Bilincin bilimsel olarak ölçülebilen ilintilerini öznel deneyimin açıklanması sorusundan ayırır.
Temel Psikoloji Akademisi — M06, Bilinç, dikkat ve uyku · 3.276 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme
Klinik tarafı Terapi Akademisi’nde: S01-P02-D12
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bilinç hakkındaki sorular ikiye ayrılır: dikkat, bildirim ve uyanıklık gibi işlevlerin nasıl çalıştığını soran ve mekanizmalarla cevaplanabilir görünen kolay problemler ile fiziksel süreçlerin neden bir öznel deneyimle birlikte geldiğini soran zor problem.
Bilim, zor problemi doğrudan çözemese de bilincin sinirsel ilintilerini arar: uyaranın sabit kalıp deneyimin değiştiği iki göz rekabeti ve maskeleme gibi durumlarda beyin etkinliğindeki farkları inceler.
Bir ilintiyi bulmak bilinci açıklamak değildir; ilinti bir deneyime eşlik eden etkinliği gösterir, bu etkinliğe neden bir iç yaşantının eşlik ettiğini göstermez.
Dışarıdan tepkisiz görünen bazı hastaların beyin etkinliği, komutları anlayıp onlara uyabildiklerini gösterebilir; ama böyle bir etkinliğin görülmemesi, bilincin olmadığını kanıtlamaz.
Bilinci açıklamaya çalışan kuramlar arasında bir uzlaşı yoktur ve önceden kayda geçirilmiş öngörülerle yapılan sınamalar hiçbirini açık bir kazanan ilan etmemiştir; hayvanlarda, hastalarda ve yapay sistemlerde bilinç sorusu bu yüzden bilimsel olduğu kadar etik bir sorudur.
Açılış
Açılış sahnesi
Bir felsefeci, yıllar önce şöyle bir düşünce deneyi önerdi. Mary adında olağanüstü yetenekli bir bilim insanını düşün. Doğduğundan beri yalnızca siyah, beyaz ve gri tonlardan oluşan bir odada yaşamış; kitapları siyah beyaz, ekranı siyah beyaz. Ama Mary renk görmesi hakkında bilinebilecek her şeyi biliyor. Işığın dalga boylarını, gözdeki konileri, M05-D04'te gördüğümüz karşıt kanalları, beyinde renge tepki veren her hücreyi, birisi "kırmızı" dediğinde boğazında hangi kasların kasıldığını. Fizik ve sinirbilim açısından kırmızı hakkında öğrenilecek hiçbir şey kalmamış.
Bir gün odanın kapısı açılıyor ve Mary ilk kez dışarı çıkıyor. Bahçede kırmızı bir gül görüyor.
Soru şu: Mary o anda yeni bir şey öğrendi mi?
Pek çok insanın içgüdüsel cevabı "evet". Mary artık kırmızının nasıl göründüğünü, kırmızıyı görmenin nasıl bir şey olduğunu biliyor; bunu odadaki bütün kitaplardan öğrenememişti. Ama eğer Mary yeni bir şey öğrendiyse, fizik ve sinirbilimin anlattığı her şeyi bilmek, deneyimin kendisini bilmeye yetmiyor demektir. Bu düşünce deneyi, bu dersin konusu olan sorunun en kısa anlatımlarından biri.
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Bu modül, psikolojinin hem en eski hem en çözülmemiş sorusuyla açılıyor: bilinç. Terapi tarafında S01-P02-D12, bilinci tanımlayıp onun sınırlarını çizmiş ve insanların kendi zihinsel süreçlerine sanıldığı kadar erişemediğini göstermişti. Biz burada başka bir soruya bakacağız: bilincin kendisi, bilimsel olarak açıklanabilir mi?
Önce bilinç hakkında sorulan soruları ikiye ayıracağız: bilimin bugün cevap verebildiği sorular ve cevap vermekte zorlandığı soru. Sonra bilimin bilinci laboratuvarda nasıl incelediğine, yani bilinçli bir deneyime eşlik eden beyin etkinliğini nasıl aradığına bakacağız. Ardından bu arayışın en dramatik uygulamalarından birine, dışarıdan hiçbir tepki vermeyen hastalarda bilincin izlerini aramaya geçeceğiz. Son bölümde, bilinci açıklamaya çalışan iki büyük kuramın birbirine karşı nasıl sınandığını ve sınamanın ne gösterdiğini göreceğiz.
Sıfır noktası
Bilinç hakkında sorulabilecek soruların bir kısmı, zor olsalar da, bildiğimiz bilimsel yöntemlerle cevaplanabilir görünüyor. Bir uyaranın ne zaman fark edildiği, dikkatin bir şeyi nasıl seçtiği, uyanıklık ile uykunun nasıl ayrıldığı, bir kişinin neyi bildirebildiği; bunların hepsi bir mekanizmanın, bir işlevin açıklanmasını istiyor ve mekanizmalar bilimin alışkın olduğu türden açıklamalar.
Kolay problemler kolay olduğu için değil, bir mekanizma bulunduğunda cevaplanmış sayılacakları için bu adı alıyor. Zor problemde ise, bütün mekanizmalar bulunduktan sonra bile bir soru kalıyor gibi görünüyor: bütün bunlar neden karanlıkta, hiçbir şey hissedilmeden olup bitmiyor?
Yaygın yanlış"Bilinç, beynin belirli bir noktasında bulunan bir merkezde oturur; o merkezi bulursak bilinci bulmuş oluruz."
Doğrusu
Beyinde, bütün deneyimlerin önünde bir ekranda izlendiği tek bir merkez bulunmadı. M05-D03'te gözün bir kamera, beynin de görüntüyü izleyen bir izleyici olmadığını söylemiştik; aynı yanılgı bilinç için de geçerli. Bazı beyin yapılarının hasarı bilinci tamamen ortadan kaldırabilir, ama bu onların bilincin "yeri" olduğunu değil, bilincin sürmesi için gerekli olduğunu gösterir. Bilinçli deneyime eşlik eden etkinlik, beynin pek çok bölgesine yayılmış görünüyor ve tam olarak hangi bölgelerin ne katkı yaptığı tartışmalı.
Mekanizma
Laboratuvarda bilinç: ilintileri aramak
Zor problemi doğrudan çözmek bugün kimsenin elinde değil. Ama bilim, ondan daha mütevazı ama sınanabilir bir soruyu sorabiliyor: bir kişi bir şeyin bilincinde olduğunda, beyninde ne değişiyor?
Bu yaklaşımın gücü, uyaranı sabit tutup yalnızca deneyimi değiştirebilmesinde yatıyor. Böylece beyindeki farkın, ekrandaki görüntüden değil, görüntünün bilinçli olarak görülüp görülmemesinden kaynaklandığı düşünülebiliyor.
Yaygın yanlış"Bilincin sinirsel ilintisini bulmak, bilinci açıklamak demektir."
Doğrusu
Bir ilinti, bir deneyimle birlikte ortaya çıkan beyin etkinliğini gösterir; bu etkinliğin neden bir deneyim ürettiğini göstermez. Bir sinir hücresi grubunun, kırmızıyı gördüğümüzde ateşlediğini bulmak, bu ateşlemenin neden kırmızının kırmızılığı gibi hissettirdiğini açıklamıyor. İlintiler kolay problemlere güçlü cevaplar verir ve zor problem üzerinde düşünmek için vazgeçilmez veriler sağlar; ama ilinti ile açıklama arasındaki boşluk, zor problemin ta kendisidir.
Dışarıdan sessiz, içeride uyanık mı?
Bilinç araştırmalarının en doğrudan insani sonuçları, ağır beyin hasarından sonra dışarıya hiçbir tepki vermeyen hastalarda ortaya çıkıyor. Bu hastaların bir kısmı gözlerini açıyor, uyku ve uyanıklık döngüleri sürüyor; ama sorulara cevap vermiyor, komutlara uymuyor. Hekimler uzun süre bu hastaların bilincinin olmadığını varsaydı.
İleri katman
Usta katmanı
İki kuram, bir sınama
Bilincin sinirsel ilintilerini açıklamaya çalışan pek çok kuram var. İkisi son yıllarda özellikle öne çıktı ve birbirine çok farklı öngörüler getiriyor.
Kimin bilinci var?
Yaygın yanlış"Bir sistem acı çektiğini söylüyorsa, acı çekiyordur; söylemiyorsa çekmiyordur."
Doğrusu
Bildirim, bilinci incelemenin en önemli araçlarından biri; ama tek başına ne yeterli ne gerekli. Konuşamayan bir bebek, bazı hayvanlar ve tepki veremeyen hastalar deneyimlerini bildiremiyor; ama bu onların deneyimsiz olduğunu göstermiyor. Öte yandan bir program, deneyim bildiren cümleleri bir deneyim olmadan da üretebiliyor. Bilinci değerlendirmek, bildirimi davranışla, beyin etkinliğiyle ve sistemin yapısıyla birlikte tartmayı gerektiriyor ve bu tartının nasıl yapılacağı hâlâ tartışmalı.
Kanıtın sınırı
Bilinç araştırmaları son otuz yılda hızla gelişti. Uyaranın sabit tutulup deneyimin değiştiği düzeneklerle, bilinçli algıya eşlik eden beyin etkinliği hakkında çok şey öğrenildi; dışarıdan tepkisiz görünen bazı hastaların bilinçli olabileceğinin gösterilmesi, bu bilginin hastane odalarına kadar ulaştığını gösterdi.
Ama zor problem, bu ilerlemelerin dışında duruyor gibi görünüyor. Bilincin sinirsel ilintileri ne kadar ayrıntılı haritalanırsa haritalansın, bu etkinliğin neden bir deneyimle birlikte geldiği sorusu bir sinirbilim sorusu olmaktan çıkıp felsefi bir soruya dönüşüyor. Bazı düşünürler bu sorunun ilke olarak cevaplanamayacağını, bazıları ise sorunun yanlış sorulduğunu ve kolay problemler çözüldükçe zor problemin kendiliğinden ortadan kalkacağını savunuyor.
Bilinç kuramları arasında bir uzlaşı yok. Önceden kayda geçirilmiş öngörülerle yapılan son sınamalar, hiçbir kuramı açık bir kazanan ilan etmedi. Hayvanlarda, bebeklerde, tepkisiz hastalarda ve yapay sistemlerde bilincin bulunup bulunmadığı sorusu, bu belirsizlik yüzünden bilimsel olduğu kadar etik bir soru olarak kalıyor.
Bilinçli olup olmadığı belirsiz bir yakını için kararlar vermek zorunda kalan aileler ve klinisyenler, bu dersteki genel tartışmalardan çok, hastalarının durumunu değerlendiren uzman ekiplerle konuşmaya ihtiyaç duyar.
Mary'nin odası, yarasa ve zombi ikiz felsefecilerin düşünce deneyleri; yüz-ev rekabeti, maymun kayıtları, maskeli sözcükler, tepkisiz hastalarla yapılan tarama çalışmaları, kuram sınaması, açık mektup, şarap bahsi, manyetik uyarı ölçümleri, bebek çalışması, bilek deneyi ve hayvan bilinci bildirgesi kayıtlı olaylar. Aile, ameliyat sırasında uyanan hasta, uyurgezer genç, uykuya dalış ve rüya sahneleri ve sohbet programı ise bu tartışmaların gündelik yüzünü göstermek için kuruldu.
Uygulama
Kendin dene
Özet
Aklında kalsın
Bilinç hakkındaki sorular ikiye ayrılır: dikkat, bildirim ve uyanıklık gibi işlevlerin nasıl çalıştığını soran ve mekanizmalarla cevaplanabilir görünen kolay problemler ile fiziksel süreçlerin neden bir öznel deneyimle birlikte geldiğini soran zor problem.
Bilim, zor problemi doğrudan çözemese de bilincin sinirsel ilintilerini arar: uyaranın sabit kalıp deneyimin değiştiği iki göz rekabeti ve maskeleme gibi durumlarda beyin etkinliğindeki farkları inceler.
Bir ilintiyi bulmak bilinci açıklamak değildir; ilinti bir deneyime eşlik eden etkinliği gösterir, bu etkinliğe neden bir iç yaşantının eşlik ettiğini göstermez.
Dışarıdan tepkisiz görünen bazı hastaların beyin etkinliği, komutları anlayıp onlara uyabildiklerini gösterebilir; ama böyle bir etkinliğin görülmemesi, bilincin olmadığını kanıtlamaz.
Bilinci açıklamaya çalışan kuramlar arasında bir uzlaşı yoktur ve önceden kayda geçirilmiş öngörülerle yapılan sınamalar hiçbirini açık bir kazanan ilan etmemiştir; hayvanlarda, hastalarda ve yapay sistemlerde bilinç sorusu bu yüzden bilimsel olduğu kadar etik bir sorudur.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Bu derste, bir uyaranın bilinçli olarak görülüp görülmemesinin, uyaranın kendisinden çok beynin içinde olup bitenlere bağlı olabildiğini gördük. İki göze iki farklı resim gösterildiğinde yalnızca biri bilince ulaşıyordu; maskelenen bir sözcük gözümüzün önünde durduğu hâlde görülmüyordu.
Gündelik hayatta da her an çevremizdeki bilginin yalnızca küçük bir kısmı bilincimize giriyor. Bir kafede aynı anda konuşan onlarca insanın arasından yalnızca karşımızdakini dinliyor, öbürlerinin ne dediğini sonradan hatırlayamıyoruz. Bu seçimin nasıl yapıldığı, seçilmeyen bilginin tamamen mi atıldığı yoksa bir ölçüde işlenmeye devam mı ettiği, dikkat araştırmalarının ilk büyük sorusu oldu. Psikologlar bu soruyu, iki kulağa aynı anda farklı konuşmalar dinleten deneylerle ve dikkati bir süzgece benzeten modellerle sınamaya başladı. Modülün ikinci dersi bu seçimin kendisini ele alıyor: seçici dikkat.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.