Öğrenme hedefleri
- Lozan Konferansı'nın iki evresini, tarafları ve 24 Temmuz 1923'te imzalanan antlaşmanın başlıca hükümlerini, antlaşma metnine dayanarak anlatabileceksin.
- Kapitülasyonlar, borçlar, sınırlar, Boğazlar ve azınlıklar konularında hangi hedeflere ulaşıldığını, hangi meselelerin sonraya bırakıldığını açıklayabileceksin.
- «Lozan zafer mi, hezimet mi?» tartışmasını ve antlaşma hakkında dolaşan yanlış iddiaları, kaynaklara dayanarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir yargı yetkisinin sonu
Lozan Antlaşması'nın 28. maddesi yalnızca bir cümleden oluşur: antlaşmayı imzalayan taraflardan her biri, kendi açısından, Türkiye'deki kapitülasyonların her bakımdan tamamen kaldırılmasını kabul eder. Bu tek cümle, yüzyıllar boyunca biriken bir ayrıcalıklar düzenini sona erdiriyordu. Kapitülasyonlar sayesinde Avrupalı devletlerin vatandaşları Osmanlı topraklarında kendi konsoloslarının mahkemelerinde yargılanıyor, Osmanlı vergilerinden kısmen muaf tutuluyor, devletin gümrük politikası yabancı devletlerin onayına bağlı kalıyordu.
Bu cümlenin antlaşmaya girmesi kolay olmadı. İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon başkanlığındaki konferans, bu konuda uzlaşamadığı için Şubat 1923'te dağıldı; Türk heyeti bir sonuç alamadan Lozan'dan ayrıldı. İki buçuk ay sonra görüşmeler yeniden başladı ve 24 Temmuz 1923'te antlaşma imzalandı. Bu bölüm, Lozan'da nelerin kazanıldığını, nelerin sonraya bırakıldığını ve antlaşmanın bugün neden hâlâ tartışıldığını soruyor.
Bağlam — Sevr'den Lozan'a
Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda, 1920'de İstanbul hükümetiyle imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti'ne ağır koşullar dayatmıştı. Anadolu'nun büyük kısmı nüfuz bölgelerine ayrılacak, doğuda bir Ermeni devleti kurulacak, İzmir çevresi Yunanistan'a bırakılacak, Boğazlar uluslararası bir yönetime geçecek, kapitülasyonlar genişletilecekti. Ankara'daki Büyük Millet Meclisi Sevr'i tanımadı ve Milli Mücadele bu antlaşmanın uygulanmasını fiilen imkânsız kıldı. Sevr hiçbir zaman onaylanmadı ve yürürlüğe girmedi; ama Lozan'daki pazarlığın başlangıç noktası olarak masada hep hazır duruyordu.
Büyük Taarruz'un ardından, Ekim 1922'de Mudanya'da imzalanan mütareke, savaşı sona erdirdi ve Doğu Trakya'nın Türkiye'ye bırakılmasını sağladı. İtilaf devletleri barış konferansı için hem İstanbul'daki padişah hükümetini hem de Ankara hükümetini davet edince, Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı. Lozan'a Türkiye'yi temsilen yalnızca Ankara'nın heyeti gitti; heyetin başında İsmet Paşa, yanında Rıza Nur ve Hasan Saka vardı.
Gelişme — iki evre, bir kopuş
Konferans 20 Kasım 1922'de açıldı. Karşısında İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya ve başka devletlerin temsilcileri vardı. Birinci evrede Lord Curzon, konferansı fiilen yöneten ve Türk heyetine sert baskı uygulayan isimdi. Tartışmalar; sınırlar, Boğazlar, azınlıklar, kapitülasyonlar ve Osmanlı borçlarının paylaşımı üzerinde yoğunlaştı. İsmet Paşa'nın müzakere tarzı, konferansın en çok anlatılan yanlarından biri oldu: işitme güçlüğünü de zaman zaman bir avantaja çevirerek, istemediği önerileri duymamış gibi yapan ve aynı itirazları sabırla tekrarlayan bir heyet başkanı. Curzon'un sert ve hızlı sonuç isteyen üslubu, bu sabırla karşılaştı. Konferans salonunun dışında ise gazeteciler, danışmanlar ve farklı heyetlerin uzmanları, Avrupa kamuoyunun gözü önünde yürüyen bir pazarlığı izliyordu.
Bazı konularda görece hızlı ilerleme sağlandı. 30 Ocak 1923'te Türkiye ile Yunanistan arasında bir nüfus mübadelesi sözleşmesi imzalandı: Türkiye'deki Ortodoks Rumlar ile Yunanistan'daki Müslümanlar, zorunlu olarak yer değiştirecekti. İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Müslümanlar bu mübadelenin dışında tutuldu. Ama kapitülasyonlar, adli güvenceler ve ekonomik hükümler konusunda uzlaşma sağlanamadı. 4 Şubat 1923'te Curzon, Türk heyetinin kabul etmediği bir antlaşma taslağını imzaya açtı; İsmet Paşa imzalamayı reddetti ve konferans dağıldı. Türk heyeti Ankara'ya döndüğünde, mecliste Lozan'daki tutum hakkında sert tartışmalar yaşandı; bir kesim heyeti fazla taviz vermekle, bir başka kesim ise barışı gereksiz yere geciktirmekle suçladı.
Görüşmeler 23 Nisan 1923'te yeniden başladığında, Curzon artık konferansın başında değildi. İkinci evre, daha çok hukuki ve ekonomik ayrıntılar üzerinde uzmanlar arasında yürüdü. Yabancılara yönelik adli güvenceler, yabancı şirketlerin imtiyazları ve borçların hangi para birimiyle ödeneceği gibi teknik konular haftalarca tartışıldı. Türk heyeti, yabancı yargıçların Türk mahkemelerinde görev alması gibi, kapitülasyonları başka bir kılıkta sürdürecek düzenlemelere kesinlikle karşı çıktı; sonunda yalnızca birkaç yıllığına yabancı hukuk müşavirlerinin istihdam edilmesini öngören sınırlı bir düzen kabul edildi. Bu evrede İsmet Paşa'nın Ankara'ya gönderdiği telgraflar, her maddenin ne kadar uzun pazarlıklarla belirlendiğini, heyetin Ankara'dan sık sık talimat beklediğini ve bazen Ankara'daki meclisin sert eleştirileriyle karşılaştığını gösteriyor.
Yaygın yanlış«Lozan Antlaşması'nın gizli maddeleri var ve antlaşmanın süresi 2023'te doldu» iddiası son yıllarda sık dolaşır.
Antlaşmanın tam metni imzalandığı günden beri yayımlanmış durumdadır ve metinde yüz yıllık bir süre ya da gizli bir ek bulunmaz. Antlaşmanın Boğazlarla ilgili sözleşmesi ise 1936'da Montrö Sözleşmesi'yle değiştirildi; bu değişiklik bir süre dolmasıyla değil, yeni bir anlaşmayla yapıldı.
Dönüş noktası — masadan ne çıktı?
Antlaşma, Türkiye'nin sınırlarını büyük ölçüde belirledi. Batıda Meriç nehri sınır oldu ve Doğu Trakya Türkiye'de kaldı. Ege'de İmroz ve Bozcaada Türkiye'ye bırakıldı; öbür adaların büyük kısmı Yunanistan'a, Onikiadalar İtalya'ya kaldı. Güneyde Suriye sınırı, Fransa ile 1921'de yapılan antlaşmaya göre çizildi. Ama Irak sınırı, yani Musul meselesi, çözümsüz kaldı: antlaşma, bu sınırın Türkiye ile İngiltere arasında dokuz ay içinde belirlenmesini, uzlaşma sağlanamazsa meselenin Milletler Cemiyeti'ne götürülmesini öngörüyordu.
Kapitülasyonlar, 28. maddeyle kaldırıldı. Osmanlı borçları, Osmanlı'dan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı; Türkiye'ye düşen pay, taksitlerle ödenecekti. 1881'den beri Osmanlı gelirlerinin bir kısmını doğrudan yabancı alacaklılar adına toplayan Düyun-ı Umumiye idaresinin yetkileri de böylece yeni bir düzene bağlanıyordu; Türkiye, borcu kabul ediyor ama gelirlerinin yabancı bir kurum tarafından toplanmasını reddediyordu. Boğazlar, bir uluslararası komisyonun denetiminde silahtan arındırılmış bir bölge olarak düzenlendi. Bu Boğazlar rejimi, Türkiye'nin kendi topraklarındaki bir su yolunda tam egemenlik kuramaması demekti; bu yüzden Ankara, uluslararası ortam değiştiğinde meseleyi yeniden açacaktı. Azınlık hakları konusunda antlaşma, «gayrimüslim azınlıklar» kavramını esas aldı: Rum, Ermeni ve Yahudi toplulukları, dinî ve eğitim kurumlarını yaşatma ve kendi dillerini kullanma haklarına sahip olacaktı.
Cevap — kazanılanlar ve ertelenenler
Öyleyse Lozan'da ne kazanıldı? En önemli kazanım, Sevr'in öngördüğü bölünmenin yerine, bağımsız ve uluslararası olarak tanınan bir Türkiye devletinin kurulmasıydı. Kapitülasyonların kaldırılmasıyla, yabancılar üzerindeki yargı ve vergi ayrıcalıkları sona erdi; ekonomik ve hukuki egemenlik büyük ölçüde sağlandı. Anadolu ve Doğu Trakya, Türkiye'nin toprağı olarak tanındı. Bunlar, dört yıl önce Sevr'in öngördüğü tabloyla karşılaştırıldığında, masada elde edilebilecek en büyük kazanımlardı; ve bu kazanımlar, sahada kazanılmış bir savaşın ardından, ama yine de uzun ve yıpratıcı bir pazarlıkla elde edildi.
Ama bazı meseleler çözümsüz kaldı ya da sonraya bırakıldı. Musul, 1926'da İngiltere ve Irak ile imzalanan antlaşmayla Irak'a bırakıldı. Hatay, Lozan'da Suriye'nin sınırları içinde kaldı ve ancak 1939'da Türkiye'ye katıldı. Ege'deki adaların ve kıta sahanlığının statüsü ise, Lozan'ın hiç düşünmediği yeni hukuki sorular doğurarak yirminci yüzyılın ikinci yarısında yeniden gündeme gelecekti. Boğazlar üzerindeki tam egemenlik, 1936'daki Montrö Sözleşmesi'yle sağlandı. Osmanlı borçlarının Türkiye'ye düşen kısmının ödenmesi on yıllar sürdü. Lozan, bir sonuçtan çok, sonraki on yılların diplomasisinin çerçevesini çizen bir başlangıçtı. Büyük Millet Meclisi antlaşmayı 23 Ağustos 1923'te onayladı; birkaç hafta sonra İtilaf birlikleri İstanbul'dan çekildi ve Ankara, Ekim ayında yeni devletin başkenti ilan edildi.
Bugünle bağ — bir antlaşmanın gölgesi
Lozan Antlaşması, bugün hâlâ yürürlükte olan ve Türkiye'nin uluslararası statüsünün temelini oluşturan bir antlaşmadır. Türkiye'deki gayrimüslim azınlıkların hukuki statüsü, Yunanistan'daki Batı Trakya Türklerinin durumu ve Ege'deki adaların statüsü, bugün de Lozan'a atıfla tartışılır.
Antlaşma, Türkiye'de siyasi tartışmaların da sık başvurulan bir konusu. Bir kesim onu bağımsızlığın tapusu olarak överken, bir başka kesim Musul'un, adaların ya da başka toprakların kaybedildiği bir hezimet olarak eleştirir. Bu tartışma, Lozan heyetinde yer alan Rıza Nur'un sonradan yazdığı sert eleştirilerle 1920'lerde başlamıştı. Tarihçinin işi, antlaşmayı 1923'ün koşullarında, savaştan yeni çıkmış bir ülkenin masaya getirebildiği güçle ve masadaki öbür tarafların çıkarlarıyla birlikte değerlendirmek.
Birincil kaynak
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'ndan üç madde:
Article 3. […] (2) With Iraq: The frontier between Turkey and Iraq shall be laid down in friendly arrangement to be concluded between Turkey and Great Britain within nine months. In the event of no agreement being reached between the two Governments within the time mentioned, the dispute shall be referred to the Council of the League of Nations.
Article 28. Each of the High Contracting Parties hereby accepts, in so far as it is concerned, the complete abolition of the Capitulations in Turkey in every respect.
Article 39. Turkish nationals belonging to non-Moslem minorities will enjoy the same civil and political rights as Moslems. All the inhabitants of Turkey, without distinction of religion, shall be equal before the law.
Türkçesi: Madde 3 — (2) Irak'la: Türkiye ile Irak arasındaki sınır, Türkiye ile Büyük Britanya arasında dokuz ay içinde yapılacak dostane bir anlaşmayla belirlenecektir. Bu süre içinde iki hükümet arasında anlaşma sağlanamazsa, uyuşmazlık Milletler Cemiyeti Konseyi'ne götürülecektir. Madde 28 — Yüksek Âkit Taraflardan her biri, kendisini ilgilendirdiği ölçüde, Türkiye'deki kapitülasyonların her bakımdan tamamen kaldırılmasını kabul eder. Madde 39 — Gayrimüslim azınlıklara mensup Türk uyrukları, Müslümanlarla aynı medeni ve siyasi haklardan yararlanacaktır. Türkiye'nin bütün sakinleri, din ayrımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşit olacaktır.
Kaynak: Treaty of Peace with Turkey Signed at Lausanne, July 24, 1923, The Treaties of Peace 1919–1923, c. II (New York: Carnegie Endowment for International Peace, 1924), md. 3, 28 ve 39. Türkçesi bizim.
- 3. madde Irak sınırını neden belirlemiyor da bir süreye ve bir uluslararası kuruma bağlıyor? Bu, konferanstaki güç dengesi hakkında ne düşündürüyor?
- 28. maddenin «kendi açısından» kabul ifadesi, kapitülasyonların hukuki niteliği hakkında neyi gösteriyor?
- 39. madde azınlıkları dinî ölçüte göre tanımlıyor; bu tanımın kimleri kapsadığını ve kimleri kapsamadığını düşündüğünde, antlaşmanın azınlık anlayışı hakkında ne söyleyebilirsin?
Tarihçiler Tartışıyor
- Harold Nicolson (1934) — Konferansta İngiliz heyetinde bulunan Nicolson, Curzon: The Last Phase'de Lozan'ın birinci evresini Curzon'un gözünden anlattı; Curzon'un diplomatik ustalığını ve Türk heyetine karşı kurduğu baskıyı vurgularken İsmet Paşa'nın inatçı ve sabırlı müzakere tarzının İngiliz heyetini nasıl zorladığını da kaydetti.
- Seha Meray (1969–73) — Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar, Belgeler'i Türkçeye çevirip yayımlayarak konferansın tutanaklarını ilk kez bütünüyle, Fransızca asıllarından çevrilmiş olarak Türk okuruna sundu; bu yayın, antlaşmanın hangi maddelerinin nasıl bir pazarlıkla şekillendiğini görmeyi mümkün kıldı.
- Bilâl Şimşir (1990–94) — Lozan Telgrafları'nda İsmet Paşa ile Ankara arasındaki yazışmaları yayımladı; heyetin Ankara'dan aldığı talimatları, meclisteki eleştirileri ve müzakerelerin iç dinamiklerini belgelerle gösterdi.
- Onur Yıldırım (2006) — Diplomacy and Displacement'ta Lozan'da imzalanan nüfus mübadelesi sözleşmesini inceledi; mübadelenin diplomatik bir çözüm olarak sunulmasının ve Milletler Cemiyeti'nin desteğiyle uluslararası bir model gibi gösterilmesinin ardında yüz binlerce insanın zorla yerinden edilmesinin yattığını ve bunun iki ülke toplumunda uzun süreli izler bıraktığını gösterdi.
Dört çalışma, aynı antlaşmayı dört farklı yerden, farklı kaynaklarla okuyor. Nicolson ve Meray konferansın kendisine, Şimşir Türk heyetinin Ankara ile yazışmalarına, Yıldırım ise antlaşmanın sıradan insanlar üzerindeki sonuçlarına bakıyor. Bu farklı odaklar, Lozan'ı yalnızca diplomatların bir başarısı ya da başarısızlığı olarak değil, milyonlarca insanın hayatını belirleyen bir karar olarak da görmeyi sağlıyor.
Derine İn
Lozan'ın azınlık hükümleri, antlaşmanın en çok tartışılan kısımlarından biri. Antlaşma, azınlığı dinî ölçüte göre, «gayrimüslim» olarak tanımladı. Bu tanım, Osmanlı'nın millet sisteminin mirasını yansıtıyordu; ama aynı zamanda Müslüman olup Türkçe dışında bir dil konuşan toplulukları, azınlık statüsünün dışında bıraktı. Türkiye'nin bu tanımı ısrarla savunması, yeni devletin ulusal kimliği din üzerinden birleştirilmiş bir Müslüman çoğunluk olarak düşündüğünü gösteriyordu. Bu tercih, sonraki on yıllarda hem azınlık politikalarını hem de ulus kimliği tartışmalarını derinden etkiledi. Azınlık haklarının uygulanması da her zaman antlaşmanın lafzına uymadı; farklı dönemlerde çıkarılan vergi, mülkiyet ve vakıf düzenlemeleri, gayrimüslim toplulukların hayatını antlaşmanın öngörmediği biçimlerde etkiledi.
Nüfus mübadelesi, Lozan'ın en ağır insani sonuçlarından biriydi ve, konferansın ilk haftalarında, antlaşmanın geri kalanından ayrı olarak kararlaştırıldı. Yaklaşık bir milyonu aşkın Ortodoks Hristiyan Anadolu'dan Yunanistan'a, birkaç yüz bin Müslüman da Yunanistan'dan Türkiye'ye gönderildi; bu rakamlar, mübadeleden önce savaş sırasında kaçan mültecileri de kapsayıp kapsamamasına göre değişiyor. Mübadeleyi yürütmek için karma bir komisyon kuruldu; mübadillerin geride bıraktıkları mallar için tazminat hesapları yıllarca sürdü. Mübadele, dinî kimliğe göre yapıldığı için, Türkçe konuşan Ortodokslar Yunanistan'a, Rumca konuşan Müslümanlar Türkiye'ye gönderildi. Diplomatlar için bir «çözüm» olan bu uygulama, insanlar için doğdukları topraklardan kopmak, mallarını ve hatıralarını geride bırakmak demekti.
Lozan'ın kaynakları bugün geniş ölçüde erişilebilir. Konferans tutanakları, İsmet Paşa'nın telgrafları, İngiliz ve Fransız diplomatik belgeleri ve katılımcıların anıları yayımlanmış durumda. Bu kaynaklar, antlaşmanın gizli maddeleri olduğu iddialarının neden temelsiz olduğunu da gösteriyor: müzakerelerin hemen her aşaması, farklı ülkelerin arşivlerinde ve tutanaklarda kayıtlı. Bu yüzden «gizli madde» söylentisi, tarih bilgisinden çok güncel siyasi kaygılardan besleniyor. Tarihçi için asıl ilginç soru, gizli maddeler değil, açık maddelerin nasıl bir pazarlıkla şekillendiği ve her tarafın neden bu maddeleri kabul ettiği.
Son olarak, «zafer mi, hezimet mi?» tartışması üzerine bir not. Bu tartışma, çoğu zaman antlaşmayı ideal bir sonuçla karşılaştırır: Misak-ı Milli'nin bütün hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığı. Ama bir barış antlaşması, bir tarafın bütün isteklerinin gerçekleştiği bir belge değil, farklı güçler arasında bir uzlaşmadır. Lozan'ı değerlendirmek, onu Sevr ile, 1923'te masadaki güç dengesiyle ve sonraki on yıllarda çözülen meselelerle birlikte düşünmeyi gerektiriyor. Bu karşılaştırma yapıldığında, hem kazanımlar hem de ertelenen meseleler daha açık görünüyor.
Lozan'ın uluslararası tarihteki yeri de ayrıca dikkat çekici. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanan barış antlaşmalarının hepsi, yenilen tarafa galiplerin koşullarını dayatan metinlerdi; Lozan ise yenik bir imparatorluğun yerine kurulan yeni bir devletin, bu koşulları masada yeniden müzakere ederek değiştirebildiği tek örnek olarak sık sık anılır. Bu yüzden Lozan, yalnızca Türkiye'nin değil, savaş sonrası düzenin sınırlarını ve esnekliğini anlamak isteyen tarihçilerin de ilgisini çekiyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- Seha L. Meray (çev. ve haz.), Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar, Belgeler, 8 cilt (Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1969–1973).
- Bilâl N. Şimşir (haz.), Lozan Telgrafları, 2 cilt (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1990–1994).
- Harold Nicolson, Curzon: The Last Phase, 1919–1925 (Londra: Constable, 1934).
- Onur Yıldırım, Diplomacy and Displacement: Reconsidering the Turco-Greek Exchange of Populations, 1922–1934 (New York: Routledge, 2006).
- Ali Naci Karacan, Lozan (İstanbul: Milliyet Yayınları, 1971).
- The Treaties of Peace 1919–1923, c. II (New York: Carnegie Endowment for International Peace, 1924).
Arşiv ve kaynak
Antlaşmanın İngilizce metni, Carnegie Vakfı'nın 1924 baskısından aktarılarak Brigham Young Üniversitesi'nin Birinci Dünya Savaşı belge arşivinde çevrim içi yayımlanmıştır. Türkçe resmî metni, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onay kanunuyla birlikte Resmî Gazete'de ve düstur derlemelerinde yer alır. Konferansın İngiliz belgeleri, Lausanne Conference on Near Eastern Affairs, 1922–1923 adıyla İngiliz hükümeti tarafından yayımlanmıştır.
Açık sorular
- Lozan'da Musul meselesinin ertelenmesi, Türk heyetinin bir tercihi miydi, yoksa İngiltere'nin dayattığı bir sonuç mu?
- Azınlık tanımının dinî ölçüte dayandırılması, konferansta hangi alternatiflerle tartışıldı?
- Nüfus mübadelesinin zorunlu nitelikte olması, konferansta kimlerin önerisiyle ve hangi gerekçelerle kabul edildi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Lozan Antlaşması hangi tarihte imzalandı? A) 30 Ekim 1918 B) 10 Ağustos 1920 C) 24 Temmuz 1923 D) 29 Ekim 1923
- (Hedef 1) Konferansın birinci evresi neden kesintiye uğradı? A) Savaş yeniden başladığı için B) Kapitülasyonlar ve ekonomik hükümler gibi konularda uzlaşma sağlanamadığı ve Türk heyeti taslağı imzalamayı reddettiği için C) Konferans yeri değiştiği için D) Türk heyeti davet edilmediği için
- (Hedef 2) Lozan'da çözümsüz kalıp sonraya bırakılan meselelerden biri hangisidir? A) Kapitülasyonların kaldırılması B) Doğu Trakya'nın Türkiye'ye bırakılması C) Türkiye–Irak sınırı, yani Musul meselesi D) Türkiye'nin bağımsızlığının tanınması
- (Hedef 2) Lozan'ın azınlık hükümleri azınlığı hangi ölçüte göre tanımlar? A) Dile göre B) Dine göre, yani gayrimüslim olarak C) Etnik kökene göre D) Coğrafi bölgeye göre
- (Hedef 3) «Lozan'ın gizli maddeleri var ve süresi 2023'te doldu» iddiası hakkında hangisi doğrudur? A) Antlaşmanın metni yayımlanmıştır; yüz yıllık bir süre ya da gizli ek içermez B) Antlaşma 2023'te resmen sona ermiştir C) Gizli ekler 2023'te açıklanmıştır D) Antlaşma hiç yayımlanmamıştır
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Bir tartışma programında biri «Lozan bir hezimettir, Musul'u ve adaları kaybettik» derken, bir başkası «Lozan bağımsızlığımızın tapusudur» diyor. Bu bölümde öğrendiklerinle, iki görüşün de hangi yönlerden haklı, hangi yönlerden eksik olduğunu gösteren dengeli bir değerlendirme yaz.
Cevaplar
- C — Antlaşma 24 Temmuz 1923'te Lozan'da imzalandı.
- B — Uzlaşma sağlanamayınca Curzon taslağı imzaya açtı, İsmet Paşa reddetti ve konferans 4 Şubat 1923'te dağıldı.
- C — 3. madde Irak sınırını ikili görüşmelere ve gerekirse Milletler Cemiyeti'ne bıraktı; Musul 1926'da Irak'a kaldı.
- B — Antlaşma azınlıkları gayrimüslim topluluklar olarak tanımlar.
- A — Antlaşmanın tam metni yayımlanmıştır; metinde gizli ek ya da yüz yıllık bir süre yoktur.
Güçlü bir cevap, «hezimet» görüşünün Musul'un ve bazı adaların Türkiye dışında kalmasına dikkat çektiğini, ama Sevr ile karşılaştırıldığında elde edilen bağımsızlığı ve kapitülasyonların kaldırılmasını görmezden geldiğini gösterir. «Tapu» görüşünün ise kazanımları doğru vurguladığını, ama ertelenen meseleleri ve nüfus mübadelesinin insani bedelini gözden kaçırabildiğini belirtir.
Serinin sonu
Bu bölümle Milli Mücadele kursu sona eriyor: Mondros Mütarekesi'nin ardından kurulan yerel direniş örgütlerinden Erzurum ve Sivas kongrelerine, İnönü ve Sakarya savaşlarından Büyük Taarruz'a, Mudanya'dan Lozan'a uzanan bir yol. Lozan'da kazanılan uluslararası tanınma, yeni devletin nasıl bir devlet olacağı sorusunu gündemin merkezine taşıdı. Programda sırada, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını anlatan kurs var; onun ilk bölümü, Ekim 1923'te cumhuriyetin nasıl ilan edildiğini ele alıyor.