M11-D12
Ölüm ve anlam
Ölüm farkındalığının davranış üzerindeki etkisine dair araştırmaları ve yas modellerinin kanıt durumunu değerlendirir.
Temel Psikoloji Akademisi — M11, Yaşam boyu gelişim · 2.791 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Dehşet yönetimi kuramı, ölüm bilincinin yarattığı kaygıyla insanların kültürel dünya görüşlerine bağlanarak başa çıktığını öne sürdü ve yüzlerce deneyle desteklendiği düşünüldü.
Kuramın en temel etkisi, yani ölümü hatırlatmanın dünya görüşü savunmasını artırdığı bulgusu, büyük ve önceden kayıtlı bir tekrarda doğrulanamadı.
Yasın beş evresi, aslında ölmek üzere olan hastalar için önerilmiş bir modeldi; yakınını kaybeden insanları izleyen çalışmalar, duyguların belirli bir sırayla değil, iç içe ve dalgalanarak yaşandığını gösteriyor.
İkili süreç modeline göre sağlıklı yas, kayba odaklanma ile yeni hayata yönelme arasında gidip gelmeyi içeriyor; bir kaybın ardından en sık görülen yol ise dayanıklılık.
Ölen kişiyle bağı sürdürmek her zaman sağlıksız değil; pek çok kültürde bu bağı sürdüren ritüeller yasın toplumsal bir parçası.
Açılış sahnesi
Sivas'ta bir ev, babanın vefatının ertesi günü. Otuz dört yaşındaki Zehra, taziyeye gelen komşulara çay dağıtıyor, helvanın kavrulmasına yardım ediyor, cenazenin işlemlerini kardeşleriyle birlikte yürütüyor. Komşulardan biri annesine fısıldıyor: "Kızın hiç ağlamadı, içine atıyor, sonra patlayacak."
Kırk gün boyunca Zehra'nın günleri inişli çıkışlı geçiyor. Bazı akşamlar babasının sesini özleyip saatlerce ağlıyor; bazı sabahlar ise işine gidip gün boyu neredeyse hiç düşünmeden çalışıyor ve bundan dolayı suçluluk duyuyor. Bir arkadaşının gönderdiği bir yazıda "yasın beş evresi" anlatılıyor: inkâr, öfke, pazarlık, depresyon, kabul. Zehra kendini bu sıralamanın hiçbir yerine yerleştiremiyor ve kendisinde bir sorun olup olmadığını merak ediyor.
Zehra'yı ve o kırk günü biz tasarladık. Ama onun yaşadığı tereddüt, yasla ilgili yaygın inançlar ile bu inançları sınayan araştırmaların bulguları arasındaki mesafeyi gösteriyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste, ölüm farkındalığının insanların davranışlarını nasıl etkilediğine dair araştırmaları ve yas sürecini açıklamaya çalışan modellerin kanıt durumunu değerlendireceğiz.
Uzamış yas, yani günlük hayatı uzun süre bozan yoğun yas ve ona yönelik tedaviler, Terapi Akademisi'nin yas ve travma dersinde ele alındı; burada odak, yasın olağan seyri ve ölüm düşüncesinin olağan davranışa etkisi. Önce ölüm bilincinin insan davranışını biçimlendirdiğini öne süren etkili bir kurama ve onun en ünlü deneylerine bakacağız. Sonra bu deneylerin büyük ölçekli tekrarlarda ne sonuç verdiğini göreceğiz. Son bölümde, yasın evreleri fikrini ve onun yerine önerilen modelleri kanıtlarla birlikte tartacağız.
Sıfır noktası
İnsan, öleceğini bilen bir canlı. Kültürel antropolog Ernest Becker, 1973'te yayımladığı Ölümün İnkârı adlı kitabında, insan kültürünün büyük bir kısmının bu bilginin yarattığı kaygıyla başa çıkma çabasından doğduğunu savundu. Dinler, ulusal kimlikler, sanat eserleri ve bir topluma değerli bir üye olma çabası, ona göre ölümün ötesine geçen bir anlam ve süreklilik duygusu sağlıyordu.
1980'lerde sosyal psikologlar Jeff Greenberg, Sheldon Solomon ve Tom Pyszczynski, Becker'in fikirlerini sınanabilir bir kurama dönüştürdü.
Kurama göre, ölüm hatırlatıldığında insanlar kendi dünya görüşlerine daha sıkı sarılmalı, bu dünya görüşünü paylaşanlara daha olumlu, ona karşı çıkanlara ise daha olumsuz davranmalıydı.
Mekanizma
Hâkimler ve kefalet
Dehşet yönetimi kuramının en çok anılan deneylerinden biri, 1989'da Abram Rosenblatt ve meslektaşları tarafından gerçek hâkimlerle yapıldı. Hâkimlere, fuhuşla suçlanan bir kadının dosyası verildi ve kefalet miktarını belirlemeleri istendi. Hâkimlerin bir kısmı, dosyayı okumadan önce kendi ölümleri hakkında düşündükleri kısa bir anket doldurdu.
Sonraki yirmi yılda, ölümlülük belirginliğinin etkisini inceleyen yüzlerce deney yapıldı. Ölümü hatırlatmanın milliyetçi tutumları, dini inançları, yabancılara karşı tutumları ve hatta tüketim kararlarını etkilediği bildirildi.
Tekrarlamanın sınavı
Tekrarlama krizinin ardından, dehşet yönetimi kuramının da en temel bulgusu büyük ölçekte yeniden sınandı. Many Labs dördüncü projesi, ölümlülük belirginliğinin dünya görüşü savunmasını artırdığı bulgusunu, bir kısmında kuramın kurucularının da danışmanlık yaptığı koşullarda yeniden test etti.
Yaygın yanlış"Ölümü hatırlamak insanları her zaman daha milliyetçi, daha dindar ya da daha önyargılı yapar."
Dehşet yönetimi kuramı bu tür etkiler öngördü ve yüzlerce deney bunları destekler gibi göründü. Ama büyük ve önceden kayıtlı bir tekrar, kuramın temel etkisini doğrulayamadı. Ölüm düşüncesinin insanların tutumlarını hangi koşullarda ve ne ölçüde değiştirdiği, bugün açık ve tartışmalı bir soru.
Usta katmanı
Beş evre efsanesi
1969'da İsviçre kökenli psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross, Ölüm ve Ölmek Üzerine adlı kitabında, ölmek üzere olan hastalarla yaptığı görüşmelere dayanarak beş aşamalı bir model önerdi: inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul. Kitap, ölmek üzere olan insanların duygusal ihtiyaçlarına dikkat çekmesi ve tıbbın onlara bakışını değiştirmesi bakımından çok etkili oldu.
Ama model zamanla, kendi önerildiği alanın çok dışına taşındı. Ölmek üzere olan hastaların deneyimini anlatmak için önerilen evreler, bir yakınını kaybeden herkesin geçmesi gereken bir yol haritası gibi anlatılmaya başlandı.
Yaygın yanlış"Yas, herkesin sırasıyla geçmesi gereken beş evreden oluşur."
Yas evreleri modeli, ölmek üzere olan hastalarla yapılan görüşmelerden doğdu ve sonradan yasa genelleştirildi. Yakınını kaybeden insanları izleyen çalışmalar, duyguların belirli bir sırayla değil, iç içe ve dalgalanarak yaşandığını, kabulün çoğu zaman en başından itibaren var olduğunu gösteriyor. Bir sıralamaya uymamak, yasın "yanlış" yaşandığı anlamına gelmiyor.
Dalgalanan yas
Yas evreleri modeline alternatif olarak önerilen modellerden biri, Margaret Stroebe ve Henk Schut'un 1999'da geliştirdiği bir model.
Bu model, açılıştaki Zehra'nın deneyimini daha iyi açıklıyor. Bazı akşamlar babasının yokluğuna yoğun biçimde odaklanması, bazı sabahlar ise işine dalıp kaybı neredeyse hiç düşünmemesi, ikili süreç modeline göre yasın olağan bir parçası. Modele göre sorunlu olan, bu iki yönelimden birinde sürekli takılı kalmak.
Çoğunluk dayanıklı
Yasın seyrine dair en çarpıcı bulgulardan bazıları, George Bonanno ve meslektaşlarının, insanları bir kayıptan önce ve sonra izleyen çalışmalarından geldi.
Yaygın yanlış"Yakınını kaybedip ağlamayan biri, yasını bastırıyordur ve ileride mutlaka zorlanacaktır."
İnsanların kayıplara tepkileri büyük farklılıklar gösteriyor ve pek çok kişi, yoğun ve uzun süreli bir sıkıntı yaşamadan işlevselliğini sürdürebiliyor. Gecikmiş yasın sanıldığından çok daha az görüldüğünü gösteren bulgular var. Az ağlamak ya da hızla günlük hayata dönmek, tek başına bir sorunun işareti değil.
Bağı sürdürmek
Yirminci yüzyılın büyük bölümünde Batı psikolojisinde, sağlıklı yasın ölen kişiyle olan bağı "koparmayı" gerektirdiği düşünülüyordu. 1990'larda Dennis Klass ve meslektaşları, bu görüşe karşı çıktı.
Pek çok kültürde ölülerle bağı sürdüren ritüeller zaten var. Türkiye'de kırk ve elli ikinci gün anmaları, mezar ziyaretleri ve ölen kişi için yapılan hayırlar, bu bağın toplumsal biçimleri olarak görülebilir.
Kanıtın sınırı
Yasın çoğu insan için belirli bir sırayla ilerleyen evrelerden oluşmadığı, duyguların iç içe ve dalgalanarak yaşandığı ve en sık görülen yolun dayanıklılık olduğu, izlem çalışmalarıyla görece güçlü biçimde destekleniyor. Ölen kişiyle bağı sürdürmenin her zaman sağlıksız olmadığı da artık geniş ölçüde kabul görüyor.
Ama yas araştırmalarının önemli bir kısmı Batılı, çoğunlukla yaşlı ve beklenen ölümler yaşayan örneklemlere dayanıyor; ani, şiddetli ya da çocuk kaybı gibi durumlarda tablo farklı olabiliyor. Dehşet yönetimi kuramı ise etkili ve düşündürücü bir çerçeve sunsa da, en temel deneysel etkisi büyük bir önceden kayıtlı tekrarda doğrulanamadı. Ölüm bilincinin insan davranışını ne ölçüde ve hangi yollarla biçimlendirdiği, açık bir soru olarak kalıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Dehşet yönetimi kuramı, ölüm bilincinin yarattığı kaygıyla insanların kültürel dünya görüşlerine bağlanarak başa çıktığını öne sürdü ve yüzlerce deneyle desteklendiği düşünüldü.
Kuramın en temel etkisi, yani ölümü hatırlatmanın dünya görüşü savunmasını artırdığı bulgusu, büyük ve önceden kayıtlı bir tekrarda doğrulanamadı.
Yasın beş evresi, aslında ölmek üzere olan hastalar için önerilmiş bir modeldi; yakınını kaybeden insanları izleyen çalışmalar, duyguların belirli bir sırayla değil, iç içe ve dalgalanarak yaşandığını gösteriyor.
İkili süreç modeline göre sağlıklı yas, kayba odaklanma ile yeni hayata yönelme arasında gidip gelmeyi içeriyor; bir kaybın ardından en sık görülen yol ise dayanıklılık.
Ölen kişiyle bağı sürdürmek her zaman sağlıksız değil; pek çok kültürde bu bağı sürdüren ritüeller yasın toplumsal bir parçası.
Sonraki derse köprü
Bu modülde insanın doğumdan ölüme uzanan yolunu izledik ve aynı olaylara insanların ne kadar farklı tepkiler verebildiğini gördük. Aynı kaybı yaşayan iki insandan biri dayanıklılık yolunu izlerken, öteki uzun süre zorlanabiliyor.
Bu farklar kişinin kendisinden mi, yani kişiliğinden mi, yoksa içinde bulunduğu durumdan mı kaynaklanıyor? Bir insanın farklı durumlarda ne kadar tutarlı davrandığı, kişiliği ölçmenin anlamı hakkında ne söylüyor? Yeni modülümüz kişiliği ve onu ölçmeyi ele alıyor ve bu soruyla başlıyor: kişi-durum tartışması.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.