Psikanalizin psikolojiye kattığı soruları ve bilimsel psikolojiyle gerilimini kanıt düzeyiyle konumlandırır.
Temel Psikoloji Akademisi — M01, Psikolojinin doğuşu ve büyük yaklaşımlar · 2.876 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Klinik tarafı Terapi Akademisi’nde: S05-P01-D01
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Psikanaliz, hipnozla tedavi edilen bedensel belirtilerin kaynağını arayan bir hekimin sorusuyla doğdu ve serbest çağrışımla, rüya yorumuyla ve gündelik aksaklıkların incelenmesiyle bir zihin kuramına dönüştü.
Kuramın kalbindeki dinamik bilinçdışı, bastırılmış ama etkisini sürdüren istekler fikriydi; bugün güçlü biçimde desteklenen bilişsel bilinçdışı ise başka bir kaynaktan gelen ve başka biçimde işleyen bir kavram.
Yanlışlanabilirlik eleştirisi, her sonucu açıklayabilen bir kuramın aslında hiçbir sonucu yasaklamadığını gösterdi; ama kuramın her parçası bu durumda değildi ve bazı iddialar sınanabilir biçimde ifade edildi.
Savunma biçimlerinin uzun vadeli uyumla ilişkisi gibi iddialar destek buldu; rüyanın istek doyumu olduğu görüşü bir kuram olarak kaldı, travmatik anıların bastırılıp bozulmadan geri döndüğü iddiası ise tartışmalı.
Kurucu vakaların bir kısmı yayımlandıkları gibi değildi ve tek bir vaka, farklı okulların kendi kuramlarını doğrulamak için birbirine zıt biçimlerde okuyabildiği bir kanıt olarak kaldı.
Açılış
Açılış sahnesi
Paris, on dokuzuncu yüzyılın sonları. Büyük bir hastanenin amfisinde her hafta kalabalık bir dinleyici topluluğu toplanıyor: hekimler, öğrenciler, gazeteciler, yazarlar. Kürsüde dönemin en ünlü nörologlarından biri duruyor. Yanında bir hasta var; hipnoz altında kolu felç oluyor, sonra yine hipnozla felç çözülüyor. Salonda bir uğultu kopuyor.
Dinleyicilerin arasında Viyana'dan gelmiş otuz yaşında bir hekim oturuyor. Gördüğü şey onu sarsıyor: bir sinir hasarı olmadan oluşan, bir sözle başlayıp bir sözle kalkabilen bir felç. Belirtinin kaynağı bedende değilse nerede?
Viyana'ya döndüğünde bu soruyu bir ömür boyu soracak. Verdiği cevap yirminci yüzyılın düşünce hayatını derinden etkileyecek. Aynı cevap, bilimsel psikolojiyle bugün bile tam kapanmamış bir tartışmayı da başlatacak.
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Terapi Akademisi'nde psikodinamik yaklaşımı anlatan ders (S05-P01-D01) bu geleneğin bugünkü klinik kavramlarını işliyor: iç çatışma, savunma, direnç ve terapinin kanıtı. Bu ders o kavramları tekrar tanımlamayacak. Başka bir soruyu soracak: psikanaliz nasıl doğdu ve bilimsel psikoloji onunla ne yapacağını neden bu kadar uzun süre tartıştı?
Önce doğuşunu izleyeceğiz: hipnozdan "konuşarak tedavi"ye, oradan serbest çağrışıma ve rüyalara.
Sonra okulun nasıl yayıldığını ve neden bölündüğünü göreceğiz.
Ardından tartışmanın kalbine gireceğiz: psikanalizin iddiaları sınanabilir mi, sınananlardan hangileri ayakta kaldı, hangileri düştü?
Hastanedeki gösteri ve tarihsel vakalar belgelere dayanıyor; gündelik sahnelerdeki toplantı başkanı, rüya defteri tutan öğrenci ve öteki kişiler ise kurgu.
Sıfır noktası
Viyanalı hekim önce hipnozla çalıştı. Kısa sürede hipnozun herkes üzerinde işlemediğini ve sonuçlarının kalıcı olmadığını gördü. Yerine daha sade bir yöntem koydu.
Psikanalizin kurucu vakası olarak anlatılan hikâye de bu döneme ait. Hekimin yaşça büyük bir meslektaşı, ağır belirtileri olan genç bir kadınla çalışmış ve kadın belirtilerinin ilk ortaya çıktığı anları anlattıkça belirtilerin hafiflediğini bildirmişti. Kadın bu yönteme "konuşarak tedavi" adını vermişti.
Yaygın yanlış"Freud'a göre her şeyin altında cinsellik yatar."
Doğrusu
Kurucunun kuramında cinsel dürtü merkezî bir yer tutuyordu, ama "cinsellik" sözcüğünü bugünkü gündelik anlamından çok daha geniş, bedensel haz ve bağlanmanın tümünü kapsayan bir anlamda kullanıyordu. Sonraki yıllarda saldırganlığı da temel bir dürtü olarak kuramına ekledi. Ondan sonra gelen psikodinamik akımların çoğu ise ağırlığı dürtülerden ilişkilere kaydırdı. Tek cümlelik özet hem kurucuyu hem de geleneğin bugününü yanlış anlatıyor.
Mekanizma
Bilincin altındaki zihin
Kuramın merkezinde bilincin zihnin yalnız küçük bir kısmı olduğu fikri vardı. Bunu söyleyen ilk kişi o değildi; filozoflar ve hekimler yüzyıllardır bilinçli olmayan zihinsel süreçlerden söz ediyordu. Psikanalizin farkı bu süreçlere bir amaç ve bir çatışma yüklemesiydi.
Kurucu bu zihnin izlerini gündelik hayatın küçük aksaklıklarında arıyordu: dil sürçmelerinde, unutmalarda, yanlış yere konan eşyalarda ve en çok da rüyalarda.
Kuram zamanla bir zihin haritasına dönüştü. İlk biçiminde zihin bilinçli, bilince çağrılabilir ve bilinçdışı katmanlara ayrılıyordu. Sonraki biçiminde içgüdüsel istekleri, onları dünyaya uyduran işlevleri ve kişinin içselleştirdiği yasakları temsil eden üç yapıya. Bu yapılar beyinde bir yer işaret etmiyordu; birer kuramsal kurguydu ve öyle okunmalıydı.
Yayılma ve bölünme
Yirminci yüzyılın başında hareket hızla büyüdü. Kurucu, 1909'da bir Amerikan üniversitesinin davetiyle bir dizi konferans verdi ve bu ziyaret psikanalizin Atlantik'in öbür yanında tanınmasında dönüm noktası sayılır. Aynı yıllarda hareketin içinden bölünmeler başladı.
Kurucunun en yakın çevresinden iki isim ayrıldı. Biri kuramın cinsel dürtüye verdiği ağırlığı reddetti ve aşağılık duygusunu, toplumsal ilgiyi ve kişinin hedeflerini merkeze koyan kendi okulunu kurdu. Öteki, bir zamanlar kurucunun halefi olarak görülen genç bir İsviçreli psikiyatrdı; kişisel bilinçdışının ötesinde insanlığın ortak imgelerini taşıyan daha derin bir katman önerdi ve kendi analitik psikolojisini kurdu. Bu ikinci yol, kendi kurumları ve eğitim çizgisiyle bugün de ayrı bir gelenek olarak sürüyor.
İleri katman
Usta katmanı
Sınanabilir mi
Yirminci yüzyılın ortasında bir bilim felsefecisi, psikanalizi bilimsel olmayan kuramların örneği olarak seçti. Gerekçesi bir kuramın bilimsel sayılması için yanlış çıkabileceği bir durumu tarif etmesi gerektiğiydi.
Yaygın yanlış"Psikanalizin hiçbir iddiası sınanamaz."
Doğrusu
Eleştiri kuramın bazı kullanımları için güçlü, ama kuramın her parçası aynı durumda değil. Savunma biçimlerinin uzun vadeli uyumla ilişkisi, farkında olunmayan süreçlerin davranışa etkisi ve kişinin eski ilişki örüntülerini yeni insanlara taşıması gibi bazı iddialar ölçülebilir öngörülere çevrilip sınandı. Bazıları destek buldu, bazıları bulmadı. Doğru soru "psikanaliz bilim mi" değil, "bu iddia sınanabilir biçimde ifade edilebiliyor mu".
Ayakta kalan, düşen
Bilinçdışı süreçlerin varlığı bugün psikolojinin en sağlam bulgularından biri. Ama bu bulgunun kaynağı psikanaliz değil ve tarif ettiği bilinçdışı da aynı şey değil.
Bastırmanın kendisi ise en tartışmalı iddia olmaya devam ediyor.
Yaygın yanlış"Bilinçdışının varlığı kanıtlandığına göre Freud haklı çıktı."
Doğrusu
Farkındalık dışında işleyen zihinsel süreçlerin varlığı güçlü biçimde destekleniyor. Ama bu bilinçdışı, büyük ölçüde algı ve belleğin otomatik işleyişinden ibaret; bastırılmış isteklerin taşıyıcısı olduğuna dair kanıt çok daha zayıf. Bir kuramın genel bir sezgisinin doğrulanması, o sezgiyi açıklamak için önerdiği özel mekanizmanın da doğrulandığı anlamına gelmiyor.
Ünlü bir vakanın ikinci okuması
Aynı vaka iki okul tarafından iki ayrı biçimde okundu ve ikisi de kendi kuramını doğruladığını düşündü. Bu, tek vakaya dayanan kanıtın neden iki ucu keskin olduğunu gösteriyor.
Kanıtın sınırı
Psikanalizin kurucu kanıtları büyük ölçüde vaka anlatılarından oluşuyor ve bu anlatıların bir kısmı tedaviden yıllar sonra, hekimin kendi notlarından ve hatırladıklarından yeniden kuruldu. Bir anlatının ne kadarının gözlem, ne kadarının yorum olduğunu bugün ayırmak çoğu zaman mümkün değil.
Psikodinamik terapinin etkili olabildiğine dair kanıt ile psikanalitik kuramın doğruluğuna dair kanıt ayrı şeyler. Bir terapi, kuramının açıkladığı nedenlerden başka nedenlerle de işe yarayabilir; Terapi Akademisi'nin kanıt dersleri bu ayrımı ortak etkenler tartışmasıyla ele alıyor. Bu yüzden terapinin bugünkü kanıtı, kuramın tarihsel iddialarını tek başına doğrulamıyor.
Psikanaliz tarihinin kendisi de tartışmalı. Kurucunun yazışmaları, vaka kayıtları ve arşivleri yıllar içinde farklı tarihçiler tarafından birbirine zıt biçimlerde yorumlandı; bu tartışma bazen bir kişi hakkındaki övgü ve suçlama yarışına dönüştü. Buradaki tarihsel aktarım, belgelerle desteklenen ana çizgilerle sınırlı tutuldu ve tartışmalı ayrıntıların çoğu bilerek dışarıda bırakıldı.
Son olarak, psikanalitik kavramların bir kısmı ölçülebilir hâle getirilemediği için bilimsel olarak ne doğrulanabildi ne de yanlışlanabildi. Bu kavramlar hakkında dürüst cevap, onların yanlış olduğu değil, sınanmamış ve belki de bu biçimleriyle sınanamaz oldukları.
Uygulama
Kendin dene
Özet
Aklında kalsın
Psikanaliz, hipnozla tedavi edilen bedensel belirtilerin kaynağını arayan bir hekimin sorusuyla doğdu ve serbest çağrışımla, rüya yorumuyla ve gündelik aksaklıkların incelenmesiyle bir zihin kuramına dönüştü.
Kuramın kalbindeki dinamik bilinçdışı, bastırılmış ama etkisini sürdüren istekler fikriydi; bugün güçlü biçimde desteklenen bilişsel bilinçdışı ise başka bir kaynaktan gelen ve başka biçimde işleyen bir kavram.
Yanlışlanabilirlik eleştirisi, her sonucu açıklayabilen bir kuramın aslında hiçbir sonucu yasaklamadığını gösterdi; ama kuramın her parçası bu durumda değildi ve bazı iddialar sınanabilir biçimde ifade edildi.
Savunma biçimlerinin uzun vadeli uyumla ilişkisi gibi iddialar destek buldu; rüyanın istek doyumu olduğu görüşü bir kuram olarak kaldı, travmatik anıların bastırılıp bozulmadan geri döndüğü iddiası ise tartışmalı.
Kurucu vakaların bir kısmı yayımlandıkları gibi değildi ve tek bir vaka, farklı okulların kendi kuramlarını doğrulamak için birbirine zıt biçimlerde okuyabildiği bir kanıt olarak kaldı.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Atlardan korkan çocuğun vakasını yeniden okuyan iki araştırmacı, aslında bir okulun bütün tavrını sergiliyordu: gizli bir anlam aramayı bırak, korkunun ne zaman ve hangi olayla başladığına bak.
Yirminci yüzyılın başında Amerika'da genç bir psikolog bu tavrı bir manifestoya dönüştürdü. Ona göre bilinç de, bilinçdışı da, içebakış da bilimin konusu olamazdı; psikolojinin tek konusu dışarıdan gözlenebilen davranıştı. Bu radikal daralma, psikolojiyi yarım yüzyıl boyunca biçimlendirecek bir verimlilik getirdi ve aynı zamanda neyin dışarıda bırakıldığı sorusunu açık bıraktı. Sonraki ders o okulu anlatıyor: davranışçılık.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.