Klasik görsel yanılsamaları algının kullandığı varsayımlarla açıklar ve kültürel farklılık tartışmasını değerlendirir.
Temel Psikoloji Akademisi — M05, Duyum ve algı · 2.918 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Yanılsamaların çoğu, görme sisteminin gerçek dünyada işe yarayan derinlik, büyüklük ve kontrast hesaplarını, o hesapların varsayımlarının tutmadığı özel görüntülere uygulamasından doğar.
Müller-Lyer, Ponzo ve ay yanılsamaları, düz bir görüntüdeki ipuçlarının derinlik olarak okunmasıyla ve uzakta sanılan şeyin büyütülmesiyle ilişkilendirilir; ama ay yanılsamasının ve Müller-Lyer'in tek ve kesin bir açıklaması yoktur.
Oyuk yüz yanılsaması, görme sisteminin önceden bildiklerinin, ters yönü gösteren ipuçlarını bile bastırabildiğini gösterir; Ebbinghaus yanılsaması ise büyüklüğün çevreye göre değerlendirildiğini ortaya koyar.
Bazı yanılsamalara kanma derecesi yaşla ve topluluktan topluluğa değişir; ama yeni görmeye başlayan çocukların yanılsamalara hemen kanması, temelin büyük ölçüde deneyimden bağımsız kurulduğunu düşündürür. Kültürel farkların açıklaması hâlâ tartışmalıdır.
Bir yanılsamanın nasıl çalıştığını bilmek ona kanmayı genellikle durdurmaz; yanılsamalar algının kusurları değil, onun hangi varsayımlarla çalıştığını gösteren izlerdir ve hem yol güvenliği gibi yararlı hem de gece inişi gibi tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Açılış
Açılış sahnesi
Bir otoyolun keskin bir virajından önceki yüz metrede, karayolları ekipleri asfalta yolun genişliği boyunca kısa beyaz çizgiler boyuyor. Çizgiler başta seyrek, viraja yaklaştıkça giderek sıklaşıyor.
Bu yoldan her sabah işe giden Kemal, bir gün virajdan önce farkında olmadan ayağını gazdan çektiğini fark ediyor. Hız göstergesine bakıyor; arabası her zamanki hızında gidiyor. Ama çizgiler altından giderek daha hızlı geçtiği için, araba hızlanıyormuş gibi bir his yaratıyor. Kemal'in ayağı, göstergeye değil o hisse cevap vermiş.
Birkaç ay sonra yerel bir gazete, bu virajda kazaların azaldığını yazıyor. Yolu tasarlayanlar sürücüleri bilerek yanıltmış: algının uzaklık ile hız arasında kurduğu bağı kullanarak, sürücüye gerçekte olmayan bir hızlanma hissettirmişler.
Kemal'in gözü yanılmıştı; ama bu yanılgı onu korumuştu. Bir yanılsama, algının bir kusuru mu, yoksa onun nasıl çalıştığını gösteren bir ipucu mu?
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Terapi tarafında S01-P02-D01, var olan bir uyaranın yanlış algılanmasını varsanıdan ayırmış ve algının boşlukları beklentiyle doldurduğunu anlatmıştı. Önceki ders ise algısal değişmezliğin dünya hakkındaki varsayımlara dayandığını göstermişti. Bu ders, o varsayımların yanlış yere uygulandığı durumları bir laboratuvar gibi kullanıyor.
Önce birkaç klasik görsel yanılsamayı tanıyacağız ve her birinin görme sisteminin hangi varsayımını açığa çıkardığını soracağız. Sonra M02-D08'de ertelediğimiz tartışmaya döneceğiz: bu yanılsamaların bazılarına insanlar neden farklı ölçülerde kanıyor ve bu farklar kültürden mi, deneyimden mi, başka bir şeyden mi kaynaklanıyor? Son bölümde, yanılsamaların görmeyi değil yalnızca bilinçli algıyı mı kandırdığını ve bunun neden hâlâ tartışıldığını göreceğiz.
Sıfır noktası
Yanılsamaların çoğu, görme sisteminin gündelik hayatta işe yarayan bir hesabını, o hesabın varsayımlarının tutmadığı bir görüntüye uygulamasından doğar. Bu yüzden bir yanılsamayı anlamanın en iyi yolu, "burada beyin neyi varsaydı?" diye sormaktır.
Yaygın yanlış"Bir yanılsamanın nasıl çalıştığını öğrenirsen artık ona kanmazsın."
Doğrusu
Klasik geometrik yanılsamaların çoğu, onları çok iyi tanıyan algı araştırmacılarında bile sürer. Bilgi, algının çıktısını yorumlamamıza yardım eder: "bu çizgiler eşit, gözüm beni yanıltıyor" diyebiliriz. Ama algının kendisini değiştirmez. Bazı yanılsamalarda uzun süreli denemelerle kanma derecesi biraz azalabiliyor; yine de bilmek, görmeyi düzeltmeye yetmiyor.
Mekanizma
Düz kâğıtta derinlik varsaymak
Görmenin önceden bildikleri
Kenar ve karşıtlık yanılsamaları
Yaygın yanlış"Bir yanılsamaya kanmak, gözün ya da beynin kusurlu çalıştığını gösterir."
Doğrusu
Yanılsamaların çoğu, gündelik hayatta doğru sonuç veren hesapların, o hesabın varsayımlarının tutmadığı özel bir görüntüye uygulanmasından doğar. Düz bir kâğıtta derinlik görmek, gerçek bir sahnede büyüklüğü doğru tahmin etmeyi sağlayan mekanizmanın yan ürünü. Bir yanılsamaya hiç kanmayan bir görme sistemi, büyük olasılıkla gerçek dünyada daha kötü çalışırdı. Yanılsamalar, algının neyi varsaydığını gösteren iz bırakmış hatalar.
İleri katman
Usta katmanı
Kültür mü, deneyim mi, göz mü?
M02-D08'de, ünlü bir görme yanılsamasının bazı topluluklarda daha zayıf ölçüldüğünü ve bu bulgunun yorumunun tartışmalı olduğunu söylemiştik. Şimdi bu tartışmanın iki tarafına bakabiliriz.
Yaygın yanlış"Kültürler arası farklar, yanılsamaların tamamen öğrenildiğini kanıtlar."
Doğrusu
Farklar gerçek, ama açıklamaları çok sayıda: çevre, okullaşma, resimlere ve kâğıda alışıklık, göz pigmenti, testin dili ve uygulanış biçimi. Yeni görmeye başlayan çocukların yanılsamalara hemen kanması, temelin büyük ölçüde deneyimden bağımsız kurulabildiğini gösteriyor. Daha savunulabilir bir sonuç, yanılsamaların temelinin evrensel olduğu, ama gücünün yaşla, deneyimle ve muhtemelen kültürel dikkat alışkanlıklarıyla ayarlandığı.
Algı mı yanılıyor, el de mi?
Kanıtın sınırı
Klasik görsel yanılsamaların varlığı ve büyüklükleri, algı psikolojisinin en kolay tekrarlanan bulguları arasında: bir kâğıt ve bir kalemle herkes yeniden üretebilir. Pek çoğunun, görme sisteminin gerçek dünyada işe yarayan derinlik, büyüklük ve kontrast hesaplarıyla ilişkili olduğu da geniş ölçüde kabul görüyor.
Tartışma açıklamalarda yoğunlaşıyor. Ay yanılsamasının ya da Müller-Lyer yanılsamasının tek ve herkesin kabul ettiği bir açıklaması yok; birkaç mekanizma birlikte işliyor olabilir ve her yanılsama için hangisinin ne kadar katkı yaptığı hâlâ araştırılıyor. Izgara örneğinde olduğu gibi, uzun süre yerleşik sayılan bir açıklama yeni bir denemeyle sarsılabiliyor.
Kültürler arası farklar da gerçek, ama yorumları karmaşık. Toplumlar arasındaki karşılaştırmalar, çevre, eğitim, göz özellikleri ve testin kendisi gibi çok sayıda etkeni aynı anda değiştiriyor; yeni görmeye başlayan çocuklarla yapılan çalışmalar ise bir avuç çocukla sınırlı. Bugün eldeki kanıt, ne "yanılsamalar tamamen evrenseldir" ne de "tamamen kültürel olarak öğrenilir" sonucunu destekliyor.
Kemal'in virajı, istasyondaki tren, prizdeki yüz, oda köşeleri, raylardaki kütükler, rulo kâğıt, müzedeki maske ve tabak örnekleri kanıtın gündelik yüzünü göstermek için yazıldı; kültürler arası karşılaştırmalar, katarakt sonrası çocuklar, Ebbinghaus çalışmaları, kavrama deneyleri, dalgalı ızgara, gece iniş yanılsamaları ve çizgili giysi deneyi yayımlanmış araştırmalardan.
Uygulama
Kendin dene
Özet
Aklında kalsın
Yanılsamaların çoğu, görme sisteminin gerçek dünyada işe yarayan derinlik, büyüklük ve kontrast hesaplarını, o hesapların varsayımlarının tutmadığı özel görüntülere uygulamasından doğar.
Müller-Lyer, Ponzo ve ay yanılsamaları, düz bir görüntüdeki ipuçlarının derinlik olarak okunmasıyla ve uzakta sanılan şeyin büyütülmesiyle ilişkilendirilir; ama ay yanılsamasının ve Müller-Lyer'in tek ve kesin bir açıklaması yoktur.
Oyuk yüz yanılsaması, görme sisteminin önceden bildiklerinin, ters yönü gösteren ipuçlarını bile bastırabildiğini gösterir; Ebbinghaus yanılsaması ise büyüklüğün çevreye göre değerlendirildiğini ortaya koyar.
Bazı yanılsamalara kanma derecesi yaşla ve topluluktan topluluğa değişir; ama yeni görmeye başlayan çocukların yanılsamalara hemen kanması, temelin büyük ölçüde deneyimden bağımsız kurulduğunu düşündürür. Kültürel farkların açıklaması hâlâ tartışmalıdır.
Bir yanılsamanın nasıl çalıştığını bilmek ona kanmayı genellikle durdurmaz; yanılsamalar algının kusurları değil, onun hangi varsayımlarla çalıştığını gösteren izlerdir ve hem yol güvenliği gibi yararlı hem de gece inişi gibi tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Bu modülün şimdiye kadarki derslerinin hemen hepsi görmeye odaklandı. Ama görme, dünyayı tanımanın yalnızca bir yolu. Bir sesin nereden geldiğini, bir melodinin yükselip alçaldığını ya da kalabalık bir odada tek bir sesi nasıl seçebildiğimizi görme hiç açıklamıyor.
Ses, havada yayılan basınç dalgalarından başka bir şey değil. Kulağın içinde bu dalgalar, perdesini ve yüksekliğini ayırt edebildiğimiz bir sinyale dönüşüyor; iki kulağımıza ulaşan ses arasındaki küçük farklar da, gözümüzü kapatsak bile bir sesin sağdan mı soldan mı geldiğini söylüyor. Gestalt dersinde değindiğimiz işitsel gruplama da bu sistemin bir parçası. Bir sonraki adım kulağın içine giriyor: işitme.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.