Öğrenme hedefleri
- 29 Ekim 1923'te cumhuriyetin ilanına giden süreci, 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'ndan Ekim 1923'teki kabine krizine kadar sırasıyla anlatabileceksin.
- Cumhuriyeti ilan eden kanun değişikliğinin getirdiği yenilikleri, kanun metninin kendisine dayanarak açıklayabileceksin.
- Cumhuriyetin ilanına yöneltilen itirazları ve bu itirazların sonradan nasıl anlatıldığını, farklı kaynakları karşılaştırarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir akşam yemeği
28 Ekim 1923 akşamı, Ankara'da Çankaya'daki köşkte birkaç yakın arkadaş yemekte bir araya gelmişti. Günlerdir süren bir hükümet bunalımı vardı: meclis, yeni bakanları seçmekte zorlanıyor, kimse bakanlık kabul etmek istemiyordu. Anlatılana göre sofradakiler bu bunalımı konuşurken Mustafa Kemal, yarın cumhuriyeti ilan edeceklerini söyledi. O gece geç saatlere kadar İsmet Paşa ile birlikte, anayasada yapılacak değişikliği gösteren bir kanun taslağı hazırlandı.
Ertesi gün, 29 Ekim 1923 akşamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu taslağı görüşüp kabul etti ve Türkiye Devleti'nin hükümet biçiminin cumhuriyet olduğunu ilan etti. Aynı oturumda Mustafa Kemal, Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Bütün süreç, taslağın hazırlanmasından cumhurbaşkanının seçilmesine kadar, yirmi dört saatten biraz fazla sürmüştü. Bu bölüm, cumhuriyetin bu kadar hızlı ilan edilmesinin arkasındaki uzun hazırlığı ve bu kararın hemen ardından gelen tartışmaları soruyor.
Bağlam — adı konmamış bir cumhuriyet
Cumhuriyetin ilanı, bir anda ortaya çıkan bir fikir değildi; ne de bütün Milli Mücadele önderlerinin baştan beri paylaştığı bir hedefti. Ocak 1921'de Ankara'daki meclis, bir anayasa niteliğindeki Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nu kabul etmişti. Kanunun ilk maddesi açıkça «Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir» diyordu: egemenlik kayıtsız şartsız milletindi. Yasama ve yürütme yetkisi, meclisin kendisinde toplanıyordu; bakanları meclis tek tek seçiyor, gerektiğinde değiştiriyordu. Bu düzene «meclis hükümeti sistemi» denir. Savaş koşullarında bu sistem, meclisin bütün kararları ortaklaşa almasını ve Milli Mücadele'nin farklı kesimlerini bir arada tutmasını sağlamıştı; ama barış döneminde hızlı ve istikrarlı bir yürütme kurmakta zorlanıyordu.
Bu kanun, meclisin olağanüstü koşullarda hızla hazırladığı kısa bir metindi ve saltanatı ya da halifeliği açıkça kaldırmıyordu; ama egemenliği millete vererek, padişahın yetkisinin dayanağını fiilen ortadan kaldırıyordu. Bu yüzden bazı tarihçiler, 1921'den itibaren Türkiye'nin adı konmamış bir cumhuriyet olduğunu söyler. Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı; Osmanlı hanedanından Abdülmecid Efendi yalnızca halife olarak seçildi. Ama devletin başında kimin olduğu, devletin biçiminin ne olduğu hâlâ belirsizdi. Meclis başkanı Mustafa Kemal, fiilen devlet başkanı gibi davranıyordu; ama bu makamın hukuki bir tanımı yoktu. Yabancı elçiler kimi muhatap alacaklarını, resmî törenlerde devleti kimin temsil edeceğini soruyor; halifenin İstanbul'daki törensel etkinlikleri ise bazı çevrelerde onun yeni devletin başı olacağı beklentisini canlı tutuyordu.
Gelişme — Ekim 1923'ün bunalımı
1923 yazında Lozan Antlaşması imzalandı ve yeni bir meclis seçildi. Ekim ayında Ankara resmen başkent ilan edildi. Bu gelişmeler, yeni devletin biçimini belirleme zamanının geldiğini gösteriyordu. Mustafa Kemal, Eylül 1923'te Halk Fırkası'nı resmen kurmuş ve meclisteki çoğunluğu bu partide toplamıştı. Aynı yıl yapılan seçimlerde, Milli Mücadele'ye muhalif olarak bilinen ikinci grubun üyelerinin büyük kısmı yeni meclise giremedi. Ama meclis içinde görüş ayrılıkları vardı. Bir kesim, Mustafa Kemal'in giderek güçlenmesinden kaygılanıyordu; bir kesim de halifenin yeni devlette nasıl bir yeri olacağını tartışıyordu.
Ekim 1923'ün sonlarında bir kabine bunalımı patlak verdi. Meclis, bakanları tek tek seçme usulü yüzünden yeni bir hükümeti bir türlü kuramıyordu. Ali Fethi Bey başkanlığındaki hükümet istifa etmişti ve yeni bakanlık seçimleri tıkanmıştı. Mecliste farklı gruplar, bakan adaylarını birbirine karşı destekliyor ya da engelliyordu; hiçbir aday, bu belirsizlik içinde görev üstlenmeye gönüllü değildi. Anlatılana göre Mustafa Kemal, bu bunalımın bilerek uzamasına izin verdi: meclis hükümeti sisteminin işlemediği açıkça görülürse, sistemin değiştirilmesi için bir gerekçe doğacaktı.
29 Ekim'de önce Halk Fırkası grubu toplandı ve Mustafa Kemal'e bunalımı çözmesi için yetki verdi. Aynı akşam meclis genel kurulunda, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nun bazı maddelerini değiştiren kanun teklifi görüşüldü. Tartışmalar uzun sürmedi. Bazı milletvekilleri meselenin daha geniş bir tartışmayla ele alınmasını istedi, ama çoğunluk hızlı bir karardan yanaydı. Kanun kabul edildi, «Yaşasın Cumhuriyet» sesleri yükseldi. Gece boyunca Ankara'da ve ertesi gün başka kentlerde toplar atılarak cumhuriyetin ilanı kutlandı. Ardından yapılan seçimde Mustafa Kemal, oylamaya katılan milletvekillerinin tamamının oyuyla cumhurbaşkanı seçildi. Başbakanlığa İsmet Paşa getirildi ve yeni kabine, yeni usule göre kurulup meclisin onayına sunuldu.
Yaygın yanlış«Cumhuriyetin ilanıyla saltanat kaldırıldı» diye sık karıştırılır.
Saltanat, bir yıl önce, 1 Kasım 1922'de kaldırılmıştı. Cumhuriyetin ilanı, zaten saltanatı olmayan bir devletin biçimini «cumhuriyet» olarak adlandırdı ve bir cumhurbaşkanlığı makamı kurdu. Halifelik ise bu tarihten sonra da birkaç ay daha varlığını sürdürdü.
Dönüş noktası — kanunun getirdikleri
29 Ekim 1923 tarihli değişiklik, kısa ama köklü hükümler içeriyordu. Kanunun birinci maddesine «Türkiye Devletinin şekli Hükûmeti, Cumhuriyettir» cümlesi eklendi. İkinci madde, devletin dininin İslam, resmî dilinin Türkçe olduğunu söylüyordu. Yeni maddelerle bir «Türkiye Reisicumhuru» makamı kuruldu: cumhurbaşkanı, meclis tarafından ve kendi üyeleri arasından seçilecek, devletin başı olacaktı. Başbakan, cumhurbaşkanı tarafından meclis üyeleri arasından seçilecek; öbür bakanları da başbakan seçip meclisin onayına sunacaktı.
Bu değişiklik, meclis hükümeti sisteminden parlamenter sisteme doğru bir adımdı. Artık bakanlar tek tek meclis tarafından seçilmiyor, başbakanın kurduğu bir kabine hâlinde meclisin onayına sunuluyordu. Bu, ekim bunalımının tekrarlanmasını önleyen bir düzenlemeydi. Ama aynı zamanda yürütmenin, özellikle cumhurbaşkanının, gücünü artırıyordu. Cumhurbaşkanı aynı zamanda meclis üyesi ve iktidar partisinin genel başkanıydı; gerektiğinde meclise ve bakanlar kuruluna başkanlık edebiliyordu. Bu yetkilerin birleşmesi, sonraki yıllarda tek parti yönetiminin kurulmasında önemli bir rol oynayacaktı.
Kararın hızı, bazı çevrelerde tepkiyle karşılandı. Rauf Bey, Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Paşa gibi isimler, ilan sırasında Ankara'da değildi ve kararı gazetelerden öğrendi. İstanbul'daki gazetelerde ve bazı milletvekilleri arasında, cumhuriyetin acele ve oldubittiyle ilan edildiği eleştirileri yükseldi. Milli Mücadele'nin önde gelen isimlerinden Rauf Bey, İstanbul gazetelerine verdiği bir mülakatta, meseleyi cumhuriyet kelimesi üzerinden tartışmanın doğru olmadığını, önemli olanın milletin refahını ve bağımsızlığını güvence altına alan yönetim biçimi olduğunu söyledi.
Cevap — bir ad, bir makam, bir yön
Öyleyse cumhuriyetin ilanı ne değiştirdi? Bir anlamda, 1921'den beri fiilen var olan bir düzene ad koydu: egemenlik zaten milletindi, padişah zaten yoktu. Ama bir başka anlamda, köklü yenilikler getirdi: bir cumhurbaşkanlığı makamı kurdu, hükümetin kuruluş biçimini değiştirdi ve yeni devletin yönünü açıkça ilan etti. Halifeliğin bu yeni düzendeki yeri artık sorgulanır hâle geldi; devlet başkanlığı makamı dolunca, halifenin temsil edebileceği bir siyasi rol kalmıyordu.
Cumhuriyetin ilanı, aynı zamanda Milli Mücadele'nin önderleri arasındaki ayrılıkları da derinleştirdi. Rauf Bey, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Paşa ve Adnan Bey gibi isimler, Mustafa Kemal'in giderek artan gücünden ve kararların dar bir çevrede alınmasından kaygılanıyordu. Bu kaygılar, bir yıl sonra kurulacak ilk muhalefet partisinin, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın temelini oluşturdu. Partinin adındaki «cumhuriyet» kelimesi, kurucularının cumhuriyete karşı olmadıklarını, ama onun nasıl yönetileceği konusunda farklı düşündüklerini göstermeye yönelik bilinçli bir tercihti.
Bugünle bağ — 29 Ekim
29 Ekim, Türkiye'de Cumhuriyet Bayramı olarak kutlanır ve en önemli ulusal bayramlardan biridir. Cumhuriyetin ilanı, okul kitaplarında, törenlerde ve anıtlarda, Türkiye'nin modern tarihinin başlangıç noktası olarak anılır.
Ama ilanın kendisi, kaynaklarda göründüğü gibi, gerilimli ve tartışmalı bir süreçti. Bir akşam yemeğinde verilen bir kararın ertesi gün mecliste kanunlaşması, bir kabine bunalımının bilinçli olarak bir fırsata çevrilmesi ve bazı Milli Mücadele önderlerinin bu hızdan duyduğu kaygı, cumhuriyetin kuruluş anını hem kararlı hem de çok sesli kılıyor. Bu çok sesliliği görmek, cumhuriyetin değerini azaltmıyor; onu kuran insanların önündeki seçeneklerin gerçekten ne kadar açık olduğunu gösteriyor.
Birincil kaynak
29 Ekim 1923 tarihli kanunla değiştirilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'ndan maddeler:
Madde 1 – Hâkimiyet, bilâ kaydü şart Milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekli Hükûmeti, Cumhuriyettir.
Madde 2 – Türkiye Devletinin dini, Din-i İslâmdır. Resmi lisanı Türkçedir.
Madde 10 – Türkiye Reisicumhuru, Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti Umumiyesi tarafından ve kendi âzası meyanından bir intihap devresi için intihap olunur. […] Tekrar intihap olunmak caizdir.
Madde 12 – Başvekil Reisicumhur tarafından ve Meclis âzası meyanından intihap olunur. Diğer vekiller Başvekil tarafından gene Meclis âzası arasından intihap olunduktan sonra heyeti umumiyesi Reisicumhur tarafından Meclisin tasvibine arzolunur.
Günümüz Türkçesiyle: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir; yönetim, halkın kaderini bizzat ve fiilen yönetmesi esasına dayanır; Türkiye Devleti'nin hükümet şekli cumhuriyettir. Türkiye Devleti'nin dini İslam, resmî dili Türkçedir. Türkiye Cumhurbaşkanı, meclis genel kurulu tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir; yeniden seçilebilir. Başbakanı cumhurbaşkanı meclis üyeleri arasından seçer; öbür bakanlar başbakan tarafından yine meclis üyeleri arasından seçildikten sonra hepsi birlikte cumhurbaşkanınca meclisin onayına sunulur.
Kaynak: «Teşkîlât-ı Esâsîye Kanunu», 29 Ekim 1923 değişiklikleriyle nihai hâli, Vikikaynak; basılı metin için Gözübüyük ve Kili, Türk Anayasa Metinleri (1985). Günümüz Türkçesine aktarım bizim.
- Birinci maddede cumhuriyet cümlesinin, 1921'den kalan «hâkimiyet milletindir» cümlesinin hemen ardından gelmesi, iki metin arasındaki süreklilik hakkında ne düşündürüyor?
- İkinci maddede devletin dininin İslam olarak tanımlanması, cumhuriyetin ilk hâlinin nasıl bir uzlaşma olduğunu gösteriyor?
- On ikinci maddedeki yeni hükümet kurma usulü, Ekim 1923 bunalımına nasıl bir çözüm getiriyordu?
Tarihçiler Tartışıyor
- Mete Tunçay (1981) — Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması'nda cumhuriyetin ilanını ve sonrasındaki süreci, iktidarın giderek tek bir partide ve dar bir çevrede toplanması açısından inceledi; ilanın oldubittiyle yapılışını ve muhalefetin bu konudaki eleştirilerini belgelerle ortaya koydu.
- Erik Jan Zürcher (1991) — Political Opposition in the Early Turkish Republic: The Progressive Republican Party'de Rauf Bey ve Kâzım Karabekir gibi isimlerin cumhuriyete değil, kararların alınış biçimine ve gücün tek elde toplanmasına itiraz ettiğini gösterdi; muhalefeti «cumhuriyet karşıtı» olarak damgalayan anlatıyı sorguladı.
- Ergun Özbudun (1992) — 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu üzerine çalışmasında, kanunun hazırlanış tutanaklarını da kullanarak, bu kanunun egemenliği millete vererek fiilen cumhuriyetçi bir düzen kurduğunu, 1923 değişikliğinin ise bu düzene ad koyup hükümet sistemini parlamenter yöne kaydırdığını savundu.
- M. Şükrü Hanioğlu (2011) — Atatürk: An Intellectual Biography'de cumhuriyetin ilanını Mustafa Kemal'in gençliğinden beri beslediği düşünsel birikimle, özellikle bilimciliğe ve halkçılığa duyduğu inançla ilişkilendirdi; ilanın zamanlamasını ise siyasi fırsatların ustalıkla değerlendirilmesi olarak yorumladı.
Dört çalışma aynı günü farklı ölçeklerde ele alıyor. Tunçay ve Zürcher ilanın siyasi sonuçlarına ve muhalefetin kaderine ve muhalefete, Özbudun hukuki sürekliliğe, Hanioğlu ise düşünsel kökenlere bakıyor. Bu dört bakış, cumhuriyetin ilanının hem bir hukuk metni, hem bir iktidar hamlesi, hem de uzun bir fikir sürecinin ürünü olarak okunabileceğini gösteriyor.
Derine İn
Cumhuriyetin ilanının en çok bilinen anlatısı, Mustafa Kemal'in 1927'de okuduğu Nutuk'a dayanıyor. Nutuk'ta ilanın hazırlığı, kabine bunalımı, Halk Fırkası grubundaki görüşmeler ve Rauf Bey'in mülakatı ayrıntılı olarak anlatılır; ama bu anlatı, eski silah arkadaşlarıyla yollarını ayırmış bir önderin kendi kararlarını savunduğu bir metindir. Rauf Bey'in sözleri, Nutuk'ta uzun uzun alıntılanıp tek tek çürütülür ve bir «cumhuriyet düşmanlığı» göstergesi olarak yorumlanır; Rauf Bey'in kendi anıları ve dönemin gazeteleri ise onun kaygısının cumhuriyetin kendisinden çok, kararların nasıl alındığına dair olduğunu düşündürüyor.
Halifelik meselesi, bu tartışmanın merkezindeydi ve cumhuriyetin ilanı onu çözmek yerine daha da keskinleştirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra, halifenin yeni devletteki yeri belirsiz kaldı. Bazı çevreler, halifenin bir tür anayasal devlet başkanı rolü üstlenebileceğini, cumhuriyetin de bu çerçevede yaşayabileceğini düşünüyordu. Ankara'daki yönetim ise halifeliği, yeni devletin laik yönelimiyle ve millî egemenlik ilkesiyle bağdaşmayan bir kurum olarak görmeye başladı. İstanbul'da halife Abdülmecid Efendi'nin çevresinde toplanan destek ve yurt dışından gelen mektuplar, bu gerilimi daha da artırdı. Cumhuriyetin ilk haftalarında bu soru henüz açık bırakıldı; ama Ankara ile İstanbul arasındaki mesafe, yalnızca coğrafi değil siyasi bir mesafeye de dönüşmüştü.
Bir başka tartışma, ilanın «demokratik» niteliği üzerine; bu tartışma, çoğu zaman bugünün siyasi kutuplaşmalarının gölgesinde yürütülüyor. Meclis, cumhuriyeti oybirliğine yakın bir çoğunlukla kabul etti; ama oturuma katılmayan milletvekillerinin sayısı da azımsanmayacak düzeydeydi ve bazıları, kararın kendilerine danışılmadan alındığını düşünüyordu. Bu durum, cumhuriyetin meşruiyetini sorgulamayı gerektirmiyor; ama kuruluş anının ne kadar hızlı ve ne kadar dar bir çevrede şekillendiğini gösteriyor. Tarihçiler, bu hızın dönemin koşullarında bir zorunluluk mu, yoksa bir tercih mi olduğunu tartışmaya devam ediyor. Zorunluluk görüşünü savunanlar, halifelik etrafında örgütlenebilecek bir muhalefetin ve yeni devletin henüz kırılgan uluslararası konumunun hızlı davranmayı gerektirdiğini söylüyor. Tercih görüşünü savunanlar ise, kararların dar bir çevrede alınmasının sonraki yılların tek parti yönetimine giden yolu açtığını vurguluyor.
Son olarak, cumhuriyetin ilanının dönemin dünyasındaki yerine, yani Avrupa'daki monarşilerin çöküşüne bakmak gerekiyor. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Rusya, Almanya ve Avusturya gibi büyük imparatorluklar da monarşiyi terk etmiş, cumhuriyet ya da benzeri yönetimlere geçmişti. Türkiye'nin cumhuriyet ilanı, bu geniş dalganın bir parçasıydı; Ankara'daki yöneticiler, bu değişimleri yakından izliyor ve yeni devleti çağın yönelimleriyle uyumlu bir yere konumlandırmak istiyordu. Ama Türkiye'yi farklı kılan, bu geçişin bir devrimle ya da iç savaşla değil, bir kurtuluş savaşından çıkan bir meclisin hukuki kararıyla gerçekleşmesiydi. Bu yüzden cumhuriyetin ilk anayasal metni, yeni bir başlangıç ilan etmekten çok, 1921'den beri süren bir düzeni değiştirilmiş bir kanunla sürdürme biçiminde ortaya çıktı. Ancak Nisan 1924'te kabul edilen yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, cumhuriyetin tam bir anayasasını ortaya koyacaktı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması (1923–1931) (Ankara: Yurt Yayınları, 1981).
- Erik Jan Zürcher, Political Opposition in the Early Turkish Republic: The Progressive Republican Party, 1924–1925 (Leiden: Brill, 1991).
- Ergun Özbudun, 1921 Anayasası (Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 1992).
- M. Şükrü Hanioğlu, Atatürk: An Intellectual Biography (Princeton: Princeton University Press, 2011).
- A. Şeref Gözübüyük ve Suna Kili (haz.), Türk Anayasa Metinleri: Senedi İttifak'tan Günümüze (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985).
- Mustafa Kemal, Nutuk (Ankara, 1927), XVI. bölüm.
Arşiv ve kaynak
1921 kanununun 1923 değişiklikleriyle birleştirilmiş metni Vikikaynak'ta tek sayfada okunabiliyor; Gözübüyük–Kili derlemesi ise basılı karşılaştırma için elverişli. 29 Ekim 1923 oturumunun tutanakları, TBMM Zabıt Ceridesi'nde yayımlanmıştır ve meclisin çevrim içi tutanak arşivinden erişilebilir. Rauf Bey'in anıları ve Kâzım Karabekir'in yazıları, muhalefetin bakışını anlamak için başvurulan kaynaklardır.
Açık sorular
- Ekim 1923 kabine bunalımı, cumhuriyetin ilanı için bilinçli olarak mı uzatıldı, yoksa kendiliğinden gelişen bir krizden mi yararlanıldı?
- 29 Ekim oturumuna katılmayan milletvekilleri kimlerdi ve katılmamalarının nedenleri nelerdi?
- Halifeliğin yeni cumhuriyetteki yeri konusunda Ekim 1923'te hangi alternatif görüşler dile getirildi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan eden Teşkilât-ı Esasiye Kanunu hangi yıl kabul edildi? A) 1876 B) 1921 C) 1923 D) 1924
- (Hedef 1) Cumhuriyetin ilanından hemen önce Ankara'da yaşanan bunalım neydi? A) Bir savaş ilanı B) Meclisin bakanları tek tek seçme usulü yüzünden hükümetin kurulamaması C) Başkentin taşınması D) Halifenin istifası
- (Hedef 2) 29 Ekim 1923 değişikliğine göre başbakanı kim seçiyordu? A) Halife B) Meclis, tek tek oylamayla C) Cumhurbaşkanı, meclis üyeleri arasından D) Halk, doğrudan seçimle
- (Hedef 2) Saltanat hangi tarihte kaldırıldı? A) 29 Ekim 1923 B) 3 Mart 1924 C) 1 Kasım 1922 D) 23 Nisan 1920
- (Hedef 3) Rauf Bey'in cumhuriyetin ilanına yönelttiği eleştiriyi en iyi hangi ifade anlatır? A) Saltanatın geri gelmesini istiyordu B) Cumhuriyet kelimesinden çok, yönetim biçiminin milletin refahını ve bağımsızlığını nasıl güvenceye alacağının ve kararların nasıl alındığının önemli olduğunu söylüyordu C) Cumhuriyeti hiç eleştirmedi D) Başkentin İstanbul'da kalmasını tek koşul olarak öne sürdü
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Cumhuriyetin ilanını anlatan iki metin düşün: biri Nutuk'a, öbürü Rauf Bey'in anılarına ve dönemin İstanbul gazetelerine dayanıyor. Bu iki metnin aynı olayı nasıl farklı anlatabileceğini açıkla ve bir tarihçinin ikisini nasıl birlikte kullanabileceğini göster.
Cevaplar
- B — Teşkilât-ı Esasiye Kanunu Ocak 1921'de kabul edildi.
- B — Meclis bakanları tek tek seçtiği için Ekim 1923'te yeni hükümet kurulamadı.
- C — Değişiklikle başbakanı cumhurbaşkanı meclis üyeleri arasından seçmeye başladı.
- C — Saltanat 1 Kasım 1922'de kaldırıldı; cumhuriyet bir yıl sonra ilan edildi.
- B — Rauf Bey, önemli olanın adın değil, yönetim biçiminin sonuçlarının ve kararların alınış biçiminin olduğunu vurguladı.
İyi bir karşılaştırma, Nutuk'un ilanın hazırlığını ve gerekçelerini içeriden anlattığını, ama anlatıcısının o sırada muhalefetle hesaplaştığını; Rauf Bey'in anılarının ve gazetelerin ise muhalefetin kaygılarını gösterdiğini belirtir. Tarihçinin ikisini karşılaştırarak, olayın hem kararlılığını hem de gerilimlerini birlikte görebileceğini açıklar.
Sonraki bölüme köprü
Cumhuriyetin ilanından sonra, İstanbul'da hâlâ bir halife vardı ve onun yeni devletteki yeri giderek daha çok tartışılıyordu. Sıradaki bölüm bu tartışmanın nasıl sonuçlandığını ele alıyor: Mart 1924'te halifelik neden ve nasıl kaldırıldı, bu karar Türkiye'de ve İslam dünyasında nasıl karşılandı?