İçeriğe geç

M12-D03

Hümanistik ve sosyal bilişsel kişilik kuramları

Benlik kavramı, öz yeterlik ve karşılıklı belirleyicilik kavramlarını karşılaştırır.

Temel Psikoloji Akademisi — M12, Kişilik ve psikometri · 2.661 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Hümanistik ve sosyal bilişsel yaklaşımlar, kişiyi kendi deneyimini yorumlayan ve kendi davranışını yönlendiren etkin bir fail olarak gördü.

Rogers'a göre önemli kişilerden öğrenilen değer koşulları, kişinin kendine dair imgesi ile gerçek deneyimi arasında bir uçurum yaratabilir ve bu uçurum kaygıya yol açabilir.

Bandura'nın karşılıklı belirleyicilik modeline göre kişi, davranış ve çevre birbirini sürekli olarak etkiliyor; öz yeterlik ise en çok kişinin kendi başarı deneyimlerinden besleniyor.

Öz yeterlik performansla orta güçte bir ilişki gösteriyor; ama bu ilişki büyük ölçüde korelasyona dayanıyor ve aşırı güvenin bazı durumlarda çabayı azaltabileceği tartışılıyor.

Denetim odağı, kişisel yapılar ve açıklayıcı tarz gibi kavramlar, insanların dünyayı yorumlama biçimlerinin kişiliğin önemli bir parçası olduğunu vurguluyor.

Açılış sahnesi

Manisa'da bir müzik okulu. On beş yaşındaki Melis, konservatuvar sınavına hazırlanırken her provada aynı pasajda takılıyor ve sonunda piyanonun kapağını kapatıyor: "Bende yetenek yok. Annem de hep söyler, bizim ailede kimse müzikal değil." Öğretmeni Sevgi Hanım tartışmıyor; onun yerine pasajı dört ölçülük parçalara bölüyor ve Melis'ten yalnızca ilk parçayı yavaşça çalmasını istiyor.

Bir hafta sonra Melis o dört ölçüyü sorunsuz çalabiliyor. İki hafta sonra bütün pasajı. Ders çıkışında annesine telefonda heyecanla anlatıyor: "Galiba ben de yapabiliyorum." Annesi gülüyor; Melis ise o akşam, aylardır ilk kez, öğretmeni istemeden piyanonun başına oturuyor.

Melis, Sevgi Hanım ve o müzik okulu bu sayfaya özel olarak yazıldı. Ama bu küçük değişimde, iki farklı kişilik geleneğinin iki temel kavramı birlikte görünüyor: kişinin kendine bakışı ve bir işi başarabileceğine dair inancı.

Bu derste ne olacak

Bu derste, kişiliği insanın kendi deneyimi, seçimleri ve kendine dair inançları üzerinden açıklayan iki geleneği, yani hümanistik ve sosyal bilişsel yaklaşımları, temel kavramları üzerinden karşılaştıracağız.

Hümanistik psikolojinin doğuşu, ihtiyaçlar hiyerarşisi ve kendini gerçekleştirme kavramları bu serinin ilk modülünde işlendi. Benlik kavramı, öz değer, koşulsuz kabul, model alma ve öz yeterlik ise Terapi Akademisi'nin çeşitli derslerinde tanımlandı. Burada bu kavramları yeniden açmayacak, onları bir kişilik kuramı olarak birbirleriyle karşılaştıracağız. Önce Carl Rogers'ın benliğin nasıl biçimlendiğine dair görüşünü göreceğiz. Sonra Albert Bandura'nın kişi ile çevre arasındaki etkileşime dair modeline ve öz yeterliğin nereden geldiğine bakacağız. Son bölümde, insanların dünyayı yorumlama biçimlerini kişiliğin merkezine koyan diğer sosyal bilişsel kavramlara ve bu yaklaşımların sınırlarına geçeceğiz.

Sıfır noktası

Psikodinamik kuramlar insanı geçmişinin ve bilinçdışı güçlerinin biçimlendirdiği bir varlık olarak gördü; davranışçılık ise kişiliği büyük ölçüde çevreden gelen pekiştirmelerin bir ürünü olarak açıkladı. Yirminci yüzyılın ortasında iki farklı yaklaşım, bu iki görüşün de bir şeyi gözden kaçırdığını savundu: insanın kendi deneyimini nasıl yorumladığını ve kendi davranışını nasıl yönlendirdiğini.

Hümanistik yaklaşım, kişinin öznel deneyimini, kendine bakışını ve büyüme kapasitesini merkeze aldı. Sosyal bilişsel yaklaşım ise insanların beklentilerinin, inançlarının ve hedeflerinin, çevreleriyle etkileşimlerini nasıl biçimlendirdiğini inceledi. İki yaklaşım farklı yöntemler kullandı; ama ikisi de kişiyi kendi hayatında etkin bir fail olarak gördü.

Yaygın yanlış"Hümanistik ve sosyal bilişsel yaklaşımlar, kişiliğin tamamen kişinin kendi seçimlerinden ibaret olduğunu söyler."
Doğrusu

Bu iki yaklaşım kişinin yorumlarını, inançlarını ve seçimlerini öne çıkarsa da, bunların çevreden bağımsız olduğunu savunmuyor. Rogers, çocuğun kendine bakışının çevresindeki kişilerin kabulüyle biçimlendiğini; Bandura ise kişi ile çevrenin birbirini karşılıklı olarak belirlediğini vurguladı. Seçim, koşulların içinde yapılıyor.

Mekanizma

Benliğin koşulları

Carl Rogers'a göre her insan, doğuştan büyüme ve kendi potansiyelini gerçekleştirme eğilimi taşıyordu. Ama bu eğilim, çocuğun çevresindeki önemli kişilerden aldığı sevgi ve kabulün niteliğine bağlı olarak desteklenebilir ya da engellenebilirdi.

Rogers'a göre bir çocuk ancak başarılı, uslu ya da belirli bir biçimde olduğunda sevildiğini hissederse, kendi deneyimlerinin bu koşullara uymayan kısımlarını yadsımaya ya da çarpıtmaya başlayabilirdi. Örneğin öfkesini hiç kabul görmeyen bir çocuk, yetişkinlikte öfkeli olduğunu fark etmekte bile zorlanabilirdi. Bu durumda kişinin kendine dair imgesi ile gerçek deneyimi arasında bir uçurum açılıyor ve bu uçurum kaygı ve uyumsuzluk yaratıyordu.

Bu görüş, açılıştaki Melis'in durumunu da kısmen açıklıyor: "Bizim ailede kimse müzikal değil" gibi bir inanç, onun piyanoda yaşadığı başarı deneyimlerini görmezden gelmesine yol açabilirdi.

Yaygın yanlış"Hümanistik yaklaşım, insanlara ne yaparlarsa yapsınlar onaylanmaları gerektiğini söyler."
Doğrusu

Rogers'ın koşulsuz kabul fikri, kişinin her davranışının onaylanması değil, kişinin bir insan olarak değerinin davranışlarına bağlı tutulmaması anlamına geliyordu. Bir ebeveyn çocuğunun bir davranışını onaylamayabilir; ama bu, çocuğun sevgiye layık olduğu duygusunu sarsacak biçimde yapılmamalı. Davranışa sınır koymak ile kişiyi değersizleştirmek farklı şeyler.

Kişi, davranış ve çevre

Albert Bandura, davranışçılığın kişiyi çevrenin pasif bir ürünü olarak görmesine karşı çıktı; ama hümanistik yaklaşımın kişinin öznel deneyimine verdiği ağırlığı da sınanabilir kavramlarla dengelemeye çalıştı. Ona göre kişilik, kişi, davranış ve çevre arasındaki sürekli bir etkileşimden doğuyordu.

Örneğin kendine güvenen bir öğrenci derste daha sık söz alıyor; bu davranışı öğretmeninin ona daha çok soru sormasına yol açıyor; öğretmeninin bu ilgisi de öğrencinin kendine güvenini daha da artırıyor. Kişi çevresini biçimlendirirken, çevre de kişiyi biçimlendiriyor.

Bandura'nın en etkili kavramı ise öz yeterlik oldu. Bu kavramın kendisi Terapi Akademisi'nin sosyal öğrenme dersinde tanıtıldı; burada Bandura'nın bu inancın nereden geldiğine dair önerisine bakacağız. Bandura'ya göre öz yeterlik dört kaynaktan besleniyordu: kişinin kendi başarı deneyimleri, başkalarının başarısını gözlemlemek, başkalarının sözlü cesaretlendirmesi ve kişinin bir görev sırasında hissettiği bedensel ve duygusal durumların nasıl yorumlandığı. Bunların arasında en güçlüsü, kişinin bir görevi kendisinin başardığı deneyimlerdi.

Açılıştaki Sevgi Hanım tam da bunu yapmıştı: Melis'e "Yapabilirsin" demek yerine, görevi Melis'in başarabileceği küçük parçalara bölmüş ve ona kendi başarısını yaşama fırsatı vermişti.

Yaygın yanlış"Kendine inanırsan her şeyi başarırsın."
Doğrusu

Öz yeterlik, insanların bir göreve ne kadar çaba göstereceğini ve zorluklar karşısında ne kadar dayanacağını etkiliyor; ama gerçek beceri ve koşulların yerini tutmuyor. Öz yeterliğin performansla ilişkisi büyük ölçüde geçmiş başarı deneyimlerinden geliyor ve bazı durumlarda, aşırı güven kişinin hazırlığını gevşetebiliyor. İnanç, beceri ve fırsatlarla birlikte işlediğinde anlam kazanıyor.

Usta katmanı

Fazla güven

Öz yeterliğin her zaman yararlı olduğu varsayımı, bazı araştırmacılar tarafından sorgulandı. Jeffrey Vancouver ve meslektaşları, insanları aynı görevde tekrar tekrar ölçerek, öz yeterliğin kişinin kendi içindeki dalgalanmalarına baktı.

Dünyayı yorumlamanın biçimleri

Sosyal bilişsel gelenek, insanların dünyayı yorumlama biçimlerini kişiliğin merkezine koyan başka kavramlar da geliştirdi. Julian Rotter, 1966'da insanların hayatlarındaki olayların kendi davranışlarına mı yoksa dış güçlere mi bağlı olduğuna dair genel beklentilerinin, davranışlarını biçimlendirdiğini öne sürdü.

Kendi denetim odağını iç olarak görenler, sonuçları kendi çabalarına bağlıyor ve bu yüzden daha çok çaba göstermeye yatkın olabiliyor. Ama denetim odağının çok iç olması da her zaman yararlı değil: kişinin gerçekten kontrol edemediği durumlarda kendini aşırı suçlamasına yol açabiliyor.

George Kelly ise 1955'te, insanları dünyayı anlamak için kendi kuramlarını kuran ve sınayan "sıradan bilim insanları" olarak gördüğü bir kuram geliştirdi.

Martin Seligman ve meslektaşları ise insanların olumsuz olayları açıklama biçimlerinin, yani bu olayları kalıcı mı geçici mi, her alana yayılan mı tek bir alana özgü mü, kendilerinden mi yoksa dış etkenlerden mi kaynaklanan olaylar olarak gördüklerinin, ruh hallerini ve sağlıklarını etkileyebileceğini öne sürdü.

Sınırlar

Hümanistik yaklaşımın en büyük gücü, kişinin öznel deneyimine ve büyüme kapasitesine verdiği önem oldu; en büyük zayıflığı ise kavramlarının, özellikle kendini gerçekleştirme gibi kavramların ölçülmesinin ve sınanmasının zorluğu. Sosyal bilişsel yaklaşım ise kavramlarını daha sınanabilir biçimde tanımladı ve deneysel araştırmaya daha uygun oldu; ama kişilik özelliklerinin kararlı yönlerini ve biyolojik temellerini görece az vurguladı.

Kanıtın sınırı

İnsanların bir işi başarabileceklerine dair inançlarının performanslarıyla ilişkili olduğu ve bu inançların özellikle başarı deneyimleriyle güçlendiği, pek çok çalışmayla destekleniyor. İnsanların olayları açıklama biçimlerinin ruh halleri ve davranışlarıyla ilişkili olduğu da tutarlı biçimde gösterildi.

Ama bu bulguların büyük kısmı korelasyona dayanıyor; inançlar ile sonuçlar arasındaki ilişkinin ne kadarının inançların bir nedeni, ne kadarının bir sonucu olduğunu ayırmak zor. Hümanistik yaklaşımın temel kavramlarının, örneğin kendini gerçekleştirmenin ve değer koşullarının, sistematik olarak ölçülmesi ve sınanması güç. Öz yeterliğin her durumda yararlı olduğu varsayımı da, kişi içi ilişkileri inceleyen çalışmalarla tartışmaya açıldı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Hümanistik ve sosyal bilişsel yaklaşımlar, kişiyi kendi deneyimini yorumlayan ve kendi davranışını yönlendiren etkin bir fail olarak gördü.

Rogers'a göre önemli kişilerden öğrenilen değer koşulları, kişinin kendine dair imgesi ile gerçek deneyimi arasında bir uçurum yaratabilir ve bu uçurum kaygıya yol açabilir.

Bandura'nın karşılıklı belirleyicilik modeline göre kişi, davranış ve çevre birbirini sürekli olarak etkiliyor; öz yeterlik ise en çok kişinin kendi başarı deneyimlerinden besleniyor.

Öz yeterlik performansla orta güçte bir ilişki gösteriyor; ama bu ilişki büyük ölçüde korelasyona dayanıyor ve aşırı güvenin bazı durumlarda çabayı azaltabileceği tartışılıyor.

Denetim odağı, kişisel yapılar ve açıklayıcı tarz gibi kavramlar, insanların dünyayı yorumlama biçimlerinin kişiliğin önemli bir parçası olduğunu vurguluyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste kişiliği insanların kendine bakışı, inançları ve dünyayı yorumlama biçimleri üzerinden açıklayan yaklaşımları gördük. Ama bu yaklaşımların her biri, kişiliğin farklı bir parçasını öne çıkarıyordu ve hangi özelliklerin gerçekten temel olduğu konusunda bir uzlaşı yoktu.

İnsanları birbirinden ayıran özellikler kaç tane? Gündelik dilde insanları anlatmak için kullandığımız binlerce sözcük, bize bu sorunun cevabı hakkında bir şey söyleyebilir mi? Psikologlar bu sözcüklerden yola çıkarak kişiliğin temel boyutlarını nasıl buldu? Kişilik psikolojisinin bu sorulara verdiği cevap, sıradaki konumuz: özellik yaklaşımının tarihi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.