İçeriğe geç

M16-D01

Stres modelleri

Genel uyum sendromu ve bilişsel değerlendirme modelini karşılaştırır.

Temel Psikoloji Akademisi — M16, Stres ve sağlık psikolojisi · 2.901 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme

Klinik tarafı Terapi Akademisi’nde: S01-P01-D06

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Cannon'ın savaş ya da kaç tepkisi, kısa süreli tehlikelere karşı bedeni hızla harekete geçiren uyumlu bir acil durum sistemini tarif eder.

Selye'nin genel uyum sendromu, alarm, direnç ve tükenme evreleriyle, kronik zorlukların bedeni nasıl yıpratabileceğini anlatır; ama tepkinin her etkene aynı olduğu iddiası, Mason'ın çalışmalarıyla sınırlandı.

Yaşam olayları yaklaşımı stresi büyük değişikliklerin toplamıyla ölçer; gündelik sıkıntılar ise psikolojik belirtileri çoğu zaman daha iyi öngörür.

Lazarus ve Folkman'a göre stres, olay ile kişi arasındaki ilişkide doğar: Kişi olayı önemli ve kaynaklarını aşan bir şey olarak değerlendirdiğinde.

Aynı bedensel uyarılma, bir tehdit ya da bir meydan okuma olarak değerlendirilebilir; bu fark, tepkinin biçimini ve sonucunu etkileyebilir.

Modellerin sınırları: hayvan deneylerinden insana geçiş, gözlemsel desenler, kendi bildirimine dayanan ölçme döngüsü ve kısa laboratuvar görevlerinden kronik zorluklara genelleme.

Açılış sahnesi

Eskişehir'de bir sürücü kursunun önü, direksiyon sınavının sabahı. Kırk beş yaşındaki Gülsüm Hanım, sırasını beklerken avuçlarının terlediğini, kalbinin göğsünü dövdüğünü hissediyor. Aklından tek bir cümle geçiyor: "Yine kalacağım, herkesin önünde rezil olacağım." İki kez bu sınavdan kalmış.

Yanındaki on dokuz yaşındaki Barış'ın da kalbi hızlı atıyor, elleri de terli. Ama o, ellerini birbirine sürtüp gülüyor: "Tamam, motor ısındı. Hadi bakalım." Barış'ın da sınavı geçeceği kesin değil; o da ilk kez giriyor ve park etmekte zorlanıyor.

Kursun önündeki bu sabah bir kurgu; iki aday da bu ders için yazıldı. Ama ikisinin bedeni aynı şeyi yaparken birinin bunu bir felaketin işareti, öbürünün bir hazırlık olarak yaşaması, stres araştırmasının yüz yıllık tarihindeki temel çekişmeyi birkaç saniyeye sığdırıyor: Stres, başımıza gelen bir şey mi, bedenimizin verdiği bir tepki mi, yoksa ikisi arasında kurduğumuz bir ilişki mi?

Bu derste ne olacak

M15-D06'da sosyal medyanın etkisinin kişiden kişiye neden bu kadar farklı olduğunu tartıştık. Bu dersle birlikte yeni bir modüle, sağlık psikolojisine geçiyoruz ve o sorunun daha genel bir biçimini soruyoruz: Aynı zorluk neden bazı insanları hasta ediyor, bazılarını etmiyor?

Terapi Akademisi'nin stres yanıtını anlatan dersi (S01-P01-D06), bedenin stres karşısında çalıştırdığı iki yolu, hızlı sinirsel kolu ve kortizol üzerinden işleyen yavaş hormonal kolu ayrıntılı biçimde işledi; alostatik yük kavramını da orada tanıdık. Bu derste o fizyolojiyi tekrar etmeyeceğiz. Bunun yerine stresin ne olduğu sorusuna verilen üç büyük cevabı tarih sırasıyla kuracağız: stresi bedenin tepkisi olarak gören model, stresi dış olaylar olarak gören model ve stresi kişinin olayı nasıl değerlendirdiği olarak gören model. Sonra bu modellerin her birinin neyi iyi, neyi kötü açıkladığını tartışacağız.

Sıfır noktası

Gündelik dilde "stres" kelimesi üç farklı şey için kullanılıyor. "İşimde çok stres var" derken bir dış koşuldan söz ediyoruz. "Stresten midem ağrıyor" derken bir beden tepkisinden. "Bu durum beni strese sokuyor" derken ise ikisi arasındaki bir ilişkiden. Psikolojinin stres araştırması da bu üç anlamın her birini sırayla merkeze alan modellerle gelişti.

İlk adım, yirminci yüzyılın başında fizyolog Walter Cannon'dan geldi. M10-D05'te duygu kuramlarını tartışırken Cannon'ı James'e itiraz eden biri olarak tanımıştık. Cannon aynı yıllarda, hayvanların tehlike karşısında verdiği bedensel tepkiyi de inceliyordu.

Cannon'ın tepkisi kısa süreli bir tehlike için uyumluydu. Ama tehlike geçmediğinde ne oluyordu? Bu soruyu, Cannon'dan bir kuşak sonra, Macaristan doğumlu Kanadalı endokrinolog Hans Selye sordu.

Mekanizma

Bedenin tek tip cevabı

Selye, 1930'larda yeni bir hormon arayışıyla sıçanlara çeşitli doku özütleri enjekte ediyordu. Enjeksiyon yapılan sıçanlarda üç değişiklik görüyordu: böbrek üstü bezleri büyümüş, bağışıklık sistemine ait bazı dokular küçülmüş, midede ülserler oluşmuştu. Önce yeni bir hormon bulduğunu düşündü. Sonra kontrol deneylerinde aynı üç değişikliği, soğuk, aşırı egzersiz, zehirli maddeler ve yaralanma gibi bambaşka zararlı etkenlerin de doğurduğunu gördü.

Selye bu ortak tepkiye bir ad verdi ve onu üç evreli bir süreç olarak tanımladı.

Selye'nin modeli iki büyük katkı yaptı. Birincisi, kronik zorlukların bedeni hasta edebileceği fikrini bilimsel bir çerçeveye oturttu. İkincisi, "stres" kelimesini fizikten alıp biyoloji ve psikolojinin merkezine taşıdı. Terapi Akademisi'nde S01-P01-D06'da tanıdığımız alostatik yük kavramı, Selye'nin tükenme fikrinin günümüzdeki daha incelikli bir torunu sayılabilir.

Özgüllük sorunu

Selye'nin modelinin en güçlü iddiası, aynı zamanda en zayıf yeriydi: Tepkinin özgül olmaması, yani etkenin ne olduğundan bağımsız olarak hep aynı olması. 1970'lerde Amerikalı araştırmacı John Mason, bu iddiayı sınadı.

Bu bulgu, stres zincirine görünmez bir halka ekledi: Etken ile bedenin tepkisi arasında, hayvanın ya da insanın durumu nasıl algıladığı duruyordu.

Yaygın yanlış"Stres, bedenin dışarıdaki her baskıya otomatik olarak verdiği aynı tepkidir."
Doğrusu

Selye'nin ilk modeli bu fikre yakındı; ama Mason ve sonraki araştırmacılar, tepkinin büyüklüğünün ve biçiminin, etkenin nasıl algılandığına güçlü biçimde bağlı olduğunu gösterdi. Aynı açlık, aynı soğuk ya da aynı sınav, iki farklı canlıda çok farklı stres tepkileri doğurabiliyor.

Dış olayları saymak

Selye'nin modeli stresi bedenin tepkisinde arıyordu. 1960'larda psikiyatristler Thomas Holmes ve Richard Rahe, stresi tersinden, dış olaylardan yola çıkarak ölçmeye çalıştılar.

Bu ölçekte olumlu olaylar da puan alıyordu: Evlilik, terfi ve tatil de uyum gerektiren değişiklikler olarak sayılıyordu. Toplam puanı yüksek olanların sonraki dönemde daha sık hastalandığı bildirildi; ama ilişki zayıftı ve pek çok kişi, yüksek puanlara rağmen sağlıklı kaldı.

Bu ikinci sorunu, Richard Lazarus ve arkadaşları doğrudan sınadı.

Olay ile beden arasında

Lazarus'un asıl katkısı, gündelik sıkıntıları ölçmek değil, stresin tanımını değiştirmekti. Lazarus ve Susan Folkman'a göre stres, ne yalnızca dış olayda ne de yalnızca bedenin tepkisinde; ikisi arasındaki ilişkide yatıyordu. Bir olay, kişi onu kendi iyi oluşu için önemli ve kendi kaynaklarını zorlayan bir şey olarak değerlendirdiğinde strese dönüşüyordu.

Terapi Akademisi, S01-P01-D09'da bilişsel değerlendirmeyi, bir olayın ya da bedensel duyumun anlamına dair hızlı yorum olarak tanımlamıştı. Lazarus bu yorumu iki ayrı soruya ayırdı.

Yaygın yanlış"Asıl stres büyük felaketlerden gelir; gündelik küçük sıkıntılar önemsizdir."
Doğrusu

Kanner ve arkadaşlarının bulgusu, tersine, gündelik sıkıntıların psikolojik belirtileri büyük olaylardan daha iyi öngörebildiğini gösterdi. Büyük olaylar da çoğu zaman etkisini, ardından getirdiği gündelik sıkıntılar üzerinden gösteriyor: Bir boşanmanın yükü, yalnızca boşanma gününde değil, sonraki aylardaki taşınmalarda, para sıkıntısında ve yalnız geçen akşamlarda birikiyor.

Bu model, açılıştaki iki adayın farkını açıklayabiliyor. Ama bir şey daha var: İkisinin de bedeni aynı tepkiyi veriyordu. Bu bedensel uyarılmanın kendisi nasıl yorumlanıyordu?

Açılıştaki Gülsüm Hanım'ın "rezil olacağım" cümlesi bir tehdit değerlendirmesi, Barış'ın "motor ısındı" cümlesi ise bir meydan okuma değerlendirmesi. Bu ayrım, bedensel uyarılmanın kendi başına kötü bir şey olmadığını, ona verilen anlamın tepkiyi biçimlendirdiğini düşündürüyor.

Yaygın yanlış"Stres her zaman zararlıdır; amaç onu tamamen ortadan kaldırmaktır."
Doğrusu

Cannon'ın tarif ettiği hızlı tepki, gerçek bir tehlike karşısında hayat kurtarıcı. Kısa süreli ve meydan okuma olarak değerlendirilen uyarılma, performansı artırabiliyor. Zarar, çoğunlukla tepkinin uzun sürmesinden, toparlanmaya fırsat bulunamamasından ve olayın sürekli tehdit olarak yaşanmasından doğuyor.

Usta katmanı

Bu üç model birbirini tamamen dışlamıyor; her biri stres zincirinin farklı bir halkasına bakıyor. Bugünkü araştırmalar, üçünü bir arada kullanıyor: dış etkenlerin varlığı ve sıklığı, kişinin bunları nasıl değerlendirdiği ve bedenin hangi sistemlerinin ne kadar süre etkinleştiği.

Lazarus'un modeline yöneltilen en önemli eleştiri, değerlendirmenin bilinçli bir düşünce süreci gibi anlatılması. Oysa pek çok stres tepkisi, kişi olayı bilinçli olarak tartmaya fırsat bulmadan başlıyor. Açılıştaki gece yarısı sokaktaki kadın, ayak seslerini duyduğu anda, düşünmeden önce tepki verdi. Lazarus, değerlendirmenin otomatik ve hızlı da olabileceğini kabul etti; ama bu durumda "değerlendirme" kavramının neyi açıkladığı belirsizleşiyor.

İkinci eleştiri, ölçme döngüsüyle ilgili. Bir olayı tehdit olarak değerlendiren kişinin daha çok stres yaşadığını göstermek için, hem değerlendirme hem de stres çoğu zaman aynı kişinin kendi bildirimiyle ölçülüyor. "Bu olay beni tehdit ediyor" demek ile "stres yaşıyorum" demek arasındaki ilişki, iki ayrı şey arasındaki bir ilişkiden çok, aynı şeyin iki farklı sorulma biçimi olabilir. Daha güçlü çalışmalar, değerlendirmeyi kendi bildirimiyle, sonucu ise kalp atımı, hormon düzeyi ya da performans gibi başka yollarla ölçüyor.

Terapi Akademisi'nin S01-P02-D09'da tanımladığı yeniden değerlendirme, bu fikrin klinik uygulamadaki karşılığı. Ama burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Bir zorluğu meydan okuma olarak görmeyi önermek, gerçekten yetersiz kaynaklarla karşı karşıya olan birine, yaşadığı sıkıntının yalnızca bir yorum sorunu olduğunu söylemek anlamına gelmemeli. Emekli maaşıyla kira artışına bakan kadının sorunu, yorumu değil, parası.

Kanıtın sınırı

Stres modellerinin kanıtları birkaç önemli sınır taşıyor.

İlki, Selye'nin bulgularının büyük kısmının hayvan deneylerine dayanması. Laboratuvar sıçanlarının ağır fiziksel etkenlere verdiği tepkiler, insanların gündelik psikolojik zorluklara verdiği tepkilere doğrudan taşınamıyor.

İkincisi, yaşam olayları ve gündelik sıkıntılar ile hastalık arasındaki ilişkilerin çoğunun gözlemsel olması. Stresli olayların hastalığa yol açtığı mı, hastalığın stresli olaylara, örneğin iş kaybına ya da boşanmaya yol açtığı mı, yoksa her ikisinin de üçüncü bir etkenden, örneğin yoksulluktan beslendiği mi, bu çalışmalarla kesin olarak ayrılamıyor.

Üçüncüsü, değerlendirme modelinin büyük ölçüde kendi bildirimine dayanması ve yukarıda tartıştığımız ölçme döngüsü sorunu. Değerlendirmenin bedensel sonuçları öngördüğünü gösteren deneysel çalışmalar var, ama bunların çoğu kısa süreli laboratuvar görevlerine, örneğin bir sunum ya da zihinden aritmetik işlemlere dayanıyor. Bu kısa görevlerdeki bulguların, yıllarca süren bir bakım yükü ya da yoksulluk gibi kronik zorluklara taşınıp taşınamayacağı açık bir soru.

Kendin dene

Aklında kalsın

Cannon'ın savaş ya da kaç tepkisi, kısa süreli tehlikelere karşı bedeni hızla harekete geçiren uyumlu bir acil durum sistemini tarif eder.

Selye'nin genel uyum sendromu, alarm, direnç ve tükenme evreleriyle, kronik zorlukların bedeni nasıl yıpratabileceğini anlatır; ama tepkinin her etkene aynı olduğu iddiası, Mason'ın çalışmalarıyla sınırlandı.

Yaşam olayları yaklaşımı stresi büyük değişikliklerin toplamıyla ölçer; gündelik sıkıntılar ise psikolojik belirtileri çoğu zaman daha iyi öngörür.

Lazarus ve Folkman'a göre stres, olay ile kişi arasındaki ilişkide doğar: Kişi olayı önemli ve kaynaklarını aşan bir şey olarak değerlendirdiğinde.

Aynı bedensel uyarılma, bir tehdit ya da bir meydan okuma olarak değerlendirilebilir; bu fark, tepkinin biçimini ve sonucunu etkileyebilir.

Modellerin sınırları: hayvan deneylerinden insana geçiş, gözlemsel desenler, kendi bildirimine dayanan ölçme döngüsü ve kısa laboratuvar görevlerinden kronik zorluklara genelleme.

Sonraki derse köprü

Lazarus'un ikinci sorusu, "bununla başa çıkmak için neyim var?", bu dersin sonunda açık kaldı. Kira artışıyla karşılaşan iki kiracıdan biri bütçesini yeniden yaptı, öbürü ise elinden gelen bir şey bulamadı. Ama bir durumu değiştirmek mümkün olmadığında da insanlar bir şeyler yapıyor: dertleşiyor, dikkatini dağıtıyor, olayın anlamını değiştirmeye çalışıyor.

Sorunun kendisine yönelen çabalar ile sorunun yarattığı duyguya yönelen çabalar arasındaki ayrım ne kadar keskin? Duyguya yönelmek, sorundan kaçmak mı demek? Hangi durumda hangisi işe yarıyor? Sıradaki ders bu çabaların haritasını çıkarıyor: Başa çıkma.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.