İçeriğe geç

M14-D03

İtaat

Otoriteye itaat deneylerini, varyasyonlarını ve yorum tartışmasını açıklar.

Temel Psikoloji Akademisi — M14, Sosyal etki ve gruplar · 2.697 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

İtaat, meşru bir otorite olarak algılanan birinin açık bir isteğine, kişinin kendi yargısı farklı olsa bile uyması; uymadan farklı olarak etkinin kaynağı bir grup değil, belirli bir otorite.

Milgram'ın ilk deneyinde katılımcıların yaklaşık üçte ikisi en yüksek şoka kadar devam etti; ama varyasyonlarda itaat, zarar görenin yakınlığına, otoritenin varlığına ve oybirliğine bağlı olarak keskin biçimde değişti.

Kademeli tırmanma, sorumluluğun otoriteye devredilmesi ve zarar görenin uzaklığı, itaati artıran durumsal etkenler; otoritenin bölünmesi ve zarar görenin yakınlığı ise azaltıyor.

Arşiv çalışmaları, deneyimcinin senaryodan sapabildiğini ve katılımcıların bir kısmının deneyin gerçekliğinden şüphe ettiğini ortaya çıkardı; katılımcı takipçilik yorumu, itaati bir amaca etkin bağlılık olarak yeniden tanımlıyor.

Etik olarak sınırlandırılmış bir tekrarlama, Milgram'ınkine yakın oranlar buldu; ama deneylerin gerçek dünyadaki zulme ne kadar benzediği tartışmalı.

Açılış sahnesi

Büşra, bir devlet hastanesinin dahiliye servisinde altı aylık bir hemşire. Gece yarısı nöbetçi hekim telefonla arıyor: üç numaralı yataktaki hastaya bir ilacı belirli bir dozda vermesini söylüyor. Büşra ilacın kutusuna bakıyor; söylenen doz, kutuda yazan en yüksek dozun neredeyse iki katı. "Hocam, doz biraz yüksek değil mi?" diye soruyor. Hekim kısa ve kesin: "Durumu ağır, ben biliyorum. Ver."

Büşra iğneyi hazırlıyor. Hastanın yatağına doğru yürürken içinde bir şey kıpırdanıyor. Hekim kendinden emin, deneyimli, unvanı kendisininkinden yüksek; sorumluluk da onda. Ama kutudaki rakam değişmiyor. Koridorun ortasında duruyor, eczacıyı arıyor. Eczacı dozun tehlikeli olduğunu söylüyor. Büşra iğneyi geri koyuyor ve hekimi yeniden arıyor; bu kez telefonun öbür ucunda uzun bir sessizlik var.

Büşra'nın gece nöbeti bir kurgu; ama koridorun ortasında verdiği karar, otoriteye itaatin sınırlarını sorgulayan ve psikolojinin en ünlü, en rahatsız edici ve hakkında en çok yazılmış deneylerinin merkezindeki soruyla aynı.

Bu derste ne olacak

M14-D02'de kimsenin açıkça bir şey istemediği, baskının grubun sessiz oybirliğinden geldiği bir durumu inceledik. Bu derste baskı açık bir biçim alıyor: yetkisi olduğuna inanılan biri, birine acı verebilecek bir işi sürdürmeni doğrudan istiyor.

Önce bu soruyu sınayan deneyler dizisini ve onun en çok anılan sonucunu göreceğiz. Sonra modülün ilkesine uyarak hikâyeyi ikinci kez anlatacağız: deneylerin pek çok varyasyonu, arşivlerde ortaya çıkan ayrıntılar, sonraki tekrarlamalar ve deneylerin ne gösterdiğine dair birbiriyle yarışan yorumlar. Son olarak, araştırma etiğinin bu deneylerden sonra nasıl değiştiğine kısaca değineceğiz.

Sıfır noktası

İtaat, uymadan farklı bir süreç. Uymada kişi bir grubun davranışına yaklaşıyor ve kimse ona ne yapacağını söylemiyor. İtaatte ise bir otorite açıkça bir istekte bulunuyor ve kişi o isteği yerine getiriyor.

Uyma gibi itaat de bir toplumun gündelik düzeninin vazgeçilmez parçalarından biri. Trafik polisinin işaretine uymak, bir hekimin tedavi önerisine uymak ya da bir yangın tatbikatında görevlinin talimatına uymak, hep itaatin olağan ve yararlı biçimleri. Sorun, itaatin kişinin vicdanına ve açık bir zarara rağmen sürdüğü durumlar.

Yaygın yanlış"Otoriteye itaat etmemek her zaman doğru, itaat etmek her zaman yanlıştır."
Doğrusu

Toplumsal hayatın büyük bölümü, meşru otoritelere güvenmeye dayanıyor: bir pilota, bir cerraha, bir itfaiyeciye her talimatında itiraz etmek, çoğu zaman herkesi daha büyük bir tehlikeye atar. Milgram deneylerinin dersi itaatin kendisinin kötü olduğu değil; açık bir zarar karşısında itaatin sürdüğü, kişinin kendi yargısını tümüyle devrettiği durumların tehlikeli olduğu.

Mekanizma

Laboratuvardaki makine

1961'de Stanley Milgram, Yale Üniversitesi'nde bir dizi deney başlattı. Katılımcılara bir "öğrenme ve ceza" deneyine katıldıkları söylendi. Bir katılımcı "öğretmen", başka bir kişi "öğrenci" rolüne veriliyordu; ama öğrenci aslında araştırmacıyla işbirliği yapan bir oyuncuydu. Öğretmen, öğrenci her yanlış cevap verdiğinde bir makinenin düğmesine basarak ona giderek artan şiddette elektrik şoku veriyordu. Şoklar gerçek değildi, ama katılımcı bunu bilmiyordu. Makinenin üzerindeki düğmeler on beş volttan dört yüz elli volta kadar uzanıyor ve en üstteki düğmelerin altında "tehlike" uyarıları yazıyordu.

Katılımcı devam etmekte tereddüt ettiğinde, beyaz önlüklü bir deneyimci sırayla dört kalıp söz söylüyordu: "Lütfen devam edin", "Deney devam etmenizi gerektiriyor", "Devam etmeniz kesinlikle şart" ve "Başka seçeneğiniz yok, devam etmelisiniz."

Varyasyonlar

Milgram, temel deneyin yanında, durumun farklı özelliklerini sistematik olarak değiştiren pek çok varyasyon yaptı. Bu varyasyonlar, itaatin kişiden çok durumun bir özelliği olduğunu gösteren en güçlü kanıtlardan biri.

Öğrenci başka bir odadayken ve yalnızca sesi duyulduğunda, katılımcıların yaklaşık üçte ikisi sonuna kadar gitti. Öğrenci aynı odaya alındığında bu oran yaklaşık yüzde kırka düştü. Öğretmenin, öğrencinin elini şok plakasına kendisinin bastırması gerektiğinde, yüzde otuza indi. Deneyimci odada değil de talimatlarını telefonla verdiğinde ise, itaat yaklaşık yüzde yirmiye düştü ve bazı katılımcılar, deneyimciye söylemeden, istenenden daha düşük şoklar verdi.

Yaygın yanlış"Milgram'ın deneyleri, insanların çoğunun içinde gizli bir zalimlik olduğunu gösterdi."
Doğrusu

Katılımcıların çoğu deney sırasında belirgin bir sıkıntı yaşadı; pek çoğu itiraz etti, durmak istedi, deneyimciyle tartıştı. İtaatin oranı, deneyin koşullarına göre yüzde altmış beşten yüzde sıfıra kadar değişti. Deneylerin gösterdiği şey, gizli bir zalimlik değil, belirli bir durumun, iyi niyetli ve sıkıntı içindeki insanları bile kendi değerlerine aykırı davranmaya itebileceği.

Neden itaat ediyoruz?

Milgram, katılımcılarının davranışını, otoritenin talimatını yerine getirirken kendilerini artık eylemlerinden sorumlu bir kişi olarak değil, başkasının isteğini yerine getiren bir araç olarak görmeleriyle açıkladı.

Usta katmanı

Arşivden çıkanlar

Milgram'ın deneylerinin ses kayıtları, notları ve katılımcı dosyaları Yale Üniversitesi arşivlerinde saklanıyor. 2000'li ve 2010'lu yıllarda bu arşivleri inceleyen araştırmacılar, deneylerin ders kitaplarındaki anlatısından farklı ayrıntılar ortaya çıkardı.

Gazeteci ve psikolog Gina Perry, 2012'de yayımladığı kitabında, kayıtlarda deneyimcinin her zaman dört kalıp söze bağlı kalmadığını, bazı varyasyonlarda katılımcıları ikna etmek için senaryo dışı sözler ve ısrarlar kullandığını aktardı. Perry ayrıca, katılımcıların bir kısmının deney sırasında öğrencinin gerçekten acı çektiğinden şüphe ettiğini gösteren yayımlanmamış analizlere dikkat çekti.

Alexander Haslam, Stephen Reicher ve meslektaşları ise arşivlerdeki katılımcı mektuplarını ve deney sonrası anketleri inceleyerek farklı bir yorum önerdi.

Bu yorumu destekleyen bir gözlem, dördüncü kalıp söz olan "Başka seçeneğiniz yok, devam etmelisiniz" ile ilgili. Bazı yeniden incelemeler, en çok emir niteliği taşıyan bu sözün, katılımcıları devam ettirmek yerine çoğunlukla durdurduğunu öne sürdü. İnsanlar, açık bir emirden çok, devam etmenin bilimin gereği olduğu yönündeki bir gerekçeye yanıt veriyor olabilir.

Bugün de aynı mı?

Milgram'ın deneyleri, katılımcıların yaşadığı ağır stres nedeniyle bugünkü etik kurallarla aynı biçimde tekrarlanamıyor. 2009'da Jerry Burger, deneyi etik olarak kabul edilebilir bir biçimde kısmen tekrarlamanın bir yolunu buldu.

Yaygın yanlış"Ben o deneyde olsaydım asla devam etmezdim."
Doğrusu

Milgram'ın deneylerinden önce hem uzmanlar hem de sıradan insanlar, kendilerinin ve başkalarının çok erken duracağını tahmin etti; gerçek davranış bu tahminlerden çok farklı çıktı. İnsanlar kendi davranışlarını, durumun gücünü hesaba katmadan, kendi değerlerinden yola çıkarak tahmin ediyor. Bu dersin amacı kimseyi itaatkâr ilan etmek değil; durumun ne kadar güçlü olabileceğini bilmenin, o durumda direnmeyi kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını sormak.

Kanıtın sınırı

Milgram'ın deneyleri, psikolojinin en çok tartışılan çalışmaları arasında ve bu tartışma, deneylerin önemini azaltmıyor, ama ne gösterdiklerini daha dikkatli tanımlamayı gerektiriyor.

İlk sınır, deneylerin etik sorunları. Katılımcıların bir kısmı deney sırasında ağır bir sıkıntı yaşadı ve deney bitene kadar, bir insana ciddi zarar verdiklerini düşündüler. Diana Baumrind gibi eleştirmenler, daha 1960'larda bu sıkıntının bilimsel bir amaçla haklı çıkarılamayacağını savundu. Bu deneyler, M02-D10'da gördüğümüz araştırma etiği kurallarının ve etik kurulların gelişmesinde önemli bir rol oynadı.

İkinci sınır, deneylerin ne kadar tutarlı yürütüldüğü ve katılımcıların deneye ne kadar inandığı. Arşiv çalışmaları, deneyimcinin senaryodan saptığı ve katılımcıların bir kısmının şüphe ettiği durumları ortaya çıkardı. Bu bulgular, yüzde altmış beşin kesin bir ölçüm değil, belirli bir laboratuvarın belirli koşullarındaki bir sonuç olduğunu hatırlatıyor.

Üçüncü sınır, deneylerin gerçek dünyadaki zulme ne kadar benzediği. Milgram, deneylerini Nazi Almanyası'ndaki toplu katliamların nasıl mümkün olduğunu anlamaya yönelik bir çaba olarak sundu. Ama bir saatlik bir laboratuvar deneyi ile yıllar boyunca süren, ideolojiyle, düşmanlıkla ve kişisel çıkarla iç içe geçmiş bir zulüm arasında büyük farklar var. Katılımcı takipçilik yorumu, gerçek zulmün faillerinin çoğunun da pasif itaatkârlar değil, bir amaca inanan etkin katılımcılar olduğunu öne sürerek bu farkı kısmen kapatmaya çalışıyor; ama bu yorum da tartışmalı.

Kendin dene

Aklında kalsın

İtaat, meşru bir otorite olarak algılanan birinin açık bir isteğine, kişinin kendi yargısı farklı olsa bile uyması; uymadan farklı olarak etkinin kaynağı bir grup değil, belirli bir otorite.

Milgram'ın ilk deneyinde katılımcıların yaklaşık üçte ikisi en yüksek şoka kadar devam etti; ama varyasyonlarda itaat, zarar görenin yakınlığına, otoritenin varlığına ve oybirliğine bağlı olarak keskin biçimde değişti.

Kademeli tırmanma, sorumluluğun otoriteye devredilmesi ve zarar görenin uzaklığı, itaati artıran durumsal etkenler; otoritenin bölünmesi ve zarar görenin yakınlığı ise azaltıyor.

Arşiv çalışmaları, deneyimcinin senaryodan sapabildiğini ve katılımcıların bir kısmının deneyin gerçekliğinden şüphe ettiğini ortaya çıkardı; katılımcı takipçilik yorumu, itaati bir amaca etkin bağlılık olarak yeniden tanımlıyor.

Etik olarak sınırlandırılmış bir tekrarlama, Milgram'ınkine yakın oranlar buldu; ama deneylerin gerçek dünyadaki zulme ne kadar benzediği tartışmalı.

Sonraki derse köprü

Milgram'ın katılımcıları, kendilerine verilen bir rolü, yani "öğretmen" rolünü üstlendi ve bir otoritenin talimatlarını izledi. Ama kimse onlara nasıl bir öğretmen olmaları gerektiğini söylemedi; yalnızca düğmelere basmaları istendi.

Peki insanlara yalnızca bir rol verilse ve o rolü nasıl oynayacakları kendilerine bırakılsa ne olur? Rastgele seçilmiş öğrencilerin bir kısmının gardiyan, bir kısmının mahkûm yapıldığı ve ders kitaplarına bir rolün insanı nasıl değiştirdiğinin kanıtı olarak giren bir çalışma, sonraki yıllarda kayıtlarla ve tanıklarla yeniden incelendi. Sıradaki dersin konusu: hapishane deneyi ve eleştirileri.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.