İçeriğe geç

M04-D02

Kalıtsallık neyi söylemez

Kalıtsallığın bireye değil nüfusa ait olduğunu ve değişmezlik anlamına gelmediğini örneklerle gösterir.

Temel Psikoloji Akademisi — M04, Biyolojik psikoloji · 2.645 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kalıtsallık bir nüfusun özelliğidir ve insanlar arasındaki farklılıkları parçalar; tek bir kişinin özelliğinin ne kadarının genlerinden geldiğini söylemez, çünkü bir kişide genler ve çevre ayrılamaz biçimde birlikte çalışır.

Bir özelliğin genetik olarak belirlenmesi ile kalıtsallığının yüksek olması farklı şeylerdir; herkesin paylaştığı genetik özellikler düşük, tamamen kültürel bazı özellikler ise yüksek kalıtsallık gösterebilir.

Kalıtsallığı yüksek bir özellik değiştirilemez değildir; diyetle önlenen genetik bir bozukluk, gözlükle düzeltilen miyopi ve bir yüzyılda belirgin biçimde artan boy, bunun açık örnekleridir.

Kalıtsallık sabit bir sayı değildir; yaşa, nüfusa ve yaşam koşullarına göre değişir ve eşit fırsatlar sunan bir çevrede yükselebilir.

Bir topluluğun kendi içindeki çeşitlilik genlerle sıkı sıkıya bağlı olsa bile, bu, başka bir toplulukla arasındaki açığın da genlerden geldiğini kanıtlamaz; bu mantık hatası, tarihte kalıtsallık bulgularının en ağır kötüye kullanımlarının temelinde yer aldı.

Açılış sahnesi

Bir yenidoğan servisinde, doğumun üçüncü günü bir bebeğin topuğundan birkaç damla kan alınıp kartona emdiriliyor. Kart bir laboratuvara gönderiliyor. Birkaç gün sonra sonuç geliyor: bebek, tek bir gendeki değişiklikten kaynaklanan kalıtsal bir metabolizma bozukluğu taşıyor.

Bu bozuklukla doğan bebekler, proteinli besinlerde bulunan bir amino asidi parçalayamıyor. Bu madde kanda birikiyor ve gelişmekte olan beyne zarar veriyor. Tedavi edilmediğinde, bozukluk ağır zihinsel yetersizliğe yol açıyor. Bozukluğun nedeni tamamen genetik: tek bir genin iki kopyası da değişmiş.

Ama bebeğin ailesine verilen haber bir umutsuzluk haberi değil. Doktor, bebeğin doğumdan itibaren bu amino asidi çok az içeren özel bir diyetle beslenmesi gerektiğini anlatıyor. Diyete sıkı uyulduğunda, bu bebeklerin çoğu normal bir zihinsel gelişim gösteriyor, okula gidiyor, meslek ediniyor.

Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede her yenidoğan bu bozukluk için taranıyor. Tamamen genetik bir neden, tamamen çevresel bir müdahaleyle büyük ölçüde etkisiz hâle getiriliyor.

Bir özelliğin genetik olması, değiştirilemez olduğu anlamına gelmiyor.

Bu derste ne olacak

Önceki ders kalıtsallığı ikiz ve evlat edinme çalışmalarıyla tahmin etmeyi öğretti ve bu sayının bir nüfusun özelliği olduğunu söyledi. Bu ders, o sayının en sık yapılan üç yanlış okumasını tek tek ele alıyor.

Birincisi, kalıtsallığın bir bireye uygulanabileceği yanılgısı: "zekâmın yüzde altmışı genlerimden geliyor." İkincisi, kalıtsallığın değişmezlik anlamına geldiği yanılgısı: "genetikse yapacak bir şey yok." Üçüncüsü ve en tehlikelisi, bir grup içindeki kalıtsallıktan gruplar arasındaki farkların nedeni hakkında sonuç çıkarma yanılgısı.

Ardından kalıtsallığın sabit bir doğa yasası değil, belirli bir nüfusa ve belirli bir döneme ait, koşullara göre değişen bir sayı olduğunu gösteren bulgulara bakacağız. Son olarak bu yanılgıların tarihte nelere yol açtığını kısaca hatırlayacağız.

Açılıştaki yenidoğan taraması ve dersteki boy, zekâ ve sosyoekonomik durum bulguları yayımlanmış kaynaklara dayanıyor; Deniz ve ailesi gibi örnekler, yanılgıları somutlaştırmak için kurgulandı.

Sıfır noktası

Bireye değil, nüfusa

Yaygın yanlış"Kalıtsallık katsayısı altmış ise, bir kişinin o özelliğinin yüzde altmışı genlerinden, yüzde kırkı çevresinden gelir."
Doğrusu

Kalıtsallık bir bireyin özelliğini parçalamaz; bir nüfustaki bireyler arası farklılıkları parçalar. Bir kişinin zekâsı, boyu ya da kişiliği, genlerinin ve yaşantılarının ayrılamaz bir etkileşimiyle ortaya çıkar. Bu sayı, bir topluluktaki zekâ puanlarının dağınıklığını parçalara bölen bir hesabın sonucudur; tek bir kişinin zekâsının nereden geldiğine dair hiçbir şey söylemez.

Mekanizma

Kalıtsal ama değiştirilebilir

Yaygın yanlış"Bir özelliğin kalıtsallığı yüksekse, o özellik eğitimle, tedaviyle ya da çevre değişiklikleriyle değiştirilemez."
Doğrusu

Kalıtsallık, mevcut koşullarda insanlar arasındaki farklılıkların kaynağını tarif eder; koşullar değişirse ne olacağını söylemez. Açılıştaki metabolizma bozukluğu tamamen genetiktir ve doğru diyetle etkileri büyük ölçüde önlenir. Kalıtsallığı yüksek olan bir özellik, yeni bir çevresel müdahaleyle bütün nüfusta değişebilir; böyle bir müdahale henüz yoksa, kalıtsallık hesabı onun yokluğunu yansıtır.

Kalıtsallık da değişir

Gruplar arasında

Kalıtsallığın en tehlikeli yanlış okuması, bir topluluğun kendi içinde ölçülen bir sayıyı alıp topluluklar arasındaki açığı açıklamak için kullanmaktır.

Yaygın yanlış"Bir özellik bir grup içinde yüksek kalıtsallık gösteriyorsa, iki grup arasında o özellikte görülen ortalama fark da genetiktir."
Doğrusu

İki saksı örneğinin gösterdiği gibi, grup içi kalıtsallık ile gruplar arası farkın kaynağı birbirinden bağımsızdır. Gruplar arasındaki ortalama farklar, gruplar sistematik olarak farklı çevrelerde yaşıyorsa, yani farklı beslenme, eğitim, sağlık hizmeti, ayrımcılık ya da fırsatlarla karşılaşıyorsa, tamamen çevresel olabilir. İnsan grupları arasındaki zekâ farklarının genetik olduğunu öne süren iddiaların çoğu, bu mantık hatasına dayanmıştır ve bu iddiaları destekleyen sağlam bir kanıt yoktur.

Usta katmanı

Kanıtın sınırı

Bu derste anlatılan mantıksal noktalar, yani kalıtsallığın bireye uygulanamayacağı, değişmezlik anlamına gelmediği ve grup içi kalıtsallıktan gruplar arası farka çıkarım yapılamayacağı, kalıtsallık kavramının tanımından çıkıyor ve genetikçiler arasında tartışmalı değil. Tartışmalı olan, belirli özelliklerde kalıtsallığın koşullara göre ne ölçüde ve hangi yönde değiştiği.

Sosyoekonomik duruma göre kalıtsallığın değiştiğine dair bulgular karışık: bazı çalışmalar güçlü bir etki bulurken bazıları hiç bulmuyor ve bulguların ülkeden ülkeye neden bu kadar farklı olduğu tam olarak anlaşılmış değil. Kalıtsallığın yaşla artması daha tutarlı bir bulgu, ama bunun nedenine dair açıklamalar hâlâ büyük ölçüde kuramsal.

Grup farklılıklarıyla ilgili tartışmalar, bilimsel olduğu kadar toplumsal ve etik bir boyut taşıyor. Bilimsel olarak açık olan şu: grup içi kalıtsallık, gruplar arası farkların nedeni hakkında doğrudan bir kanıt sunmaz; gruplar arasındaki farkların nedenlerini anlamak için, grupların yaşadığı çevrelerin de dikkatle hesaba katılması gerekir.

Son olarak, DNA'nın doğrudan ölçüldüğü yeni yöntemler, kalıtsallık tartışmasını giderek ikiz çalışmalarından genetik puanlara taşıyor. Bu puanların bireysel öngörü gücünün ne kadar artacağı ve nasıl kullanılması gerektiği, önümüzdeki yılların en önemli etik sorularından biri olacak.

Kendin dene

Aklında kalsın

Kalıtsallık bir nüfusun özelliğidir ve insanlar arasındaki farklılıkları parçalar; tek bir kişinin özelliğinin ne kadarının genlerinden geldiğini söylemez, çünkü bir kişide genler ve çevre ayrılamaz biçimde birlikte çalışır.

Bir özelliğin genetik olarak belirlenmesi ile kalıtsallığının yüksek olması farklı şeylerdir; herkesin paylaştığı genetik özellikler düşük, tamamen kültürel bazı özellikler ise yüksek kalıtsallık gösterebilir.

Kalıtsallığı yüksek bir özellik değiştirilemez değildir; diyetle önlenen genetik bir bozukluk, gözlükle düzeltilen miyopi ve bir yüzyılda belirgin biçimde artan boy, bunun açık örnekleridir.

Kalıtsallık sabit bir sayı değildir; yaşa, nüfusa ve yaşam koşullarına göre değişir ve eşit fırsatlar sunan bir çevrede yükselebilir.

Bir topluluğun kendi içindeki çeşitlilik genlerle sıkı sıkıya bağlı olsa bile, bu, başka bir toplulukla arasındaki açığın da genlerden geldiğini kanıtlamaz; bu mantık hatası, tarihte kalıtsallık bulgularının en ağır kötüye kullanımlarının temelinde yer aldı.

Sonraki derse köprü

Bu derste genlerin bir kader olmadığını, aynı genetik yapının farklı çevrelerde farklı sonuçlar verebildiğini gördük. Ama genler ile çevrenin karşılaşması nasıl gerçekleşiyor? Bir hücre, çevreden gelen bir etkiyi nasıl "hatırlıyor" ve bu, genlerin nasıl çalıştığını nasıl değiştiriyor?

Bu soruya cevap arayan alan son yıllarda hem bilimde hem popüler kültürde büyük ilgi gördü. Bazı iddialar sağlam deneysel kanıtlara dayanıyor; bazıları ise, örneğin büyükannenin yaşadığı bir travmanın torunlarının genlerine işlendiği gibi, kanıtların çok ötesine geçiyor. Sonraki ders bu alanın mekanizmalarını ve iddialarının hangisinin ne kadar sağlam olduğunu ayırmayı anlatıyor: epigenetik.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.