İçeriğe geç

M15-D05

Din ve psikoloji

Dindarlığın ölçümünü ve iyi oluşla ilişkisine dair bulguları yöntem sınırlarıyla değerlendirir.

Temel Psikoloji Akademisi — M15, Kültür ve psikoloji · 2.594 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 17 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Dindarlık tek bir nicelik değil; inanç, ibadet, deneyim, bilgi ve gündelik sonuçlar gibi birbirinden kısmen bağımsız boyutlardan oluşur.

Allport'un içsel ve dışsal yönelim ayrımı ile Batson'ın arayış yönelimi, dindarlığın miktarı kadar biçiminin de önemli olduğunu gösterir; ama bu kavramlar her dinî geleneğe aynı biçimde taşınamaz.

Dindarlık ile iyi oluş arasındaki ilişkinin bir kısmı, sağlıklı katılımcı etkisi ve cemaat içi arkadaşlık gibi dinin kendisinden farklı yollardan geçer.

İlişki toplumdan topluma değişir: zor yaşam koşullarında ve dindarlığın değer gördüğü toplumlarda daha güçlüdür. Sosyal değer hipotezi bu farkı açıklamaya çalışır.

Aynı inanç bir kişi için taşıyıcı, bir başkası için çatışma kaynağı olabilir.

Bulguların sınırları: Hristiyan ağırlıklı örneklemler, gözlemsel desenler ve kendi bildirimine dayanan ölçümlerin kültüre göre değişen yanlılıkları.

Açılış sahnesi

Gaziantep'te bir anketör, elinde tabletiyle kapı kapı dolaşıyor. Sorulardan biri hep aynı: "Kendinizi bir ile on arasında ne kadar dindar görüyorsunuz?"

İlk kapıyı açan Saniye Hanım, altmış yaşında, beş vakit namazını kılıyor ve her pazartesi Kuran kursuna gidiyor. Bir süre düşünüyor, sonra "beş yaz," diyor. "Ben kimim ki kendime on diyeyim, o Allah'ın bileceği iş." İkinci kapıda yirmi beş yaşındaki Oğuz, cumaları bile camiye pek gitmiyor ama hemen cevap veriyor: "Sekiz. İnancım sağlamdır, gerisi gösteriş." Üçüncü kapıdaki Nermin Hanım ise soruyu kendisi soruyor: "Dindar derken neyi kastediyorsunuz? İnanmayı mı, ibadeti mi, ahlakı mı?"

Bu üç kapı bu ders için yazıldı. Ama anketörün tabletine giren üç sayının, üç ayrı şeyi ölçmüş olması, din psikolojisinin en eski ve en çözülmemiş sorununu ortaya koyuyor: Daha neyi ölçtüğümüzü bilmeden, dindarlığın neyle ilişkili olduğunu nasıl söyleyebiliriz?

Bu derste ne olacak

M15-D04'te göçmen hayatında topluluk desteğinin önemini gördük. Bu derste, insan hayatındaki en eski topluluk ve anlam kaynaklarından birine, dine, psikolojinin nasıl yaklaştığını inceliyoruz.

Bu ders dinlerin doğru olup olmadığını tartışmıyor; psikoloji bu soruya cevap verecek bir alan değil. Burada sorduğumuz şey daha dar: Dindarlık nasıl ölçülüyor ve bu ölçümler iyi oluşla nasıl ilişkili çıkıyor? Terapi Akademisi'nin din ve maneviyat dersi (S03-P03-D08), bir anlam çerçevesinin zorluklarla baş etmede taşıyıcı ya da yük olabileceğini, uygulayıcının bu çerçeveye nasıl yaklaşması gerektiğini anlattı. Bu derste ise o klinik bakışın altındaki araştırmaya ve yöntem sorunlarına bakıyoruz: ölçmenin zorluğu, ilişkinin yönü, ilişkinin hangi toplumda nasıl değiştiği.

Sıfır noktası

Din psikolojisi, psikolojinin kendisi kadar eski. William James 1902'de yayımlanan dinî deneyim üzerine derslerinde, insanların dinî yaşantılarını kendi anlatımlarından yola çıkarak incelemişti. Ama dindarlığın sayılarla ölçülmesi, yirminci yüzyılın ortasında anket araştırmalarının yaygınlaşmasıyla başladı.

İlk ölçümler basitti: "Ne sıklıkla ibadet yerine gidiyorsunuz?", "Tanrı'ya inanıyor musunuz?", "Din hayatınızda ne kadar önemli?" Bu sorular kolay sorulup kolay cevaplanıyordu; ama açılıştaki üç kapı gibi, aynı kavrama çok farklı yollardan girilebiliyordu.

Mekanizma

Nasıl dindar?

Dindarlığın miktarından çok biçimine bakan ilk etkili yaklaşım, M12-D04'te kişilik özellikleri kuramıyla tanıdığımız Gordon Allport'tan geldi. Allport, 1950'lerde önyargı üzerine çalışırken şaşırtıcı bir bulguyla karşılaştı: Kiliseye düzenli giden Amerikalılar, gitmeyenlere göre daha önyargılı çıkıyordu. Ama bu ilişki herkes için geçerli değildi; en sık gidenler ve dinî inancını içtenlikle yaşayanlar, ara sıra gidenlerden daha az önyargılıydı.

Sonraki yıllarda C. Daniel Batson, Allport'un iki yönelimine üçüncü bir yön ekledi. Batson'a göre içsel yönelim ölçekleri, inancına sıkı sıkıya bağlı, kuşkuya kapalı bir dindarlığı ödüllendiriyordu. Oysa bazı insanlar dini kesin cevaplar değil, açık sorular üzerinden yaşıyordu.

Yaygın yanlış"Dindarlık tek bir şeydir; insanlar ya daha ya da daha az dindardır."
Doğrusu

Dindarlık hem miktar bakımından hem de biçim bakımından değişiyor. İki insan aynı sıklıkla ibadet edip birinin bunu içsel, öbürünün dışsal bir yönelimle yapması mümkün. Tek bir sayıyla ölçülen dindarlık, bu farkları silip süpürüyor.

Allport'un ayrımı, sonraki on yıllarda ciddi eleştiriler de aldı. Ölçeklerin Amerikan Protestan geleneği içinde geliştirilmesi, "içsel" ve "dışsal" kavramlarının başka dinlere taşınıp taşınamayacağı sorusunu doğurdu. Dinin topluluk içinde yaşandığı geleneklerde, cemaatle birlikte ibadet etmek dışsal bir araç değil, dinin özü sayılabilir. M15-D01, kültürleri karşılaştırmadan önce sorunun her toplumda aynı şeyi sorduğundan emin olmamız gerektiğini söylemişti; din alanında bu şartı sağlamak özellikle zor.

Dindarlık ve iyi oluş

Pek çok çalışma, dindar insanların ortalamada hayatlarından daha memnun olduklarını, daha az depresyon belirtisi bildirdiklerini ve bazı çalışmalarda daha uzun yaşadıklarını buldu. Bu ilişki, yüzeyde dinin insanlara iyi geldiği sonucunu düşündürüyor. Ama S00-P02-D03'te korelasyon ile nedensellik arasındaki farkı tartışırken gördüğümüz tuzakların hemen hepsi burada da kurulu.

Bu yüzden iyi tasarlanmış çalışmalar, katılımı sağlık sorunlarından önce ölçmeye ve insanları yıllarca izlemeye çalışıyor. Ama bu da bütün sorunları çözmüyor; çünkü dindarlıkla birlikte gelen başka şeyler de var.

Toplum dindarsa

Dindarlık ve iyi oluş ilişkisinin bir başka ilginç yanı, ilişkinin ülkeden ülkeye değişmesi. Ed Diener ve arkadaşları, dünya genelinde toplanan büyük anket verilerini kullanarak bu farklılığı inceledi.

Bu bulgu, dindarlığın yararının kısmen toplumsal bir bağlama bağlı olduğunu düşündürüyor. Jochen Gebauer ve arkadaşları bu fikri bir hipoteze dönüştürdü.

Yaygın yanlış"Dindar olmak insanı her yerde daha mutlu eder."
Doğrusu

Ülkeler arası çalışmalar, ilişkinin toplumun dindarlığına ve yaşam koşullarına göre değiştiğini gösteriyor. Dindarlığın iyi oluşla ilişkisinin bir kısmı, dinin toplum içinde sağladığı kabul ve destekten geçiyor. Bu kabulün az olduğu yerde ilişki zayıflıyor.

Usta katmanı

İlişkinin ölçüm düzeyi de sonucu değiştiriyor. Bir ülke içinde dindar bireyler dindar olmayanlardan daha mutlu çıkabilir; ama ülkeler karşılaştırıldığında, en dindar ülkeler çoğu zaman daha yoksul ve daha az mutlu ülkeler. M15-D02'de gördüğümüz ekolojik yanılgı burada iki yönlü işliyor: Ülke düzeyindeki ilişkiden bireylere, bireyler düzeyindeki ilişkiden de ülkelere inmek ya da çıkmak yanıltıcı.

Bir başka inceltme, dindarlığın ikiye değil üç ya da daha fazla gruba ayrılması. Bazı çalışmalar, iyi oluşun dindarlıkla doğrusal değil, eğrisel bir ilişki gösterdiğini öne sürdü: Hem inancına sağlam bağlı olanlar hem de kendini açıkça dinsiz olarak tanımlayanlar görece iyi durumda; arada kalan, belirsiz ve kararsız olanlar ise daha kötü. Bu bulgu, belki de önemli olanın dinin kendisi değil, kişinin dünya görüşünde netlik ve tutarlılık olabileceğini düşündürüyor. Ama bu bulgular henüz tutarlı biçimde tekrarlanmış değil.

Bu, Terapi Akademisi'nin S03-P03-D08'de anlattığı manevi mücadele kavramıyla birleşiyor: İnancın kendisi değil, inançla girilen çatışma ruhsal sıkıntıyla ilişkili. Aynı din, bir kişi için taşıyıcı bir çerçeve, bir başkası için bir çatışma kaynağı olabiliyor.

Kanıtın sınırı

Din psikolojisindeki bulguların çoğu birkaç sınırla birlikte okunmalı.

İlki, örneklemin dinî çeşitliliği. Araştırmaların büyük çoğunluğu Hristiyan, özellikle Protestan nüfuslarda yürütüldü. İslam, Hinduizm, Budizm ve başka geleneklerde yapılan çalışmalar artıyor, ama ölçeklerin bu geleneklere uyarlanması ve kavramların karşılıklarının bulunması hâlâ çözülmemiş bir sorun. M12-D08'de gördüğümüz geçerlik sorusu, burada "bu ölçek bu gelenekte neyi ölçüyor" biçiminde yeniden soruluyor.

İkincisi, nedensellik. Deneysel olarak insanlara din "veremeyeceğimiz" için, bulguların büyük kısmı gözlemsel. Uzun süreli izleme çalışmaları ve istatistiksel kontroller, ilişkinin bir kısmının gerçek olabileceğini düşündürüyor; ama sağlıklı katılımcı etkisi, kişilik farkları, aile ortamı ve sosyoekonomik durum gibi pek çok değişken tam olarak kontrol edilemiyor.

Üçüncüsü, kendi bildirimine dayanan ölçümlerin sorunları. Dindarlığın değer gördüğü toplumlarda insanlar kendilerini olduğundan daha dindar gösterme eğiliminde olabilir; açılıştaki Saniye Hanım ise tam tersine, alçakgönüllülük nedeniyle düşük bir puan veriyor. Sosyal beğenirlik ve kültürel cevap normları, aynı soruya verilen cevapları farklı yönlere itebiliyor.

Yaygın yanlış"Dindarlığın iyi oluşla ilişkili olması, dinin doğru olduğunu ya da yanlış olduğunu gösterir."
Doğrusu

Psikolojik araştırmalar, inancın insanların hayatında nasıl işlediğini inceler; inancın içeriğinin doğruluğu hakkında bir şey söyleyemez. Bir inancın insanı iyi hissettirmesi onun doğruluğunun kanıtı olmadığı gibi, iyi hissettirmemesi de yanlışlığının kanıtı değildir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Dindarlık tek bir nicelik değil; inanç, ibadet, deneyim, bilgi ve gündelik sonuçlar gibi birbirinden kısmen bağımsız boyutlardan oluşur.

Allport'un içsel ve dışsal yönelim ayrımı ile Batson'ın arayış yönelimi, dindarlığın miktarı kadar biçiminin de önemli olduğunu gösterir; ama bu kavramlar her dinî geleneğe aynı biçimde taşınamaz.

Dindarlık ile iyi oluş arasındaki ilişkinin bir kısmı, sağlıklı katılımcı etkisi ve cemaat içi arkadaşlık gibi dinin kendisinden farklı yollardan geçer.

İlişki toplumdan topluma değişir: zor yaşam koşullarında ve dindarlığın değer gördüğü toplumlarda daha güçlüdür. Sosyal değer hipotezi bu farkı açıklamaya çalışır.

Aynı inanç bir kişi için taşıyıcı, bir başkası için çatışma kaynağı olabilir.

Bulguların sınırları: Hristiyan ağırlıklı örneklemler, gözlemsel desenler ve kendi bildirimine dayanan ölçümlerin kültüre göre değişen yanlılıkları.

Sonraki derse köprü

Bu derste iki sorun tekrar tekrar karşımıza çıktı: İnsanların kendileri hakkında söylediği şey, yaptıkları şeyle her zaman örtüşmüyor; ve iki şeyin birlikte görülmesi, birinin ötekine yol açtığı anlamına gelmiyor.

Aynı iki sorun, bugün psikolojinin en hararetli tartışmalarından birinin de merkezinde. Gençlerin telefonlarında geçirdikleri saatleri sorduğumuzda aldığımız cevaplar ne kadar doğru? Mutsuz gençlerin sosyal medyada daha çok vakit geçirmesi, sosyal medyanın onları mutsuz ettiğini mi gösteriyor, yoksa mutsuz olanların ekrana mı sığındığını? Bulgular neden bu kadar çelişkili? Bu soruların izini bir sonraki derste sürüyoruz: Sosyal medya ve psikoloji.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.