İçeriğe geç

M08-D07

Yanlış anılar

Hiç yaşanmamış olayların nasıl hatırlanabildiğini laboratuvar paradigmalarıyla gösterir.

Temel Psikoloji Akademisi — M08, Bellek · 2.353 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme

Klinik tarafı Terapi Akademisi’nde: S01-P02-D07

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

DRM paradigmasında, anlamca birbirine yakın sözcüklerden sonra, listede hiç geçmeyen ama hepsiyle ilişkili bir sözcük sıkça ve güvenle "duyulmuş" olarak hatırlanıyor.

Anı aşılama çalışmaları, hiç yaşanmamış çocukluk olaylarının, katılımcıların bir kısmında ayrıntılı anılara dönüşebildiğini gösterdi.

Bir olayı canlı biçimde hayal etmek, onun yaşandığına dair güveni artırabiliyor.

Bulanık iz kuramına göre ayrıntı izi zayıfladıkça, genel anlama uyan ama hiç yaşanmamış ayrıntılar anıya eklenebiliyor.

Yanlış anı oranları, yanlış inanç ile yanlış anıyı ayıran ölçütlere göre büyük ölçüde değişiyor; tek bir çarpıcı oran alanın sonuçlarını özetlemiyor.

Açılış sahnesi

Hakan, kırk yaşında. Yıllardır en sevdiği çocukluk anısını anlatıyor: üç yaşında, Erzurum'daki dedesinin bahçesinde bir eşeğin sırtına oturtulmuş, korkudan ağlamış, dedesi de onu güldürmek için şapkasını eşeğin kafasına geçirmiş. Bahçenin kokusunu, eşeğin tüylerinin dokusunu, dedesinin gülüşünü anlatırken gözleri doluyor.

Bir bayram ziyaretinde, eski aile albümüne bakarken kuzeni Ayşe o fotoğrafı gösteriyor: eşeğin sırtındaki çocuk Hakan değil, Ayşe'nin ağabeyi. Hakan o gün henüz doğmamış bile. Fotoğrafın arkasına tarih yazılı. Hakan uzun süre fotoğrafa bakıyor. Bahçenin kokusu, eşeğin tüyleri, dedesinin gülüşü hâlâ zihninde; ama artık bunların nereden geldiğini bilmiyor.

Hakan ve ailesi kurgu. Hiç yaşanmamış bir olayın, ayrıntılarıyla, duygularıyla ve tam bir güvenle hatırlanabilmesi ise, laboratuvarda defalarca yeniden üretilmiş bir bellek olgusu.

Bu derste ne olacak

Terapi Akademisi belleğin yeniden yapılanmasını, yanıltıcı bilginin anıları nasıl değiştirdiğini ve hatırlama güveninin sınırlarını klinik açıdan anlatıyor. Bu ders, yanlış anıları laboratuvarda üretmek ve ölçmek için geliştirilen yöntemlere odaklanıyor.

Önce bir sözcük listesinde hiç duyulmamış bir sözcüğün nasıl "duyulmuş" olarak hatırlandığını gösteren basit bir yöntemi göreceğiz. Sonra hiç yaşanmamış çocukluk olaylarının nasıl hatırlatılabildiğini gösteren deneylere geçeceğiz. Son bölümde, bu deneylerin sonuçlarının nasıl ölçüldüğüne ve ölçme biçiminin oranları ne kadar değiştirebildiğine dair bir tartışmaya bakacağız.

Sıfır noktası

Yanlış anılar iki farklı ölçekte inceleniyor. Birincisinde, laboratuvarda dakikalar içinde kurulan basit yanlış anılar var: bir listede olmayan bir sözcüğü listede duyduğunu sanmak gibi. İkincisinde, hiç yaşanmamış bir olayın, ayrıntılarıyla birlikte, kişinin kendi geçmişine yerleşmesi var.

Birinci türü incelemek için kullanılan yöntem, 1959'da James Deese tarafından kullanılan bir listeye dayanıyor; 1995'te Henry Roediger ve Kathleen McDermott tarafından yeniden ele alınıp geliştirildi.

Örneğin katılımcılara "yatak, dinlenmek, uyanık, yorgun, rüya, yastık, esnemek, horlamak" gibi sözcükler okunuyor. Listede "uyku" sözcüğü hiç geçmiyor.

Katılımcılar çoğu zaman tuzak sözcüğü yalnızca "tanıdık" bulmakla kalmıyor; onu kimin okuduğunu, hangi sesle söylendiğini ya da listenin neresinde geçtiğini de "hatırladıklarını" bildiriyor.

Yaygın yanlış"Bir şeyi hatırlıyorsam, mutlaka yaşamış ya da duymuşumdur."
Doğrusu

DRM çalışmaları, hiç duyulmamış bir sözcüğün bile, bir dizi ilişkili sözcük duyulduktan sonra güvenle "duyulmuş" olarak hatırlanabildiğini gösteriyor. Bellek, yaşananların anlamını tutuyor ve hatırlama sırasında bu anlama uyan ayrıntıları da ekleyebiliyor. Bir şeyi hatırlıyor olmak, onun gerçekten olduğunun tek başına kanıtı değil.

Mekanizma

Hiç yaşanmamış bir çocukluk

1995'te Elizabeth Loftus ve Jacqueline Pickrell, bir sözcük listesinden çok daha karmaşık bir yanlış anının oluşturulup oluşturulamayacağını sordu.

Loftus ve Pickrell, yirmi dört katılımcının ailelerinden çocukluklarına ait üç gerçek olay öğrendi. Bunlara dördüncü bir olay eklendi: katılımcının beş yaşındayken bir alışveriş merkezinde kaybolduğu, ağladığı, yaşlı bir kadının ona yardım ettiği ve sonunda ailesine kavuştuğu. Ailelerden bu olayın hiç yaşanmadığı doğrulanmıştı. Katılımcılar birkaç görüşme boyunca bu dört olayı hatırlamaya çalıştı. Görüşmelerin sonunda katılımcıların yaklaşık dörtte biri, alışveriş merkezinde kaybolma olayını kısmen ya da tamamen hatırladığını bildirdi; bazıları anlatılmamış ayrıntılar da ekledi.

Bu çalışmanın ardından benzer yöntemlerle çok daha farklı olaylar aşılandı. Kimberley Wade ve arkadaşları 2002'de, katılımcıların çocukluk fotoğraflarını bir montajla bir sıcak hava balonunun sepetine yerleştirdi. Hiç balona binmemiş katılımcıların yaklaşık yarısı, birkaç görüşme sonunda balon yolculuğuna dair bir şeyler anlattı.

İmgelemek ve inanmak

Bir olayı yalnızca hayal etmenin bile, onun yaşandığına dair güveni artırabildiği gösterildi.

Maryanne Garry ve arkadaşları 1996'da katılımcılara bir dizi çocukluk olayı sordu, örneğin elleriyle bir camı kırıp kırmadıkları. Sonra katılımcılardan bu olayların bir kısmını ayrıntılı olarak hayal etmeleri istendi. Hayal edilen olayların, hayal edilmeyenlere göre yaşanmış olduğuna dair güven daha çok arttı.

Yaygın yanlış"Hayal ettiğim ile yaşadığım şeyi her zaman ayırt edebilirim."
Doğrusu

İmgeleme şişirmesi çalışmaları, bir olayı canlı biçimde hayal etmenin, onun yaşandığına dair güveni artırabildiğini gösteriyor. Zihin, canlı bir imgenin kaynağının hayal mi yoksa deneyim mi olduğunu her zaman doğru ayırt edemiyor; özellikle aradan uzun zaman geçtiğinde ve imge tekrar tekrar canlandırıldığında.

Neden olur?

Yanlış anıların nasıl oluştuğuna dair birkaç açıklama var. Bunlardan biri, belleğin iki ayrı iz tuttuğunu öne sürüyor.

Charles Brainerd ve Valerie Reyna'nın geliştirdiği bu kurama göre, DRM listesinde "uyku" sözcüğü, listenin genel anlamına çok iyi uyduğu için hatırlanıyor. Ayrıntı izi zayıfladıkça, anlam izine uyan her şey "yaşanmış" gibi görünebiliyor.

Usta katmanı

Oranlar nasıl ölçülür?

Yanlış anı çalışmalarının sonuçları çoğu zaman bir oranla aktarılıyor: "katılımcıların yüzde şu kadarı yanlış bir anı oluşturdu." Ama bu oranın ne kadar olduğu, "anı" sayılan şeyin nasıl tanımlandığına sıkı sıkıya bağlı.

Alan Scoboria ve arkadaşları 2017'de, sekiz farklı anı aşılama çalışmasının katılımcılarının anlatımlarını, ortak bir ölçütle yeniden kodladı. Katılımcıların yaklaşık yüzde otuzunun tam bir yanlış anı oluşturduğu, ayrıca bir kısmının da anı oluşturmadan olayın yaşandığına inandığı sonucuna vardılar.

Bu ölçüm sorunu, en çarpıcı iddialardan birinde açıkça görüldü. Julia Shaw ve Stephen Porter 2015'te, katılımcıların yüzde yetmişinin ergenlikte bir suç işleyip polisle karşılaştıklarına dair zengin bir yanlış anı oluşturduğunu bildirdi. Kimberley Wade, Maryanne Garry ve Kathy Pezdek 2018'de bu sonucu yeniden incelediler. Aynı verileri, yanlış inanç ile yanlış anıyı ayıran ölçütlerle kodladıklarında, oran yaklaşık yüzde otuza düştü.

Yaygın yanlış"Herkese istenen her şey hatırlatılabilir."
Doğrusu

Anı aşılama çalışmaları, telkinin yanlış anılar oluşturabildiğini güçlü biçimde gösteriyor; ama katılımcıların çoğunluğu, birkaç görüşmeden sonra bile aşılanan olayı hatırlamıyor. Oranlar olayın türüne, telkinin gücüne, kişinin özelliklerine ve ölçme ölçütlerine göre değişiyor. Bellek kolayca yanıltılabilir, ama sınırsız biçimde değil.

Kanıtın sınırı

Belleğin hiç yaşanmamış olayları ve hiç duyulmamış bilgileri, ayrıntılarıyla ve güvenle hatırlayabildiği, hem basit sözcük listeleriyle hem de karmaşık otobiyografik olaylarla, birçok laboratuvarda tekrar tekrar gösterildi.

Bu yanlış anıların ne kadar yaygın olduğu ise ölçüm biçimine çok bağlı. Bir olaya inanmak ile onu hatırlamak arasındaki fark, kodlama ölçütleri ve olayın türü, oranları büyük ölçüde değiştiriyor. Tek bir çarpıcı oran, bu alanın sonuçlarını özetlemiyor.

Laboratuvar çalışmaları etik nedenlerle görece zararsız olaylar kullanıyor: kaybolmak, balona binmek, bir camı kırmak. Ağır ve travmatik olaylara ilişkin yanlış anıların aynı süreçlerle ve aynı oranlarda oluşup oluşmadığı doğrudan sınanamıyor; bu, sonraki derslerde ele alınacak tartışmaların merkezinde duruyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

DRM paradigmasında, anlamca birbirine yakın sözcüklerden sonra, listede hiç geçmeyen ama hepsiyle ilişkili bir sözcük sıkça ve güvenle "duyulmuş" olarak hatırlanıyor.

Anı aşılama çalışmaları, hiç yaşanmamış çocukluk olaylarının, katılımcıların bir kısmında ayrıntılı anılara dönüşebildiğini gösterdi.

Bir olayı canlı biçimde hayal etmek, onun yaşandığına dair güveni artırabiliyor.

Bulanık iz kuramına göre ayrıntı izi zayıfladıkça, genel anlama uyan ama hiç yaşanmamış ayrıntılar anıya eklenebiliyor.

Yanlış anı oranları, yanlış inanç ile yanlış anıyı ayıran ölçütlere göre büyük ölçüde değişiyor; tek bir çarpıcı oran alanın sonuçlarını özetlemiyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste belleğin laboratuvarda nasıl yanıltılabildiğini gördük. Bu bulguların en ağır sonuçları ise laboratuvarın dışında, mahkeme salonlarında ortaya çıkıyor.

Bir suçu gören bir tanık, sonradan şüpheliyi ne kadar doğru tanıyabilir? Soruların biçimi, tanıklar arasındaki konuşmalar ve sıra dizilerinin düzenlenişi, tanığın hatırladıklarını nasıl değiştirir? DNA kanıtıyla sonradan aklanan mahkûmların davalarında tanıklığın payı ne oldu? Belleğin yanılgılarının bir insanın özgürlüğüne mal olabildiği bu alan, sıradaki durağımız: tanık ifadesi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.