İçeriğe geç

M11-D03

Bebeğin algısı

Konuşamayan bebeklerin ne algıladığının bakma süresi ve alışma yöntemleriyle nasıl ölçüldüğünü açıklar.

Temel Psikoloji Akademisi — M11, Yaşam boyu gelişim · 2.857 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme

Klinik tarafı Terapi Akademisi’nde: S01-P03-D02

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bebekler konuşamadığı için araştırmacılar, onların neyi algıladığını bakma süresinden çıkarıyor; bir uyarana tutarlı biçimde daha uzun bakmak, iki uyaranın ayırt edildiğinin göstergesi.

Yeni doğanların görmesi bulanık, ama desenleri ayırt edebiliyor ve yüz benzeri düzenlere yönelebiliyorlar; görme keskinliği ilk aylarda hızla gelişiyor.

İlk yıl içinde bebekler, en sık gördükleri yüzleri ayırt etmede uzmanlaşırken, daha az gördükleri yüzleri ayırt etme becerileri azalıyor.

Bakma süresi bir farkın algılandığını gösteriyor; ama bebeğin bu farkı nasıl yorumladığına dair zengin sonuçlar, daha basit açıklamalarla dikkatle sınanmalı.

Bebek araştırmaları küçük örneklemlere dayandığı için, çok laboratuvarlı ortak projeler bulguların ne kadar sağlam olduğunu sınamanın önemli bir yolu haline geldi.

Açılış sahnesi

Gaziantep'te bir apartman dairesi. Ozan, üç aylık kızı Defne'yi kucağına almış, yüzünü ona yaklaştırıp kaşlarını kaldırıyor, dilini çıkarıyor. Defne bir süre gözlerini babasının yüzüne dikiyor, sonra başını yavaşça pencereden giren ışığa çeviriyor. Mutfaktan gelen babaanne gülümsüyor: "Boşuna uğraşma oğlum. Bebekler kırk gün bir şey görmez, üç ayda da daha seni tanımaz. Şimdilik sadece ışığı görür."

Ozan emin değil. Kızı onun yüzüne bakarken bir şey görüyor gibi; ama gördüğünün ne olduğunu, babasını tanıyıp tanımadığını ya da sadece hareketli bir lekeye mi baktığını ona sormanın bir yolu yok. Defne konuşamıyor, işaret edemiyor, bir düğmeye basamıyor. Bir bebeğin dünyası, ona bakan yetişkin için uzun süre kapalı bir kutu olarak kaldı.

Ozan, Defne ve babaanne bu sayfada doğdu. Ama babaannenin sözü, yüzyıllar boyunca pek çok yerde benzer biçimlerde dile getirilen bir inanca karşılık geliyor; bu inancı sınamak için psikologların geliştirdiği yöntemler ise yirminci yüzyılın ikinci yarısında bebek araştırmalarını kökten değiştirdi.

Bu derste ne olacak

Bu derste, konuşamayan bebeklerin neyi algıladığını ve neyi neyden ayırt ettiğini ölçmek için kullanılan bakma süresi yöntemlerini ve onlardan elde edilen başlıca bulguları, yöntemlerin sınırlarıyla birlikte inceleyeceğiz.

Alışma kavramı ve bebeklerin aynı uyarana giderek daha az bakmasının mantığı, bu serinin öğrenme modülündeki alışma dersinde anlatıldı; bebeklerin dildeki ses ayrımlarını ilk yıl içinde nasıl daralttığı ise dil edinimi dersinde ele alındı. Burada odak, görsel algı ve bu algıyı ölçen yöntemlerin kendisi. Önce bebeğin tercihine bakmanın ne söyleyebildiğini göreceğiz. Sonra yeni doğanın yüzlere ve nesnelere dair neleri algıladığını gösteren çalışmalara geçeceğiz. Son bölümde, bu yöntemlerden ne kadar zengin sonuçlar çıkarılabileceği tartışmasına ve büyük çok laboratuvarlı projelere bakacağız.

Sıfır noktası

Yirminci yüzyılın ortasına kadar pek çok psikolog, yeni doğan bebeğin dünyasını biçimsiz bir duyumlar karmaşası olarak düşünüyordu. William James'in bebeğin dünyasını "çiçek açmış, vızıldayan bir karmaşa" olarak tanımlaması, bu görüşün en çok alıntılanan ifadesi oldu. Bu görüşün sınanmasının önündeki engel basitti: bebeğe ne gördüğü sorulamıyordu.

Psikolog Robert Fantz 1950'lerin sonu ve 1960'ların başında, bu engeli aşmanın sade bir yolunu buldu. Bebeğin sırt üstü yattığı bir bölmenin tavanına iki farklı görüntü yerleştirdi ve bir gözlemci, bebeğin gözbebeğinde yansıyan görüntüye bakarak bebeğin hangisine ne kadar süre baktığını kaydetti.

Mantık şuydu: bebek iki görüntüyü ayırt edemiyorsa, ikisine de aşağı yukarı eşit süre bakmalıydı. Birine tutarlı biçimde daha uzun bakıyorsa, bir farkı algılıyordu. Fantz, birkaç günlük bebeklerin bile düz renkli yüzeyler yerine desenli görüntülere, özellikle yüze benzeyen desenlere daha uzun baktığını buldu.

Bu yöntemin önemli bir sınırı da var: bebek iki görüntüye eşit süre bakıyorsa, bu onları ayırt edemediğini göstermiyor; ayırt edip ikisine de aynı ölçüde ilgi duyuyor olabilir. Tercih, ayırt etmenin kanıtı; tercihin yokluğu ise ayırt etmemenin kanıtı değil.

Yaygın yanlış"Yeni doğan bebekler ilk kırk gün hiçbir şey görmez."
Doğrusu

Yeni doğan bebeklerin görmesi yetişkinlere göre çok bulanık ve renkleri ayırt etme becerileri sınırlı; ama hiçbir şey görmedikleri doğru değil. Birkaç günlük bebekler bile desenli görüntülere düz yüzeylerden daha uzun bakıyor, yakındaki bir yüzü izleyebiliyor ve ışıkla karanlığı ayırt ediyor. Görme becerileri ilk aylarda hızla gelişiyor.

Mekanizma

Bulanık bir başlangıç

Yeni doğanın görme keskinliği, yani ince ayrıntıları seçebilme becerisi, yetişkinlere göre çok düşük.

Görme keskinliğini ölçmek için araştırmacılar tercihli bakma mantığını kullanıyor. Bebeğe bir yanda düz gri, öbür yanda çizgili bir kart gösteriliyor. Bebek çizgilere daha uzun bakıyorsa, çizgileri griden ayırt edebiliyor demektir. Çizgiler giderek inceltildiğinde, bebeğin artık iki kartı ayırt edemediği nokta onun görme keskinliğini gösteriyor. Bu tür ölçümler, görme keskinliğinin ilk aylarda hızla arttığını gösterdi.

Yüzlere yönelim

Bebeklerin yüzlere özel bir ilgisi olup olmadığı, bu alandaki en çok araştırılan sorulardan biri oldu. Bu soru, yüz tanıma becerisinin doğuştan bir hazırlığa mı, yoksa tamamen deneyime mi dayandığı tartışmasıyla doğrudan ilişkiliydi.

Bir yüzü öbüründen ayırmak

Bebekler yalnızca yüzlere yönelmekle kalmıyor; ilk aylarda yüzleri birbirinden ayırt etmeyi de öğreniyor. Bu becerinin gelişimi, dil edinimi dersinde gördüğümüz ses ayrımlarının daralmasına benzer bir yol izliyor.

Benzer bir örüntü, bebeklerin farklı etnik gruplardan yüzleri ayırt etmesinde de görüldü.

Yaygın yanlış"Bebekler zamanla her şeyi daha iyi algılar; gelişim yalnızca yeni beceriler kazanmaktır."
Doğrusu

İlk yıl içinde bebekler en sık karşılaştıkları yüzleri ve sesleri ayırt etmekte uzmanlaşırken, daha az karşılaştıkları yüzleri ve kendi dillerinde karşılığı olmayan ses farklarını ayırt etme becerilerini kısmen yitiriyor. Gelişim, bazı alanlarda bir kazanç olduğu kadar, deneyime göre bir seçilme ve daralma süreci.

Örtülen nesneler

Bebeklerin nesneleri nasıl algıladığına dair en zarif deneylerden biri, bir nesnenin bir kısmı örtüldüğünde bebeklerin onu tek bir bütün olarak görüp görmediğini sordu.

Philip Kellman ve Elizabeth Spelke, 1983'te dört aylık bebeklere, ortası bir kutuyla örtülen bir çubuk gösterdi. Bebekler bu görüntüye alıştıktan sonra kutu kaldırıldı ve iki görüntü gösterildi: bütün bir çubuk ya da ortası boş iki çubuk parçası. Bebekler kırık çubuğa daha uzun baktı; araştırmacılar bunu, bebeklerin örtülen çubuğu tek bir bütün olarak algıladığı ve kırık çubuğu yeni bulduğu biçiminde yorumladı. Bu etki, çubuğun kutunun arkasında iki parçasıyla birlikte hareket ettiği koşulda görüldü; çubuk hareketsizken görülmedi.

Usta katmanı

Bakma süresi ne söyler?

Bakma süresi yöntemleri, bebek araştırmasını kökten değiştirdi; ama bu yöntemlerden ne kadar zengin sonuçlar çıkarılabileceği, alanın en canlı tartışmalarından biri oldu. Bazı araştırmacılar, bebeklerin "imkânsız" görünen olaylara daha uzun bakmasından, bebeklerin fiziksel dünyaya dair beklentileri, hatta sayı ve nedensellik kavramları olduğu sonucunu çıkardı.

Marshall Haith, 1998'de yayımladığı eleştiride, bu tür yorumların çoğu zaman bakma süresinin daha basit açıklamalarını yeterince dışlamadığını öne sürdü. Bir bebek bir olaya daha uzun bakıyorsa, bunun nedeni olayın "imkânsız" olması değil, daha karmaşık, daha parlak ya da daha çok hareket içermesi olabilirdi. Richard Aslin da 2007'de, bakma süresinin tek başına çok farklı zihinsel süreçlerin ortak bir sonucu olabileceğini, bu yüzden tek bir ölçüye fazla yük bindirilmemesi gerektiğini yazdı.

Yaygın yanlış"Bebek bir şeye daha uzun bakıyorsa, onu anlıyor ya da ona şaşırıyor demektir."
Doğrusu

Bakma süresi, bebeğin iki uyaranı birbirinden ayırt edebildiğinin güçlü bir göstergesi. Ama bebeğin neden daha uzun baktığını, yani bir şeyi anlayıp anlamadığını ya da şaşırıp şaşırmadığını tek başına söylemiyor. Daha uzun bakışın arkasında yenilik, karmaşıklık, parlaklık ya da hareket gibi basit nedenler de olabiliyor.

Bebeklerin kendi tekrarlama krizi

Bebek araştırmaları, tekrarlama sorunlarına özellikle açık bir alan. Bebekleri laboratuvara getirmek zor; deneyler çoğu zaman birkaç düzine bebekle yapılıyor ve bebeklerin önemli bir kısmı ağladığı ya da uyuduğu için deneyi tamamlayamıyor. Bu koşullar, küçük örneklemlerden çarpıcı ama kırılgan bulgular çıkmasını kolaylaştırıyor.

Bu sorunu aşmak için 2010'ların sonunda dünyanın farklı yerlerindeki bebek laboratuvarları ManyBabies adını verdikleri bir iş birliği kurdu. İlk projeleri, bebeklerin kendilerine yönelik, yüksek perdeli ve abartılı vurgulu konuşmayı, yetişkinlere yönelik konuşmaya tercih edip etmediğini sınadı.

Kanıtın sınırı

Bakma süresi yöntemleri, bebeklerin doğumdan itibaren desenli görüntüleri ayırt edebildiğini, yüz benzeri düzenlere yöneldiğini ve ilk yıl içinde yüzleri ve sesleri giderek daha uzmanlaşmış biçimde ayırt ettiğini tutarlı biçimde gösterdi. Bebeklerin kendilerine yönelik konuşmayı tercih ettiği de çok laboratuvarlı bir çalışmayla güçlü biçimde desteklendi.

Ama bu yöntemler bebeğin bir farkı ayırt edip edemediğini gösterse de, bebeğin bu farkı nasıl yorumladığını tek başına göstermiyor. Bakma süresinden kavramsal bilgi çıkaran zengin yorumlar, daha basit algısal açıklamalarla sürekli sınanmak zorunda. Bebek çalışmalarının çoğu küçük örneklemlerle yapıldığı ve deneyi tamamlayamayan bebekler rastgele olmayabildiği için, bulguların tekrarlanabilirliği önemli bir sorun olmaya devam ediyor; çok laboratuvarlı projeler bu sorunu azaltmanın bir yolu.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bebekler konuşamadığı için araştırmacılar, onların neyi algıladığını bakma süresinden çıkarıyor; bir uyarana tutarlı biçimde daha uzun bakmak, iki uyaranın ayırt edildiğinin göstergesi.

Yeni doğanların görmesi bulanık, ama desenleri ayırt edebiliyor ve yüz benzeri düzenlere yönelebiliyorlar; görme keskinliği ilk aylarda hızla gelişiyor.

İlk yıl içinde bebekler, en sık gördükleri yüzleri ayırt etmede uzmanlaşırken, daha az gördükleri yüzleri ayırt etme becerileri azalıyor.

Bakma süresi bir farkın algılandığını gösteriyor; ama bebeğin bu farkı nasıl yorumladığına dair zengin sonuçlar, daha basit açıklamalarla dikkatle sınanmalı.

Bebek araştırmaları küçük örneklemlere dayandığı için, çok laboratuvarlı ortak projeler bulguların ne kadar sağlam olduğunu sınamanın önemli bir yolu haline geldi.

Sonraki derse köprü

Bu derste, araştırmacıların bebeklerin algısını bakışlarından okumaya çalıştığını gördük. Bu yöntemler gelişmeden çok önce, İsviçreli bir psikolog kendi üç çocuğunu yıllarca evde gözlemleyerek, çocukların dünyayı nasıl anladığına dair çok etkili bir kuram kurmuştu.

Bir bebek, gözünün önünden kaybolan bir oyuncağın hâlâ var olduğunu ne zaman anlıyor? Çocukların düşünmesi yetişkinlerinkinden yalnızca daha az bilgili mi, yoksa niteliksel olarak farklı mı? Bu sorulara verilen ve çocuk gelişimine bakışı kökten değiştiren cevapları sonraki derste ele alıyoruz: Piaget’nin bilişsel gelişim kuramı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.