İçeriğe geç

M15-D03

Türkiye’de aile ve benlik

İlişkisel-özerk benlik modelini ve aile değişimi kuramını Türkiye bağlamında açıklar.

Temel Psikoloji Akademisi — M15, Kültür ve psikoloji · 2.807 kelime · 16 örnek durum · 2 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Çocuğun değeri, ana babaların çocuktan beklediği kazancı ekonomik ve psikolojik olarak ikiye ayırır. Türkiye'de 1975'ten 2003'e ekonomik değer azaldı, psikolojik değer arttı.

Kağıtçıbaşı'nın aile değişimi kuramı, modernleşmenin aileleri doğrudan bağımsızlık modeline değil, çoğu zaman duygusal karşılıklı bağımlılık modeline götürdüğünü savunur.

Benlik iki ayrı eksende okunabilir: kendi eylemini kimin yönettiği (faillik) ve kendini başkalarına ne kadar bağlı tanımladığı (kişilerarası mesafe).

Özerk-ilişkisel benlik, kendi kararlarını veren ama yakınlarına bağlı kalan kişiyi anlatır; özerklik ayrılıkla aynı şey değildir.

Kültürel benlik farkları ilişkiye göre değişebilir; anneyle ilişkide görülmeyen bir fark, kurumsal bir ilişkide ortaya çıkabilir.

Modelin sınırları: kesitsel veriler, iyi oluşla ilişkide yönün belirsizliği, ülke içindeki çeşitlilik ve bakım yükünün eşit dağılmaması.

Açılış sahnesi

Bayram sabahı, Sivas'ın bir ilçesinde üç kuşak aynı sofrada. Sekiz çocuk doğurmuş olan Hatice Nine, oğullarından birinin tarlada çalıştığını, birinin her ay para gönderdiğini, kızlarından birinin de yaşlandığında ona bakacağını sayıyor: "Biz çocuğu kendimize dayanak olsun diye yapardık. Çocuk olmazsa kim bakar insana?"

Kızı Nurcan, Eskişehir'de öğretmen ve iki çocuk annesi. Annesine gülümseyerek itiraz ediyor: "Ben çocuklarımdan bir kuruş beklemiyorum. İyi okusunlar, mutlu olsunlar, o kadar." Oğlu Emre İzmir'de yazılımcı; bölümünü de şehrini de kendisi seçmiş, ailesinden harçlık almıyor. Ama her akşam annesini arıyor, ev tutarken fotoğrafları önce ona gönderiyor, iş değiştirmeden önce babasının fikrini soruyor.

Hatice Nine'nin sofrası bu ders için kurulmuş bir örnek; Sivas'taki bir aileye değil, yarım yüzyılı kapsayan bir araştırma programının çizdiği tabloya dayanıyor. O tabloda en ilginç olan şey, değişen şeyle değişmeyen şeyin yan yana durması: Emre'nin ailesine olan maddi bağımlılığı büyükannesinin kuşağına göre neredeyse sıfıra inmiş, ama ailesine olan duygusal yakınlığı azalmamış.

Bu derste ne olacak

M15-D02'de bireycilik ve toplulukçuluk boyutunu ve bu tek eksenin neden yetersiz kaldığını gördük. Bu derste, o yetersizliğe Türkiye'den gelen ve uluslararası alanda en çok atıf alan cevaplardan birini inceliyoruz: Çiğdem Kağıtçıbaşı'nın aile değişimi kuramını ve onun benlik modelini.

M01-D10'da Kağıtçıbaşı'nın anne eğitim programını tanımış ve kuramını bu derse saklamıştık. Şimdi o kuramı kuruyoruz. Önce kuramın dayandığı büyük saha araştırmasına, ardından üç aile modeline, sonra benliği tek eksen yerine iki ayrı eksende okuyan modele bakacağız. Son olarak modelin hangi kanıtlarla desteklendiğini ve nerede tartışmalı kaldığını değerlendireceğiz.

Sıfır noktası

1960'lardan itibaren pek çok sosyal bilimci, modernleşmenin ailelere ne yapacağı konusunda net bir beklentiye sahipti. Bu beklentiye göre toplumlar sanayileştikçe, kentleştikçe ve eğitim düzeyi yükseldikçe, aileler de Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'daki çekirdek aile tipine doğru ilerleyecekti. Geniş aile dağılacak, kuşaklar birbirinden ayrılacak, bireyler hem maddi hem duygusal olarak bağımsızlaşacaktı.

Bu görüş, ailenin değişiminin tek bir yöne gittiğini ve bu yönün sonunda ayrışmış bireylerden oluşan bir aile olduğunu varsayıyordu. Kağıtçıbaşı, Türkiye'de ve başka ülkelerde topladığı verilerle bu varsayımın yalnızca yarısının doğru olduğunu savundu.

Kağıtçıbaşı'nın kuramının dayanağı, 1970'lerde dokuz ülkede yürütülen ve Türkiye ayağını onun yönettiği Çocuğun Değeri araştırmasıydı. Araştırmada ana babalara neden çocuk istedikleri, bir çocuğun onlara ne kazandırdığı ve yaşlandıklarında kimden destek bekledikleri soruldu. Türkiye'de ve benzer gelir düzeyindeki ülkelerde, özellikle kırsal kesimde, ekonomik değer belirgin biçimde öne çıkıyordu. Erkek çocuk tercihi yüksekti, çünkü yaşlılık güvencesi beklenen kişi çoğunlukla oğuldu.

Mekanizma

Üç aile modeli

Kağıtçıbaşı, Çocuğun Değeri verilerinden ve başka saha araştırmalarından yola çıkarak, aileleri üç ideal tipte topladı. Bunlar gerçek ailelerin tam kopyaları değil, aileler arasındaki farkları düzenlemeye yarayan kuramsal modellerdi.

İlk model, geleneksel tarım toplumlarındaki kırsal aileleri; ikincisi, Batı'nın kentli orta sınıfının çekirdek ailesini anlatıyor. Modernleşme kuramı, birinciden ikinciye doğru tek yönlü bir geçiş öngörüyordu. Kağıtçıbaşı ise verilerin üçüncü bir tipe işaret ettiğini savundu.

Kuramın mantığı şöyle işliyor: Kentleşme ve eğitimle birlikte çocuğun ekonomik değeri düşüyor; artık tarlada çalışması ya da yaşlılıkta ana babasına para göndermesi gerekmiyor. Ekonomik bağımlılık ortadan kalktığında, itaate dayalı yetiştirmenin gerekçesi de zayıflıyor. Kentteki iş piyasası, kendi başına karar verebilen ve yeni durumlara uyum sağlayabilen insanlara değer veriyor. Bu yüzden ana babalar çocuklarının özerkliğine daha çok alan açıyor. Ama bu süreçte duygusal yakınlığa olan ihtiyaç ortadan kalkmıyor; çünkü insanın başkalarına bağlı olma ihtiyacı, ekonomik koşullara değil, insan doğasına bağlı.

Bu bulgu, kuramın merkezindeki öngörüyü destekliyor: Maddi bağın gevşemesi, aile bağının gevşemesi anlamına gelmiyor. Psikolojik değerin artması, çocuğun ana babası için duygusal önemini büyütüyor.

Benliğin iki ekseni

Aile modelleri, o ailelerde yetişen çocukların benliklerine de yansıyor. Kağıtçıbaşı burada, M13-D02'de tanıdığımız iki benlik kurgusunun, yani kendini ayrı bir birey olarak gören benlik ile kendini ilişkileri üzerinden tanımlayan benlik arasındaki ayrımın, önemli bir kusuruna işaret etti: Bu ayrım iki farklı şeyi tek bir eksende birleştiriyordu.

Bu iki eksen birbirinden bağımsız olduğunda dört olasılık çıkıyor. Ayrı ve özerk bir benlik, Batılı orta sınıfın ideali sayılan kişiyi anlatıyor. İlişkisel ama başkasının yönettiği bir benlik, geleneksel karşılıklı bağımlılık ailesinin çocuğunu anlatıyor. Ayrı ama başkasının yönettiği bir benlik, ihmal edilmiş ya da katı biçimde denetlenmiş ama sevgi görmemiş çocuğun durumuna yakın. Dördüncüsü ise Kağıtçıbaşı'nın asıl ilgilendiği tip.

M10-D04'te öz belirleme kuramını tartışırken, özerklik ihtiyacının başkalarından bağımsız olmak değil, yaptığını kendi isteğiyle yaptığını hissetmek olduğunu görmüştük. Kağıtçıbaşı'nın modeli bu ayrımı kültürel düzeye taşıyor: Bir insan ailesine yakın kalırken de kendi kararlarını sahiplenebilir. Özerkliği ayrılıkla eşitlemek, iki farklı ekseni karıştırmak demek.

Yetiştirme biçimi ve denetim

Modelin en çok tartışılan sonuçlarından biri, ana baba denetimine bakışla ilgili. Batı'da yürütülen pek çok çalışma, sıkı denetimi çocukların aileden uzaklaşması ve düşük benlik saygısıyla ilişkili buluyordu. Kağıtçıbaşı, bu ilişkinin denetimin kendisinden değil, denetimin hangi anlamda yaşandığından kaynaklanabileceğini savundu. Denetim sevgiyle birlikte geldiğinde ve ilişkinin doğal bir parçası olarak algılandığında, çocuğun aileden uzaklaşmasına yol açmayabilir.

Yaygın yanlış"Ailesine bağlı olan insan bağımsız düşünemez."
Doğrusu

Kağıtçıbaşı'nın modeli, bağlılığın ve özerkliğin iki ayrı eksende durduğunu savunuyor. Ailesine danışıp sonra kendi kararını veren biri, hem ilişkisel hem özerk. Bağımlılık ile bağlılığı karıştırmak, kişinin eylemini kimin yönettiğini, kişinin kendini kimlerle bağlantılı gördüğüyle karıştırmak demek.

Yaygın yanlış"Modernleşme sonunda bütün aileleri Batılı çekirdek aileye dönüştürecek."
Doğrusu

Çocuğun Değeri verileri, maddi bağımlılık azalırken duygusal bağın sürdüğünü gösteriyor. Değişim tek yönlü değil; ekonomik dönüşüm, ailenin her boyutunu aynı hızla ve aynı yönde değiştirmiyor.

Usta katmanı

Kağıtçıbaşı'nın modeli, Türkiye'den çıkan tek benlik modeli değil. E. Olcay İmamoğlu'nun dengeli bütünleşme-ayrışma modeli de benzer bir fikri farklı bir dille savundu. İmamoğlu'nun modeli, kişinin kendini başkalarına bağlı hissetme eğilimini ve kendine özgü potansiyelini geliştirme eğilimini iki ayrı eğilim olarak ele aldı. Her ikisi de yüksek olduğunda, kişinin psikolojik olarak daha iyi durumda olduğunu öne sürdü.

Bu modellerin ortak noktası, Batı psikolojisinin uzun süre birbirinin karşıtı saydığı iki şeyi ayırmak: kendini başkalarından ayırmak ile kendi hayatını yönetmek. Bu ayrım yalnızca kültürel bir düzeltme değil, kuramsal bir düzeltme. M15-D02'de gördüğümüz gibi, bağımsızlık ve karşılıklı bağımlılık birçok çalışmada tek bir eksenin iki ucu gibi davranmıyor, ayrı ayrı ölçülebilen birkaç yöne dağılıyordu. Kağıtçıbaşı'nın iki ekseni, bu dağınıklığa düzen veren erken bir öneriydi.

Bu çalışma, Kağıtçıbaşı'nın modelini kullanırken onu inceltiyor. Ülkeler arasındaki benlik farkı, her ilişkide aynı büyüklükte değil. Anneyle ilişkide iki ülkenin gençleri benzer; fark, kurumsal bir figürle ilişkide ortaya çıkıyor.

Yaygın yanlış"Türkiye'deki gençler kendi ailelerinden giderek kopuyor."
Doğrusu

Kuşaklar arasında maddi bağımlılığın azaldığı ve gençlerin kendi kararlarına daha çok alan açtığı doğru. Ama Çocuğun Değeri verileri ve sonraki çalışmalar, duygusal yakınlığın sürdüğünü gösteriyor. Kopma algısı, çoğu zaman maddi bağın gevşemesini duygusal bağın gevşemesi sanmaktan kaynaklanıyor.

Kanıtın sınırı

Kağıtçıbaşı'nın modeli güçlü bir kuramsal öneri, ama birkaç sınırla birlikte okunmalı.

İlki, modelin büyük ölçüde iki dönemin karşılaştırılmasına ve kesitsel çalışmalara dayanması. Aynı ailelerin onlarca yıl izlendiği boylamsal veriler sınırlı. M11-D01'de gördüğümüz kuşak etkisi burada da devrede: 1975'teki ana babalarla 2003'teki ana babalar arasındaki fark, bireylerin değişmesinden değil, farklı kuşakların farklı koşullarda yetişmesinden kaynaklanıyor olabilir.

İkincisi, "özerk-ilişkisel benliğin en sağlıklı tip olduğu" iddiası. Bu iddiayı destekleyen çalışmalar var, ama çoğu öğrenci örneklemlerine ve kendi bildirimine dayanıyor. İyi oluşla ilişkiyi gösteren bulgular, ilişkinin yönünü kesin olarak ortaya koymuyor: Belki özerk-ilişkisel benlik iyi oluşu sağlıyor; belki de iyi durumdaki insanlar hem ailelerine yakın hem de kendi kararlarını veren insanlar olabiliyor.

Üçüncüsü, modelin bir ideal tip olarak okunması gerektiği. Türkiye'de aynı anda üç aile modelinin de yaşadığı, bölgeden bölgeye, sınıftan sınıfa ve hatta aynı ailenin kardeşleri arasında farklar bulunduğu biliniyor. "Türk ailesi duygusal karşılıklı bağımlılık ailesidir" demek, M15-D02'de gördüğümüz ekolojik yanılgının bir başka biçimine düşmek olur.

Dördüncüsü, modelin aile dışındaki baskıları ve eşitsizlikleri görece arka planda bırakması. Kadınların bakım yükü, kız çocuklarından beklenen yaşlılık bakımı ve kadınların eğitim ve iş hayatına katılımı, aile modelleri arasındaki geçişin herkes için aynı anlama gelmediğini gösteriyor. Kız çocuk tercihinin artması, bir ilerleme gibi görünse de, kızlardan beklenen bakım emeğinin artması anlamına da gelebilir.

Terapi Akademisi'nde etik bölümünün özerklik dersi (S03-P01-D03), bir danışanın kendi kararını vermesine saygıyı ele alıyor. Bu dersin modeliyle birlikte okunduğunda, şu soru belirginleşiyor: Danışanın ailesine danışarak karar vermesi, özerkliğinin ihlali mi, yoksa özerkliğini kullanmasının bir biçimi mi? Kağıtçıbaşı'nın iki ekseni, bu sorunun cevabının danışana göre değişebileceğini gösteriyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Çocuğun değeri, ana babaların çocuktan beklediği kazancı ekonomik ve psikolojik olarak ikiye ayırır. Türkiye'de 1975'ten 2003'e ekonomik değer azaldı, psikolojik değer arttı.

Kağıtçıbaşı'nın aile değişimi kuramı, modernleşmenin aileleri doğrudan bağımsızlık modeline değil, çoğu zaman duygusal karşılıklı bağımlılık modeline götürdüğünü savunur.

Benlik iki ayrı eksende okunabilir: kendi eylemini kimin yönettiği (faillik) ve kendini başkalarına ne kadar bağlı tanımladığı (kişilerarası mesafe).

Özerk-ilişkisel benlik, kendi kararlarını veren ama yakınlarına bağlı kalan kişiyi anlatır; özerklik ayrılıkla aynı şey değildir.

Kültürel benlik farkları ilişkiye göre değişebilir; anneyle ilişkide görülmeyen bir fark, kurumsal bir ilişkide ortaya çıkabilir.

Modelin sınırları: kesitsel veriler, iyi oluşla ilişkide yönün belirsizliği, ülke içindeki çeşitlilik ve bakım yükünün eşit dağılmaması.

Sonraki derse köprü

Hatice Nine'nin oğulları köyden şehre gitti; torunu Emre, İzmir'e. Her biri yeni bir ortamın kurallarına uyum sağlarken ailesinin değerlerini de yanında taşıdı. Ama aynı ülkenin içinde şehir değiştirmek, bir dilin, bir dinin, bir hukuk düzeninin tamamen farklı olduğu bir ülkeye taşınmakla aynı şey değil.

Almanya'ya, Hollanda'ya ya da Belçika'ya göç eden Türk aileleri, iki kültür arasında hangi yolları izliyor? Kendi kültürünü korumak ile yeni kültüre katılmak birbirini dışlar mı, yoksa ikisi aynı anda mümkün mü? Göçün ruh sağlığına etkisi hangi koşullarda ağırlaşıyor? Sıradaki dersin konusu: Göç ve kültürleşme.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.