İçeriğe geç

M10-D03

Cinsellik

İnsan cinselliğinin araştırılma tarihini ve biyolojik, psikolojik, kültürel etkenlerini açıklar.

Temel Psikoloji Akademisi — M10, Motivasyon ve duygu · 2.492 kelime · 15 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 11 dk okuma · 17 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Cinsellik, yirminci yüzyılın ortasına kadar sistemli bilimsel araştırmanın büyük ölçüde dışında kaldı; ilk büyük görüşme çalışmaları önemli bilgiler sağladı ama rastgele olmayan örneklemlere dayanıyordu.

Masters ve Johnson'ın cinsel tepki döngüsü, cinsel tepkinin fizyolojisini ilk kez sistemli biçimde tanımladı; daha yeni modeller, isteğin her zaman kendiliğinden ve önce gelmediğini vurguluyor.

Temsili örneklemlerle yapılan anketler, gönüllü örneklemlere dayanan önceki araştırmalardan farklı ve genellikle daha ılımlı tablolar ortaya koydu.

Cinsel yönelim, tek bir genle değil, pek çok küçük genetik etkiyle ve henüz tam anlaşılmamış genetik olmayan etkenlerle birlikte biçimleniyor.

Kültürel senaryolar hem cinsel davranışı hem de bu davranışın nasıl bildirildiğini etkiliyor; cinsellik araştırmalarındaki oranlar bu yüzden dikkatle yorumlanmalı.

Açılış sahnesi

Erzurum'da bir üniversitede psikoloji okuyan Ece, araştırma yöntemleri dersi için bir sunum hazırlıyor. Konusu, insanların özel hayatlarına dair bilgilerin bilimsel olarak nasıl toplandığı. Hafta sonu ailesini ziyarete gittiğinde, büyükannesi neye çalıştığını soruyor. Ece anlatınca büyükannesi kaşlarını kaldırıyor: "Böyle şeyleri insanlar kimseye söylemez ki. Kim gerçeği anlatır?"

Ece ilk başta gülüyor, ama sonra soru aklına takılıyor. Büyükannesi, yetmiş yıldır bu alanda çalışan araştırmacıların da en çok uğraştığı sorunu tek cümleyle söylemişti: insanların en özel davranışları ve duyguları hakkında güvenilir bilgi nasıl toplanır? Ve topladığımız bilgi, gerçekten insanların çoğunu mu yansıtıyor, yoksa yalnızca konuşmaya istekli olanları mı?

Ece ve büyükannesi kurgu. Ama büyükannenin sorusu, cinsellik araştırmalarının tarihini anlamak için iyi bir başlangıç noktası.

Bu derste ne olacak

Bu derste insan cinselliğinin bilimsel olarak nasıl araştırıldığını ve onu biçimlendiren biyolojik, psikolojik ve kültürel etkenleri inceleyeceğiz.

Önce bu alanın araştırılma tarihine bakacağız: ilk büyük görüşme çalışmalarına, laboratuvar gözlemlerine ve temsili örneklemlerle yapılan anketlere. Sonra cinsel tepkinin nasıl modellendiğini ve bu modellerin nasıl değiştiğini göreceğiz. Ardından cinsel yönelimin kökenleri hakkındaki biyolojik araştırmalara geçeceğiz. Son bölümde, kültürün ve toplumsal beklentilerin cinsel davranışı ve onun nasıl bildirildiğini nasıl etkilediğini tartacağız.

Terapi Akademisi'nin cinsel yönelim ve kimlik dersi, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği kavramlarını tanımladı; yönelimi değiştirmeye yönelik girişimlerin etkisiz ve zararlı olduğunu ve azınlık gruplarında görülen sıkıntının damgalama ile ilişkisini anlattı. Cinsel güçlükler ve bunlara yönelik psikolojik müdahaleler de Terapi Akademisi'nin ayrı bir dersinde işlendi. Bu derste bu konuları yeniden ele almayacağız; bu ders bir klinik ders değil, araştırmanın ve bilginin dersi.

Sıfır noktası

Cinsellik, insan motivasyonunun en güçlü kaynaklarından biri; ama yirminci yüzyılın ortasına kadar sistemli bilimsel araştırmanın büyük ölçüde dışında kaldı. Bu konuda bilinenlerin çoğu, din adamlarının, hekimlerin ve yazarların görüşlerine, ya da psikanalistlerin az sayıdaki hastasından çıkardıkları sonuçlara dayanıyordu.

Bu tablo, Amerikalı biyolog Alfred Kinsey'nin çalışmalarıyla değişti. Kinsey, başlangıçta böceklerin sınıflandırılması üzerine çalışan bir zoologdu. 1930'ların sonundan itibaren, aynı sistemli yaklaşımı insan cinselliğine uygulamaya karar verdi ve ekibiyle birlikte binlerce kişiyle ayrıntılı görüşmeler yaptı.

1948'de yayımlanan ilk raporu beş bin üç yüzü aşkın erkekle, 1953'te yayımlanan ikinci raporu ise yaklaşık altı bin kadınla yapılmış görüşmelere dayanıyordu. Raporlar, insanların bildirdiği davranışların, dönemin toplumsal normlarının öngördüğünden çok daha çeşitli olduğunu gösterdi ve büyük bir kamuoyu tartışması başlattı.

Ama bu çalışmalar, büyükannenin sorusuyla doğrudan ilgili ciddi bir yöntem sorunu taşıyordu.

Kinsey'nin katılımcıları rastgele seçilmemişti. Görüşmeye gönüllü olanlardan, belirli kurumlardan ve kolay ulaşılabilen gruplardan oluşuyordu; bir kısmı cezaevlerinden gelmişti. 1948'de Amerikan İstatistik Derneği'nin bir komitesi, örnekleme yöntemini ciddi biçimde eleştirdi.

Yaygın yanlış"Bir araştırma çok sayıda insanla yapıldıysa, sonuçları herkes için geçerlidir."
Doğrusu

Örneklemin büyüklüğü, onun temsil gücüyle aynı şey değil. Binlerce gönüllüyle yapılan bir araştırma, katılımcıların nasıl seçildiğine bağlı olarak, birkaç bin kişilik rastgele bir örneklemden çok daha yanıltıcı olabilir. Kinsey'nin raporlarındaki bazı oranlar, bu yüzden sonraki temsili araştırmalarda farklı çıktı.

Mekanizma

Laboratuvardan modellere

1950'lerin sonunda ve 1960'larda, jinekolog William Masters ve araştırmacı Virginia Johnson, cinsel tepkiyi doğrudan laboratuvar koşullarında, fizyolojik ölçümlerle incelemeye başladı. 1966'da yayımladıkları çalışma, gönüllü yaklaşık yedi yüz kişinin laboratuvarda kaydedilen fizyolojik tepkilerine dayanıyordu.

Bu model, cinsel tepkinin fizyolojisine dair ilk sistemli bilgileri sağladı ve cinsel güçlüklerin tedavisinde etkili oldu. Ama zamanla eleştiriler de geldi. Model, tepkiyi doğrusal ve herkeste benzer bir sıra olarak tanımlıyordu; arzunun nereden geldiğini ve ilişkisel bağlamı büyük ölçüde dışarıda bırakıyordu. Katılımcılar da laboratuvar ortamında bu tür bir gözleme gönüllü olan kişilerdi.

Rosemary Basson 2000'de, özellikle uzun süreli ilişkilerdeki kadınların deneyimine dayanan farklı bir model önerdi.

Basson'un modeli döngüseldi: yakınlık arayışı, uyarılmaya açıklığı; uyarılma, isteği; tatmin ise yeniden yakınlığı besleyebiliyordu. Bu model, isteğin kendiliğinden başlamamasının bir bozukluk olarak görülmesi yerine, birçok insanda olağan bir örüntü olabileceğini öne sürdü.

Temsili anketler

1990'larda, Kinsey'nin yöntem sorunlarını aşmak için olasılık örneklemleriyle büyük anketler yapıldı. Edward Laumann ve ekibinin 1994'te yayımladığı Amerikan ulusal anketi, on sekiz ile altmış yaş arasındaki üç bin dört yüzü aşkın kişiden oluşan rastgele bir örnekleme dayanıyordu.

Yönelimin kökenleri

Yönelimin kişinin iradesiyle seçilen bir şey olmadığı Terapi Akademisi'nde işlendi; burada sorulan, nereden geldiği. Araştırmacılar, bu örüntünün kökenlerini anlamak için farklı yöntemler kullandı.

İkiz çalışmaları, tek yumurta ikizlerinin yönelim açısından birbirine çift yumurta ikizlerinden daha çok benzediğini gösterdi; ama tek yumurta ikizlerinin de çoğu zaman farklı yönelimlere sahip olabildiği görüldü. Bu, genlerin bir rol oynadığını ama tek başına belirleyici olmadığını düşündürüyordu.

Bir başka araştırma hattı, doğum öncesi biyolojik etkenlere yöneldi.

Ray Blanchard ve Anthony Bogaert 1996'da, her ağabeyin bir erkekte eşcinsel yönelim olasılığını yaklaşık yüzde otuz üç artırdığını bildirdi. Bu etki, birçok ülkede ve bazı temsili örneklemlerde tekrarlandı ve doğum öncesi bir bağışıklık tepkisiyle açıklanmaya çalışıldı. Ama son yıllarda bazı araştırmacılar, etkinin aile büyüklüğü ve istatistik yöntemle ilgili bir yanılgı olabileceğini savundu; tartışma sürüyor.

Yaygın yanlış"Cinsel yönelimi tek bir gen ya da tek bir neden belirler."
Doğrusu

İkiz çalışmaları, genom boyu taramalar ve doğum öncesi etkenler üzerine yapılan araştırmalar, yönelimin pek çok küçük genetik etkiyle ve genetik olmayan, büyük ölçüde henüz anlaşılmamış biyolojik ve çevresel etkenlerle birlikte biçimlendiğini düşündürüyor. Tek bir gen ya da tek bir neden, bu karmaşıklığı açıklamıyor.

Usta katmanı

Kültür ve senaryo

Cinsel davranış, biyolojinin yanı sıra kültür tarafından da güçlü biçimde biçimlendiriliyor. Sosyologlar John Gagnon ve William Simon 1973'te, insanların cinsel davranışı büyük ölçüde içinde yaşadıkları kültürden öğrendikleri senaryolara göre düzenlediğini öne sürdü.

Bu senaryolar, kuşaktan kuşağa ve kültürden kültüre büyük farklılıklar gösteriyor. Evlilik öncesi ilişkilere, flörte, ilişkide kimin ilk adımı atacağına ve neyin konuşulup neyin konuşulmayacağına dair beklentiler, toplumdan topluma değişiyor.

Bildirim sorunu

Cinsellik araştırmalarının belki de en temel sorunu, verilerin büyük ölçüde kişilerin kendi bildirimine dayanması. İnsanlar, toplumsal olarak onaylanan davranışları olduğundan fazla, onaylanmayanları ise olduğundan az bildirebiliyor.

Yaygın yanlış"İnsanlar anonim anketlerde her zaman doğruyu söyler."
Doğrusu

Anonimlik, bildirimlerin doğruluğunu artırabiliyor; ama tamamen güvence altına almıyor. İnsanlar kendilerine bile tam olarak dürüst olmayabiliyor, geçmiş davranışlarını yanlış hatırlayabiliyor ya da soruları farklı biçimlerde anlayabiliyor. Cinsellik araştırmalarında bildirilen her oran, bu sınırlarla birlikte okunmalı.

Kanıtın sınırı

Cinsellik araştırmaları, yirminci yüzyılın ortasından itibaren bu alana sistemli bilimsel yöntemler getirdi. Fizyolojik tepkilerin laboratuvarda ölçülmesi, temsili örneklemlerle yapılan anketler ve büyük ölçekli genetik çalışmalar, insan cinselliğine dair bilgimizi önemli ölçüde genişletti.

Ama bu alandaki bilgilerin büyük kısmı, kişilerin kendi bildirimine dayanıyor ve bu bildirimler toplumsal beklentilerden etkilenebiliyor. Laboratuvar çalışmalarına katılan kişiler, genel nüfusu temsil etmeyebiliyor. Araştırmaların çoğu, Batılı ülkelerde ve belirli dönemlerde yapıldı; farklı kültürlere ne ölçüde genellenebildiği sınırlı.

Cinsel yönelimin kökenleri konusunda genetik ve doğum öncesi etkenlerin rol oynadığına dair kanıtlar var; ama bu etkenlerin nasıl işlediği ve çevresel etkenlerle nasıl etkileştiği hâlâ büyük ölçüde bilinmiyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Cinsellik, yirminci yüzyılın ortasına kadar sistemli bilimsel araştırmanın büyük ölçüde dışında kaldı; ilk büyük görüşme çalışmaları önemli bilgiler sağladı ama rastgele olmayan örneklemlere dayanıyordu.

Masters ve Johnson'ın cinsel tepki döngüsü, cinsel tepkinin fizyolojisini ilk kez sistemli biçimde tanımladı; daha yeni modeller, isteğin her zaman kendiliğinden ve önce gelmediğini vurguluyor.

Temsili örneklemlerle yapılan anketler, gönüllü örneklemlere dayanan önceki araştırmalardan farklı ve genellikle daha ılımlı tablolar ortaya koydu.

Cinsel yönelim, tek bir genle değil, pek çok küçük genetik etkiyle ve henüz tam anlaşılmamış genetik olmayan etkenlerle birlikte biçimleniyor.

Kültürel senaryolar hem cinsel davranışı hem de bu davranışın nasıl bildirildiğini etkiliyor; cinsellik araştırmalarındaki oranlar bu yüzden dikkatle yorumlanmalı.

Sonraki derse köprü

Bu derste ve önceki iki derste, açlık ve cinsellik gibi biyolojik kökleri güçlü motivasyonlara baktık. Ama insanların yaptıklarının önemli bir kısmı, bu tür bedensel ihtiyaçlarla açıklanamıyor: bir çocuk bir bulmacayı kimse ödül vermeden saatlerce çözmeye çalışıyor, bir yetişkin hiç para kazanmayacağı bir hobiye yıllarını veriyor.

İnsanların bazı etkinlikleri yalnızca kendileri için yapmasının ardında ne var? Ve bu etkinliklere bir ödül eklendiğinde, istek artıyor mu, yoksa azalıyor mu? Bu soruları, insanın temel psikolojik ihtiyaçlarını merkeze alan bir kuram üzerinden inceleyeceğiz: içsel motivasyon ve öz belirleme.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.