M01-D10
Türkiye’de psikolojinin kuruluşu
Türkiye’de akademik psikolojinin kuruluşunu ve bu topraklardan çıkan psikologların alana katkısını belgelenmiş olgularla anlatır.
Temel Psikoloji Akademisi — M01, Psikolojinin doğuşu ve büyük yaklaşımlar · 3.020 kelime · 16 örnek durum · 6 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Psikoloji bu topraklarda deneysel bir laboratuvar kurulmadan önce de, ruhun hâllerini inceleyen felsefi bir ders olarak okutuluyordu.
1915'te gelen Alman profesörün kurduğu enstitü savaş koşullarında üç yıl sürdü ve kapandı; bu dönemi tek başlangıç olarak anlatmak, sonradan seçilmiş bir köken miti olarak eleştiriliyor.
Deneysel psikoloji, 1930'larda yeni kurulan üniversitede Almanya'dan gelen bilim insanlarıyla kalıcı bir yer edindi ve sonraki on yıllarda Amerikan etkisiyle biçimlendi.
Muzaffer Şerif ve Çiğdem Kağıtçıbaşı, Türkiye'den yetişip psikolojinin küresel tarihine kalıcı katkılar yapan iki isim; biri sosyal normlar ve gruplar arası ilişkiler üzerine, öteki aile, benlik ve erken gelişim üzerine.
Türkiye'den yapılan araştırmalar, bulguların dar bir insan kesiminden genellendiği sorununa yalnızca yeni örneklemler değil, yeni sorular ve kavramlar da getiriyor.
Açılış sahnesi
İstanbul, 1915. Birinci Dünya Savaşı sürüyor. Darülfünun'a, yani bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin öncülüne, Almanya'dan bir grup profesör geliyor. Aralarında Hamburg'dan gelen genç bir psikoloji ve pedagoji hocası var. Yanında deney aletleri getiriyor: tepki süresi ölçen düzenekler, algı deneyleri için cihazlar. Bir araştırma enstitüsünün başına geçiyor ve deneysel psikoloji dersleri vermeye başlıyor.
Sınıflar neredeyse boş. Gençlerin çoğu cephede. Üç yıl sonra savaş bitiyor, Alman hocalar ülkeyi terk ediyor ve enstitü kapanıyor. Getirilen aletler bir yerde kalıyor ve zamanla unutuluyor.
Bugün Türkiye'deki psikoloji bölümlerinin pek çoğu kendi tarihini bu sahneyle başlatıyor: "Türkiye'de bilimsel psikoloji 1915'te başladı." Cümle bir tarih olarak doğru. Ama bir başlangıç olarak ne kadar doğru, ve bu başlangıç anlatısı neyi görünür, neyi görünmez kılıyor?
Bu derste ne olacak
Bu modül psikolojinin Avrupa ve Amerika laboratuvarlarında nasıl kurulduğunu ve hangi okullara bölündüğünü anlattı. Önceki ders (M01-D09) ise bulguların kimden geldiği sorusuyla bitti. Bu son derste aynı soruyu bu topraklara çeviriyoruz.
Önce 1915'ten önceye bakacağız: psikoloji bu topraklarda bir laboratuvar kurulmadan önce de okutuluyor muydu?
Sonra 1915 ile başlayan hikâyeyi izleyeceğiz ve onu bir kuruluş anı olarak anlatmanın neden sorunlu olduğunu göreceğiz.
Ardından psikolojinin Cumhuriyet üniversitesinde yeniden kurulmasına ve buradan yetişip alanın bütününe katkı yapan iki isme geçeceğiz.
Son olarak bir mesleğin örgütlenmesine ve Türkiye'den gelen araştırmanın küresel psikolojiye kattığı bakışa değineceğiz.
Bu derste anılan tarihler, kurumlar ve kişiler belgelere dayanıyor; tarihçe sayfasına bakan öğrenci, gecekondu mahallesindeki anneler ve öteki gündelik sahneler ise kurgu.
Sıfır noktası
Bir alanın tarihi, o alanın kendini nasıl gördüğünün de bir parçası. Hangi olayın "başlangıç" olarak seçildiği, hangi kişilerin "öncü" sayıldığı, hangi geleneklerin "öncesi" diye bir kenara konduğu, bugünkü alanın neyi değerli bulduğunu gösteriyor.
Yaygın yanlış"Türkiye'de psikoloji 1915'te bir Alman profesörün gelişiyle sıfırdan başladı."
1915 tarihi deneysel psikolojinin bir laboratuvar olarak ilk kez bu topraklara gelişini işaret ediyor ve bu yönüyle önemli. Ama psikoloji dersleri bundan on yıllarca önce okullarda okutuluyordu ve bu konuda yazılmış Türkçe metinler vardı. "Sıfırdan başladı" demek, deneysel olmayan bütün bir geleneği tarihin dışına itmek oluyor.
Mekanizma
Laboratuvardan önce
Osmanlı eğitim sisteminde psikoloji, felsefe derslerinin içinde, ruhun hâllerini inceleyen bir bilgi alanı olarak yer alıyordu.
Savaş yıllarında bir enstitü
1915'te İstanbul'a gelen Alman profesörler, Almanya'nın Osmanlı Devleti'yle kurduğu ittifak çerçevesinde gönderilmişti. Psikoloji hocası Darülfünun'da bir araştırma enstitüsünün başına geçti ve deneysel psikoloji öğretti.
Enstitü kapandıktan sonra deneysel psikoloji dersleri bir süre Türk bir hoca tarafından, ayrılan profesörün notlarına dayanarak sürdürüldü. Aynı yıllarda Darülfünun'daki genel psikoloji kürsüsü ise bambaşka bir yaklaşımı temsil ediyordu: Fransız filozof Bergson'un etkisinde, zihni ölçümle değil yorumla ve içsel deneyimle anlamaya çalışan, insancıl bir yaklaşım. Bu kürsünün sahibi Mustafa Şekip Tunç, 1950'lerin başına kadar Türk psikolojisinin önde gelen seslerinden biri olarak kaldı.
Yaygın yanlış"Psikoloji Türkiye'ye dışarıdan, hazır bir paket olarak geldi ve burada kendine özgü bir şey üretilmedi."
Dışarıdan gelen hocalar ve yöntemler büyük bir etki yaptı; bu yadsınamaz. Ama gelen yaklaşımlar boş bir zemine değil, kendi tartışmaları olan bir geleneğe yerleşti ve onunla çatıştı. Daha sonra da buradan yetişen araştırmacılar, dünyanın geri kalanındaki psikolojinin yalnızca uygulayıcısı değil, ona yeni sorular ve kavramlar getiren katkıcıları oldu.
Cumhuriyet üniversitesinde yeniden kuruluş
1933'te Darülfünun kapatıldı ve yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu. Aynı yıllarda Almanya'daki siyasi baskılar nedeniyle görevlerinden uzaklaştırılan pek çok bilim insanı Türkiye'ye geldi ve yeni üniversitede kürsülere yerleşti. Psikoloji de bu dalganın bir parçasıydı.
Buradan dünyaya
Türkiye'den yetişen psikologların bir kısmı, alanın küresel tarihinde kalıcı izler bıraktı. İkisi bu akademinin ilerleyen modüllerinde yeniden karşına çıkacak.
İkinci isim, bir sonraki kuşaktan geliyor ve katkısı, psikolojinin kendi varsayımlarına yönelik bir soru biçiminde.
Çiğdem Kağıtçıbaşı, bu bakışı hem kuram hem de uygulama düzeyinde taşıyan bir sosyal ve gelişim psikoloğuydu. Ailenin ve benliğin batılı modellerle tam açıklanamayacağını savunan modelini M15-D03'e saklıyoruz. Burada onun bir başka mirasına bakıyoruz: araştırmayı bir topluluğun içine taşıyan bir program.
Yaygın yanlış"Erken çocukluk programlarının etkisi birkaç yıl içinde kaybolur, kalıcı bir şey bırakmaz."
Bazı erken müdahale programlarında kısa vadede görülen bilişsel kazanımların ilerleyen yıllarda azaldığı bildirildi ve bu bulgu önemli bir uyarı. Ama Türkiye'deki örnek de dahil olmak üzere uzun izlemli bazı programlar, test puanlarındaki farkların azalmasına rağmen eğitimde kalma ve yetişkinlikteki sosyal göstergeler gibi alanlarda kalıcı farklar bildirdi. Etkinin nerede ve neyle ölçüldüğü sonucu değiştiriyor.
Usta katmanı
Bir mesleğin örgütlenmesi
Bir bilim dalı üniversitede kurulduktan sonra, uygulayıcıları kendi meslek örgütünü kurduğunda ikinci bir kuruluş yaşar. Türkiye'de psikologların meslek örgütü 1970'lerde ortaya çıktı.
Bir kenardan bakmanın değeri
Türkiye'den yapılan araştırmalar, psikolojinin bulgularının çoğunun dar bir insan kesiminden geldiği sorununa doğrudan bir katkı sunuyor. Bu katkı yalnızca "başka bir ülkeden örneklem eklemek" değil; bazen bulguların kendisini yeniden düşündüren yeni sorular üretmek.
Kanıtın sınırı
Bu dersteki tarihsel bilgi büyük ölçüde ikincil kaynaklara, yani psikoloji tarihçilerinin derlemelerine dayanıyor. Kurumların kuruluş yılları, kürsülerin adları ve kişilerin görev süreleri kaynaktan kaynağa küçük farklılıklar gösterebiliyor; burada yalnızca birden fazla kaynakta tutarlı biçimde aktarılan olgular kullanıldı ve tartışmalı ayrıntılar bilerek dışarıda bırakıldı.
Köken miti eleştirisi de bir yorum. 1915'i bir başlangıç olarak görmek ile onu sonradan seçilmiş bir köken olarak görmek arasındaki tartışma, psikoloji tarihçileri arasında hâlâ süren ve tek bir cevabı olmayan bir tartışma. Bu ders ikinci görüşe ağırlık verdi, çünkü hem daha az bilinen hem de öğrencinin kendi alanının tarihine eleştirel bakmasını kolaylaştıran görüş bu.
Türkiye'de psikolojinin tarihi henüz büyük ölçüde birkaç merkezin ve birkaç ismin tarihi olarak yazılmış durumda. Farklı şehirlerdeki üniversitelerin, uygulama alanlarının ve kadın psikologların katkısını sistemli biçimde ortaya koyan çalışmalar sınırlı; bu derste anılmayan pek çok ismin anılmaması onların katkısının küçük olduğunu değil, bu katkının henüz yeterince belgelenmediğini gösteriyor.
Erken destek programının uzun vadeli sonuçları da tam bir rastgele deney tasarımına dayanmıyor ve izlem sürecinde kayıplar var. Sonuçlar umut verici ama kesin değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Psikoloji bu topraklarda deneysel bir laboratuvar kurulmadan önce de, ruhun hâllerini inceleyen felsefi bir ders olarak okutuluyordu.
1915'te gelen Alman profesörün kurduğu enstitü savaş koşullarında üç yıl sürdü ve kapandı; bu dönemi tek başlangıç olarak anlatmak, sonradan seçilmiş bir köken miti olarak eleştiriliyor.
Deneysel psikoloji, 1930'larda yeni kurulan üniversitede Almanya'dan gelen bilim insanlarıyla kalıcı bir yer edindi ve sonraki on yıllarda Amerikan etkisiyle biçimlendi.
Muzaffer Şerif ve Çiğdem Kağıtçıbaşı, Türkiye'den yetişip psikolojinin küresel tarihine kalıcı katkılar yapan iki isim; biri sosyal normlar ve gruplar arası ilişkiler üzerine, öteki aile, benlik ve erken gelişim üzerine.
Türkiye'den yapılan araştırmalar, bulguların dar bir insan kesiminden genellendiği sorununa yalnızca yeni örneklemler değil, yeni sorular ve kavramlar da getiriyor.
Sonraki derse köprü
Bu modül psikolojinin nasıl doğduğunu, hangi okullara bölündüğünü ve bu topraklarda nasıl kurulduğunu anlattı. Bütün bu tarih boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkan bir şey vardı: insanlar zihin hakkında güçlü sezgilere sahipti ve bu sezgiler çoğu zaman yanılıyordu.
Modül 2 tam bu noktadan başlıyor. İlk sorusu basit ama rahatsız edici: madem herkes biraz psikolog, neden bir araştırma yöntemine ihtiyaç duyuyoruz? Bir olay olduktan sonra onu açıklamanın neden bu kadar kolay olduğunu ve zaten inandığımız şeyi doğrulayan örnekleri neden daha çok fark ettiğimizi göreceğiz. Sonraki ders, bilimsel yöntemin neden gerekli olduğunu sağduyunun yanılgıları üzerinden kuruyor: sağduyu neden yetmez.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.