İçeriğe geç

M06-D07

Rüya kuramları

Rüyaya ilişkin psikanalitik, nörobilimsel ve bellek temelli açıklamaları kanıt düzeyine göre karşılaştırır.

Temel Psikoloji Akademisi — M06, Bilinç, dikkat ve uyku · 2.919 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Rüyaya yalnızca uyandıktan sonra anlatılan bir rapor üzerinden ulaşılabiliyor; uyku laboratuvarında yapılan seri uyandırmalar bu raporu yaşantıya yaklaştırıyor.

Hızlı göz hareketi uykusundan uyandırılanlar çok daha sık canlı rüyalar anlatıyor, ama öteki evrelerden de rüya raporları alınıyor.

Psikanalitik kuramın açık ve gizli içerik ayrımı, gizli anlamı belirleyecek bağımsız bir ölçüt olmadığı için sınanması zor bir iddia olarak kaldı.

Etkinleştirme-sentez hipotezi rüyayı beyin fizyolojisine bağladı; beyin hasarı çalışmaları ise rüya görmenin ön beyne, hızlı göz hareketi uykusunun beyin sapına dayandığını düşündürdü.

Tehdit benzetimi kuramı evrimsel bir işlev öneriyor ama rüyaların çoğu tehdit içermiyor ve kuramı doğrudan sınamak güç.

Öğrenilen bir görevle ilgili rüya görmek, o görevdeki ilerlemeyle ilişkili bulundu; ama rüyanın bu ilerlemeye yol açıp açmadığı bilinmiyor.

Bilinçli rüya görenlerle göz hareketleri aracılığıyla iletişim kurulabiliyor ve bu, uykudaki bilincin laboratuvarda incelenmesine kapı açtı.

Açılış sahnesi

Pazar sabahı kahvaltı masasında Gülten Hanım, yirmi yıl önce mezun olduğu okulda yeniden bir sınava girdiğini anlatıyor. Rüyada sıra boş, kalem yok, soruların hiçbirini tanımıyor. Uyandığında kalbi hızla çarpıyormuş.

Masadakilerin her biri başka bir açıklama öneriyor. Annesi, rüya tabirlerinin yazılı olduğu eski bir kitabı hatırlıyor: sınav, bir sıkıntının yaklaştığının işaretiymiş. Psikoloji okuyan oğlu, rüyanın annesinin kendine bile söyleyemediği bir isteği gizlediğini, asıl anlamın görünen sahnenin altında arandığını söylüyor. Bilgisayar mühendisi olan kızı ise omuz silkiyor: beyin gece rastgele ateşleniyor, sabah da biz bunu bir hikâyeye dönüştürüyoruz. Gülten Hanım hiçbirine tam ikna olmuyor ve son bir şey ekliyor: bu hafta işte yeni bir müdürle tanışacak.

Gülten Hanım ve ailesi uydurma kişiler. Masada dile gelen açıklamaların arkasındaki kuramlar ve onları sınayan çalışmalar ise psikoloji ve nörobilim yazınından alınıyor.

Bu derste ne olacak

Bu derste rüyalar hakkındaki dört büyük açıklama türünü yan yana koyacağız: rüyanın gizli bir anlam taşıdığını söyleyen psikanalitik görüş, rüyayı beyin etkinliğinin sonradan anlamlandırılması olarak gören nörobiyolojik görüş, rüyanın bir prova işlevi gördüğünü öne süren evrimsel görüş ve rüyayı belleğin gece çalışmasına bağlayan görüş.

Her birini aynı soruyla tartacağız: bu açıklama neyi öngörüyor ve o öngörü sınandığında ne bulundu? Önce rüyayı bilimsel olarak incelemenin temel sorununa, yani rüyayı ancak uyandıktan sonra anlatılan bir rapor olarak yakalayabilmemize bakacağız.

Sıfır noktası

Rüya doğrudan gözlenemiyor. Elimizde olan, kişinin uyandıktan sonra hatırlayıp anlattığı bir rapor. Bu rapor, hatırlama sırasında eksilebiliyor, düzenlenebiliyor ve anlatı biçimine sokulabiliyor. Rüya araştırmasının bütün bulguları bu sınırın içinde duruyor.

Uyku laboratuvarı bu sınırı biraz daraltıyor. Kişi gece boyunca kayıt altındayken belirli anlarda uyandırılıp "uyandırılmadan hemen önce zihninden ne geçiyordu?" diye soruluyor. Sabah hatırlanan rüyaya göre bu rapor, yaşantıya çok daha yakın.

William Dement ve Nathaniel Kleitman 1957'de bu yöntemle, hızlı göz hareketi dönemlerinden yapılan 191 uyandırmanın 152'sinde kişilerin bir rüya anlattığını bildirdi. Öteki evrelerden yapılan 160 uyandırmada ise yalnızca 11 rüya bildirimi vardı.

Yaygın yanlış"Bazı insanlar hiç rüya görmez."
Doğrusu

Rüya görmediğini söyleyenlerin çoğu, laboratuvarda uygun anda uyandırıldığında rüya anlatıyor. Söyledikleri aslında rüyalarını hatırlamadıkları. Belirli beyin hasarlarından sonra rüya raporlarının tamamen kesildiği nadir durumlar var, ama bunlar kuralın değil istisnanın örneği.

Mekanizma

Gizli anlam

Psikanalizin kurucusu, 1900 tarihli rüya kitabında rüyayı bilinçdışına giden ana yol olarak tanımladı. Psikanalizin bu doğuş öyküsü daha önce M01-D05'te anlatıldı; burada yalnızca rüya kuramının sınanabilir kısmına bakacağız.

Bu kurama göre yorumcunun işi, açık içerikten geriye doğru gizli içeriğe ulaşmak. Kuramın sınanmasında asıl zorluk burada çıkıyor: bir rüyanın gizli içeriği, yorumcunun neyi gizli içerik sayacağına bağlı. Aynı sahne bir yorumcuya göre bir isteği, bir başkasına göre başka bir isteği ifade edebiliyor ve hangisinin doğru olduğunu belirleyecek bağımsız bir ölçüt bulunmuyor.

Kuramın bir parçası, sonraki araştırmalarla uyuşuyor: rüyalar kişinin yakın zamanda yaşadığı olaylardan ve onu meşgul eden kaygılardan besleniyor. Asıl iddia, yani rüyanın işlevinin gizli bir isteği doyurmak olduğu ise ya sınanamayacak kadar esnek kaldı ya da sınandığı ölçüde destek bulmadı.

Yaygın yanlış"Rüyalarda gördüğümüz her şeyin evrensel bir sembolik anlamı vardır."
Doğrusu

Rüya tabiri kitapları ve popüler sözlükler, belirli nesnelere sabit anlamlar yüklüyor. Ama rüya içeriği üzerine yapılan sistemli çalışmalar, aynı imgenin farklı kişilerde ve aynı kişide farklı zamanlarda farklı yaşantılarla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bir sembolün herkes için aynı anlama geldiğine dair bir kanıt yok.

Beyin sapından gelen ateş

1977'de psikiyatrist Allan Hobson ve Robert McCarley, rüyaya tamamen farklı bir yerden yaklaşan bir kuram yayımladı.

Bu kurama göre rüyanın tuhaflığı, gizlenmiş bir anlamın değil, rastgele gelen etkinliğin elden geldiğince birleştirilmesinin sonucu. Bir sahneden ötekine aniden geçilmesi, kişilerin birbirine dönüşmesi, mantığın kopması: bunlar bir sansürün değil, girdinin kendisinin düzensizliğinin izleri.

Kuram rüya araştırmasını laboratuvara ve beyin fizyolojisine bağladı. Ama ilk biçiminin iki zayıf noktası vardı. Birincisi, rüyanın yalnızca hızlı göz hareketi uykusuna bağlı olduğunu varsayıyordu; oysa öteki evrelerden de rüya raporları geliyordu. İkincisi, rüya içeriklerinin rastgele olmaktan çok uzak, kişinin hayatıyla tutarlı olduğu gösterildi.

Mark Solms, 1997'de yayımlanan bir çalışmada beyin hasarı olan 361 hastayla rüyaları hakkında ayrıntılı görüşmeler yaptı. Beyin sapındaki hasar, rüya raporlarını beklenildiği gibi ortadan kaldırmıyordu. Rüyaların tamamen kesilmesi ise ön beynin iç kısmındaki ve şakak-yan kafa birleşim bölgesindeki hasarlarla ilişkiliydi; bu hastalarda hızlı göz hareketi uykusu sürse de rüya raporu kalmıyordu.

Gecenin provası

Evrimsel bir yaklaşım farklı bir soru soruyor: rüya görmek, atalarımızın hayatta kalmasına bir katkı sağlamış olabilir mi?

Antti Revonsuo 2000'de bu kuramı ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Kuram, rüyalarda kovalanma, saldırıya uğrama ve kaçma gibi tehdit içeren sahnelerin sıklığına ve travma yaşamış çocukların rüyalarında tehdit içeriğinin artmasına dayanıyordu.

Eleştirmenler iki noktayı öne çıkardı. Birincisi, rüyaların önemli bir kısmında hiçbir tehdit yok; sıradan konuşmalar, yürüyüşler, gündelik işler çok yaygın. İkincisi, travma sonrası tekrarlayan kâbuslar çoğu zaman uyumu artırmak yerine kişinin işlevselliğini bozuyor. Rüyalardaki tehdit sıklığı ile hayatta kalma arasında doğrudan bir bağ kurmak da zor, çünkü bu tür bir seçilim baskısını geriye dönük ölçmenin yolu yok.

Yaygın yanlış"Kâbuslar zihni gerçek tehlikeye hazırlar, bu yüzden faydalıdır."
Doğrusu

Tehdit benzetimi kuramı rüyaların böyle bir evrimsel işlevi olabileceğini öne sürüyor, ama bunun bugün yaşayan bireyler için yararlı olduğunu göstermiyor. Sık ve yoğun kâbuslar, uyku kalitesini ve gündüz işlevselliğini bozabiliyor ve tedavi edilebilen bir sorun. Kişiye bunun bir hazırlık olduğu için katlanması gerektiğini söylemek kanıta dayanmıyor.

Usta katmanı

Bellek ve gece

Dördüncü yaklaşım rüyayı uykunun bellekle ilişkisine bağlıyor. Uykunun öğrenilenlerin pekişmesinde rol oynadığına dair güçlü kanıtlar var; bellek modülünde ayrıntısıyla ele alınacak. Buradaki soru daha dar: rüyanın içeriği bu sürecin bir parçası mı, yoksa sürecin yalnızca bir yan ürünü mü?

Erin Wamsley, Robert Stickgold ve arkadaşları 2010'da yayımladıkları bir çalışmada katılımcılara bilgisayarda sanal bir labirent öğretti. Ardından bir grup öğleden sonra kısa bir uyku uyudu, bir grup uyanık kaldı. Uyku sırasında labirentle ilgili rüya gördüğünü bildiren az sayıdaki kişi, tekrar testinde ötekilerden çok daha fazla ilerleme gösterdi.

Bu bulgu, rüyanın bellekle ilgili bir sürecin izi olabileceğini düşündürüyor. Ama rüyanın kendisinin işlev görüp görmediğini göstermiyor. Rüya, belki de bellek pekiştirmesinin yürüdüğü bir beyinde yaşanan bir yaşantı; işin kendisini değil, işin yapıldığı yerdeki görünümü yansıtıyor olabilir.

Bu görüş, rüyaları kodlanmış bir mesaj olarak değil, kişinin uyanıkken düşündüğü şeylerin uykudaki devamı olarak ele alıyor. Rüya raporları büyük örneklemlerde sayıldığında, kişilerin hayatında önemli olan insanların ve etkinliklerin rüyalarda da sık geçtiği görülüyor. Ama süreklilik tam değil: bazı uyanık etkinlikler, okuma ve yazı gibi, rüyalarda beklenenden çok daha seyrek beliriyor.

Uykudaki bilinç

Rüya araştırmasının son yıllardaki en ilginç gelişmelerinden biri, rüyanın içindeyken rüya gördüğünün farkında olmak.

1981'de Stephen LaBerge ve arkadaşları, bilinçli rüya gören kişilerin önceden kararlaştırılan bir göz hareketi dizisini rüyanın içinden yapabildiğini gösterdi. Bu işaretler, uyku kaydında hızlı göz hareketi uykusunun ortasında açıkça görülüyordu. Böylece uyuyan biri ile dış dünya arasında ilk kez bir iletişim kanalı kurulmuş oldu.

Karen Konkoly ve arkadaşları 2021'de dört farklı laboratuvarda bu kanalı iki yönlü hâle getirdi: bilinçli rüya görenlere uyurken basit aritmetik sorular sesli olarak okundu ve bazıları cevabı göz hareketleriyle doğru biçimde verdi.

Francesca Siclari ve arkadaşları 2017'de seri uyandırma yöntemini yüksek çözünürlüklü beyin kayıtlarıyla birleştirdi. Hem hızlı göz hareketi uykusunda hem öteki evrelerde, kişinin rüya bildirdiği uyandırmalardan önce beynin arka bölgelerinde yavaş dalga etkinliğinin azaldığı görüldü. Bu işaret izlenerek, kişinin uyandırıldığında rüya anlatıp anlatmayacağı belirli bir başarıyla önceden tahmin edilebildi.

Kanıtın sınırı

Rüyaların uyku boyunca, özellikle hızlı göz hareketi uykusunda yoğun biçimde görüldüğü ve içeriğinin kişinin uyanık hayatıyla büyük ölçüde örtüştüğü, birçok laboratuvarda ve büyük rüya raporu derlemelerinde desteklenen bulgular. Rüya görmenin hızlı göz hareketi uykusuyla birebir aynı şey olmadığı da hasta çalışmaları ve beyin kayıtlarıyla destek buluyor.

Rüyanın işlevi ise hâlâ açık bir soru. Gizli isteklerin doyumu görüşü sınanabilir bir biçime kavuşturulamadı. Etkinleştirme-sentez kuramı rüyanın kaynağı hakkında güçlü bir başlangıç sundu ama ilk biçimi sonraki bulgularla değişmek zorunda kaldı. Tehdit benzetimi kuramı evrimsel geçmişe dair bir öneri ve doğrudan sınanması güç. Bellekle ilişki umut verici ama küçük örneklemlere dayanıyor ve nedensellik yönünü belirlemiyor.

Bütün bu kuramların ortak sınırı, rüyaya yalnızca uyandıktan sonra anlatılan bir rapor aracılığıyla ulaşılabilmesi. Kişinin neyi hatırladığı, neyi atladığı ve nasıl anlattığı, her bulgunun içinde taşınan bir belirsizlik.

Kendin dene

Aklında kalsın

Rüyaya yalnızca uyandıktan sonra anlatılan bir rapor üzerinden ulaşılabiliyor; uyku laboratuvarında yapılan seri uyandırmalar bu raporu yaşantıya yaklaştırıyor.

Hızlı göz hareketi uykusundan uyandırılanlar çok daha sık canlı rüyalar anlatıyor, ama öteki evrelerden de rüya raporları alınıyor.

Psikanalitik kuramın açık ve gizli içerik ayrımı, gizli anlamı belirleyecek bağımsız bir ölçüt olmadığı için sınanması zor bir iddia olarak kaldı.

Etkinleştirme-sentez hipotezi rüyayı beyin fizyolojisine bağladı; beyin hasarı çalışmaları ise rüya görmenin ön beyne, hızlı göz hareketi uykusunun beyin sapına dayandığını düşündürdü.

Tehdit benzetimi kuramı evrimsel bir işlev öneriyor ama rüyaların çoğu tehdit içermiyor ve kuramı doğrudan sınamak güç.

Öğrenilen bir görevle ilgili rüya görmek, o görevdeki ilerlemeyle ilişkili bulundu; ama rüyanın bu ilerlemeye yol açıp açmadığı bilinmiyor.

Bilinçli rüya görenlerle göz hareketleri aracılığıyla iletişim kurulabiliyor ve bu, uykudaki bilincin laboratuvarda incelenmesine kapı açtı.

Sonraki derse köprü

Bu derste rüyanın, uykunun içinde kendiliğinden ortaya çıkan ve dış dünyayla bağı büyük ölçüde kopan bir yaşantı olduğunu gördük. Bir başka bilinç değişimi ise uyanıkken, bir başkasının sözleriyle başlatılıyor.

Bir kişi gözlerini kapatıp dikkatini tek bir sese veriyor ve ardından kolunun kendiliğinden kalktığını, bir kokuyu almadığını ya da çocukluğuna ait bir sahneyi canlı biçimde yaşadığını anlatıyor. Bu deneyim gerçekten ayrı bir bilinç hâli mi, yoksa beklenti ve telkine verilen güçlü bir tepki mi? Unutulmuş anıları geri getirebilir mi, yoksa yeni anılar mı üretir? Telkin, beklenti ve bellek arasındaki bu ince sınırın laboratuvarda nasıl sınandığını göreceğimiz konu: hipnoz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.