M14-D04
Hapishane deneyi ve eleştirileri
Ünlü hapishane deneyinin anlatısını ve yöntem eleştirilerini karşılaştırarak kanıt değerini belirler.
Temel Psikoloji Akademisi — M14, Sosyal etki ve gruplar · 2.686 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Sosyal roller, belirli bir konumdaki kişiden beklenen davranışlar kümesi ve kişinin kendini sunuş biçimini hızla değiştirebiliyor.
Stanford hapishane deneyi, rastgele gardiyan rolüne atanan öğrencilerin kendiliğinden zalimleştiği iddiasıyla ünlendi ve onlarca yıl rollerin gücünün kanıtı olarak anlatıldı.
Talep özellikleri, ilanın çektiği katılımcıların özellikleri ve arşivlerde ortaya çıkan araştırmacı yönlendirmeleri, deneyin bu yorumunu ciddi biçimde zayıflattı.
Araştırmacıların gardiyanları yönlendirmediği BBC hapishane çalışmasında gardiyanlar rollerini benimsemedi; zulmü kabul edilebilir kılanın rollerin kendisinden çok grupların başarısızlığı ve güçsüzlük olduğu öne sürüldü.
Bir deneyin kanıt değeri, ne kadar ünlü olduğuna değil; nasıl yürütüldüğüne, nasıl raporlandığına ve bağımsız olarak tekrarlanıp tekrarlanmadığına bağlı.
Açılış sahnesi
Bir lisede bir hafta boyunca "öğrenci disiplin kurulu" uygulaması yapılıyor. Rehberlik öğretmeni Murat Bey, rastgele seçtiği altı öğrenciye kurul üyesi rozeti veriyor ve onlara koridorlarda kurallara uyulup uyulmadığını denetleme görevi veriyor. Görevi verirken bir şey ekliyor: "Sert olun. Yumuşak davranırsanız kimse sizi ciddiye almaz."
Hafta ilerledikçe kurul üyelerinden Ege, sınıfın en sessiz öğrencilerinden biri olduğu halde, koridorda arkadaşlarını en çok uyaran, en çok not tutan kişi oluyor. Cuma günü bir kavga çıkıyor ve okul yönetimi uygulamayı durduruyor. Öğretmenler odasında biri, yıllar önce okuduğu ünlü bir deneyi hatırlıyor: "Gördünüz mü, insana biraz yetki verince nasıl değişiyor." Murat Bey ise başka bir şey düşünüyor: Ege'ye "sert ol" diyen kendisiydi.
Bu okul ve o hafta, dersin konusunu somutlaştırmak için seçilmiş hayalî bir örnek; ama öğretmenler odasındaki iki farklı okuma, psikolojinin en ünlü deneylerinden birinin elli yıl içinde geçirdiği dönüşümün tam olarak özeti.
Bu derste ne olacak
M14-D03'te bir otoritenin açık talimatlarının insanları nereye kadar götürebildiğini inceledik. Bu derste daha belirsiz bir durumu ele alıyoruz: insanlara yalnızca bir rol verildiğinde ve rolün nasıl oynanacağı kişinin kendisine kaldığında ne olur?
Bu sorunun en ünlü cevabı, 1971'de bir üniversitenin bodrum katında kurulan sahte bir hapishaneden geldi. Önce bu deneyi ders kitaplarına girdiği haliyle anlatacağız. Sonra aynı bodruma, bu kez sonraki yıllarda ortaya çıkan eleştirilerin, arşiv belgelerinin, katılımcı tanıklıklarının ve farklı sonuçlar veren bir başka hapishane çalışmasının ışığında yeniden döneceğiz. Bu ders, bir deneyin kanıt değerinin nasıl tartılacağına dair bir alıştırma olarak da okunabilir.
Sıfır noktası
İnsanların davranışlarının büyük bir kısmı, üstlendikleri rollerle ilişkili: öğretmen, öğrenci, hekim, hasta, yönetici, çalışan. Her rolün, o rolü üstlenen kişiden beklenen davranışlara dair bir dizi beklentisi var.
Rollerin davranışı etkilediği sezgisel olarak açık. Hastanede bir hasta, kendi evindeyken asla yapmayacağı biçimde, bir yabancının kendisine dokunmasına, kıyafetlerini değiştirmesine izin veriyor. Bir yargıç, kürsüde oturduğunda gündelik hayatından çok daha resmi ve mesafeli konuşuyor. Asıl soru, rollerin davranışı ne kadar ve hangi koşullarda belirlediği.
Mekanizma
Bodrumdaki hapishane
1971 yazında Philip Zimbardo ve meslektaşları, Stanford Üniversitesi'nin psikoloji binasının bodrum katında sahte bir hapishane kurdu. Bir gazete ilanıyla başvuran ve ruhsal açıdan sağlıklı oldukları değerlendirilen yirmi dört erkek üniversite öğrencisi, yazı tura ile gardiyan ve mahkûm gruplarına ayrıldı. Mahkûmlar, gerçek polis arabalarıyla evlerinden alındı, üniforma giydirildi ve numaralarla anıldı; gardiyanlara üniforma, cop ve güneş gözlüğü verildi.
Deney iki hafta sürecekti; ama altıncı gün durduruldu.
Zimbardo'nun yorumu, ders kitaplarına geçen biçimiyle açıktı: kötü davranışı açıklayan, kötü insanlar değil, kötü durumlardı. Sıradan, sağlıklı öğrenciler, bir hapishane rolüne yerleştirildiklerinde, birkaç gün içinde zalim gardiyanlara ve çökmüş mahkûmlara dönüşmüştü.
İkinci anlatım: yöntem
Deney yayımlandıktan kısa süre sonra yöntemine dair eleştiriler başladı. Bunların ilki, katılımcıların araştırmacıların ne beklediğini anlayıp anlamadığıyla ilgiliydi.
1975'te Ali Banuazizi ve Siamak Movahedi, deneyin ayrıntılı bir betimlemesini, deneye katılmamış öğrencilere okuttu ve onlara araştırmacıların neyi bulmayı beklediğini sordu. Öğrencilerin büyük çoğunluğu, araştırmacıların gardiyanların saldırgan, mahkûmların itaatkâr olacağını beklediğini doğru tahmin etti. M02-D09'da tanımlanan talep özellikleri, yani katılımcıların araştırmacının beklentisini sezip ona göre davranması, deneyin temel bir sorunu olarak öne çıktı.
İkinci eleştiri, deneye kimlerin katıldığıyla ilgiliydi. Terapi Akademisi S00-P02-D04'te tanımlanan kendi kendini seçme, bu deney için özel bir önem taşıyordu.
Yaygın yanlış"Rastgele atama yapıldığına göre, deneyin sonuçları sıradan insanlar için genellenebilir."
Rastgele atama, gardiyanlar ile mahkûmlar arasındaki farkın kişiliklerden değil, rollerden kaynaklandığını gösterebilir. Ama iki gruba atanan herkes, "hapishane hayatı" ilanına başvurmayı seçmiş kişilerden oluşuyordu. Rastgele atama, örneklemin kendisinin nasıl seçildiği sorununu çözmüyor; sonuçlar, yalnızca bu tür bir çalışmaya başvurmayı seçen insanlar için geçerli olabilir.
Üçüncü anlatım: arşiv
2010'larda Fransız araştırmacı Thibault Le Texier, deneyin Stanford Üniversitesi'ndeki ve başka bir arşivdeki belgelerini, ses kayıtlarını ve notlarını inceledi ve katılımcıların bir kısmıyla görüştü. 2019'da yayımladığı makalesinde, deneyin yayımlanmış anlatısı ile arşiv belgeleri arasında ciddi tutarsızlıklar olduğunu bildirdi.
Le Texier'e göre gardiyanlar kendiliğinden zalimleşmedi. Deneyden önce yapılan bir toplantıda, araştırmacılar gardiyanlara mahkûmlar üzerinde bir korku ve güçsüzlük duygusu yaratmaları gerektiğini söylemişti. Deney sırasında yeterince sert davranmayan gardiyanlar, araştırma ekibinden bir kişi tarafından daha sert olmaya teşvik edilmişti. Gardiyanlar, deneyin amacına hizmet ettiklerini düşünerek bu yönlendirmelere uymuştu.
Usta katmanı
Bir başka hapishane
2002'de Stephen Reicher ve Alexander Haslam, bir yayın kuruluşunun desteğiyle, Stanford deneyinin bazı temel özelliklerini taşıyan ama etik açıdan bağımsız bir kurul tarafından izlenen bir çalışma yaptı. Katılımcılar yine rastgele gardiyan ve mahkûm gruplarına ayrıldı; ama araştırmacılar gardiyanlara nasıl davranmaları gerektiğini söylemedi.
Reicher ve Haslam'a göre bu çalışma, Stanford deneyinin ders kitaplarındaki yorumunun tersini gösteriyordu. İnsanlar bir role yerleştirildiklerinde otomatik olarak zalimleşmiyordu. Zulmü psikolojik olarak kabul edilebilir kılan şey, rollerin kendisi değil, grupların başarısız olması ve insanların güçsüz hissetmesiydi.
Yaygın yanlış"Stanford deneyi bütünüyle bir sahtekârlıktı ve hiçbir şey göstermiyor."
Arşiv çalışmaları, deneyin ders kitaplarındaki anlatısını ciddi biçimde zayıflattı: rollerin kendiliğinden zulüm ürettiği yönündeki iddia, yönlendirilmiş bir davranışın üzerine kurulmuştu. Ama bu, deneyin tümüyle anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Deney, bir otoritenin ya da bir liderin yönlendirmesiyle, sıradan insanların belirli bir amaç adına başkalarını aşağılamaya ne kadar istekli olabildiğini de gösteriyor olabilir; bu, M14-D03'teki itaat bulgularıyla uyumlu bir yorum.
Bir deneyin kanıt değeri
Stanford deneyi, bir bulgunun kanıt değerinin nasıl tartılacağına dair öğretici bir örnek. Deneyin sonuçları hakem denetimli bir dergide ayrıntılı verilerle değil, büyük ölçüde kitaplar, konferanslar ve medya aracılığıyla yayıldı. Deney bir kez yapıldı ve aynı koşullarda tekrarlanmadı. Örneklem küçüktü ve kendi kendini seçmişti. Araştırmacı aynı zamanda hapishanenin "müdürü" rolündeydi ve deneyi hem yönetiyor hem de içinde yer alıyordu.
Yaygın yanlış"Bir deney ne kadar ünlü ve etkiliyse, bulguları o kadar sağlamdır."
Stanford deneyinin ünü, bulgularının sağlamlığından değil, anlattığı hikâyenin çarpıcılığından ve sezgilere uygunluğundan geldi. Bir deneyin ders kitaplarında, belgesellerde ve haberlerde ne kadar sık anıldığı, onun nasıl yürütüldüğü, ne kadar ayrıntılı raporlandığı ve bağımsız olarak tekrarlanıp tekrarlanmadığı hakkında hiçbir şey söylemiyor.
Kanıtın sınırı
Stanford deneyi hakkındaki tartışma bugün büyük ölçüde deneyin aleyhine sonuçlanmış görünüyor; ama bu sonucun da kendi sınırları var.
İlk sınır, arşiv çalışmalarının kendisinin de bir yorum olması. Le Texier'in bulguları, deneyin yayımlanmış anlatısını ciddi biçimde sorguluyor; ama arşiv belgeleri de eksik ve seçici olabilir ve onları okuyan araştırmacının da bir bakış açısı var. Zimbardo ve meslektaşları, bu eleştirilere yanıt olarak, gardiyanların davranışının yalnızca yönlendirmeden kaynaklanmadığını savundu.
İkinci sınır, BBC hapishane çalışmasının da bir televizyon programı için yapılmış olması. Kameraların sürekli varlığı, katılımcıların davranışlarını, özellikle de gardiyanların otoritelerini kullanmaktaki isteksizliğini etkilemiş olabilir: kimse ulusal televizyonda zalim bir gardiyan olarak görünmek istemez.
Üçüncü sınır, bu türden çalışmaların artık etik nedenlerle aynı biçimde yapılamaması. Rollerin, liderliğin ve grup kimliğinin davranışı nasıl etkilediğine dair sorular hâlâ önemli; ama bu soruları sınamak için daha sınırlı, daha kontrollü ve katılımcılara zarar vermeyen yöntemler gerekiyor ve bu yöntemlerle elde edilen bulguların gerçek kurumlardaki davranışa ne kadar genellenebileceği ayrı bir soru.
Kendin dene
Aklında kalsın
Sosyal roller, belirli bir konumdaki kişiden beklenen davranışlar kümesi ve kişinin kendini sunuş biçimini hızla değiştirebiliyor.
Stanford hapishane deneyi, rastgele gardiyan rolüne atanan öğrencilerin kendiliğinden zalimleştiği iddiasıyla ünlendi ve onlarca yıl rollerin gücünün kanıtı olarak anlatıldı.
Talep özellikleri, ilanın çektiği katılımcıların özellikleri ve arşivlerde ortaya çıkan araştırmacı yönlendirmeleri, deneyin bu yorumunu ciddi biçimde zayıflattı.
Araştırmacıların gardiyanları yönlendirmediği BBC hapishane çalışmasında gardiyanlar rollerini benimsemedi; zulmü kabul edilebilir kılanın rollerin kendisinden çok grupların başarısızlığı ve güçsüzlük olduğu öne sürüldü.
Bir deneyin kanıt değeri, ne kadar ünlü olduğuna değil; nasıl yürütüldüğüne, nasıl raporlandığına ve bağımsız olarak tekrarlanıp tekrarlanmadığına bağlı.
Sonraki derse köprü
Bu modülün ilk dört dersinde, başkalarının beklentilerinin, bir grubun sessiz oybirliğinin, bir otoritenin talimatının ve bir rolün davranışı nasıl biçimlendirdiğini inceledik. Bu süreçlerin hepsinde başkaları bir şey bekliyor, istiyor ya da emrediyordu.
Ama başkaları hiçbir şey istemediğinde bile, yalnızca orada bulunmaları davranışımızı değiştirebiliyor. Bir koşucu tek başına mı, başkalarıyla birlikte mi daha hızlı koşar? Bir öğrenci, bir grup ödevinde tek başına yapacağı bir ödevdekinden daha mı az çaba gösterir? Başkalarının varlığının performansı ne zaman artırıp ne zaman düşürdüğü, sıradaki dersin konusu: sosyal kolaylaştırma ve sosyal aylaklık.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.