İçeriğe geç

M08-D08

Tanık ifadesi

Tanık hatasını artıran koşulları ve teşhis prosedürlerinin nasıl iyileştirildiğini açıklar.

Temel Psikoloji Akademisi — M08, Bellek · 2.348 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

DNA ile aklanan mahkûmların davalarında yanlış tanık teşhisi en sık görülen etken; bu tanıkların çoğu yalan söylemiyor, gördüklerine samimi olarak inanıyordu.

Olay anının koşulları, örneğin bir silahın bulunması ya da failin farklı bir gruptan olması, teşhisi zorlaştırabiliyor.

Teşhisi yürüten kişinin şüpheliyi bilmemesi ve tanığa teşhisten sonra geri bildirim verilmemesi, yanlış teşhis riskini azaltıyor.

Teşhis sonrası onaylayıcı bir geri bildirim, yanlış teşhis yapan tanıkların güvenini ve olay anına dair hatırladıklarını şişirebiliyor.

Adil koşullarda ilk ve hemen kaydedilen güven doğrulukla güçlü biçimde ilişkili; mahkemede aylar sonra dile getirilen güven ise çok daha az bilgi veriyor.

Açılış sahnesi

Necla, Mersin'de bir eczanede kalfa. Bir akşam kapanmaya yakın bir saatte içeri giren bir adam, elindeki bıçağı tezgâha doğru tutarak kasadaki parayı istiyor. Olay yirmi saniye sürüyor. Necla parayı uzatırken gözleri büyük ölçüde bıçağın üzerinde; adamın yüzüne yalnızca birkaç kez bakabiliyor.

İki gün sonra karakolda ona altı kişinin fotoğrafının yer aldığı bir sayfa gösteriliyor. Necla uzun süre bakıyor, sonra birini işaret ediyor: "Galiba bu." Fotoğrafları gösteren polis memuru başını sallıyor: "Güzel, düşündüğümüz kişi buydu." Necla rahatlıyor. Bir ay sonra mahkemede tanık sandalyesinde, o kişinin saldırgan olduğundan "yüzde yüz emin" olduğunu söylüyor.

Necla ve eczane kurgu. Ama tanıklığın bu yolculuğu, yani belirsiz bir ilk izlenimin, birkaç küçük adımda kesin bir tanıklığa dönüşmesi, gerçek mahkeme kayıtlarında ve laboratuvar deneylerinde ayrıntılı biçimde incelendi.

Bu derste ne olacak

Olaydan sonra duyulan bilgilerin hatırlananı biçimlendirebildiği ve güvenin her koşulda doğruluğu yansıtmadığı Terapi Akademisi'nde işlendi. Bu ders, bu bulguların adli uygulamadaki karşılığına odaklanıyor: bir tanığın bir şüpheliyi nasıl teşhis ettiği ve bu sürecin nasıl daha güvenilir hâle getirilebileceği.

Önce yanlış teşhislerin gerçek dünyadaki bedelini göreceğiz. Sonra tanık hatasını artıran koşullara, olay anına ait olanlara ve teşhis sırasında polisin kontrolünde olanlara bakacağız. Son bölümde teşhis prosedürlerinin nasıl iyileştirildiğini ve tanık güveninin hangi koşullarda bir doğruluk işareti olabildiğini tartacağız.

Sıfır noktası

Amerika Birleşik Devletleri'nde bir hukuk kuruluşu, Masumiyet Projesi, DNA kanıtıyla aklanan mahkûmların davalarını inceliyor. 1989 ile 2020 arasında DNA ile aklanan üç yüz yetmiş beşi aşkın kişinin davalarının üçte ikisinden fazlasında, en az bir tanığın yanlış teşhisi mahkûmiyete katkıda bulunmuştu. Yanlış tanık teşhisi, bu davalarda en sık görülen etkendi.

Bu davaların en çok bilinenlerinden birinde, 1984'te Kuzey Carolina'da bir saldırının mağduru olan Jennifer Thompson, fotoğraflardan ve ardından canlı bir sıradan Ronald Cotton'ı saldırgan olarak teşhis etti. Cotton on yıldan uzun süre hapis yattı. 1995'te yapılan bir DNA testi, gerçek saldırganın başka biri olduğunu gösterdi; bu kişi daha önce bir duruşmada Thompson'ın önüne getirilmiş, ama Thompson onu tanımamıştı. Thompson ve Cotton sonradan birlikte, tanık belleğinin yanılabilirliği üzerine konuşmalar yaptı.

Bu davalardaki tanıkların çoğu yalan söylemiyordu. Gördüklerine samimi olarak inanıyorlardı.

Yaygın yanlış"Bir tanık yalan söylemiyorsa, ifadesi doğrudur."
Doğrusu

Yanlış teşhislerin çoğu, yalan söyleyen tanıklardan değil, gördüklerine samimi olarak inanan tanıklardan geliyor. Bellek, bir olayı kaydetmekle kalmıyor; sonradan gelen bilgilerle, sorularla ve geri bildirimlerle yeniden kuruluyor. Dürüstlük ile doğruluk ayrı şeyler.

Mekanizma

Olay anının koşulları

Tanık hatasını artıran etkenlerin bir kısmı, olay anına aittir ve sonradan değiştirilemez: ışık, uzaklık, olayın süresi, tanığın stres düzeyi. Bunlardan en çok incelenenlerinden biri, bir silahın varlığı.

Bir başka güçlü etken, failin ve tanığın farklı gruplardan olması.

Christian Meissner ve John Brigham 2001'de, yaklaşık beş bin katılımcıyı kapsayan otuz dokuz araştırmayı birleştirdi. Katılımcılar kendi gruplarından yüzleri daha doğru tanıdı ve öteki gruplardan yüzlerde daha sık yanlış teşhis yaptı.

Teşhis sırasında olanlar

Olay anının koşulları değiştirilemez; ama teşhisin nasıl yapıldığı, polisin ve savcılığın kontrolünde. Psikologlar bu etkenleri "sistem değişkenleri" olarak ayrı bir başlıkta topluyor, çünkü bunlar iyileştirilebilir.

Bunlardan biri, teşhisi yürüten kişinin şüpheliyi bilip bilmediği.

Görevli şüpheliyi biliyorsa, farkında olmadan tanığın yönelişini etkileyebiliyor: tanık şüpheliye bakarken biraz daha uzun beklemek, bir başka fotoğrafa gelince hızlanmak. Ve tanık birini seçtikten sonra verdiği tepki, tanığın güvenini değiştirebiliyor.

Gary Wells ve Amy Bradfield 1998'de katılımcılara bir güvenlik kamerası kaydı izletti ve ardından failin bulunmadığı bir teşhis sırası gösterdi; yani tanıkların yaptığı her teşhis yanlıştı. Teşhisten sonra bir gruba "Güzel, şüpheliyi seçtiniz" denildi. Bu gruptaki tanıklar, sonradan teşhis anında ne kadar emin olduklarını, failin yüzünü ne kadar iyi gördüklerini ve olaya ne kadar dikkat ettiklerini, geri bildirim almayanlara göre çok daha yüksek bildirdi.

Yaygın yanlış"Mahkemede çok emin konuşan bir tanık, büyük ihtimalle doğruyu söylüyordur."
Doğrusu

Mahkemedeki güven, olay anındaki güvenle aynı şey değil. Teşhis sonrası geri bildirim, tekrarlanan sorgular ve aradan geçen zaman, bir tanığın güvenini yanlış bir teşhis için bile çok yükseltebiliyor. Mahkemedeki güven, bu nedenle doğruluğun zayıf bir göstergesi.

Usta katmanı

İlk güven ve doğru prosedür

Uzun süre tanık güveninin doğrulukla ilişkisinin zayıf olduğu düşünüldü. John Wixted ve Gary Wells 2017'de bu konudaki çalışmaları yeniden değerlendirdi ve daha ince bir sonuca ulaştı: güvenin ne zaman ve hangi koşullarda ölçüldüğü belirleyiciydi.

Teşhis adil bir sırayla, çift kör biçimde yapıldığında ve tanığın güveni hemen, herhangi bir geri bildirim verilmeden önce kaydedildiğinde, ilk teşhisteki yüksek güven doğrulukla güçlü biçimde ilişkiliydi. Düşük güvenle yapılan bir teşhis ise yanlış olma riski yüksek bir teşhisti. Mahkemede, aylar sonra ve birçok etkileşimin ardından dile getirilen güven ise çok daha az bilgi veriyordu.

Thompson'ın sonradan anlattığına göre, canlı sıradaki seçimini yaptıktan sonra kendisine fotoğraflarda da aynı kişiyi seçtiği söylenmişti. Onu mahkemede kesin kılan şeyin bir kısmı, bu onaydı.

Bir başka önemli iyileştirme, tanıkla yapılan görüşmenin biçimiyle ilgili.

Amina Memon, Christian Meissner ve Joanne Fraser 2010'da bu yöntem üzerine yapılan çalışmaları bir araya getirdi. Bilişsel görüşme, standart görüşmelere göre tanıkların aktardığı doğru ayrıntı sayısını büyük ölçüde artırıyordu; hatalı ayrıntılarda ise küçük bir artış vardı.

Yaygın yanlış"Tanık ifadeleri o kadar güvenilmez ki mahkemede hiç kullanılmamalı."
Doğrusu

Tanık belleği yanılabilir, ama değersiz değil. Doğru koşullarda, yani adil bir teşhis sırası, çift kör uygulama ve güvenin hemen kaydedilmesiyle, tanık teşhisleri önemli bilgiler taşıyabiliyor. Sorun tanıklığın kendisinde değil, onu bozabilecek koşulların göz ardı edilmesinde.

Kanıtın sınırı

Tanık teşhislerinin hata yapabildiği ve yanlış mahkûmiyetlere katkıda bulunabildiği, hem DNA ile aklanma vakalarıyla hem de laboratuvar deneyleriyle güçlü biçimde gösterildi. Teşhis sonrası geri bildirimin güveni şişirdiği, kendi grubu yüz avantajı ve adil koşullarda ilk güvenin doğrulukla ilişkisi de tekrarlanan bulgular arasında.

Silah odağı etkisi gibi bazı olay anı etkenlerinin büyüklüğü ve hangi koşullarda ortaya çıktığı ise tartışmalı. Sıralı ve eşzamanlı teşhis düzenlerinden hangisinin daha iyi olduğu konusunda da araştırmacılar arasında görüş ayrılığı var.

Laboratuvar deneyleri, gerçek suçların stresini, sonuçlarının ağırlığını ve tanıkların aylarca süren adli süreçlerini tam olarak yansıtamıyor. DNA ile aklanma vakaları ise yalnızca DNA kanıtının bulunduğu suçları kapsıyor; bu yüzden yanlış teşhislerin genel sıklığı hakkında kesin bir tahmin vermiyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

DNA ile aklanan mahkûmların davalarında yanlış tanık teşhisi en sık görülen etken; bu tanıkların çoğu yalan söylemiyor, gördüklerine samimi olarak inanıyordu.

Olay anının koşulları, örneğin bir silahın bulunması ya da failin farklı bir gruptan olması, teşhisi zorlaştırabiliyor.

Teşhisi yürüten kişinin şüpheliyi bilmemesi ve tanığa teşhisten sonra geri bildirim verilmemesi, yanlış teşhis riskini azaltıyor.

Teşhis sonrası onaylayıcı bir geri bildirim, yanlış teşhis yapan tanıkların güvenini ve olay anına dair hatırladıklarını şişirebiliyor.

Adil koşullarda ilk ve hemen kaydedilen güven doğrulukla güçlü biçimde ilişkili; mahkemede aylar sonra dile getirilen güven ise çok daha az bilgi veriyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste belleğin dışarıdan gelen geri bildirimlerle ve sorularla nasıl değişebildiğini, mahkeme salonundaki sonuçlarıyla birlikte gördük. Bellek araştırmalarının en sert tartışması ise başka bir soru etrafında koptu: ağır ve travmatik bir yaşantı, yıllarca bilinçten tamamen silinip sonra geri gelebilir mi?

1990'larda bu soru, terapi odalarından mahkeme salonlarına taşındı ve hem klinisyenleri hem araştırmacıları derin biçimde böldü. İki tarafın gerekçeleri ve bugün elimizdeki kanıtın ne söylediği, modülün dokuzuncu durağında: bastırılmış anı tartışması.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.