M11-D10
Beliren yetişkinlik
Ergenlik ile yetişkinlik arasında uzayan dönemin özelliklerini ve kültürel değişkenliğini tartışır.
Temel Psikoloji Akademisi — M11, Yaşam boyu gelişim · 2.457 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren pek çok ülkede eğitimin uzaması, evlilik ve çocuk sahibi olma yaşının yükselmesiyle, yetişkinliğe geçiş daha uzun ve daha dağınık bir süreç haline geldi.
Arnett, bu dönemi kimlik keşfi, istikrarsızlık, kendine odaklanma, arada kalmışlık duygusu ve olasılıklar duygusuyla tanımlanan ayrı bir yaşam evresi olarak önerdi.
Pek çok genç, yetişkinliği evlilik ya da iş gibi olaylardan çok, kendi sorumluluğunu almak, bağımsız kararlar vermek ve mali bağımsızlık üzerinden tanımlıyor.
Aile evinden ayrılma yaşı gibi göstergeler ülkeler arasında büyük farklar gösteriyor; bu farklar ekonomiyi, devlet desteklerini ve kültürel beklentileri birlikte yansıtıyor.
Eleştirmenler, kavramın evrensel olmadığını, sınıf ve kültür farklarını gizleyebileceğini ve ekonomik güvencesizliği bireysel bir keşif dönemi olarak romantikleştirebileceğini öne sürüyor.
Açılış sahnesi
Malatya'da bir pazar sabahı. Yirmi yedi yaşındaki Nazlı, iki yıl çalıştığı İstanbul'daki bir ajanstan ayrıldıktan sonra annesiyle babasının evindeki eski odasına geri dönmüş. Kahvaltıda annesi çayını koyarken söze giriyor: "Ben senin yaşındayken iki çocuğum vardı, evimiz vardı." Nazlı cevap vermiyor; ama içinden aynı soruyu kendine soruyor. Yüksek lisansını bitirmiş, iki farklı işte çalışmış, iki şehir değiştirmiş, bir ilişkisi bitmiş. Kendini hâlâ tam olarak "yetişkin" hissetmiyor.
Akşam bir arkadaşıyla görüntülü konuşurken arkadaşı, Berlin'de yaşayan ve aynı yaştaki bir başka arkadaşlarının da üçüncü kez meslek değiştirdiğini anlatıyor. "Hepimiz bir aradayız sanki," diyor arkadaşı. "Ne öğrenciyiz, ne tam yetişkin."
Nazlı'nın hikâyesi, pek çok gerçek hikâyeden derlenmiş hayali bir hikâye. Ama arkadaşının "bir aradayız" sözü, yirmi beş yıl önce bir Amerikalı psikoloğun yeni bir yaşam evresi olarak tanımladığı dönemin en belirgin özelliklerinden birini dile getiriyor.
Bu derste ne olacak
Bu derste, ergenlik ile yetişkinlik arasında giderek uzayan dönemi, bu dönemin özelliklerini ve bu özelliklerin kültürden kültüre, sınıftan sınıfa nasıl değiştiğini tartışacağız.
Kimliğin nasıl kurulduğu, kimlik statüleri ve yaşam öyküsü anlatıları Terapi Akademisi'nin benlik ve kimlik dersinde işlendi; o derste tanımlanan terimleri burada yeniden açmıyoruz. Önce yirminci yüzyılın sonunda bu döneme yeni bir ad verilmesinin nedenlerini göreceğiz. Sonra bu yeni evrenin önerilen özelliklerine ve gençlerin yetişkinliği nasıl tanımladığına bakacağız. Son bölümde, bu kavramın evrensel bir yaşam evresi mi, yoksa belirli ekonomik ve kültürel koşulların ürünü mü olduğu tartışmasına geçeceğiz.
Sıfır noktası
Yirminci yüzyılın ortasında pek çok toplumda yetişkinliğe geçiş, birbirine yakın zamanlarda gerçekleşen birkaç olayla belirleniyordu: okulu bitirmek, düzenli bir işe girmek, evlenmek, aileden ayrı bir eve taşınmak ve çocuk sahibi olmak. Bu olayların çoğu, insanların yirmili yaşlarının başında, birbirini izleyen birkaç yıl içinde yaşanıyordu.
Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren pek çok ülkede bu olaylar giderek daha geç yaşlara kaydı ve birbirinden ayrıldı. Eğitim uzadı, iş piyasasına giriş daha belirsiz hale geldi, evlilik ve çocuk sahibi olma yaşı yükseldi.
Yaygın yanlış"Yetişkinliğe geçişin uzaması yalnızca zengin Batı ülkelerine özgüdür."
Evlilik ve çocuk sahibi olma yaşının yükselmesi, Türkiye dahil pek çok ülkede görülüyor. Ama bu değişimin hızı ve biçimi, ülkenin içinde bile bölgeye, eğitime ve gelir düzeyine göre çok farklı. Uzayan geçiş, belirli bir coğrafyaya değil, eğitimin yaygınlaşması ve ekonomik yapının değişmesi gibi koşullara bağlı görünüyor.
Mekanizma
Yeni bir adın önerilmesi
Amerikalı psikolog Jeffrey Jensen Arnett, 2000'de yayımladığı bir makalede, bu değişimin yeni bir yaşam evresi doğurduğunu öne sürdü ve bu evreye bir ad verdi.
Arnett'e göre bu dönem yalnızca ergenliğin uzaması ya da yetişkinliğin gecikmesi değildi; kendine özgü özellikleri olan ayrı bir evreydi. Bu özelliklerden ilki, gençlerin aşk, iş ve dünya görüşü konusunda farklı olasılıkları denemesiydi.
Arnett, bu keşfe dört özellik daha ekledi: sık iş, ilişki ve konut değişikliklerinin getirdiği istikrarsızlık; aileye ve başkalarına karşı yükümlülüklerin en az olduğu, bu yüzden kişinin kendi hayatına odaklanabildiği bir dönem; kendini ne tam ergen ne tam yetişkin hissetmek; ve geleceğe dair geniş bir olasılıklar ve iyimserlik duygusu.
Kendini nasıl tanımlıyorlar?
Arnett'in yaklaşımının önemli bir dayanağı, gençlere kendilerini yetişkin olarak görüp görmedikleri ve yetişkin olmanın ne anlama geldiğine dair sorduğu sorulardı.
Yaygın yanlış"Bugünün gençleri sorumluluktan kaçtıkları için yetişkin olamıyor."
Evlilik, çocuk sahibi olma ve aileden ayrılma yaşının yükselmesi, büyük ölçüde eğitimin uzaması, iş piyasasının belirsizleşmesi, konut maliyetleri ve toplumsal normların değişmesi gibi yapısal nedenlerle ilişkili. Pek çok genç, yetişkinliği tam da kendi sorumluluğunu almak ve bağımsız kararlar vermek olarak tanımlıyor; geçişin uzaması, bu ölçütlere ulaşmanın koşullarının değişmesinden kaynaklanıyor olabilir.
Usta katmanı
Her yerde aynı mı?
Beliren yetişkinlik kavramının en önemli sınırlarından biri, kendi önerdiği koşullar. Arnett de bu evrenin daha çok eğitimin uzadığı, evlilik ve çocuk sahibi olmanın ertelendiği sanayileşmiş toplumlarda görüldüğünü kabul ediyordu. Ama bu toplumların içinde bile, gençlerin yaşadığı koşullar büyük farklılıklar gösteriyor.
Bazı eleştirmenler, kavramın daha derin bir sorunu olduğunu öne sürdü. Kanadalı sosyolog James Côté, beliren yetişkinliğin bir yaşam evresi gibi sunulmasının, aslında ekonomik koşulların, işsizliğin ve güvencesizliğin bir sonucu olan bir durumu bireysel bir keşif ve özgürlük dönemi olarak romantikleştirdiğini savundu. Ona göre, ailesinin desteğiyle farklı seçenekleri deneyebilen bir üniversite mezunu ile on sekiz yaşında çalışmak zorunda kalan bir genç, aynı "evrenin" içinde değildi.
Yaygın yanlış"Beliren yetişkinlik, bütün insanların yirmili yaşlarında geçtiği evrensel bir yaşam evresidir."
Kavram, eğitimin uzadığı ve evlilik ile çocuk sahibi olmanın ertelendiği toplumlarda gözlenen bir örüntüyü tanımlıyor. Bu toplumların içinde bile gençlerin yaşadığı koşullar eğitime, sınıfa, cinsiyete ve bölgeye göre büyük ölçüde değişiyor. Pek çok genç için yirmili yaşlar, keşiften çok erken sorumluluklarla geçiyor.
Kültürün rengi
Arnett'in özellikleri, bireyselliğin vurgulandığı kültürlerden çok, aileyle ve toplulukla bağların daha güçlü olduğu kültürlerde farklı biçimler alabiliyor. Örneğin bazı Asya ülkelerinde yapılan çalışmalarda gençler, yetişkinliğin ölçütleri olarak bireysel bağımsızlığın yanında, aileye bakabilmeyi ve ailenin beklentilerini karşılayabilmeyi de önemli buldu. Bu durumda "kendine odaklanma" özelliği, aileye karşı sorumluluklarla iç içe geçiyor.
Psikolojik yanı
Bu dönemin psikolojik deneyimi de tek tip değil. Bir yandan pek çok genç bu yılları özgürlük ve olasılıklarla dolu olarak hatırlıyor; öte yandan bazı ruhsal bozuklukların ilk ortaya çıkışının bu yaşlarda yoğunlaştığı ve belirsizliğin bazı gençler için ciddi bir kaygı kaynağı olabildiği biliniyor. "Çeyrek yaş bunalımı" gibi popüler ifadeler bu deneyimin bir kısmını yakalıyor; ama bilimsel bir kavram olarak sınırları belirsiz.
Kanıtın sınırı
Yetişkinliğe geçişi belirleyen olayların, örneğin evlilik, çocuk sahibi olma ve aileden ayrılmanın, pek çok ülkede giderek daha geç yaşlara kaydığı, nüfus istatistikleriyle güçlü biçimde belgelenmiş. Pek çok gencin kendini bir süre "arada" hissettiği ve yetişkinliği kişisel sorumluluk ve bağımsızlık ölçütleriyle tanımladığı da çeşitli çalışmalarla gösterildi.
Ama bu değişimin ayrı ve evrensel bir yaşam evresi olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı tartışmalı. Arnett'in bulguları ağırlıklı olarak eğitimli ve sanayileşmiş toplumlardaki örneklemlere dayanıyor; sınıfa, kültüre ve ekonomik koşullara göre gençlerin yirmili yaşları çok farklı biçimlerde yaşanıyor. Eleştirmenler, kavramın yapısal sorunları bireysel bir keşif dönemi olarak romantikleştirme tehlikesine dikkat çekiyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren pek çok ülkede eğitimin uzaması, evlilik ve çocuk sahibi olma yaşının yükselmesiyle, yetişkinliğe geçiş daha uzun ve daha dağınık bir süreç haline geldi.
Arnett, bu dönemi kimlik keşfi, istikrarsızlık, kendine odaklanma, arada kalmışlık duygusu ve olasılıklar duygusuyla tanımlanan ayrı bir yaşam evresi olarak önerdi.
Pek çok genç, yetişkinliği evlilik ya da iş gibi olaylardan çok, kendi sorumluluğunu almak, bağımsız kararlar vermek ve mali bağımsızlık üzerinden tanımlıyor.
Aile evinden ayrılma yaşı gibi göstergeler ülkeler arasında büyük farklar gösteriyor; bu farklar ekonomiyi, devlet desteklerini ve kültürel beklentileri birlikte yansıtıyor.
Eleştirmenler, kavramın evrensel olmadığını, sınıf ve kültür farklarını gizleyebileceğini ve ekonomik güvencesizliği bireysel bir keşif dönemi olarak romantikleştirebileceğini öne sürüyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste, insan hayatının bir döneminin, ekonomik ve kültürel değişimlerle nasıl uzayıp yeniden şekillenebildiğini gördük. Aynı şey hayatın öteki ucu için de geçerli: insanlar artık eskisinden çok daha uzun yaşıyor ve ileri yaşlar, hayatın giderek daha uzun bir bölümünü oluşturuyor.
Yaş ilerledikçe zihnimizde neler değişiyor? Hangi beceriler yavaş yavaş zayıflarken hangileri korunuyor, hatta güçleniyor? Ve yaşlılar, hayatlarının sınırlı olduğunu fark ettikçe neden duygusal olarak daha iyi hissedebiliyor? Bu soruların cevaplarını, yaşamın ikinci yarısına geçerek arayacağız: yaşlanma ve biliş.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.