İçeriğe geç

M07-D03

Sönme, kendiliğinden geri gelme ve genelleme

Koşullu tepkinin neden tamamen silinmediğini sönme ve kendiliğinden geri gelme üzerinden açıklar.

Temel Psikoloji Akademisi — M07, Öğrenme · 2.526 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 11 dk okuma · 17 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Sönme ilk öğrenmeyi silmiyor; sönmüş bir tepki zamanla, ortam değişikliğiyle, koşulsuz uyaranın tek başına gelmesiyle ya da yeniden eşleşmeyle geri gelebiliyor.

Yeniden kurulma ve hızlı yeniden edinim, ilk öğrenmenin izinin korunduğunu gösteren deneysel desenler.

Genelleme, tepkinin uyaranın benzerliğine göre düzenli biçimde azaldığı bir eğri olarak ölçülebiliyor.

Ayırt etme öğrenmesi genelleme eğrisini daraltıyor; ketleyici koşullanma ise bir uyaranın güvenlik işareti olmayı öğrenmesini sağlıyor.

Tepe kayması, ayırt etme öğrenmesinden sonra en güçlü tepkinin ödüllendirilen uyarandan biraz uzağa kaymasını anlatıyor.

Pavlov laboratuvarındaki deneysel nevroz, ayırt etmenin imkânsızlaştığı bir ortamın davranışı bozabildiğini gösteren tarihsel bir gözlem.

Açılış sahnesi

Kadir, bir kış akşamı Bursa'da evine dönerken büyük bir dönel kavşakta yan taraftan gelen bir kamyonetle çarpışıyor. Kimse ağır yaralanmıyor ama araba hasar görüyor. Sonraki haftalarda o kavşağa her girişinde avuçları terliyor, nefesi daralıyor. İşe gidip gelmek için başka yolu olmadığından her gün aynı kavşaktan geçiyor; üçüncü ayın sonunda kalbi artık eskisi kadar hızlanmıyor.

Yaz tatilinden döndüğü ilk sabah, aynı kavşağa girerken avuçlarının yeniden terlediğini fark ediyor; sanki aylar boyunca hiçbir şey değişmemiş gibi. Birkaç gün içinde bu tepki yine azalıyor. Bir başka şaşırtıcı şey daha var: İzmir'e bir iş gezisine gittiğinde, oradaki büyük dönel kavşaklarda da gerginleşiyor; ama trafik ışıklı sıradan bir kavşakta hiçbir şey hissetmiyor.

Kadir ve kaza kurgu. Bu dersin ele aldığı üç olgu ise, yani bir tepkinin zayıflaması, aradan zaman geçince geri gelmesi ve benzer durumlara yayılması, laboratuvarda en sık incelenen öğrenme olguları arasında.

Bu derste ne olacak

Terapi Akademisi bu üç olguyu tanımladı ve klinikteki yerini, özellikle kaygı tedavisindeki önemini ayrıntısıyla anlattı. Bu derste aynı olguların deney odasındaki yüzüne bakacağız: araştırmacılar bir tepkinin söndüğünü ama silinmediğini hangi deney desenleriyle gösterdi, genelleme bir eğri olarak nasıl ölçüldü ve organizmalar benzer uyaranları birbirinden ayırt etmeyi nasıl öğrendi?

Son bölümde ayırt etme öğrenmesinin şaşırtıcı bir yan ürününe ve ayırt etmenin imkânsızlaştığı bir deneyin sonuçlarına bakacağız.

Sıfır noktası

Açılıştaki üç değişimin her birinin bir adı var. Kavşağın artık bir kaza getirmediği aylarda tepkinin zayıflaması sönme; tatil dönüşü tepkinin yeniden belirmesi kendiliğinden geri gelme; İzmir'deki kavşaklara yayılması uyaran genellemesi. Bu kavramların tanımları ve klinikteki karşılıkları Terapi Akademisi'nde; burada odak, onları ortaya koyan deneyler.

Pavlov'un laboratuvarı bu üç olguyu daha 1920'lerden önce gözlemişti. Sönmüş bir köpek, ertesi gün yeniden teste alındığında salyanın bir kısmı geri geliyordu. Pavlov'un bundan çıkardığı sonuç önemliydi: sönme, ilk öğrenmenin silinmesi değil, onu bastıran yeni bir sürecin eklenmesiydi.

Yaygın yanlış"Bir tepkiyi söndürmenin en iyi yolu, onu tetikleyen şeyden tamamen uzak durmaktır."
Doğrusu

Uzak durmak tepkinin gücünü korumasına yol açabiliyor; sönme, koşullu uyaranla koşulsuz uyaran olmadan karşılaşıldığında gerçekleşiyor. Laboratuvarda bir sıçanı korkulan sesten tamamen uzak tutmak, sesi yeniden duyduğunda korkuyu azaltmıyor. Sönme bir öğrenme olduğu için, öğrenilecek bir deneyim gerektiriyor.

Mekanizma

Geri dönüşün dört yolu

Sönmüş bir tepkinin geri dönebildiğini gösteren deneyler, yıllar içinde dört ayrı desen ortaya çıkardı. Kendiliğinden geri gelme bunların birincisi: zaman geçmesi yetiyor. Terapi Akademisi'nin ele aldığı yenilenme ikincisi: Mark Bouton ve Robert Bolles 1979'da sıçanlara bir ortamda korku öğretti, başka bir ortamda söndürdü ve ilk ortama geri döndürdüğünde korkunun büyük ölçüde geri geldiğini gösterdi. Bu düzen, ortamların harfleriyle ABA deseni olarak anılıyor.

Üçüncü yol, koşulsuz uyaranın kısa bir hatırlatıcısı.

Robert Rescorla ve Donald Heth 1975'te, korkusu söndürülmüş sıçanlara, ses olmadan yalnızca birkaç şok verdi. Sonra ses yeniden çalındığında, sönmüş korku tepkisi belirgin biçimde geri geldi. Şokun kendisi sesle hiç eşleşmemişti; buna rağmen eski bağı uyandırmaya yetti.

Dördüncü yol, yeniden öğrenmenin hızı.

Bir tepki gerçekten silinmiş olsaydı, yeniden öğrenmenin ilk öğrenme kadar uzun sürmesi beklenirdi. Oysa birçok düzenekte yeniden öğrenme belirgin biçimde hızlı. Bu, ilk öğrenmenin izinin korunduğunu gösteren bir başka işaret.

Genelleme bir eğridir

Genellemeyi bir olgu olarak gözlemlemek kolay. Onu bir eğri olarak ölçmek için ise dikkatli bir deney gerekiyordu.

Norman Guttman ve Harry Kalish 1956'da güvercinlere, belirli bir renkte aydınlatılmış bir düğmeye gagalamayı öğretti. Sonra güvercinlere farklı renklerde düğmeler gösterdi ve her birine kaç kez gagaladıklarını saydı. Güvercinler en çok, eğitildikleri renge gagaladı; renk bu değerden uzaklaştıkça gagalama düzenli biçimde azaldı.

Eğrinin biçimi, öğrenmenin ne kadar seçici olduğunu gösteriyor. Dik bir eğri, tepkinin eğitilen uyarana sıkı sıkıya bağlı olduğunu; yayvan bir eğri ise tepkinin geniş bir uyaran yelpazesine yayıldığını gösteriyor.

Ayırt etmeyi öğrenmek

Genellemenin karşısında onu sınırlayan bir süreç duruyor.

Bir güvercin bir renkte yem alıp ona çok benzeyen başka bir renkte almıyorsa, zamanla yalnızca birinci renge gagalamayı öğreniyor. Bu öğrenme, genelleme eğrisini daraltıyor.

Ayırt etme öğrenmesi, bir uyaranın yalnızca bir şeyi haber vermesini değil, bir şeyin gelmeyeceğini haber vermesini de öğretebiliyor. Rescorla 1969'da, şoktan hemen önce değil, şoksuz dönemlerde çalan bir sesin, sıçanlarda korkuyu azaltan bir "güvenlik işareti" hâline gelebildiğini gösterdi.

Yaygın yanlış"Genelleme bir hatadır; ideal olan, her şeyi ayrı ayrı öğrenmektir."
Doğrusu

Genelleme, öğrenilen bir şeyin yeni ama benzer durumlara taşınmasını sağlıyor ve bu, sınırlı deneyimle geniş bir dünyada yol almayı mümkün kılıyor. Sorun genellemenin kendisinde değil, fazla geniş ya da fazla dar olmasında. Ayırt etme öğrenmesi, bu genişliği deneyime göre ayarlıyor.

Usta katmanı

Tepe kayması

Ayırt etme öğrenmesinin şaşırtıcı bir yan ürünü var. Harley Hanson 1959'da güvercinlere bir rengi gagalamayı öğretirken, ona yakın başka bir rengi gagaladıklarında yem vermedi. Sonra genelleme eğrisini ölçtüğünde, eğrinin tepesi eğitilen rengin üzerinde değil, ondan biraz uzakta, yem verilmeyen renkten ters yöne kaymış bir noktadaydı.

Hanson'ın deneyinde iki renk birbirine ne kadar yakınsa, kayma o kadar büyüktü. Bu bulgu, organizmaların tek tek uyaranlara değil, uyaranlar arasındaki ilişkilere de tepki verdiğini düşündürdü.

Ayırt etmenin çöküşü

Pavlov'un laboratuvarında Natalia Shenger-Krestovnikova bir köpeğe, ekranda bir daire gördüğünde yiyecek gelecek, bir elips gördüğünde gelmeyecek biçimde bir ayırt etme öğretti. Köpek bunu hızla öğrendi. Sonra elips, adım adım daireye benzetildi. Elipsin eksenleri arasındaki oran dokuza sekiz olduğunda, köpek iki şekli artık ayırt edemedi.

Üç haftalık çabanın ardından olan şey yalnızca ayırt etmenin bozulması değildi. Daha önce sakin olan köpek huzursuzlaştı, inlemeye başladı, düzeneğin parçalarını ısırdı ve önceden yapabildiği daha kolay ayırt etmeleri de yapamaz hâle geldi.

Pavlov bu tabloyu, sinir sistemindeki uyarılma ve ketlenme süreçlerinin çatışmasıyla açıkladı ve insan nevrozlarının da benzer bir çatışmadan doğabileceğini düşündü. Bugün bu yorum fazla geniş bulunuyor; ama gözlemin kendisi, öngörülemeyen ve denetlenemeyen bir ortamın davranışı nasıl bozabildiği üzerine sonraki araştırmalara ilham verdi.

Yaygın yanlış"Pavlov'un deneysel nevrozu, insan nevrozlarının nedenini açıklar."
Doğrusu

Pavlov böyle bir açıklamayı öne sürdü, ama bugünkü bilgimizle insan kaygı ve ruh hâli sorunları çok sayıda biyolojik, psikolojik ve toplumsal etkenin birlikteliğinden doğuyor. Köpek deneyi, öngörülemezliğin ve denetlenemezliğin davranışı bozabildiğini gösteren tarihsel bir gözlem; insan nevrozlarının tek nedeni değil.

Kanıtın sınırı

Sönmenin ilk öğrenmeyi silmediği ve sönmüş tepkilerin farklı yollarla geri gelebildiği, hayvan ve insan laboratuvar çalışmalarında tekrar tekrar gösterildi. Genelleme eğrisinin düzenli biçimi ve ayırt etme öğrenmesinin onu daralttığı da, farklı türlerde ve uyaran boyutlarında sağlam biçimde destekleniyor.

Tepe kaymasının varlığı sağlam; nasıl açıklanacağı ise hâlâ tartışmalı. Deneysel nevroz, bir tarihsel gözlem olarak değerli ama Pavlov'un ondan çıkardığı insan nevrozlarına dair genel kuram bugün kabul görmüyor.

Laboratuvar bulgularının gündelik hayattaki karmaşık durumlara aktarılması, dikkatle yapılması gereken bir iş. Gerçek hayatta uyaranlar tek bir boyutta değişmiyor, bağlamlar sürekli değişiyor ve birçok öğrenme bir arada işliyor. Bu dersteki gündelik örnekler laboratuvar ilkelerini çağrıştırıyor; gerçek bir kavşakta, sokakta ya da sofrada başka öğrenmelerin ve anlamların da işe karıştığını unutmamak gerekiyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Sönme ilk öğrenmeyi silmiyor; sönmüş bir tepki zamanla, ortam değişikliğiyle, koşulsuz uyaranın tek başına gelmesiyle ya da yeniden eşleşmeyle geri gelebiliyor.

Yeniden kurulma ve hızlı yeniden edinim, ilk öğrenmenin izinin korunduğunu gösteren deneysel desenler.

Genelleme, tepkinin uyaranın benzerliğine göre düzenli biçimde azaldığı bir eğri olarak ölçülebiliyor.

Ayırt etme öğrenmesi genelleme eğrisini daraltıyor; ketleyici koşullanma ise bir uyaranın güvenlik işareti olmayı öğrenmesini sağlıyor.

Tepe kayması, ayırt etme öğrenmesinden sonra en güçlü tepkinin ödüllendirilen uyarandan biraz uzağa kaymasını anlatıyor.

Pavlov laboratuvarındaki deneysel nevroz, ayırt etmenin imkânsızlaştığı bir ortamın davranışı bozabildiğini gösteren tarihsel bir gözlem.

Sonraki derse köprü

Bu derste koşullanmanın birçok ilkesinin uyaranlar arasında oldukça genel biçimde işlediğini gördük: hangi uyaranın hangisiyle eşleştiği, öğrenmenin hızını pek değiştirmiyor gibiydi. Ama bu düşünce 1960'larda bir laboratuvarda sarsıldı.

Bazı eşleşmeler, örneğin bir tadın saatler sonra gelen bir bulantıyla eşleşmesi, tek bir denemede ve uzun bir gecikmeye rağmen öğrenilirken, aynı bulantının bir ışık ya da sesle eşleşmesi neredeyse hiç öğrenilmiyordu. Organizmalar bazı bağları kurmaya önceden hazır mı geliyor? Bu sorunun cevabı, modülün dördüncü dersinde: tat tiksintisi ve hazırlanmışlık.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.