M10-D06
Evrensel yüz ifadeleri tartışması
Temel duyguların evrenselliği iddiasını ve kültürel inşa eleştirisini kanıtla tartar.
Temel Psikoloji Akademisi — M10, Motivasyon ve duygu · 2.920 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Evrensellik tezinin iki parçası var: aynı duyguda yüzün aynı biçimde hareket etmesi ve aynı yüzün her yerde aynı duygu olarak okunması. Biri desteklenirken öteki zayıf kalabiliyor.
Ekman ile Friesen'in Yeni Gine'deki çalışması tezin en güçlü dayanağı oldu; ama zorunlu seçim yöntemi ve poz verilmiş yüzler, bulunan uyumu olduğundan yüksek göstermiş olabilir.
Doğuştan görme engelli sporcularla yapılan çalışma, bazı ifadelerin üretiminin büyük ölçüde öğrenmeye bağlı olmadığını düşündürüyor.
Serbest sıralama ve uzak topluluklarla yapılan çalışmalar, tanımanın kültürden etkilendiğini, bazı yüzlerin bambaşka anlamlarla okunabildiğini gösteriyor.
Yüz ifadeleri hem duyguyla hem de sosyal iletişimle ilişkili; bu yüzden yüzden duyguya yapılan her çıkarım, özellikle bağlam bilinmiyorsa, bir tahmin olarak kalıyor.
Açılış sahnesi
İstanbul'da bir otelin toplantı salonu. Bir tekstil firmasının yöneticileri, Japonya'dan gelen alıcı heyetine yeni kumaş koleksiyonunu sunuyor. Sunum boyunca konuklar başlarını sallıyor, gülümsüyor, arada bir kısa notlar alıyor. Toplantı bittiğinde firmanın satış müdürü sevinçli: "Gördünüz mü, her şeyi beğendiler. Anlaşma cepte."
Heyetin tercümanı Cemile, kahve molasında bir şey söyleyip söylememek arasında kalıyor. Yıllardır Japonca çeviri yapıyor ve o baş sallamaların çoğunun "katılıyorum" değil "sizi dinliyorum" anlamına geldiğini, o gülümsemelerin de konuk olmanın nezaketinden geldiğini biliyor. Bir hafta sonra firmaya kibar bir ret mektubu ulaşıyor.
Bu toplantı ve içindekiler uydurma. Ama satış müdürünün yanılgısı, psikolojinin yarım yüzyıldır çözemediği bir soruya dayanıyor: yüzdeki bir hareket, onu gören herkese aynı şeyi mi söylüyor?
Bu derste ne olacak
Bu derste, yüz ifadelerinin bütün insanlarda aynı duyguları gösterdiği ve aynı biçimde okunduğu iddiasını, onu destekleyen ve sorgulayan araştırmalarla birlikte tartacağız.
Temel duygular görüşü, yapılandırmacı görüş ve gösterim kuralları kavramı Terapi Akademisi'nde, duyguyu açıklayan çağdaş yaklaşımların karşılaştırıldığı derste işlendi; orada yüz hareketinden duyguya geçişin bağlam denetlenince zayıfladığı da anlatıldı. Buradaki soru daha dar ve daha tarihsel: evrensellik iddiası hangi deneylerle kuruldu, hangi yöntem seçimleri sonuçları biçimlendirdi ve yöntem değiştiğinde ne oldu?
Önce Darwin'den Yeni Gine'ye uzanan ilk kanıt zincirine bakacağız. Sonra bu zincirin en zayıf halkası olduğu öne sürülen yönteme, yani hazır seçenekler arasından seçim yaptırmaya geçeceğiz. Son bölümde, serbest sıralamayla, uzak topluluklarla ve bilgisayar destekli yüz modelleriyle yapılan yeni çalışmaların tabloyu nasıl değiştirdiğini göreceğiz.
Sıfır noktası
Bir yüz ifadesinin anlamını çoğumuz doğrudan "görürüz" gibi hissederiz. Biri gülümsüyorsa mutludur, kaşlarını çatmışsa kızgındır, gözleri büyümüş ve ağzı açılmışsa korkmuştur. Bu okuma o kadar hızlı ve zahmetsiz ki, öğrenilmiş bir şey olabileceği aklımıza bile gelmez.
Charles Darwin, 1872'de yayımladığı İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi adlı kitabında bu sezgiye bilimsel bir çerçeve kazandırmaya çalıştı. Ona göre yüz ifadeleri, atalarımızda bir işe yarayan hareketlerin kalıntılarıydı ve bu yüzden türün bütün üyelerinde ortak olmalıydı. Darwin bu iddiayı sınamak için dünyanın farklı yerlerindeki misyonerlere ve gözlemcilere mektup gönderip yerel halkın şaşkınlığı, utancı ya da öfkeyi yüzlerinde nasıl gösterdiğini sordu.
Tezin iki ayrı parçası olduğuna dikkat et. Birincisi üretimle ilgili: insanlar aynı duyguyu yaşadıklarında yüzlerini aynı biçimde mi hareket ettiriyor? İkincisi tanımayla ilgili: başkasının yüzündeki hareketi gören herkes ona aynı duyguyu mu yüklüyor? İki parça sık sık tek bir iddia gibi anılıyor, ama biri doğruyken öteki yanlış olabilir.
Yaygın yanlış"Yüz ifadelerinin evrensel olduğu Darwin'den beri biliniyor."
Darwin evrenselliği öne sürdü ve onu desteklediğini düşündüğü gözlemler topladı; ama bu gözlemler, sorulan sorunun cevabı önceden ima ettiği mektuplara ve Avrupalı gözlemcilerin yorumlarına dayanıyordu. Sistematik deneyler ancak yaklaşık bir asır sonra başladı ve bu deneylerin sonuçları bugün de tartışılıyor.
Mekanizma
Yeni Gine'deki deney
1960'ların sonunda Paul Ekman ve Wallace Friesen, evrensellik tezini sınamanın güçlü bir yolunu aradı. Okuryazar toplumlarda yapılan çalışmalar, farklı ülkelerden insanların fotoğraflardaki yüzlere büyük ölçüde aynı duygu adlarını verdiğini göstermişti. Ama bu toplulukların hepsi Batı dergilerini, fotoğraflarını ve görsel kültürünü tanıyordu; aynı ifadeleri öğrenmiş olabilirlerdi.
Bu itirazı aşmak için Papua Yeni Gine'nin dağlık bölgesinde yaşayan, Batılılarla teması o sırada çok sınırlı olan Fore halkına gittiler. Katılımcılara kısa hikâyeler anlatıldı, örneğin "Arkadaşları gelmiş ve mutlu" ya da "Evde yalnız otururken kapıda vahşi bir domuz beliriyor". Ardından önlerine konan fotoğraflardan hikâyeye uyan yüzü göstermeleri istendi.
Ekman'ın ekibi aynı yıllarda soruyu başka bir açıdan da ele aldı. Japon ve Amerikalı öğrencilere rahatsız edici görüntüler izletildi ve yüzleri gizlice kaydedildi. Yalnız izlerken iki grubun yüzleri benzer biçimde hareket etti; ama yanlarında bir araştırmacı varken Japon öğrencilerin daha çok gülümsediği görüldü. Ekman bu farkı, evrensel bir ifadenin üzerine kültürün koyduğu kurallarla açıkladı.
Yüzü ölçmek
Ekman ile Friesen'in bir diğer katkısı, yüzü gözlemcinin yorumuna bırakmadan betimlemenin bir yolunu geliştirmek oldu. 1978'de yayımladıkları sistem, yüzdeki her görünür hareketi onu üreten kaslara göre numaralı birimlere ayırıyordu.
Bu sistemle kodlayıcılar "mutlu bir yüz" yerine "yanak kaldırıcı ve dudak köşesi çekici birlikte etkin" gibi betimlemeler yapabiliyor. Böylece yüzde ne olduğu ile o hareketin ne anlama geldiği birbirinden ayrılıyor; ki tartışmanın tamamı tam da bu ikisi arasındaki bağın gücüyle ilgili.
Yöntemin sorusu
1990'larda psikolog James Russell, evrensellik bulgularının büyük ölçüde nasıl toplandıklarından kaynaklanabileceğini ileri süren kapsamlı bir eleştiri yayımladı. Eleştirinin merkezinde, katılımcılara verilen hazır cevap listesi vardı.
Russell'a göre bu yöntem, katılımcı hiçbir ifadeyi kesin olarak tanımasa bile yüksek uyum üretebilirdi. Altı seçenekten yalnızca biri olumlu bir duygu olduğunda, gülümseyen bir yüzü "mutluluk" olarak eşlemek için o ifadenin anlamını bilmek gerekmiyordu; eleme yoluyla da doğru cevaba ulaşılabiliyordu. Aynı katılımcının bütün yüzleri arka arkaya görmesi de karşılaştırmayı kolaylaştırıyor, cevapları birbirine bağlıyordu.
Eleştirinin ikinci hedefi, kullanılan fotoğraflardı. Fotoğrafların çoğu, belirli kas hareketlerini abartılı biçimde yapan kişilerden oluşuyordu. Gündelik hayatta insanların yüzleri çoğu zaman bu kadar net ve bu kadar tam değil.
Yaygın yanlış"Altı temel duygunun yüz ifadeleri her kültürde yüzde doksanın üstünde doğrulukla tanınıyor."
Bu yüksek oranlar, çoğunlukla poz verilmiş abartılı yüzlerle ve hazır seçenek listeleriyle elde edildi. Katılımcılar kendi sözcükleriyle adlandırma yaptığında ya da gündelik, kendiliğinden ortaya çıkan ifadeler kullanıldığında uyum belirgin biçimde düşüyor; düşüşün büyüklüğü duygudan duyguya ve topluluktan topluluğa değişiyor.
Usta katmanı
Kendiliğinden ifadeler
Poz verilmiş yüzlere yöneltilen eleştiriye bir cevap, insanların gerçek ve yüksek riskli anlarda yüzlerini nasıl hareket ettirdiğine bakmaktı. David Matsumoto ve Bob Willingham, 2004 yılında Atina'da düzenlenen Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları'ndaki judo müsabakalarının fotoğraflarını kullandı.
Serbest sıralama ve uzak topluluklar
Zorunlu seçim eleştirisine en doğrudan cevap, seçenekleri ortadan kaldırmaktı. Maria Gendron ve meslektaşları, Namibya'da yaşayan ve Batı medyasıyla teması sınırlı olan Himba topluluğuyla çalıştı.
Benzer bir tablo, Papua Yeni Gine'nin Trobriand Adaları'nda da ortaya çıktı. Carlos Crivelli ve meslektaşları, Batı'da "korku yüzü" olarak bilinen, gözleri iri açılmış ve nefesini tutar gibi ağzı açık ifadeyi adalı gençlere gösterdi.
Zihindeki yüz modelleri
Rachael Jack ve meslektaşları ise soruyu tersinden sordu: insanlar her duygunun yüzünün nasıl görünmesi gerektiğini zihinlerinde nasıl canlandırıyor? 2012'de yayımlanan çalışmada, bilgisayarla rastgele oluşturulan yüz hareketleri Batılı ve Doğu Asyalı katılımcılara gösterildi; katılımcılar her yüzün hangi duyguya uyduğunu bildirdi. Bu cevaplardan her grubun zihnindeki ifade modelleri çıkarıldı.
Batılı katılımcıların modelleri altı temel duygu için birbirinden belirgin biçimde ayrılan altı küme oluşturdu. Doğu Asyalı katılımcıların modellerinde ise korku, şaşkınlık, tiksinme ve öfke birbiriyle daha çok örtüşüyordu; duygunun yoğunluğu ağızdan çok göz çevresindeki hareketlerle gösteriliyordu.
Kültür içi avantaj
Evrensellik ile kültürel farklılık arasında bir orta yol öneren bulgular da var. Pek çok ülkeden yapılan tanıma çalışmalarını bir araya getiren bir meta-analiz, insanların kendi kültürlerinden kişilerin yüz ifadelerini, başka kültürlerden kişilerinkine göre daha doğru tanıdığını gösterdi.
Bu bulgu, ortak bir temelin üzerine kültüre özgü "lehçelerin" eklendiği bir tabloyla uyumlu: başka bir kültürün yüzlerini okuyabiliyoruz, ama kendi kültürümüzün yüzlerini daha iyi okuyoruz. Avantajın bir kısmı, o yüzlerle daha çok karşılaşmış olmaktan kaynaklanıyor olabilir.
Yüz bir araç mı?
Bazı araştırmacılar, yüzün öncelikle içerideki duyguyu dışarı yansıtan bir pencere olmadığını öne sürdü. Alan Fridlund'un geliştirdiği görüşe göre yüz ifadeleri, karşıdaki kişiye bir niyet ya da istek bildiren sosyal araçlardı.
Bu görüşü destekleyen bulgulardan biri bowling salonlarından geldi. 1979'da yapılan bir gözlem çalışmasında, iyi bir atış yapan oyuncuların lobutlara bakarken nadiren, arkadaşlarına döndüklerinde ise çok daha sık gülümsediği görüldü. Sevinç atış anında yaşanıyordu; ama gülümseme, bir izleyici olduğunda ortaya çıkıyordu.
Yaygın yanlış"Yüz ifadesi, insanın içinde olanı doğrudan dışarı yansıtır."
Yüz hareketleri duygularla ilişkili; ama aynı zamanda karşıdaki kişiye bir şey söylemek, bir durumu yumuşatmak ya da bir beklentiye uymak için de kullanılıyor. İnsanlar yoğun duygular yaşarken ifadesiz kalabiliyor ve hiçbir şey hissetmeden gülümseyebiliyor; bu yüzden yüzden içeriye doğru yapılan çıkarım her zaman bir tahmin.
Laboratuvardan iş görüşmesine
Bu tartışma akademik bir merak olarak kalmadı. Son yıllarda, kameradan alınan görüntüdeki yüz hareketlerini analiz ederek kişinin duygusunu, dürüstlüğünü ya da bir işe uygunluğunu tahmin ettiğini iddia eden yazılımlar geliştirildi. Lisa Feldman Barrett ve meslektaşlarının 2019'da yayımladığı kapsamlı derleme, yüz hareketleri ile duygular arasındaki ilişkinin bu tür çıkarımları güvenilir kılacak kadar tutarlı ve özgül olmadığı sonucuna vardı.
Avrupa Birliği'nin 2024'te kabul ettiği yapay zekâ düzenlemesi, tıbbi ve güvenlikle ilgili istisnalar dışında, iş yerlerinde ve eğitim kurumlarında duygu tanıma sistemlerinin kullanımını yasakladı. Yüz okumanın bilimsel sınırları, böylece bir hukuk sorusuna da dönüştü.
Kanıtın sınırı
Bazı yüz hareketlerinin kültürler arasında tekrar tekrar görüldüğü ve doğuştan görme engelli insanlarda da ortaya çıktığı, iyi belgelenmiş bulgular. Gülümsemenin olumlu bir durumla ilişkilendirilmesi, incelenen hemen her toplulukta görülüyor.
Ama yüzü tanıma tarafındaki evrensellik kanıtları, büyük ölçüde poz verilmiş yüzlere ve hazır seçenek listelerine dayanıyor. Seçenekler kaldırıldığında, gündelik ifadeler kullanıldığında ya da Batı'dan uzak topluluklarla çalışıldığında uyum düşüyor; bazı ifadeler ise başka anlamlarla okunuyor. Uzak topluluklarla yapılan çalışmaların çoğu küçük örneklemli ve tek bir bölgede yapıldığı için, bunların ne kadar genellenebileceği de belirsiz.
Bugün tartışma "evrensel mi, kültürel mi?" sorusundan çok, hangi ifadelerin, hangi koşullarda, ne ölçüde ortak olduğu sorusuna kaymış durumda. Taraflar arasında hâlâ uzlaşı yok.
Kendin dene
Aklında kalsın
Evrensellik tezinin iki parçası var: aynı duyguda yüzün aynı biçimde hareket etmesi ve aynı yüzün her yerde aynı duygu olarak okunması. Biri desteklenirken öteki zayıf kalabiliyor.
Ekman ile Friesen'in Yeni Gine'deki çalışması tezin en güçlü dayanağı oldu; ama zorunlu seçim yöntemi ve poz verilmiş yüzler, bulunan uyumu olduğundan yüksek göstermiş olabilir.
Doğuştan görme engelli sporcularla yapılan çalışma, bazı ifadelerin üretiminin büyük ölçüde öğrenmeye bağlı olmadığını düşündürüyor.
Serbest sıralama ve uzak topluluklarla yapılan çalışmalar, tanımanın kültürden etkilendiğini, bazı yüzlerin bambaşka anlamlarla okunabildiğini gösteriyor.
Yüz ifadeleri hem duyguyla hem de sosyal iletişimle ilişkili; bu yüzden yüzden duyguya yapılan her çıkarım, özellikle bağlam bilinmiyorsa, bir tahmin olarak kalıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste yüzü dışarıdan, ona bakan gözün yerinden inceledik. Ama yüz yalnızca okunan bir yüzey değil; onu taşıyan kişi de yüzündeki ve bedenindeki hareketleri bir şekilde hissediyor.
Gülümsemek insanı biraz daha neşeli yapabilir mi? Dik durmak, kendini daha güçlü hissettirir mi? Bu iddialar bir dönem çok popüler oldu, sonra onlarca laboratuvarın katıldığı büyük tekrarlama projeleriyle yeniden sınandı. Bedenin hareketinden duygunun deneyimine uzanan bu tartışmayı sonraki adımda ele alıyoruz: duygu ve beden.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.