışında tutmayı mümkün kılar.

Slovic'in dehşet ve bilinmezlik boyutlarında yüksek olan riskler, yani kontrol edilemez, felaket boyutunda, yeni ve az bilinen riskler, sayısal büyüklüklerinden bağımsız olarak daha çok korku uyandırır.

Olasılık bilgisini doğal frekanslarla ve ikon dizileriyle sunmak, hem uzmanların hem sıradan insanların riskleri doğru anlamasını kolaylaştırır; sayısal okuryazarlığı düşük kişiler için bu özellikle önemlidir.

Korku çağrıları ortalamada işe yarar ve ters tepmez; ama korkunun yanında ne yapılabileceği de anlatıldığında daha etkilidir.

Risk iletişimi bir güven ve ilişki meselesidir; bulgular büyük ölçüde varsayımsal senaryolara ve laboratuvar ortamına dayanır ve insanların uzmanlardan farklı değerlendirmeleri her zaman bir hata değildir.

Sonraki derse köprü

Bu modül boyunca sağlığı çoğunlukla bir şeyin yokluğu olarak ele aldık: stresin, hastalığın, ağrının, bağımlılığın, riskin yokluğu. Stresle başa çıkmayı, sağlıksız davranışları değiştirmeyi, ağrıyı azaltmayı, riski doğru anlamayı konuştuk.

Ama hastalığın olmaması, iyi yaşamak için yeterli mi? Hiçbir hastalığı olmayan biri hayatından memnun olmayabilir; ağır bir hastalıkla yaşayan biri ise hayatını anlamlı ve doyurucu bulabilir. İyi oluş, yalnızca kendini iyi hissetmek mi, yoksa anlamlı bir hayat sürmek mi? Psikologların iyi oluşu artırmak için önerdiği alıştırmalar gerçekten işe yarıyor mu? Modülün son dersi M16-D08 bu sorulara ayrılıyor: İyi oluş.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.