İçeriğe geç

M07-D05

Etki yasasından edimsel koşullanmaya

Davranışın sonuçlarıyla şekillenmesini tarihsel deneylerden başlayarak açıklar.

Temel Psikoloji Akademisi — M07, Öğrenme · 2.683 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme

Klinik tarafı Terapi Akademisi’nde: S01-P02-D04

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Tepkisel davranış uyaranlarla başlatılıyor ve sonucundan etkilenmiyor; edimsel davranış ise çevre üzerinde etkide bulunuyor ve sonuçlarına göre sıklığı değişiyor.

Thorndike'ın bulmaca kutuları, hayvanların kutudan çıkmayı ani bir kavrayışla değil, kademeli bir seçilimle öğrendiğini gösterdi ve etki yasasına yol açtı.

Skinner'ın edimsel odası, davranışın sıklığını sürekli bir kayıtla ölçmeyi mümkün kıldı ve edimsel koşullanmayı sistemli bir deney programına dönüştürdü.

Koşullu pekiştireçler, başka pekiştireçlerle eşleştikleri için güç kazanıyor; Premack ilkesi ise pekiştireçleri görece tercih edilen etkinlikler olarak tanımlıyor.

Skinner'ın batıl güvercin yorumu, ayrıntılı bir tekrarlamadan sonra büyük ölçüde değişti; tesadüfi pekiştirme ise yine de bazı davranışları sürdürebiliyor.

Açılış sahnesi

Elif, Ankara'da yeni başladığı işyerinin mutfağındaki eski kahve makinesiyle ilk sabahında yirmi dakika uğraşıyor. Düğmeye basıyor, olmuyor. Kapağı açıp kapatıyor, fişi çekip takıyor, makinenin yanına vuruyor. Bir ara makine çalışıyor ama Elif neyin işe yaradığını tam bilmiyor. Ertesi sabah on dakika, ondan sonraki sabah beş dakika sürüyor. İkinci haftanın sonunda Elif, kapağı bir kez açıp kapattıktan sonra düğmeye iki kez basmanın yettiğini biliyor; artık ötekileri hiç denemiyor.

Mutfakta bir başka şey dikkatini çekiyor. Muhasebeden Tuncay Bey, düğmeye basmadan önce her seferinde makinenin üstüne iki kez hafifçe vuruyor. Elif bunun gerekmediğini artık biliyor; Tuncay Bey ise yıllardır böyle yapıyor ve makine her seferinde çalışıyor.

Elif, Tuncay Bey ve kahve makinesi kurgu. Ama bir davranışın sonucuna göre nasıl seçildiğini ve bazen gereksiz parçalarıyla birlikte nasıl korunduğunu, yüz yılı aşkın bir laboratuvar geçmişi anlatıyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste davranışın sonuçlarıyla şekillenmesini, onu ilk sistemli olarak inceleyen iki laboratuvar üzerinden izleyeceğiz. Önce bir kafesten çıkmayı öğrenen hayvanların davranışını kaydeden bir araştırmacının vardığı yasaya, sonra bu yasayı ölçülebilir bir deney programına dönüştüren bir başka araştırmacının kutusuna bakacağız.

Terapi Akademisi pekiştirme, olumsuz pekiştirme, ayırt edici uyaran ve şekillendirme kavramlarını klinik açıdan tanımlıyor. Bu ders, bu kavramların doğduğu deneyleri, pekiştirecin ne olduğu sorusuna verilen şaşırtıcı bir cevabı ve tesadüfen pekişen davranışlar üzerine yaşanan bir tartışmayı ele alıyor.

Sıfır noktası

Önceki derslerde öğrenen organizma bir seyirciydi: bir ses çalıyor, ardından yiyecek geliyor, organizma bu sırayı kaydediyordu. Organizmanın davranışı, yiyeceğin gelip gelmemesini değiştirmiyor.

Gündelik hayatta öğrendiklerimizin büyük bir kısmı ise başka türlü: bir şey yapıyoruz ve yaptığımızın sonucuna göre bir dahaki sefere aynı şeye daha çok ya da daha az başvuruyoruz. Bu ayrım, iki tür davranışı birbirinden ayırmaya dayanıyor.

Bunun karşısında edimsel davranış duruyor: organizmanın çevresi üzerinde etkide bulunan ve sonuçlarına göre sıklığı değişen davranış. Terapi Akademisi bu ikinci türü edimsel öğrenme adıyla tanımlıyor. Kahve makinesine dokunmak, bir kapıyı itmek, bir soruyu cevaplamak, bir mesaj göndermek bu türden.

Yaygın yanlış"Edimsel öğrenme bilinçli bir hesaptır; kişi ne yaptığının neyi getirdiğini bilir ve buna göre karar verir."
Doğrusu

Edimsel öğrenme, kişinin sonuçlar üzerinde düşünmesini gerektirmiyor. Asansör düğmesine iki kez basan apartman sakinlerinin çoğu bunu neden yaptığını sorulsa açıklayamıyor. Sonuçlar, farkına varılmadan da davranışın sıklığını değiştirebiliyor; hayvanlarla yapılan deneyler bu süreci dil ve bilinçli hesap olmadan da gösteriyor.

Mekanizma

Kafesten çıkan kediler

On dokuzuncu yüzyılın son yıllarında Amerikalı genç psikolog Edward Thorndike, o dönemde hayvanların "zekâsı" üzerine anlatılan hikâyelere şüpheyle yaklaşıyordu. Bir kedinin mandalı "akıl yürüterek" açtığı, bir köpeğin sahibini "anlayarak" taklit ettiği anlatılıyordu; ama kimse bu hikâyeleri deneme deneme kaydetmemişti.

Thorndike bunun yerine bir deney düzeni kurdu.

1898'de yayımladığı çalışmada Thorndike kedilerin, köpeklerin ve civcivlerin bu kutulardan çıkma sürelerini deneme deneme kaydetti. Kediler ilk denemelerde kutunun içinde rastgele dolaşıyor, tırmalıyor, ısırıyor ve bir noktada tesadüfen doğru harekete denk geliyordu. Sonraki denemelerde çıkış süresi azalıyordu; ama bu azalma ani bir sıçramayla değil, düzensiz ve kademeli biçimde oluyordu.

Thorndike bu gözlemleri bir yasa olarak formüle etti.

Etki yasasının asıl yeniliği, öğrenmeyi açıklamak için hayvanın ne düşündüğüne başvurmaması. Sonuç, davranışı seçiyordu; tıpkı doğal seçilimin, çevreye uyum sağlayan özellikleri seçmesi gibi.

Kutu ve kayıt

1930'larda Burrhus Frederic Skinner, Thorndike'ın yaklaşımını daha sistemli bir deney programına dönüştürdü. Thorndike'ın kutusunda her deneme hayvanın kutudan çıkmasıyla bitiyordu; Skinner ise hayvanın kutuda kalıp davranışı defalarca, kendi hızında yapabileceği bir düzen kurdu.

Skinner'ın en önemli katkılarından biri ölçümdü. Bir kalem, bir kâğıt şeridi üzerinde sürekli ilerliyor ve hayvan her tepki verdiğinde bir basamak yükseliyordu. Böylece davranışın sıklığı, zaman içinde bir eğri olarak görülebiliyordu: eğri dikleştikçe davranış sıklaşıyor, yataylaştıkça seyrekleşiyordu. Bu kayıt, araştırmacının davranışın zaman içindeki akışını ilk kez sürekli olarak görmesini sağladı.

Skinner, bir davranışın ardından gelen sonucun davranışın sıklığını artırıp artırmamasına göre tanımlanması gerektiğini savundu. Terapi Akademisi'nin pekiştirme tanımı bu yaklaşımı izliyor: ölçüt, sonucun verenin gözünde ne olduğu değil, davranışın sayısına ne yaptığı.

Pekiştireci ne belirler?

Bir yiyecek, bir su, bir sıcaklık pekiştireç olabilir; bunlar biyolojik ihtiyaçlara doğrudan karşılık geliyor. Ama para, bir övgü ya da bir puan da pekiştireç olarak çalışıyor.

Para, bir kâğıt parçası olarak hiçbir ihtiyacı karşılamıyor; ama birçok pekiştirecin karşılığında verilebildiği için çok güçlü bir koşullu pekiştireç. Bir köpek eğitmeninin kullandığı tıkırdatıcı sesi de, ödül mamasıyla tekrar tekrar eşleştiği için kendi başına davranışı pekiştirebiliyor.

David Premack 1959'da pekiştirecin ne olduğu sorusuna farklı bir cevap verdi. Bir pekiştireci, bir şeyden çok bir etkinlik olarak düşündü.

Premack birinci sınıf öğrencilerine bir şeker makinesi ile bir tilt oyun makinesi arasında serbest seçim hakkı verdi ve hangi çocuğun hangisini daha çok seçtiğini kaydetti. Sonra oyun oynamayı tercih edenler için oyunu şeker yemeye, şeker yemeyi tercih edenler için şekeri oyun oynamaya bağladı. Her iki grupta da daha az tercih edilen etkinlik, daha çok tercih edilene erişim için daha sık yapıldı.

Yaygın yanlış"Pekiştireç, herkes için hoş olan şeydir; şeker, para ve övgü her zaman işe yarar."
Doğrusu

Pekiştirici gücü, kişinin o andaki tercihlerine ve ihtiyaçlarına göre değişiyor. Tok bir çocuk için şeker zayıf bir pekiştireç, utangaç bir çocuk için herkesin önünde övülmek cezalandırıcı olabilir. Pekiştireci belirleyen nesne değil, kişinin o nesneye ya da etkinliğe verdiği görece değer.

Usta katmanı

Batıl güvercinler

Skinner 1948'de, davranışla sonucu arasındaki bağın yanıltıcı olabileceğini gösteren bir deney yayımladı. Aç güvercinleri edimsel odalara koydu ve onlara, ne yaptıklarından bağımsız olarak belirli aralıklarla yiyecek verdi.

Birkaç dakika sonra güvercinlerin çoğu tuhaf ve tekrarlı davranışlar sergiliyordu: biri kendi etrafında dönüyor, biri başını bir köşeye uzatıyor, biri kafasını yukarı aşağı sallıyordu. Skinner bunu, yiyecek geldiğinde güvercinin o sırada yaptığı şeyin tesadüfen pekişmesiyle açıkladı ve insanlardaki batıl inançlarla bir benzerlik kurdu.

John Staddon ve Virginia Simmelhag 1971'de aynı deneyi tekrarladı, ama güvercinlerin davranışlarını çok daha ayrıntılı kaydetti. Gözlemledikleri şey, Skinner'ın yorumundan farklıydı. Yiyeceğin hemen öncesinde güvercinlerin neredeyse hepsi aynı davranışı, yiyecek kabına yönelip onun çevresini gagalamayı yapıyordu. Yiyecekten hemen sonraki ara dönemde ise türe özgü başka davranışlar ortaya çıkıyordu.

Yaygın yanlış"Batıl inançlar yalnızca eğitimsiz insanlarda görülür."
Doğrusu

Tesadüfen pekişen davranışlar, eğitim düzeyinden bağımsız olarak herkeste görülebiliyor. Sporcular, sınava giren öğrenciler, borsa yatırımcıları ve laboratuvardaki araştırmacılar da şans getirdiğine inandıkları küçük ritüeller sürdürebiliyor. Sonuç belirsiz ve önemli olduğunda, bu tür davranışların ortaya çıkması daha olası.

Etki yasasının sınırları

Etki yasası ve Skinner'ın edimsel koşullanma programı, öğrenme araştırmalarının merkezine oturdu. Ama tat tiksintisi ve hazırlanmışlık bulgularına benzer biçimde, edimsel öğrenmenin de sınırları olduğu ortaya çıktı. Bazı davranışlar, hayvanın türüne özgü eğilimlerine ters düştüğünde pekiştirmeyle bile güçlükle öğretilebiliyordu; M01-D06'da tanımlanan içgüdüsel kayma, bu sınırın en çok bilinen örneği.

Kanıtın sınırı

Davranışların sonuçlarına göre sıklığının değiştiği, insanlar dahil çok sayıda türde ve laboratuvar ile gündelik ortamlarda tekrar tekrar gösterilen bir ilke. Edimsel odanın sağladığı sürekli kayıt, davranışın zaman içindeki değişimini ölçmenin güçlü bir aracı oldu ve uygulamalı davranış programlarının temelini oluşturdu.

Thorndike'ın öğrenmenin her zaman kademeli olduğu yönündeki sonucu, problemin yapısına bağlı bulundu. Skinner'ın güvercin deneyinden çıkardığı batıl davranış yorumu, ayrıntılı tekrarlama sonrasında büyük ölçüde değişti. Premack ilkesi güçlü bir fikir, ama tercihlerin bağlama göre değişmesi uygulamasını zorlaştırıyor.

Hayvan laboratuvarından insan davranışına geçiş de dikkat gerektiriyor. İnsanlarda dil, kurallar, beklentiler ve başkalarından öğrenme, etki yasasının yanında güçlü biçimde işliyor. Bir insanın bir davranışı neden sürdürdüğü, yalnızca o davranışın sonuçlarıyla açıklanamayacak kadar çok etkene bağlı olabiliyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Tepkisel davranış uyaranlarla başlatılıyor ve sonucundan etkilenmiyor; edimsel davranış ise çevre üzerinde etkide bulunuyor ve sonuçlarına göre sıklığı değişiyor.

Thorndike'ın bulmaca kutuları, hayvanların kutudan çıkmayı ani bir kavrayışla değil, kademeli bir seçilimle öğrendiğini gösterdi ve etki yasasına yol açtı.

Skinner'ın edimsel odası, davranışın sıklığını sürekli bir kayıtla ölçmeyi mümkün kıldı ve edimsel koşullanmayı sistemli bir deney programına dönüştürdü.

Koşullu pekiştireçler, başka pekiştireçlerle eşleştikleri için güç kazanıyor; Premack ilkesi ise pekiştireçleri görece tercih edilen etkinlikler olarak tanımlıyor.

Skinner'ın batıl güvercin yorumu, ayrıntılı bir tekrarlamadan sonra büyük ölçüde değişti; tesadüfi pekiştirme ise yine de bazı davranışları sürdürebiliyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir davranışın ardından gelen sonucun davranışı nasıl seçtiğini gördük. Ama gündelik hayatta sonuçlar her davranışın ardından gelmiyor: bir satış elemanı her müşteriyle satış yapmıyor, bir balıkçı her oltada balık tutmuyor, bir oyuncu her denemede kazanmıyor.

Skinner'ın laboratuvarı, sonuçların ne zaman ve hangi düzende geldiğinin, davranışın hızını ve kalıcılığını belirgin biçimde değiştirdiğini keşfetti. Sabit bir sayıdan sonra gelen ödül ile ne zaman geleceği bilinmeyen ödülün davranışta bıraktığı izler birbirinden çok farklı. Bu farklar, sıradaki dersin konusu: pekiştirme tarifeleri.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.