M09-D07
Dil edinimi
Çocuğun dili nasıl edindiğine dair doğuştancı ve kullanım temelli açıklamaları karşılaştırır.
Temel Psikoloji Akademisi — M09, Düşünme, dil ve zekâ · 2.884 kelime · 15 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Dil edinimi, konuşulan dilden bağımsız olarak dünya genelinde şaşırtıcı ölçüde benzer bir zaman çizelgesi izliyor.
Doğuştancı görüş, çocukların duyduğu dilin edindikleri bilgiyi açıklamaya yetmediğini ve dil için doğuştan bir donanım bulunduğunu savunuyor.
Kullanım temelli görüş ise dilin, istatistiksel öğrenme ve sosyal anlama gibi genel becerilerle, duyulan dilin kullanımından aşamalı olarak çıkarıldığını savunuyor.
Bebekler kısa bir dinlemeyle ses akışındaki düzenlilikleri yakalayabiliyor; ilk yıl içinde de ana dillerinde bulunmayan ses ayrımlarını giderek daha az ayırt ediyor.
Öğrenmeye başlama yaşı ikinci dil başarısıyla ilişkili; ama bu ilişkinin kesin bir kritik dönemden mi, yaşla değişen koşullardan mı kaynaklandığı tartışmalı.
Açılış sahnesi
Antalya'da bir anneanne, iki buçuk yaşındaki torunu Mira'yı bir hafta yanında tutuyor. Mira'nın annesi, kızının konuşmasını bir deftere not ediyor; yaklaşık bir yıl önce Mira'nın sözcük dağarcığında yalnızca "anne", "mama", "hav hav" ve birkaç sözcük daha vardı.
Hafta boyunca anneanne defterin yeni sayfalarını dolduruyor. Mira bir akşam kedinin kanepede uyuduğunu görüp şöyle diyor: "Kedi uyumuş, sessiz ol, uyandırma onu." Bir başka gün, düşürdüğü bardağın kırılmadığını görünce "Kırılmadı, şanslıymış" diyor. Anneanne bu cümlelerin hiçbirini Mira'ya öğretmediğinden emin; büyük olasılıkla kimse ona bu cümleleri aynen kurmamıştı. Mira, Türkçenin eklerini, olumsuzluk biçimini, duyulan bir olayı anlatan "-miş"i doğru yerlere koyuyor.
Mira, annesi ve anneannesi kurgu. Ama bir çocuğun dört-beş yıl içinde, kimse ona dilbilgisi kuralı anlatmadan, karmaşık bir dili akıcı biçimde konuşmaya başlaması, psikolojinin en çok tartışılan bilmecelerinden biri.
Bu derste ne olacak
Bu derste, çocukların dili nasıl edindiğine dair iki ana açıklamayı ve bu açıklamaları sınamak için yapılan araştırmaları karşılaştıracağız.
Davranışçılık dersinde (M01-D06), dilin yalnızca pekiştirmeyle öğrenilen bir davranış olduğu görüşüne yöneltilen eleştiriyi ve çocukların kimseden duymadıkları yanlış biçimler üretmesinin bu tartışmadaki yerini kısaca gördük. Terapi Akademisi'nin nöroplastisite dersi ise dil edinimini, deneyimin etkisinin olağandışı güçlü olduğu duyarlı dönemlerin bir örneği olarak anlattı. Bu derste bu iki noktanın üstüne kuruyoruz.
Önce dil ediniminin hangi aşamalardan geçtiğini göreceğiz. Sonra dilin büyük ölçüde doğuştan bir donanıma dayandığını savunan görüşü ve onun en güçlü argümanını inceleyeceğiz. Ardından dilin, genel öğrenme mekanizmalarıyla ve kullanım içinde edinildiğini savunan görüşe ve onu destekleyen bebek araştırmalarına geçeceğiz. Son bölümde, dil öğrenmenin yaşla ilişkisini ve iki görüşün bugün nerede buluştuğunu tartacağız.
Sıfır noktası
Dil edinimi, dünyanın dört bir yanında benzer bir zaman çizelgesi izliyor. Bebekler ilk aylarda sesler çıkarıyor, altı ay civarında "ba-ba-ba" gibi hece tekrarları üretmeye başlıyor. İlk sözcükler genellikle birinci yaş dolaylarında geliyor. İkinci yaşta sözcük dağarcığı hızla büyüyor ve çocuklar iki sözcüklü birleşimler kurmaya başlıyor: "Mama yok", "Baba gitti". Üç ile beş yaş arasında ise dilin karmaşık yapılarının büyük kısmı yerine oturuyor.
Bu zaman çizelgesi, çocukların konuştuğu dilden bağımsız olarak şaşırtıcı ölçüde benzer. Türkçe, İngilizce ya da Japonca edinen çocuklar, dillerinin çok farklı yapılarına rağmen benzer yaşlarda benzer aşamalardan geçiyor. Bu benzerlik, tartışmanın her iki tarafı için de bir veri.
Yaygın yanlış"Çocuklar dili, anne babalarının onları düzeltmesiyle öğrenir."
Anne babalar çocuklarının konuşmasındaki dilbilgisi hatalarını nadiren düzeltiyor; düzeltme yaptıklarında da çoğunlukla söylenenin doğruluğunu, yani içeriği düzeltiyorlar. 1970'te yayımlanan bir çalışma, anne babaların onaylarının dilbilgisine değil, çocuğun söylediğinin gerçeğe uyup uymadığına göre değiştiğini buldu. Çocuklar yine de dilbilgisini ediniyor.
Mekanizma
Birinci görüş: doğuştan bir donanım
Yirminci yüzyılın ortasında dilbilimci Noam Chomsky, çocukların dili yalnızca çevrelerinden duyduklarıyla öğrenemeyeceklerini savundu.
Chomsky'ye göre çocuklar, hiç duymadıkları ve kendilerine hiç düzeltilmeyen yapıları da doğru biçimde kullanıyordu. Bu, ancak insan zihninin dil için özel bir donanımla doğmasıyla açıklanabilirdi.
Bu görüşü destekleyen çarpıcı bir olgu, Nikaragua'dan geldi. 1970'lerin sonunda ve 1980'lerde Managua'da sağır çocuklar için açılan okullarda, daha önce ortak bir işaret dili olmayan çocuklar bir araya geldi. Çocuklar kendi aralarında bir işaret sistemi geliştirdi. Okula daha küçük yaşta katılan sonraki kuşaklar, bu sistemi daha düzenli ve dilbilgisi bakımından daha zengin bir dile dönüştürdü.
Kuralları yakalamak
Çocukların hazır cümleleri ezberlemediklerini, kurallar yakaladıklarını gösteren en bilinen deneylerden biri, Jean Berko'nun 1958'deki çalışması. Berko çocuklara küçük, uydurma bir yaratığın resmini gösterdi ve ona "wug" dedi. Sonra iki tane aynı yaratığın resmini gösterip, "Şimdi iki tane var. İki ..." dedi. Çocuklar, bu sözcüğü daha önce hiç duymamış olmalarına rağmen, İngilizcenin çoğul ekini ekleyerek "wugs" dediler.
Bu kural yakalama becerisinin bir yan ürünü de, davranışçılık dersinde değindiğimiz türden yanlışlar.
İlginç olan, aşırı düzenleme yapan çocukların bir dönem önce düzensiz biçimi doğru kullanmış olabilmesi. Yani çocuk önce duyduğunu tekrarlıyor, sonra kuralı yakalayıp onu her yere uyguluyor, en sonunda da istisnaları yeniden öğreniyor.
İkinci görüş: kullanımdan öğrenmek
Doğuştancı görüşe en güçlü karşı çıkış, dilin özel bir donanıma değil, genel öğrenme ve sosyal anlama becerilerine dayandığını savunan araştırmacılardan geldi. Michael Tomasello bu yaklaşımın önde gelen savunucularından biri oldu.
Bu görüşe göre çocuklar başlangıçta soyut kurallarla değil, belirli sözcüklere bağlı küçük kalıplarla çalışıyor. Örneğin bir çocuk "daha süt", "daha top" diyebiliyor; ama bu kalıbı başka eylemlere genişletmesi zaman alıyor. Soyut dilbilgisi, bu küçük kalıplardan yavaş yavaş genelleniyor.
Kullanım temelli görüşü güçlendiren önemli bir bulgu, bebeklerin duydukları ses akışındaki istatistiksel düzenlilikleri yakalayabildiğini gösterdi.
Konuşmada sözcükler arasında boşluk yok; yetişkinlerin duyduğu boşluklar, büyük ölçüde zihnin kendi bölmesi. Jenny Saffran, Richard Aslin ve Elissa Newport 1996'da sekiz aylık bebeklere, uydurma üç heceli sözcüklerden oluşan ve arada hiçbir duraklama ya da vurgu olmayan kesintisiz bir hece akışını iki dakika dinletti. Bu akışta bir sözcüğün içindeki hecelerin birbirini izleme olasılığı yüksek, sözcükler arasındaki geçişlerinki ise düşüktü.
Kullanım temelli görüşün öteki dayanağı, dilin sosyal bir etkileşim içinde öğrenilmesi.
Bebekler sesleri ayırt etmeyi öğreniyor ve unutuyor
Bebekler, dünyanın bütün dillerindeki ses ayrımlarını algılayabilecek biçimde doğuyor gibi görünüyor. Janet Werker ve Richard Tees 1984'te bu becerinin ilk yıl içinde nasıl değiştiğini inceledi.
Patricia Kuhl ve çalışma arkadaşları 2003'te bu daralmanın neyle geciktirilebileceğini sordu. İngilizce konuşan ailelerin dokuz aylık bebeklerine, dört-altı hafta boyunca on iki oturumda, Mandarin Çincesi konuşan kişiler kitap okudu ve oyun oynadı. Bir başka grup aynı içeriği bir ekrandan ya da yalnızca sesli kayıttan izledi ve dinledi.
Yaygın yanlış"Bebeklere ne kadar çok yabancı dilde video izletirsek, o dilleri o kadar iyi öğrenirler."
Bu yaştaki bebeklerle yapılan araştırmalar, dil seslerinin öğreniminde canlı sosyal etkileşimin çok önemli olduğunu gösteriyor. Etkileşimsiz ekran içeriği, aynı içeriğin bir insan tarafından sunulmasının sağladığı öğrenmeyi sağlamayabiliyor. Bebekler dili, bir ses kaydı olarak değil, birisiyle birlikte olmanın bir parçası olarak ediniyor.
Usta katmanı
Yaş ve dil
Terapi Akademisi, dil edinimini deneyimin etkisinin olağandışı güçlü olduğu duyarlı dönemlerin bir örneği olarak anlatmıştı. Bu fikri sınayan en çok anılan çalışmalardan biri, ikinci dil öğreniminde geldi.
Jacqueline Johnson ve Elissa Newport 1989'da, üç ile otuz dokuz yaş arasında Amerika'ya göç etmiş ve İngilizceyi orada öğrenmiş kırk altı Korece ve Çince ana dilli kişiye, İngilizce cümlelerin dilbilgisi bakımından doğru olup olmadığını sordu.
Ev ortamı ve sözcük farkı
1995'te Betty Hart ve Todd Risley, Amerika'da kırk iki aileyi yaklaşık iki buçuk yıl boyunca gözlemledi ve düşük gelirli ailelerin çocuklarının, dört yaşına kadar varlıklı ailelerin çocuklarından on milyonlarca daha az sözcük duyduğunu öne sürdü. Bu "otuz milyon sözcük farkı" iddiası eğitim politikalarında çok etkili oldu. Ama 2019'da farklı toplumsal kesimlerden beş toplulukta yapılan bir çalışma, yalnızca ana bakıcının değil çevredeki öteki kişilerin konuşmaları da hesaba katıldığında, böyle tutarlı bir farkın bulunmadığını bildirdi. Tartışma, ölçümün nasıl yapıldığına çok bağlı olduğu için sürüyor.
İki görüş nerede buluşuyor
Bugün çoğu araştırmacı, uç biçimleriyle ne tamamen doğuştancı ne de tamamen öğrenmeci bir görüşü savunuyor. Bebeklerin istatistiksel öğrenme ve sosyal anlama gibi güçlü öğrenme becerileriyle doğduğu, bu becerilerin dil ortamıyla birleşerek dili ortaya çıkardığı genel kabul görüyor. Tartışma, bu becerilerin dile özgü olup olmadığı ve ne kadar soyut bir doğuştan bilginin gerekli olduğu üzerinde yoğunlaşıyor.
Yaygın yanlış"Dil ya tamamen doğuştandır ya da tamamen öğrenilir."
Bu ikilik, tartışmanın kendisini yanlış kuruyor. Hiçbir araştırmacı, bir çocuğun hiç dil duymadan konuşabileceğini düşünmüyor; ve hiç kimse, bir kedinin aynı dil ortamında büyüyerek konuşmayı öğreneceğini düşünmüyor. Asıl soru, insanın dil için ne tür bir donanımla doğduğu ve bu donanımın ne kadarının dile özgü olduğu.
Kanıtın sınırı
Dil ediniminin dünya genelinde benzer bir zaman çizelgesi izlediği, bebeklerin istatistiksel düzenlilikleri yakalayabildiği, ilk yıl içinde ses ayrımlarında algısal daralma yaşandığı ve öğrenmeye başlama yaşının ikinci dil başarısıyla ilişkili olduğu, güçlü biçimde desteklenen bulgular.
Bu bulguların hangi kuramı daha çok desteklediği ise tartışmalı. Aynı bulgular, iki görüş tarafından farklı biçimlerde yorumlanabiliyor. Doğuştan bir dilbilgisi bilgisinin varlığını doğrudan sınamak çok zor; çünkü hiçbir çocuk dil ortamından tamamen yoksun büyütülemez.
Ayrıca araştırmaların büyük kısmı, İngilizce gibi birkaç dil üzerinde ve büyük ölçüde varlıklı Batılı ailelerin çocuklarıyla yapıldı. Dünyanın binlerce dili ve çok farklı aile düzenleri, bu bulguların ne kadar genellenebildiği konusunda soru işaretleri bırakıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Dil edinimi, konuşulan dilden bağımsız olarak dünya genelinde şaşırtıcı ölçüde benzer bir zaman çizelgesi izliyor.
Doğuştancı görüş, çocukların duyduğu dilin edindikleri bilgiyi açıklamaya yetmediğini ve dil için doğuştan bir donanım bulunduğunu savunuyor.
Kullanım temelli görüş ise dilin, istatistiksel öğrenme ve sosyal anlama gibi genel becerilerle, duyulan dilin kullanımından aşamalı olarak çıkarıldığını savunuyor.
Bebekler kısa bir dinlemeyle ses akışındaki düzenlilikleri yakalayabiliyor; ilk yıl içinde de ana dillerinde bulunmayan ses ayrımlarını giderek daha az ayırt ediyor.
Öğrenmeye başlama yaşı ikinci dil başarısıyla ilişkili; ama bu ilişkinin kesin bir kritik dönemden mi, yaşla değişen koşullardan mı kaynaklandığı tartışmalı.
Sonraki derse köprü
Bir çocuk Türkçe, bir başkası Rusça ya da bir yerli Avustralya dili ediniyor. Bu diller renkleri farklı sayıda sözcükle adlandırıyor, mekânı da farklı biçimde anlatıyor: bazıları "sağ" ve "sol" yerine pusula yönlerini kullanıyor.
Peki farklı dilleri edinen çocuklar, büyüdüklerinde dünyayı da farklı mı algılıyor ve düşünüyor? Dilin düşünceyi ne ölçüde biçimlendirdiği sorusu, bir sonraki dersin konusu: dil düşünceyi biçimler mi.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.