M04-D06
Hasardan öğrenilenler: ünlü vakalar
Beyin hasarı vakalarının işlev haritalamaya katkısını ve tek vaka kanıtının sınırını değerlendirir.
Temel Psikoloji Akademisi — M04, Biyolojik psikoloji · 3.475 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 16 dk okuma · 23 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beyin hasarı vakaları, bir bölge olmadan neyin yapılamadığını göstererek, görüntüleme yöntemlerinin tek başına veremeyeceği bir kanıt sunar: o bölgenin bir işlev için gerekli olup olmadığına dair kanıt.
Bir hastadaki seçici kayıp, iki işlevin ayrılabildiğini düşündürür; ters yöndeki ikinci bir hasta, yani bir çifte ayrışma, bu iki işlevin en azından kısmen ayrı süreçlere dayandığı fikrini çok daha güçlü kılar.
Dil, bellek ve görme, hasar vakalarının parçalarına ayırdığı yetenekler oldu: konuşmayı üretmek ile anlamak, olayları hatırlamak ile beceri öğrenmek, bir nesneyi tanımak ile ona doğru uzanmak birbirinden ayrı bozulabiliyor.
Ünlü vakalar yeniden okunduğunda düzeltildi: Leborgne'un hasarı derinlere uzanıyordu, H.M.'nin hipokampusunun bir kısmı kalmıştı, Gage büyük olasılıkla toparlanmıştı.
Tek vakadan kural çıkarmanın önünde beş engel durur: işlev sınırlarına uymayan hasar, uzak etkiler, yeniden düzenlenme, hasar öncesi farklar ve seçilmişlik.
Açılış sahnesi
Paris, 1861 baharı. Bicêtre Hastanesi'nin koğuşlarından birinde yatan elli yaşlarında bir adam, yirmi yılı aşkın süredir tek bir hece dışında hiçbir şey söyleyemiyor. Ona ne sorulursa sorulsun cevabı aynı: "tan, tan". Hastane çalışanları ona bu yüzden Tan diyor. Gerçek adı Louis Victor Leborgne.
Genç bir cerrah olan Paul Broca, ölümünden birkaç gün önce onu muayene ediyor ve şaşırtıcı bir şey fark ediyor. Leborgne kendisine söyleneni anlıyor gibi. Kaç yıldır hastanede olduğu sorulunca parmaklarıyla sayı gösteriyor. Sorulara jestlerle, yüz ifadeleriyle, ses tonunu değiştirerek cevap vermeye çalışıyor. Ağzı, dili ve dudakları felçli değil; yutabiliyor, yiyebiliyor. Kaybolan şey, düşüncesini sözcüğe dökme yeteneği.
Leborgne öldükten sonra Broca beynini inceliyor ve sol yarım kürenin ön tarafında, alın lobunun alt kısmında yumuşamış, hasarlı bir bölge buluyor. Ertesi gün bu beyni bir bilim derneğinde gösteriyor.
Broca'nın aklındaki soru, bu dersin sorusu: bir insanın yaşamı boyunca neyi yapamadığını ve neyi hâlâ yapabildiğini dikkatle kaydedip, ölümünden sonra beyninin neresinin bozulduğuna bakarak, sağlam bir beynin nasıl çalıştığını öğrenebilir miyiz?
Bu derste ne olacak
Önceki derste manyetik atımlarla bir bölgeyi birkaç saniyeliğine susturan araştırmacılarla karşılaşmıştık. Bu ders, bozulmanın kasıtlı değil, bir talihsizliğin sonucu olduğu durumlara bakıyor.
Önce bir kayıptan bir işleve nasıl akıl yürütüldüğünü kuracağız. Sonra dilde, bellekte, kişilikte ve algıda ders kitaplarına girmiş birkaç insanı, hem kitaplardaki hâliyle hem sonraki araştırmanın düzelttiği hâliyle tanıyacağız.
Son bölümde bu bilginin nerede güçlü, nerede kırılgan olduğunu ve bugün aynı sorunun yüzlerce hastayla nasıl sorulduğunu göreceğiz.
Sıfır noktası
Mantık basit görünür: bir insan belirli bir bölgesini kaybettikten sonra belirli bir şeyi yapamıyorsa, o bölge o işin yapılmasında bir rol oynuyor olmalı. Ama bu "bir rol" ifadesi, göründüğünden çok daha dikkatli okunmayı hak ediyor.
Yaygın yanlış"Hasar gören bölge, kaybolan yeteneğin merkezidir."
Bir arabanın motorundan bir kabloyu çıkardığında araba çalışmıyorsa, arabanın hareketi o kablonun içinde saklı değildir. Bir bölgenin hasarı bir yeteneği bozuyorsa, o bölgenin bu yeteneği üreten bir zincirin gerekli halkalarından biri olduğu söylenebilir; ama yeteneğin tamamının orada "oturduğu" söylenemez. Hasar ayrıca bölgenin kendisini değil, onun içinden geçen ve uzak bölgeleri birbirine bağlayan yolları da kesebilir.
Mekanizma
Dil: iki hasar, iki ayrı tablo
Broca'dan on üç yıl sonra, Carl Wernicke adlı genç bir Alman hekim, Leborgne'un neredeyse tersi olan hastaları tanımladı. Bu hastalar akıcı konuşuyordu; cümleleri doğru vurguyla, doğal bir hızla akıyordu. Ama konuşmaları büyük ölçüde anlamsızdı: yanlış sözcükler, uydurulmuş sözcükler, birbirine bağlanmayan cümleler. Üstelik söyleneni anlamakta zorlanıyor, çoğu zaman konuşmasının anlaşılmadığını fark etmiyorlardı. Bu hastalardaki hasar, sol yarım kürenin daha arka tarafında, şakak lobunun üst kısmındaydı.
İki hastalık tablosu birlikte, tek başına hiçbirinin veremeyeceği bir şey söylüyor.
Bellek: geleceği kaydedemeyen adam
1953'te, Henry Molaison adında yirmi yedi yaşında bir Amerikalı, ilaçlarla kontrol edilemeyen ağır sara nöbetleri yüzünden ameliyat oldu. Cerrah, nöbetlerin başladığı düşünülen bölgeleri, iki yanda da şakak loblarının iç kısmını, hipokampusun büyük kısmıyla birlikte çıkardı. Nöbetler belirgin biçimde azaldı. Ama ameliyattan sonra bambaşka bir şey ortaya çıktı.
Molaison, bilimsel yayınlarda adının baş harfleriyle H.M. olarak anıldı. Zekâ testlerindeki puanı ameliyattan önceki düzeyini korudu, dili yerindeydi, çocukluğunu ve gençliğini büyük ölçüde hatırlıyordu. Bir numara dizisini birkaç saniye aklında tutabiliyordu. Ama yeni deneyimleri kalıcı belleğe aktaramıyordu. Onu yıllarca inceleyen araştırmacılar, her karşılaşmada ona kendilerini yeniden tanıtmak zorunda kaldı. 2008'deki ölümüne kadar, elli beş yıl boyunca bu durum değişmedi.
Yaygın yanlış"Beynimizin yalnızca yüzde onunu kullanıyoruz."
Hasar vakaları bu efsanenin en açık çürütücüsü. Eğer beynin büyük kısmı boşta dursaydı, küçük ve yeri iyi seçilmiş bir hasarın hiçbir sonucu olmaması gerekirdi. Oysa H.M.'de birkaç santimetrelik bir doku kaybı, yeni anı oluşturmayı ömür boyu durdurdu; birkaç milimetrelik inmeler bile dili, görmeyi ya da hareketi bozabiliyor. Beynin hiçbir bölgesi gereksiz değil; hepsi aynı anda tam güçle çalışmasa da.
Kişilik: demir çubuk ve büyüyen hikâye
13 Eylül 1848'de, Vermont'ta bir demiryolu inşaatında ustabaşı olan yirmi beş yaşındaki Phineas Gage, kayaya açılmış bir deliğe barutu demir bir çubukla sıkıştırırken bir kıvılcım barutu ateşledi. Bir metreden uzun, birkaç kilo ağırlığındaki çubuk sol yanağının altından girip başının tepesinden çıktı ve birkaç metre öteye düştü. Gage birkaç dakika içinde konuşabiliyordu. Haftalar süren bir enfeksiyonla boğuştu, sol gözünü kaybetti ama hayatta kaldı.
Onu tedavi eden hekim John Harlow, yirmi yıl sonra yazdığı bir raporda Gage'in kazadan sonra sabırsız, kaba, kararsız ve plan yapamayan biri hâline geldiğini, arkadaşlarının "artık Gage değil" dediğini yazdı. Bu cümle, alın lobunun kişilik, kendini denetleme ve ileriyi planlamadaki rolünün simgesi oldu ve bir buçuk yüzyıl boyunca neredeyse her giriş kitabına girdi.
Algı ve dikkat: görmenin parçaları
Hasar vakalarının en şaşırtıcı dersleri, belki de tek bir deneyim gibi yaşadığımız görmenin aslında birbirinden ayrılabilen pek çok süreçten oluştuğunu göstermesi.
M02-D06'da, inmeden sonra nesneleri ve sesleri sorunsuz tanıdığı hâlde yüzleri tanıyamayan bir öğretmenle karşılaşmıştık. O vaka, görmenin parçalarından birinin daha ne kadar seçici biçimde kaybolabildiğini gösteriyor.
Usta katmanı
Tek kişiden yüzlerce kişiye
Klasik vakalarda araştırmacılar, ilginç bir belirti gösteren bir hastayı bulur, onu derinlemesine inceler ve yıllar sonra ölümünün ardından beynine bakardı. Bugün beyin görüntüleme, hasarın yerini hasta hayattayken göstermeyi mümkün kıldı ve bu, soruyu sorma biçimini değiştirdi.
Tek vakanın beş zaafı
Ünlü vakaların her biri gerçek bir şey gösterdi. Ama onlardan çıkarılan genellemeler, neredeyse hep aynı beş noktada aksadı.
Birincisi, hasar işlevlerin sınırlarına saygı göstermez. Bir inme ya da bir çubuk, araştırmacının merak ettiği bölgeyi değil, damarların ya da kazanın belirlediği bir alanı tahrip eder. Broca'nın hastalarında gördüğümüz gibi, ünlü bir bölgenin adı, aslında çok daha geniş bir hasara verilmiş olabilir.
İkincisi, hasar uzaktaki bölgeleri de etkileyebilir. Hasarlı bir bölge, kendisiyle bağlantılı sağlam bölgelere giden girdiyi keser ve onların çalışmasını da bir süre bozar. İnmeden hemen sonraki günlerde görülen belirtilerin bir kısmının haftalar içinde düzelmesinin nedenlerinden biri bu.
Üçüncüsü, beyin hasardan sonra kendini yeniden düzenler ve bu yeniden düzenlenme özellikle erken yaşta güçlüdür. Yetişkinlikte görülen bir kayıp, aynı bölgenin çocuklukta kaybedilmesiyle aynı sonucu vermeyebilir.
Dördüncüsü, hasarlı beyin hasardan önce de herkesinki gibi olmayabilir. H.M. ameliyattan önce on yılı aşkın süre ağır nöbetler geçirmiş, yüksek dozda ilaç kullanmıştı; onun beyninden sağlıklı bir beyne genelleme yapmak bu farkı sessizce yok sayar.
Beşincisi, ünlü vakalar ünlü oldukları için seçilir. Dikkat çeken vaka, seçici ve şaşırtıcı bir kayıp gösteren vakadır. Aynı bölgede hasarı olup beklenen belirtiyi göstermeyen hastalar ise hiçbir zaman yayına girmez.
Yaygın yanlış"Bir hastanın yeteneği bir bölgenin hasarından sonra kaybolduysa, o bölge herkeste aynı işi görür."
Beyinlerin genel düzeni benzer olsa da ayrıntılar kişiden kişiye değişir. Solak insanların küçük ama göz ardı edilemeyecek bir kısmında dil ağırlıklı olarak sağ yarım kürede örgütlenmiştir; erken yaşta hasar görmüş bir beyinde işlevler başka bölgelere taşınmış olabilir. Tek bir hastadaki eşleşme, bir olasılık üretir; o olasılığın genel bir kural olup olmadığını ancak çok sayıda insanla yapılan çalışmalar söyleyebilir.
Kanıtın sınırı
Beyin hasarı vakaları, bir bölgenin bir işlev için gerekli olup olmadığını insanlarda doğrudan sınamanın etik olarak mümkün olan neredeyse tek yolu. Tarayıcı, bir dokunun iş başındayken ışıldadığını söyler; hasar ise o doku yokken neyin yürümediğini. İkisinin vardığı sonuçlar örtüştüğünde, bir bölgenin bir işlevdeki rolüne dair elimizdeki en güçlü kanıta ulaşmış oluruz.
Tek bir vakanın en sağlam yaptığı şey, bir genellemeyi çürütmek ve bir ayrımın var olabileceğini göstermek. H.M., bütün belleğin tek bir sistem olduğu fikrini tek başına çürüttü; Wearing'in piyanosu, olayları hatırlamanın ve becerileri sürdürmenin ayrılabildiğini gösterdi. Bu tür "mümkünlük" kanıtı için tek bir iyi incelenmiş vaka yeterli olabilir.
Ama bir ayrışmanın varlığından, beynin o iki işi nerede ve nasıl yaptığına dair ayrıntılı bir haritaya geçmek, tek vakanın taşıyamayacağı bir yük.
Ünlü vakalar en çok anlatılan, ama en az yeniden okunan hikâyeler; yaygın anlatı ile kaynakta kayıtlı olan arasındaki farkı aramak, bu kanıtı okumanın parçası.
Leborgne, Gage, Molaison ve Wearing gerçek kişiler; onlar ve dersteki görme, dikkat, yüz tanıma ve korku vakaları hakkında anlatılanlar yayımlanmış klinik raporlara ve tarih çalışmalarına dayanıyor. Selin'in babası, Hasan Bey, Kemal Bey, Nermin Hanım, yüz hastalık klinik ve empati haberi ise bu vakaların mantığını gündelik ölçekte göstermek için yazıldı.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beyin hasarı vakaları, bir bölge olmadan neyin yapılamadığını göstererek, görüntüleme yöntemlerinin tek başına veremeyeceği bir kanıt sunar: o bölgenin bir işlev için gerekli olup olmadığına dair kanıt.
Bir hastadaki seçici kayıp, iki işlevin ayrılabildiğini düşündürür; ters yöndeki ikinci bir hasta, yani bir çifte ayrışma, bu iki işlevin en azından kısmen ayrı süreçlere dayandığı fikrini çok daha güçlü kılar.
Dil, bellek ve görme, hasar vakalarının parçalarına ayırdığı yetenekler oldu: konuşmayı üretmek ile anlamak, olayları hatırlamak ile beceri öğrenmek, bir nesneyi tanımak ile ona doğru uzanmak birbirinden ayrı bozulabiliyor.
Ünlü vakalar yeniden okunduğunda düzeltildi: Leborgne'un hasarı derinlere uzanıyordu, H.M.'nin hipokampusunun bir kısmı kalmıştı, Gage büyük olasılıkla toparlanmıştı.
Tek vakadan kural çıkarmanın önünde beş engel durur: işlev sınırlarına uymayan hasar, uzak etkiler, yeniden düzenlenme, hasar öncesi farklar ve seçilmişlik.
Sonraki derse köprü
Bu dersteki vakaların çoğunda beynin bir parçası kayboldu. Ama bir başka ameliyat türü, beynin hiçbir bölgesini çıkarmadan, yalnızca iki yarım küre arasındaki iletişimi keserek psikolojinin en çok yanlış anlaşılan bulgularından birini doğurdu.
İlaçların durduramadığı sara nöbetlerinin bir yarım küreden öbürüne yayılmasını engellemek için, bazı hastalarda iki yarım küreyi birbirine bağlayan kalın sinir lifi demeti kesildi. Bu hastalar gündelik yaşamda şaşırtıcı ölçüde olağan göründü; ama araştırmacılar her yarım küreye ayrı ayrı bilgi verebilecekleri deneyler kurduğunda, tuhaf bir tablo ortaya çıktı. O bulgular, kısa sürede "sağ beyinli yaratıcı insanlar" ve "sol beyinli mantıklı insanlar" hakkında popüler bir mitolojiye dönüştü. Sonraki ders, ayrık beyin deneylerinin gerçekten neyi gösterdiğini ve bu mitolojinin nerede koptuğunu ayırıyor: sağ beyin, sol beyin efsanesi.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.