M06-D08
Hipnoz: ne biliniyor
Hipnozun neyi yapabildiğini ve yapamadığını ayırır ve "gizli anıları açığa çıkarma" iddiasını değerlendirir.
Temel Psikoloji Akademisi — M06, Bilinç, dikkat ve uyku · 2.794 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Hipnoz, bir giriş işlemi ve onu izleyen telkinlerden oluşuyor; telkine verilen yanıtların istemsiz yaşanması, hipnozun belirleyici özelliği.
İnsanların telkinlere duyarlılığı büyük farklılık gösteriyor; çoğu kişi orta düzeyde, küçük bir azınlık çok yüksek, bir başka azınlık ise çok düşük duyarlılıkta.
Hipnozu ayrı bir bilinç hâli olarak gören görüş ile beklenti, dikkat ve role dayanan açıklama arasındaki tartışma sürüyor; birçok etki indüksiyon olmadan da telkinle elde edilebiliyor.
Taklitçi kontrol deseni, hipnotik davranışın ne kadarının ortamdan beklenenin okunmasıyla ortaya çıkabildiğini gösterdi.
Hipnotik telkin ağrıyı azaltmada güçlü kanıtla destekleniyor, özellikle yüksek duyarlılıklı kişilerde.
Hipnoz belleği güçlendirmiyor; hatırlananların miktarını ve kişinin güvenini artırırken doğruluğu artırmıyor ve yanlış anılara yol açabiliyor.
Açılış sahnesi
Bir sahil otelinin akşam eğlencesinde sahneye bir gösteri hipnozcusu çıkıyor. Seyircilerden gönüllü istiyor; on iki kişi sahneye geliyor. Hipnozcu hepsinden ellerini kenetlemelerini ve parmaklarının birbirine yapıştığını hayal etmelerini istiyor. Birkaç dakika sonra "artık ayıramıyorsunuz" diyor. Kimi gülerek ellerini ayırıyor; hipnozcu onları teşekkür edip yerlerine gönderiyor. Sahnede beş kişi kalıyor.
Gecenin sonunda bu beş kişiden biri, hipnozcu "soğan elmadır" dediği için bir soğanı ısırıyor ve yüzünü buruşturmadan yiyor. Salon kahkahaya boğuluyor. Seyircilerden Ferit, yanındaki eşine eğilip soruyor: "Sence numara mı, gerçekten mi?"
Otel, gösteri ve Ferit uydurma; ama sahnede kullanılan gönüllü eleme adımı, bu dersin ele aldığı laboratuvar bulgularının neredeyse tamamında bir karşılığı olan bir yöntem.
Bu derste ne olacak
Bu derste Ferit'in sorusunu ciddiye alacağız. Hipnozun ne olduğunu, kimde ne kadar işlediğini ve bunun nasıl ölçüldüğünü göreceğiz. Sonra hipnozu açıklamaya çalışan iki büyük yaklaşımı karşılaştıracağız: hipnozu ayrı bir bilinç hâli sayan görüş ile onu beklenti, telkin ve rol üzerinden açıklayan görüş.
Son bölümde hipnozun yapabildiği ile yapamadığı arasındaki çizgiyi iki alanda çizeceğiz: ağrının azaltılması ve geçmişin hatırlanması. Bunlardan ilkinde güçlü kanıt var; ikincisinde ise hipnoz, bellek konusunda en çok güvenilen ve en az güvenilmesi gereken araçlardan biri olarak çıkıyor.
Sıfır noktası
Hipnoz araştırmalarında iki şey birbirinden ayrılıyor: kişiyi hipnoza hazırlayan giriş ve ardından gelen telkinler.
İndüksiyonun ardından telkinler geliyor: kolun hafifleyip kalkacağı, bir sesin duyulmayacağı, bir kokunun alınmayacağı gibi. Telkinin ardından kişinin bildirdiği deneyim, kendi isteğiyle yapmıyormuş, kendiliğinden oluyormuş gibi yaşanması. Hipnoz araştırmacılarının en çok üzerinde durduğu nokta bu istemsizlik duygusu.
İnsanlar telkinlere aynı biçimde tepki vermiyor. Bunu ölçmek için standart ölçekler geliştirildi: belirli bir indüksiyonun ardından aynı sırayla bir dizi telkin veriliyor ve kişinin kaçına tepki verdiği sayılıyor.
Bu ölçeklerle yapılan çalışmalarda insanların kabaca yüzde 10 ila 15'i yüksek, yüzde 15 ila 20'si düşük duyarlılık gösteriyor; geri kalanı ikisinin arasında yer alıyor. Sahne gösterisindeki eleme adımı, kabaca bu ölçeklerin ilk maddelerinden birini kullanıyordu: el kenetleme telkinine direnemeyenler sahnede kalıyordu.
Yaygın yanlış"Hipnotize olmak zayıf iradeli ya da saf olmakla ilgilidir."
Hipnotik duyarlılık; zekâ, irade gücü ya da saflıkla güvenilir bir ilişki göstermiyor. Daha çok, kişinin hayal gücüne ve bir deneyime kendini kaptırabilme eğilimine bağlı görünüyor. Yüksek duyarlılıklı biri, telkini istemezse tepki vermeyebiliyor; hipnoz kişinin kontrolünü elinden almıyor.
Mekanizma
Ayrı bir hâl mi?
Hipnozu açıklamaya çalışan görüşler uzun süre iki kampa ayrıldı. Birinci kampa göre hipnoz, bilincin olağan işleyişinden farklı, kendine özgü bir hâl. İkinci kampa göre ise hipnozda olan her şey, olağan psikolojik süreçlerle açıklanabiliyor.
Birinci kampın en etkili temsilcisi Ernest Hilgard oldu. Hilgard 1970'lerde yaptığı çalışmalarda, hipnozla ağrının azaltıldığı yüksek duyarlılıklı katılımcılara bir telkin verdi: zihninin bir bölümü, kişinin farkında olmadığı her şeyi biliyor olabilirdi ve bu bölüm, bir işaretle konuşabilirdi.
Hilgard'a göre bu bulgu, hipnozda bilincin ikiye bölündüğünü gösteriyordu: kişi ağrıyı yaşamıyor ama zihnin başka bir bölümü onu kaydediyordu. Eleştirmenler ise bulgunun kendisini değil, yorumunu sorguladı. Telkinin içeriği değiştirildiğinde, yani gizli gözlemcinin ağrıyı daha az hissedeceği söylendiğinde, gizli gözlemci de daha az ağrı bildirdi. Bu, ikinci izleyicinin bir keşif değil, telkinin kendisinin ürettiği bir şey olabileceğini düşündürdü.
Beklenti ve rol
İkinci kamp, hipnozu ayrı bir bilinç hâli saymadan açıklamaya çalıştı.
Bu yaklaşım, kişilerin rol yaptığını ya da yalan söylediğini iddia etmiyor. Tersine, istemsizlik duygusunun gerçek olduğunu kabul ediyor; ama bunu kişinin beklentisinin, dikkatinin ve yorumunun ortaklaşa ürettiği bir yaşantı olarak görüyor. Kişi kolunun kalkacağını gerçekten bekleyip dikkatini o hisse verdiğinde, kalkışı kendi başlattığını fark etmeyebiliyor.
Martin Orne bu tartışmaya önemli bir yöntem katkısı yaptı.
Taklitçiler, birçok görevde gerçek katılımcılarla aynı davranışları sergileyebildi. Bu, hipnotik davranışın önemli bir bölümünün kişinin ortamdan ne beklendiğini okumasıyla ortaya çıkabildiğini gösterdi. Bazı ince farklar da bildirildi, ama bu farkların ne kadar tutarlı olduğu sonraki çalışmalarda tartışma konusu oldu.
Bugün birçok araştırmacı iki kampın arasında bir yerde duruyor. Hipnozun beyinde gözlenebilen etkileri var; ama bu etkilerin ayrı bir hâlin işareti mi yoksa telkine verilen güçlü bir yanıtın beyindeki karşılığı mı olduğu tartışılıyor.
Telkin dikkati değiştirebilir mi?
Hipnozun gücüne dair en çarpıcı laboratuvar bulgularından biri, M06-D02'de tanımlanan Stroop etkisiyle ilgili. Renk adlarını okumak o kadar otomatik ki, mürekkep rengini söylemeye çalışan biri sözcüğü yok sayamıyor ve yavaşlıyor.
Amir Raz ve arkadaşları 2002'de yüksek ve düşük duyarlılıklı on altışar katılımcıya hipnoz sonrası bir telkin verdi: ekranda gördükleri sözcükler anlamsız yabancı işaretlerden oluşacaktı. Yüksek duyarlılıklı grupta Stroop yavaşlaması ortadan kalktı; düşük duyarlılıklı grupta belirgin bir değişiklik olmadı.
Yaygın yanlış"Hipnoz altındaki biri kendi değerlerine aykırı bir şeyi yapmaya zorlanabilir."
Laboratuvar çalışmaları, hipnoz altındaki kişilerin telkinleri reddedebildiğini ve kendi değerlerine aykırı bulduğu bir şeyi yapmadığını gösteriyor. Sahne gösterilerindeki davranışlar, kişinin o ortamda kabul edilebilir bulduğu ve gönüllü olarak üstlendiği şeylerin sınırında kalıyor. Hipnoz bir uzaktan kumanda değil; telkini kabul etmeye gönüllü bir katılımcı gerektiriyor.
Usta katmanı
Ağrı: hipnozun güçlü olduğu yer
Hipnozun en sağlam desteklenen kullanımı ağrının azaltılması. Guy Montgomery ve arkadaşları 2000'de yayımladıkları bir meta-analizde, 900'den fazla katılımcıyı kapsayan çalışmaları birleştirdi ve hipnotik telkinin ağrıyı azaltmada etkili olduğunu bildirdi. Sonraki bir derleme 85 kontrollü deneysel çalışmayı bir araya getirdi ve benzer bir sonuca ulaştı; etki, yüksek duyarlılıklı kişilerde daha büyüktü.
Bellek: hipnozun yanılttığı yer
Hipnozla ilgili en yaygın ve en tehlikeli inanç, hipnozun unutulmuş anıları gün yüzüne çıkarabileceği.
Jane Dywan ve Kenneth Bowers 1983'te katılımcılara altmış resim gösterdi ve onlardan bir hafta boyunca her gün bu resimleri hatırlamalarını istedi. Hafta sonunda katılımcıların bir kısmı hipnotize edildi, bir kısmı edilmedi ve hepsinden daha fazla resim hatırlamaları istendi. Hipnotize edilen grup, kontrol grubunun iki katından fazla yeni madde bildirdi; ama bu yeni maddelerin üçte birinden azı doğruydu. Hatalar, yüksek duyarlılıklı katılımcılarda özellikle fazlaydı.
Jean-Roch Laurence ve Campbell Perry de aynı yıl yüksek duyarlılıklı katılımcılara hipnoz altında, belirli bir gecede yüksek bir sesle uyandıklarını telkin etti. Hipnoz bittikten sonra katılımcıların önemli bir kısmı o gece gerçekten bir ses duyup uyandıklarını söyledi; bazıları, bunun yalnızca hipnozda verilen bir telkin olduğu açıklandıktan sonra bile sesi duyduğundan emindi.
Hukuk da bu tartışmayı izledi. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1987'de Yüksek Mahkeme, Rock ve Arkansas davasında bir sanığın hipnozla tazelenmiş tanıklığını tümüyle yasaklayan bir eyalet kuralını anayasaya aykırı buldu; ama karar, bu tür tanıklığın güvenilirliğinin her davada ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini de vurguladı. Birçok yargı çevresinde hipnozla tazelenmiş tanık ifadeleri sınırlandırılmış ya da özel koşullara bağlanmış durumda.
Yaygın yanlış"Hipnoz, beynin bir köşesinde saklı duran unutulmuş anıları olduğu gibi geri getirir."
Bellek, bir kayıt cihazının sakladığı ses kaydı gibi çalışmıyor; her hatırlamada yeniden kuruluyor. Hipnoz bu yeniden kurma sürecini durdurmuyor, tersine onu daha serbest hâle getiriyor: kişi daha fazla şey söylüyor, söylediklerine daha çok güveniyor, ama söylenenlerin doğruluk oranı artmıyor. Bellek modülünde yanlış anıların nasıl oluştuğu ayrıntısıyla ele alınacak.
Kanıtın sınırı
Hipnotik duyarlılığın kişiler arasında büyük ölçüde farklılaştığı, standart ölçeklerle güvenilir biçimde ölçülebildiği ve yetişkinlikte uzun yıllar kararlı kaldığı, birçok laboratuvarda tekrarlanan bulgular. Hipnotik telkinin ağrıyı azalttığı da onlarca kontrollü deneyle desteklenen bir sonuç. Hipnozun belleği güçlendirmediği, aksine yanlış anılara ve yersiz güvene yol açabildiği ise hem laboratuvarda hem adli uygulamaya dair incelemelerde tutarlı biçimde görüldü.
Hipnozun ne olduğu sorusu ise tam çözülmüş değil. Ayrı bir bilinç hâli görüşü ile beklenti ve telkine dayanan açıklama arasındaki tartışma, eskisi kadar keskin olmasa da sürüyor. Beyin görüntüleme çalışmaları telkine verilen yanıtların beyinde bir karşılığı olduğunu gösteriyor, ama bu karşılığın hangi görüşü desteklediği yoruma açık.
Laboratuvar bulgularının önemli bir kısmı, hipnotik duyarlılığı çok yüksek ya da çok düşük olan küçük gruplardan geliyor. Bu tercih etkileri görünür kılıyor ama sonuçların nüfusun büyük bölümünü oluşturan orta düzey duyarlılıklı kişilere ne ölçüde aktarılabileceğini belirsiz bırakıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Hipnoz, bir giriş işlemi ve onu izleyen telkinlerden oluşuyor; telkine verilen yanıtların istemsiz yaşanması, hipnozun belirleyici özelliği.
İnsanların telkinlere duyarlılığı büyük farklılık gösteriyor; çoğu kişi orta düzeyde, küçük bir azınlık çok yüksek, bir başka azınlık ise çok düşük duyarlılıkta.
Hipnozu ayrı bir bilinç hâli olarak gören görüş ile beklenti, dikkat ve role dayanan açıklama arasındaki tartışma sürüyor; birçok etki indüksiyon olmadan da telkinle elde edilebiliyor.
Taklitçi kontrol deseni, hipnotik davranışın ne kadarının ortamdan beklenenin okunmasıyla ortaya çıkabildiğini gösterdi.
Hipnotik telkin ağrıyı azaltmada güçlü kanıtla destekleniyor, özellikle yüksek duyarlılıklı kişilerde.
Hipnoz belleği güçlendirmiyor; hatırlananların miktarını ve kişinin güvenini artırırken doğruluğu artırmıyor ve yanlış anılara yol açabiliyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste dikkatin bir başkasının sesiyle ve telkinleriyle yönlendirildiği bir durumu inceledik. Kişinin dikkatini kendi iradesiyle eğittiği bir uygulama ise binlerce yıldır farklı geleneklerde sürdürülüyor ve son yirmi beş yılda psikoloji ve nörobilim laboratuvarlarının en çok çalışılan konularından biri hâline geldi.
Ama bu çalışmaların önemli bir kısmında katılımcılar ne yaptıklarını biliyor, kontrol grupları zayıf ve sonuçlar çoğu zaman kişinin kendi bildirimine dayanıyor. Hangi bulgular bu yöntem sorunlarından sağ çıkıyor, hangileri çıkmıyor? Ayrımın nasıl yapılacağı, sıradaki konunun asıl meselesi: meditasyon araştırmaları.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.