İçeriğe geç

M12-D02

Psikodinamik kişilik kuramları

Psikodinamik kişilik kavramlarını ve bugünkü araştırmalarda karşılık bulan yanlarını değerlendirir.

Temel Psikoloji Akademisi — M12, Kişilik ve psikometri · 2.495 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 11 dk okuma · 17 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Freud kişiliği id, ego ve süperego arasındaki çatışmaların oluşturduğu dinamik bir sistem olarak gördü ve kişiliğin çocukluğun ilk yıllarında psikoseksüel evrelerde biçimlendiğini öne sürdü.

Psikoseksüel evreler ve belirli çocukluk çatışmalarının belirli yetişkin özelliklerine yol açtığı iddiası, sistematik araştırmalarla desteklenmedi.

Bazı savunma mekanizmaları, örneğin tepki oluşturma ve inkâr, deneysel sosyal psikolojide gözlemlenebildi; ama bu mekanizmalar dürtülerden çok kişinin kendini değerli görme duygusunu korumaya hizmet ediyor gibi görünüyor.

Jung, Adler, Horney ve Erikson gibi kuramcılar Freud'dan ayrılarak toplumsal ilişkilere ve hayatın tamamına odaklandı; nesne ilişkileri kuramı ise bağlanma kuramının gelişimine katkıda bulundu.

Psikodinamik geleneğin bilimsel mirası, belirli iddialarından çok, bilinçdışı süreçlere, çelişkili duygulara ve erken ilişkilere dair sorduğu sorularda yatıyor.

Açılış sahnesi

Diyarbakır'da bir lojistik şirketi. Muhasebe müdürü Ferit Bey, ekibindeki "tembel" ve "düzensiz" çalışanlardan yakınmadan bir gün bile geçirmiyor. Toplantılarda zamanında teslim edilmeyen raporları uzun uzun eleştiriyor, ofiste en sert ve en titiz yönetici olarak biliniyor. Ama aynı Ferit Bey, kendi yıllık bütçe raporunu üç haftadır erteliyor ve her akşam evde bu yüzden uykusuz kalıyor.

Bir öğle arası, yıllardır onunla çalışan bir meslektaşı gülümseyerek bir yorum yapıyor: "Ferit Bey, sen başkalarında en çok kendinde sevmediğin şeyi görüyorsun galiba." Ferit Bey önce sinirleniyor; akşam ise bu cümleyi aklından çıkaramıyor.

Bu sahneyi biz yazdık; Ferit Bey'in kendisi de kurmaca. Ama meslektaşının yorumu, yüz yılı aşkın süre önce Viyana'da doğan ve bugün hâlâ gündelik dilimizde yaşayan bir kişilik anlayışının en tanıdık fikirlerinden birine dayanıyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste, psikodinamik kişilik kuramlarının temel kavramlarını ve bu kavramlardan hangilerinin bugünkü araştırmalarda karşılık bulduğunu, hangilerinin bulmadığını değerlendireceğiz.

Psikanalizin doğuşu, serbest çağrışım ve bilinçdışı kavramının iki farklı anlamı bu serinin ilk modülünde ele alındı; psikodinamik terapinin klinik kavramları ise Terapi Akademisi'nin psikodinamik yaklaşımlar dersinde işlendi. Bu derste odak, bu geleneğin kişiliğin yapısına ve gelişimine dair iddiaları. Önce Freud'un kişilik modelini ve gelişim evrelerini göreceğiz. Sonra savunma mekanizmalarının bugünkü deneysel sosyal psikolojide nasıl sınandığına bakacağız. Son bölümde, Freud'dan ayrılan kuramcıların katkılarına ve bu geleneğin bilimsel mirasına geçeceğiz.

Sıfır noktası

Sigmund Freud, kişiliği birbiriyle çatışan güçlerin oluşturduğu dinamik bir sistem olarak gördü. 1923'te yayımladığı Ego ve İd adlı eserinde, zihni üç parçadan oluşan bir yapı olarak tanımladı.

Bu modele göre kişilik, bu üç güç arasındaki sürekli pazarlığın bir sonucuydu. Kişinin farkında olmadan yaşadığı çatışmalar, onun davranışlarını, duygularını ve hatta seçtiği mesleği ve ilişkilerini biçimlendirebiliyordu.

Yaygın yanlış"İd, ego ve süperego beyinde yerleri gösterilebilen gerçek yapılardır."
Doğrusu

Freud'un yapısal modeli, zihnin işleyişini anlamaya yönelik bir benzetme ve kuramsal bir çerçeveydi. Beyin görüntüleme ve nörobilim çalışmaları, dürtü, denetim ve ahlaki yargıyla ilişkili süreçlerin beynin farklı bölgelerinde dağınık olarak işlendiğini gösteriyor; ama bu süreçler Freud'un üç yapısıyla birebir örtüşmüyor.

Freud aynı zamanda, kişiliğin çocukluğun ilk yıllarında belirli bir sırayla geçilen evrelerde biçimlendiğini öne sürdü.

Yaygın yanlış"Freud'un psikoseksüel evreleri, kişiliğin nasıl geliştiğini bilimsel olarak açıklayan kanıtlanmış bir kuramdır."
Doğrusu

Psikoseksüel evreler, Freud'un kendi hastalarıyla yaptığı görüşmelerden ve yorumlarından türetildi; sistematik gözlem ve deneylerle desteklenmedi. Belirli evrelerdeki çatışmaların belirli yetişkin kişilik özelliklerine yol açtığı iddiası, sonraki araştırmalarda tutarlı biçimde gösterilemedi. Kuramın bu parçası, bugün psikodinamik gelenek içinde bile büyük ölçüde terk edilmiş durumda.

Mekanizma

Kendini korumanın yolları

Freud'a ve özellikle kızı Anna Freud'a göre ego, dürtüler ile süperegonun talepleri arasındaki çatışmanın yarattığı kaygıyla başa çıkmak için çeşitli savunmalar kullanıyordu. Bu savunmalar, kişinin farkında olmadan, kaygı verici düşünce ve duyguları bilinçten uzak tutuyor ya da çarpıtıyordu.

Bu savunmaların klinik anlamı Terapi Akademisi'nde ele alındı. Burada daha dar bir soru soracağız: bu savunmaların bazıları, psikanalizden bağımsız çalışan deneysel psikologlar tarafından gözlemlenebiliyor mu?

Roy Baumeister ve meslektaşları, 1998'de yedi klasik savunma mekanizmasının sosyal psikoloji araştırmalarında ne ölçüde karşılık bulduğunu inceleyen kapsamlı bir derleme yayımladı.

Bastırılan, başkasında görülür mü?

Savunmacı yansıtmanın nasıl işleyebileceğine dair ilginç bir açıklama, Leonard Newman, Kimberley Duff ve Baumeister'ın 1997'de yayımladığı deneylerden geldi.

Yaygın yanlış"Başkalarında en çok eleştirdiğin şey, her zaman senin kendinde bastırdığın şeydir."
Doğrusu

Savunmacı yansıtma bazı durumlarda gözlemlenebiliyor; ama bir kişinin başkalarındaki bir özelliği eleştirmesinin, her zaman o özelliği kendisinde bastırdığı anlamına geldiğine dair bir kanıt yok. İnsanlar başkalarında gerçekten var olan özellikleri de eleştirebiliyor. Bu yorumu her duruma uygulamak, onu yanlışlanamaz bir iddiaya dönüştürüyor.

Usta katmanı

Freud'dan ayrılanlar

Freud'un öğrencileri ve çağdaşları arasında, onun cinselliğe ve çocukluğun ilk yıllarına verdiği ağırlığa karşı çıkan pek çok kuramcı vardı.

Carl Jung, kişisel bilinçdışının yanında, insanlığın ortak deneyimlerinden kaynaklanan ve kültürler arasında tekrarlanan imgeler ve semboller içeren bir ortak bilinçdışı önerdi. Alfred Adler, insanların temel güdüsünün cinsellik değil, çocuklukta yaşanan yetersizlik duygusunu aşma ve üstünlük kurma çabası olduğunu savundu. Karen Horney, Freud'un kadın psikolojisine dair görüşlerini eleştirdi ve kişiliği biçimlendiren güçlerin biyolojik dürtülerden çok kültürel ve toplumsal ilişkiler olduğunu öne sürdü.

Erik Erikson ise Freud'un evrelerini, hayatın tamamına yayılan ve toplumsal ilişkilere odaklanan bir modele dönüştürdü.

Yirminci yüzyılın ortasından itibaren gelişen bir başka akım, dürtülerden çok ilişkilere odaklandı.

Melanie Klein ve Donald Winnicott gibi kuramcıların geliştirdiği bu yaklaşım, sonraki yıllarda bağlanma kuramının gelişimine de katkıda bulundu. Bağlanma kuramı, psikodinamik kökenlerinden gelip sistematik gözlem ve deneylerle sınanabilir hale gelen kavramların bir örneği olarak görülüyor.

Ne kaldı, ne gitti?

Psikodinamik kuramların bilimsel değerine dair tartışma, yüz yılı aşkın süredir sürüyor. Bir yanda, kuramın pek çok iddiasının yanlışlanamaz olduğu, yani hangi gözlemin onu çürüteceğinin belirsiz olduğu eleştirisi var. Öte yanda, bazı temel fikirlerinin farklı biçimlerde de olsa çağdaş araştırmalarda karşılık bulduğunu savunanlar var.

Kanıtın sınırı

İnsanların zihinsel süreçlerinin önemli bir kısmının bilinçdışı işlediği, insanların kendilerini değerli görme duygusunu korumak için çeşitli savunmacı süreçler kullanabildiği ve erken ilişkilerin sonraki ilişkileri etkileyebildiği, farklı adlar ve açıklamalarla da olsa çağdaş araştırmalarda destek buluyor.

Ama Freud'un kuramının pek çok özgün iddiası, örneğin psikoseksüel evreler ve belirli çocukluk çatışmalarının belirli yetişkin kişilik özelliklerine yol açtığı iddiası, sistematik araştırmalarla desteklenmedi. Kuramın bazı kavramları, hangi gözlemin onları çürüteceği belirsiz olduğu için bilimsel olarak sınanmaya elverişli değil. Savunma mekanizmalarına dair deneysel bulgular ise bu mekanizmaların varlığını kısmen desteklerken, onları Freud'dan farklı süreçlerle açıklıyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Freud kişiliği id, ego ve süperego arasındaki çatışmaların oluşturduğu dinamik bir sistem olarak gördü ve kişiliğin çocukluğun ilk yıllarında psikoseksüel evrelerde biçimlendiğini öne sürdü.

Psikoseksüel evreler ve belirli çocukluk çatışmalarının belirli yetişkin özelliklerine yol açtığı iddiası, sistematik araştırmalarla desteklenmedi.

Bazı savunma mekanizmaları, örneğin tepki oluşturma ve inkâr, deneysel sosyal psikolojide gözlemlenebildi; ama bu mekanizmalar dürtülerden çok kişinin kendini değerli görme duygusunu korumaya hizmet ediyor gibi görünüyor.

Jung, Adler, Horney ve Erikson gibi kuramcılar Freud'dan ayrılarak toplumsal ilişkilere ve hayatın tamamına odaklandı; nesne ilişkileri kuramı ise bağlanma kuramının gelişimine katkıda bulundu.

Psikodinamik geleneğin bilimsel mirası, belirli iddialarından çok, bilinçdışı süreçlere, çelişkili duygulara ve erken ilişkilere dair sorduğu sorularda yatıyor.

Sonraki derse köprü

Psikodinamik kuramlar, insanı büyük ölçüde farkında olmadığı güçlerin ve çocukluk deneyimlerinin biçimlendirdiği bir varlık olarak resmetti. Yirminci yüzyılın ortasında bazı psikologlar, bu resmin insanın seçme, büyüme ve kendi hayatını yönlendirme kapasitesini gözden kaçırdığını savundu.

İnsan, geçmişinin bir ürünü olduğu kadar, geleceğe dair hedeflerinin ve kendisi hakkındaki inançlarının da bir ürünü olabilir mi? Bir işi başarabileceğine inanmak, o işi gerçekten başarmayı nasıl etkiler? Kişi ile çevresi birbirini nasıl biçimlendirir? Bu soruları ele alan yaklaşımlar bir sonraki derste: hümanistik ve sosyal bilişsel kişilik kuramları.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.