İçeriğe geç

Bölüm TT-114.10 · Seviye 1 — Türk Tarihi OmurgasıSeviye 1

I. Meşrutiyet ve Kanun-i Esasi

TT-114 Osmanlı V: Modernleşme (1789–1908)

2.611 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1876–1878
Bölge
Anadolu · Balkanlar
Kişiler
II. Abdülhamid · Mithat Paşa · Abdülaziz · V. Murad · Namık Kemal · Robert Devereux · Bülent Tanör · M. Şükrü Hanioğlu · Kemal Karpat
Yerler
İstanbul · Tersane Sarayı · Taif · Dolmabahçe
Sınav
YKS · KPSS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 1876'da Kanun-ı Esasi'nin ilan edilmesine yol açan iç ve dış krizleri, sultan değişikliklerini ve Mithat Paşa çevresinin rolünü sırasıyla anlatabileceksin.
  • Kanun-ı Esasi'nin getirdiği yenilikleri ve sultana bıraktığı geniş yetkileri, özellikle 113. maddeyi, metnin kendisine dayanarak açıklayabileceksin.
  • Meclisin 1878'de kapatılmasını, «anayasa kaldırıldı» ile «meclis tatil edildi» arasındaki farkı gözeterek değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — top sesleri ve bir konferans

23 Aralık 1876 günü öğleye doğru İstanbul'da toplar atıldı. O sırada Haliç kıyısındaki Tersane Sarayı'nda, Avrupa büyük güçlerinin temsilcileri, Balkanlardaki isyanlar ve Osmanlı'daki Hristiyan tebaanın durumu üzerine bir konferansa başlamak üzereydi. Osmanlı hariciye nazırı söz alarak, duyulan top seslerinin Osmanlı Devleti'nin bir anayasa ilan ettiğini haber verdiğini söyledi. Artık bütün tebaa, dinleri ne olursa olsun, eşit haklara sahipti; Avrupa'nın Osmanlı'ya reform dayatmasına gerek kalmamıştı.

Bu sahne, Osmanlı anayasacılığının iki yüzünü aynı anda gösteriyor. Kanun-ı Esasi, uzun bir fikir mücadelesinin ürünüydü; ama ilan edildiği an, bir diplomatik krize karşı da bir hamleydi. Yaklaşık on dört ay sonra, anayasanın öngördüğü meclis süresiz tatil edilecek ve otuz yıl boyunca bir daha toplanmayacaktı. Bu bölüm, Osmanlı'nın ilk anayasasının nasıl doğduğunu, ne getirdiğini ve meclis deneyiminin on dört ayda nasıl sona erdiğini soruyor.

Bağlam — 1876'nın fırtınası

1870'lerin ortasında Osmanlı Devleti ağır bir bunalımın içindeydi. Devlet borçlarını ödeyemez hâle gelmiş, 1875'te dış borç ödemelerini kısmen durdurduğunu ilan etmişti. Aynı yıl Hersek'te, ardından Bosna'da ve 1876'da Bulgaristan'da isyanlar patlak verdi. Bulgaristan'daki isyanın bastırılması sırasında yaşanan şiddet, Avrupa kamuoyunda büyük bir tepkiye yol açtı. Sırbistan ve Karadağ, Osmanlı'ya savaş açtı.

İstanbul'da ise bir grup devlet adamı ve aydın, çözümü köklü bir siyasi değişiklikte görüyordu. Tanzimat'ın ikinci kuşağında yetişen Genç Osmanlılar, özellikle Namık Kemal, yıllardır sultanın yetkisini sınırlayan bir anayasa ve bir meclis istiyordu. Onlara göre imparatorluğu bir arada tutmanın yolu, bütün tebaayı eşit haklara sahip «Osmanlılar» olarak aynı çatı altında birleştirmekti.

Mayıs 1876'da Mithat Paşa ve çevresindeki devlet adamları, askerî okul öğrencilerinin ve medrese talebelerinin gösterilerinin desteğiyle Sultan Abdülaziz'i tahttan indirdi. Birkaç gün sonra eski sultan sarayında ölü bulundu; ölümü resmî olarak intihar diye açıklandı, ama bu açıklama yıllarca tartışıldı. Yerine geçen V. Murad, anayasa fikrine yakın biliniyordu; ama ağır bir sinir hastalığı geçirdiği gerekçesiyle üç ay sonra o da tahttan indirildi. Ağustos 1876'da tahta çıkan II. Abdülhamid, Mithat Paşa'ya bir anayasa ilan edeceği sözünü vermişti. Aralık ortasında Mithat Paşa sadrazamlığa getirildi; anayasa taslağı üzerindeki son tartışmalar, Avrupalı elçilerin İstanbul'a gelmeye hazırlandığı günlerde yürütüldü. Zamanlama, anayasanın hem bir iç reform hem de bir dış siyaset aracı olarak düşünüldüğünü açıkça gösteriyordu.

Gelişme — anayasanın içeriği

Anayasayı hazırlamak için devlet adamlarından, ulemadan ve aydınlardan oluşan bir komisyon kuruldu. Komisyon, dönemin Avrupa anayasalarını, özellikle 1831 Belçika ve 1850 Prusya anayasalarını inceledi. Komisyonda devlet adamlarının yanında ulema ve Namık Kemal gibi yazarlar da vardı; gayrimüslim üyeler de yer alıyordu. Tartışmaların önemli bir kısmı, Avrupa'dan alınan kurumların İslam hukuku ve Osmanlı saltanat geleneğiyle nasıl bağdaştırılacağı üzerineydi. Ortaya çıkan metin, sultanın onayından geçti ve 23 Aralık 1876'da ilan edildi.

Anayasa, Osmanlı tarihinde bir dizi ilki getiriyordu. Devletin bütün tebaası, hangi din ve mezhepten olursa olsun, «Osmanlı» olarak tanımlanıyordu. Osmanlılar kanun önünde ve dinî işler dışındaki hak ve görevlerde eşit sayılıyordu. Kişi özgürlüğü, mülk güvencesi, basın ve eğitim özgürlüğü, kanuna dayanmayan vergi alınamaması gibi ilkeler kayda geçiyordu. En önemlisi, iki meclisten oluşan bir Meclis-i Umumi kuruluyordu: üyeleri sultan tarafından atanan Heyet-i Ayan ve seçimle gelen Heyet-i Mebusan.

Anayasa, Türkçeyi devletin resmî dili olarak tanımlıyor ve devlet memuriyetine girmek için Türkçe bilmeyi şart koşuyordu; bu da çok dilli bir imparatorlukta ortak bir yönetim dili kurma çabasının bir parçasıydı. Ama anayasa, sultanın yetkilerini de geniş biçimde koruyordu. Sultanın şahsı kutsal ve sorumsuz sayılıyordu. Vekilleri, yani bakanları atamak ve azletmek, savaş ve barış ilan etmek, meclisi toplamak ve tatil etmek, gerekirse Heyet-i Mebusan'ı feshetmek sultanın haklarıydı. Bakanlar meclise değil sultana karşı sorumluydu. Meclisin kabul ettiği kanunlar da ancak sultanın onayıyla yürürlüğe girebiliyordu.

Yaygın yanlış«Kanun-ı Esasi ile Osmanlı'da halk egemenliği kuruldu» diye sık yazılır.
Doğrusu

Anayasa egemenliği sultandan halka geçirmiyordu; sultan, yetkilerinin kaynağını anayasadan değil, kendi hilafet ve saltanatından alıyor, anayasayı bir lütuf olarak ilan ediyordu. Meclis yasamaya katılıyor, ama son söz sultanda kalıyordu.

Dönüş noktası — 113. madde

Anayasanın en kritik maddelerinden biri, 113. maddeydi. Bu madde, bir bölgede isyan belirtileri görüldüğünde hükümete geçici olarak idare-i örfiye, yani sıkıyönetim ilan etme yetkisi veriyordu. Maddenin son cümlesi ise çok daha geniş bir yetki içeriyordu: polis soruşturmasıyla devletin güvenliğini bozduğu anlaşılan kişileri ülkeden çıkarmak ve sürgün etmek yalnızca sultanın yetkisindeydi.

Bu cümlenin ne kadar önemli olduğu kısa sürede anlaşıldı. Anayasanın ilanından altı hafta sonra, Şubat 1877'de, sadrazam Mithat Paşa görevden alındı ve bu madde gerekçe gösterilerek bir vapura bindirilip Avrupa'ya sürgüne gönderildi. Anayasanın baş mimarı, kendi hazırladığı anayasanın bir maddesiyle ülkeden çıkarılmıştı; bu olay, metindeki güvencelerin sultanın iradesi karşısında ne kadar kırılgan olduğunu herkese gösterdi.

Meclis-i Umumi, Mart 1877'de Dolmabahçe Sarayı'nda açıldı. Mebusların önemli bir kısmı gayrimüslimdi ve farklı bölgelerden gelen temsilciler, hükümeti ve bakanları beklenmedik bir cesaretle eleştirdi. Meclis, bütçe ve taşra yönetimi gibi konularda yeni kanunları tartıştı; bazı mebuslar, kendi bölgelerindeki yolsuzlukları ve vergi yükünü meclis kürsüsünden dile getirdi. Bu, İstanbul'daki yönetimin taşranın şikâyetlerini ilk kez bu kadar doğrudan ve açık biçimde duyduğu bir ortamdı. Ama Nisan 1877'de Rusya'nın savaş açmasıyla, Türkiye'de «93 Harbi» diye bilinen yıkıcı savaş başladı. Rus orduları İstanbul'un kapılarına dayanırken mecliste hükümete yönelik eleştiriler sertleşti. Şubat 1878'de II. Abdülhamid, anayasanın ona tanıdığı yetkiye dayanarak meclisi süresiz tatil etti. Sultanın gözünde meclis, savaş zamanında hükümeti zayıflatan ve imparatorluğun farklı toplulukları arasındaki ayrılıkları sahneye taşıyan bir kurum hâline gelmişti. Tatil kararından sonra bazı mebuslar İstanbul'dan uzaklaştırıldı; muhalefetin sesi, sonraki otuz yılda sürgündeki gazetelerde ve gizli örgütlerde yaşayacaktı.

Cevap — askıya alınan ama yok edilmeyen bir anayasa

Öyleyse Birinci Meşrutiyet neden bu kadar kısa sürdü? Nedenlerden biri, anayasanın kendisinin sultana bıraktığı geniş yetkilerdi: meclisi tatil etme ve kişileri sürgün etme hakkı, sultanın isterse meşrutiyeti fiilen sona erdirebilmesine imkân tanıyordu. Bir diğer neden, savaşın yarattığı olağanüstü koşullardı: bir yandan Rus orduları ilerlerken, bir yandan da mecliste yeni ve deneyimsiz bir siyaset kültürü şekilleniyordu. Üçüncü neden, anayasayı savunacak geniş ve örgütlü bir toplumsal tabanın henüz bulunmamasıydı. Bu anlamda meşrutiyet, tepeden gelen bir reformdu. Anayasa fikri, İstanbul'daki bürokratlar, aydınlar ve öğrenciler arasında güçlüydü; ama taşranın büyük kısmında ve orduda henüz yaygın bir destek bulmamıştı.

Ama anayasa hiçbir zaman resmen kaldırılmadı. Meclis tatil edildi, fakat Kanun-ı Esasi, devletin resmî yıllıklarında yayımlanmaya devam etti. 1908'de Jön Türk devrimi sonrasında II. Abdülhamid, meclisi yeniden toplamak zorunda kaldığında, yeni bir anayasa ilan etmedi; 1876 anayasasını yeniden yürürlüğe koydu. Birinci Meşrutiyet'in kısa ömrü, onun tamamen bir başarısızlık olduğu anlamına gelmiyor: bir anayasa fikri, otuz yıl boyunca askıda da olsa yaşadı.

Bugünle bağ — anayasa ve güç

Kanun-ı Esasi, Türkiye'nin anayasa tarihinin başlangıç noktası sayılır. Bugünkü anayasa tartışmalarında sık sık gündeme gelen sorular, yürütmenin yetkilerinin sınırı, olağanüstü hâl yetkileri, meclisin denetim gücü, 1876'da da tartışılıyordu. 113. madde, bir anayasanın içine yerleştirilmiş bir olağanüstü yetkinin, anayasanın kendisini nasıl işlevsiz bırakabileceğinin erken ve çarpıcı bir örneği.

Bu yüzden Birinci Meşrutiyet, yalnızca bir tarih konusu değil, anayasal düzenlerin nasıl korunabileceği ve nasıl aşınabileceği üzerine düşünmek için de bir vaka. Bir anayasanın metninde yazan haklar ile o hakları koruyacak kurumların gücü arasındaki fark, 1876'dan beri pek çok kez yeniden sınanmış bir soru.

Birincil kaynak

Kanun-ı Esasi'den üç madde, sırasıyla tebaanın tanımı, eşitlik ve sultanın olağanüstü yetkisi hakkında:

Madde 8 — Devleti Osmaniye tabiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve meshepten olur ise olsun bila istisna Osmanlı tabir olunur […].
Madde 17 — Osmanlıların kâffesi huzuru kanunda ve ahvali diniye ve mezhebiyeden maada memleketin hukuk ve vezaifinde mütesavidir.
Madde 113 — Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyid asar ve emarat görüldüğü halde hükümeti seniyenin o mahalle mahsus olmak üzere muvakkaten (idarei örfiye) ilânına hakkı vardır. […] Hükümetin emniyetini ihlâl ettikleri idarei zabıtanın tahkikatı mevsukası üzerine sabit olanları memâliki mahrusai şahaneden ihraç ve teb'id etmek münhasıran zatı hazireti padişahinin yedi iktidarındadır.

Günümüz Türkçesiyle: Osmanlı Devleti'nin tabiiyetindeki herkes, hangi din ve mezhepten olursa olsun, istisnasız Osmanlı diye adlandırılır. Bütün Osmanlılar kanun önünde ve dinî işler dışındaki hak ve görevlerde eşittir. Ülkenin bir yerinde isyan çıkacağını gösteren belirtiler görülürse hükümet o yere mahsus olarak geçici sıkıyönetim ilan edebilir; devletin güvenliğini bozduğu polis soruşturmasıyla kesinleşenleri ülkeden çıkarmak ve sürgün etmek yalnızca padişahın yetkisindedir.

Kaynak: Kanun-ı Esasi (23 Aralık 1876), md. 8, 17 ve 113; Vikikaynak'taki «Kânûn-ı Esâsî» çeviriyazısından; basılı metin için Gözübüyük ve Kili, Türk Anayasa Metinleri (1985). Günümüz Türkçesine aktarım bizim.

  1. 8. ve 17. maddeler bütün tebaayı «Osmanlı» ve eşit sayarken, 17. maddedeki «dinî işler dışında» kaydı neyi korumayı amaçlıyor olabilir?
  2. 113. maddenin ilk kısmı hükümete, son cümlesi ise yalnızca sultana yetki veriyor; bu ayrım neden önemli?
  3. Aynı metinde eşitlik ilkesi ile sınırsız bir sürgün yetkisinin yan yana bulunması, anayasanın hazırlanış koşulları hakkında ne düşündürüyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Robert Devereux (1963) — The First Ottoman Constitutional Period'da Kanun-ı Esasi'yi ve ilk meclisin çalışmalarını ayrıntılı olarak inceledi; meclisin kısa ömrüne rağmen mebusların hükümeti denetlemede şaşırtıcı bir cesaret gösterdiğini ve Osmanlı'nın parlamenter bir deneyim edindiğini vurguladı.
  • Bülent Tanör (1992) — Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri'nde Kanun-ı Esasi'yi, sultanın yetkilerini asıl olarak koruyan ve bu yüzden gerçek bir meşrutiyetten çok «anayasalı mutlakıyet» sayılabilecek bir metin olarak değerlendirdi; 113. maddeyi bu yapının en açık göstergesi olarak ele aldı ve metnin sultanın beklentilerine göre biçimlendiğini gösterdi.
  • M. Şükrü Hanioğlu (2008) — A Brief History of the Late Ottoman Empire'da anayasanın ilanını, Tersane Konferansı'ndaki büyük güç baskısını boşa çıkarmaya yönelik bir diplomatik hamleyle ilişkilendirdi; aynı zamanda Osmanlıcılık fikrinin imparatorluğu bir arada tutma çabasındaki yerini inceledi.
  • Kemal Karpat (2001) — The Politicization of Islam'da II. Abdülhamid'in meclisi tatil ettikten sonra İslam'ı ve hilafeti imparatorluğun birleştirici ideolojisi olarak öne çıkardığını, Osmanlıcılıktan bu yöne kaymanın 1877–78 savaşındaki toprak ve nüfus kayıplarıyla ilişkili olduğunu savundu.

Devereux meclisin başarılarını, Tanör anayasanın yapısal sınırlarını, Hanioğlu diplomatik bağlamı, Karpat ise sonrasındaki ideolojik yönelimi öne çıkarıyor. Bu dört bakış, aynı on dört aylık dönemi dört farklı ölçekte okuyor: bir kurumun iç işleyişi, bir metnin hukuki yapısı, bir krizin uluslararası boyutu ve bir imparatorluğun kimlik arayışı.

Derine İn

Kanun-ı Esasi'nin ilanı, Osmanlı siyasi düşüncesinde uzun bir tartışmanın doruğuydu. Bu tartışmanın kökleri eskiydi. Genç Osmanlılar, anayasa ve meclis fikrini İslam siyaset geleneğindeki «meşveret», yani danışma kavramıyla temellendirmeye çalıştı. Namık Kemal, Kur'an'daki danışma emrini ve erken İslam'daki uygulamaları örnek göstererek, meclisin İslam'a yabancı bir kurum olmadığını savundu. Bu, Tanzimat'ın dilinde olduğu gibi, yeniliği geleneğin diliyle meşrulaştırma çabasının devamıydı.

Anayasanın hazırlanışında da farklı görüşler çatıştı. Komisyonda, meclisin yetkilerinin ve sultanın sınırlarının ne olacağı konusunda sert tartışmalar yaşandı. Mithat Paşa ve çevresi daha güçlü bir meclis isterken, sultanın çevresi ve bazı devlet adamları sultanın yetkilerinin korunmasında ısrar etti. 113. maddedeki sürgün yetkisinin metne son aşamada, sultanın isteğiyle eklendiği sık sık anlatılır; bu ayrıntının kaynaklarda ne kadar sağlam temellendiği ise tarihçiler arasında tartışılıyor. Kesin olan, nihai metnin sultanın beklentilerine önemli ölçüde uyduğu. Bu da anayasanın, Genç Osmanlıların hayal ettiği meşrutiyetten çok, sultan ile reformcu bürokratlar arasındaki bir uzlaşmanın ürünü olduğunu gösteriyor.

Meclisin kendisi de ilginç bir deneydi. Mebuslar, doğrudan halk tarafından değil, taşradaki idare meclislerinin üyeleri arasından seçildi. Bu dolaylı seçim, meclise daha çok yerel ileri gelenleri getirdi. Buna rağmen meclis tartışmaları, hükümetin savaşı yönetimine, yolsuzluklara ve taşradaki yönetim sorunlarına yönelik sert eleştiriler içeriyordu. Bazı mebuslar, belirli bakanların yargılanmasını bile talep etti. Bu, yeni bir siyasi dilin ve siyasi alışkanlığın doğuşunu gösteriyordu; ama bu alışkanlık, gelişmeye fırsat bulamadan kesintiye uğradı. Meclis tutanakları ise farklı dinlerden mebusların aynı salonda imparatorluğun sorunlarını tartıştığı nadir bir anı kayda geçiriyor; bu tutanakların Hakkı Tarık Us tarafından iki cilt hâlinde yayımlanması, Türkiye'de meşrutiyet tarihine yeniden ilgi uyandırdı.

Son olarak, 1878 tatilinin kalıcı etkileri üzerine bir not. Meclisin tatilinden sonra Mithat Paşa, Avrupa'dan dönmesine izin verilip bir süre valilik yaptıktan sonra, Sultan Abdülaziz'in ölümünden sorumlu tutularak yargılandı ve Arabistan'daki Taif'e sürgün edildi; 1884'te orada öldü. Onun kaderi, İkinci Meşrutiyet kuşağı için bir sembol oldu; adı, anayasa mücadelesinin şehidi olarak anılmaya başlandı. 1908'de anayasanın yeniden yürürlüğe girmesiyle, ilk iş olarak 113. maddedeki sürgün yetkisi tartışmaya açıldı ve 1909'da yapılan değişikliklerle sultanın yetkileri önemli ölçüde sınırlandı. Birinci Meşrutiyet'in dersleri, ikincisinin anayasasını doğrudan biçimlendirdi; 1909 değişiklikleri, bir anlamda 1877'nin acı deneyimine verilmiş bir cevaptı.

Karşılaştırmalı bir bakış da öğretici. On dokuzuncu yüzyılda anayasa ilan eden pek çok monarşi, benzer bir gerilim yaşadı: hükümdar yetkilerini bir metinle sınırlamayı kabul ediyor, ama bu metne olağanüstü durumlar için geniş yetkiler yerleştiriyordu. Prusya ve Japonya'nın anayasaları da hükümdara geniş yetkiler bıraktı. Osmanlı örneği, bu küresel anayasacılık dalgasının bir parçasıydı; özgünlüğü, çok dinli ve çok dilli bir imparatorluğu ortak bir vatandaşlık fikriyle bir arada tutmaya çalışmasındaydı.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Robert Devereux, The First Ottoman Constitutional Period: A Study of the Midhat Constitution and Parliament (Baltimore: Johns Hopkins Press, 1963).
  • Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri (1789–1980) (İstanbul: Der Yayınları, 1992; Yapı Kredi Yayınları baskıları 1998'den itibaren).
  • M. Şükrü Hanioğlu, A Brief History of the Late Ottoman Empire (Princeton: Princeton University Press, 2008).
  • Kemal H. Karpat, The Politicization of Islam: Reconstructing Identity, State, Faith, and Community in the Late Ottoman State (Oxford: Oxford University Press, 2001).
  • Şerif Mardin, The Genesis of Young Ottoman Thought (Princeton: Princeton University Press, 1962).
  • A. Şeref Gözübüyük ve Suna Kili (haz.), Türk Anayasa Metinleri: Senedi İttifak'tan Günümüze (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985).

Arşiv ve kaynak

Kanun-ı Esasi'nin çeviriyazısını Vikikaynak ve Gözübüyük–Kili derlemesi birlikte sunuyor; Vikikaynak sayfası sonraki değişiklik kanunlarını da ayrı sayfalarda verir. Birinci meclisin tutanakları Hakkı Tarık Us tarafından Meclis-i Meb'usan 1293=1877 adıyla yayımlanmıştır.

Açık sorular

  • 113. maddedeki sürgün yetkisi metne hangi aşamada ve kimin isteğiyle girdi?
  • İlk meclisin mebusları hangi toplumsal kesimleri temsil ediyordu ve bu, meclisin tartışma gündemini nasıl etkiledi?
  • Anayasanın 1878'den 1908'e kadar askıda kalması, Osmanlı kamuoyunda ve taşrada nasıl algılandı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Kanun-ı Esasi hangi tarihte ilan edildi? A) 3 Kasım 1839 B) 23 Aralık 1876 C) 23 Temmuz 1908 D) 18 Şubat 1856
  2. (Hedef 1) Anayasanın ilan edildiği gün İstanbul'da başlayan uluslararası toplantı hangisidir? A) Berlin Kongresi B) Paris Konferansı C) Tersane Konferansı D) Londra Konferansı
  3. (Hedef 2) Kanun-ı Esasi'nin 113. maddesi sultana hangi yetkiyi veriyordu? A) Devletin güvenliğini bozduğu anlaşılan kişileri ülke dışına sürgün etme yetkisi B) Meclisi hiç toplamama yetkisi C) Vergileri kaldırma yetkisi D) Anayasayı tek başına değiştirme yetkisi
  4. (Hedef 2) Kanun-ı Esasi'ye göre bakanlar kime karşı sorumluydu? A) Heyet-i Mebusan'a B) Halka C) Sultana D) Ulemaya
  5. (Hedef 3) II. Abdülhamid 1878'de ne yaptı? A) Anayasayı resmen kaldırıp yerine yenisini ilan etti B) Meclisi süresiz tatil etti; anayasa ise resmen yürürlükte kaldı C) Meclisi genişletti D) Mithat Paşa'yı sadrazam yaptı

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Abdülhamid 1878'de anayasayı kaldırdı» cümlesi neden eksik ya da yanlış? Anayasanın maddelerini, meclisin tatil edilmesini ve 1908'deki gelişmeleri kullanarak daha doğru bir cümle kur ve bu farkın neden önemli olduğunu açıkla.

Cevaplar

  1. B — Kanun-ı Esasi 7 Zilhicce 1293, yani 23 Aralık 1876'da ilan edildi.
  2. C — Tersane Konferansı, Balkan sorunu üzerine büyük güçlerin temsilcileriyle aynı gün toplandı.
  3. A — 113. maddenin son cümlesi, sürgün yetkisini yalnızca sultana bırakıyordu.
  4. C — Bakanlar sultan tarafından atanıyor ve ona karşı sorumlu tutuluyordu.
  5. B — Meclis Şubat 1878'de tatil edildi; anayasa resmen kaldırılmadı ve 1908'de yeniden yürürlüğe kondu.

Güçlü bir cevap, sultanın anayasanın kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak meclisi tatil ettiğini, anayasanın resmî yıllıklarda yayımlanmaya devam ettiğini ve 1908'de yeni bir anayasa değil, aynı metnin yeniden yürürlüğe konduğunu belirtir. Bu farkın, anayasal düzenin bir kararla değil, anayasanın içindeki yetkilerle askıya alınabildiğini göstermesi bakımından önemli olduğunu açıklar.

Sonraki bölüme köprü

Meclis, 1877 baharında Rusya'nın savaş açmasıyla başlayan büyük bir savaşın gölgesinde çalıştı ve bu savaşın sonunda tatil edildi. Sıradaki bölüm bu savaşı ele alıyor: 93 Harbi Osmanlı Devleti'ne nelere mal oldu ve savaşın ardından imzalanan Berlin Antlaşması Balkanların haritasını nasıl değiştirdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: Haliç kıyısında Tersane Sarayı; toplantı masası etrafında elçi siluetleri, uzaktan top sesleri dalgalar hâlinde. «23 Aralık 1876» tarih kartı.
  • 1:10–3:00 Bağlam: 1875–76 zaman çizelgesi: borç ödemelerinin durması, Hersek, Bosna ve Bulgaristan isyanları; Mayıs, Ağustos 1876'da üç sultanın değişimi taç simgeleriyle.
  • 3:00–5:30 Gelişme: anayasanın yapısı bir şema olarak: sultan tepede, altında bakanlar ve iki meclis; oklar sultana yöneliyor. Haklar listesi bir parşömen üzerinde.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: 113. maddenin metni büyütülerek; bir vapurun limandan ayrılışı, Mithat Paşa'nın silueti. Mart 1877 meclis açılışı, Nisan savaş, Şubat 1878 kapanış zaman çizelgesi.
  • 7:40–9:40 Kapanış: «1876» ve «1908» arasında kesikli bir çizgi; üstünde «askıda» etiketi.

Kişiler yüzsüz siluetle; belge görselleri çizimle.