Öğrenme hedefleri
- 1452–1453 kuşatmasının ana evrelerini, Rumeli Hisarı'nın yapımından 29 Mayıs saldırısına kadar, kaynaklara dayanarak sıralayabileceksin.
- Topların, gemilerin karadan yürütülmesinin ve savunmanın iç sorunlarının fetihteki rolünü tartarak «fethi toplar kazandı» gibi tek nedenli açıklamaları değerlendirebileceksin.
- Kuşatmayı anlatan Bizans, İtalyan ve Osmanlı kaynaklarının bakış açılarını karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — maaşını alamayan bir usta
1452 yılında Macar asıllı bir top dökümcüsü, Konstantinopolis'te imparatorun hizmetinde çalışıyordu. Adı kaynaklarda Urban olarak geçer. Bizans tarihçisi Doukas'a göre imparatorun bakanları ona zaten değersiz bir maaş bağlamıştı, ama usta bu cılız parayı bile alamadı. Çaresiz kalınca bir gün şehirden çıktı ve genç Osmanlı sultanı II. Mehmed'in yanına gitti. Sultan onu memnuniyetle karşıladı, yiyecek ve giyecek verdi, ve ona bir soru sordu: şehrin surlarını delebilecek kadar büyük bir taş gülle atan bir top dökebilir miydi?
Doukas, üzüntüyle bir not düşer: imparator bu ustaya sultanın verdiğinin dörtte birini bile verseydi, usta Konstantinopolis'ten kaçmazdı. Bu küçük hikâye, 1453 fethinin en sık anlatılan unsurunu, dev topları, bir maaş meselesine bağlıyor. Ama fethi yalnızca toplara bağlamak, elli üç gün süren bir kuşatmanın karmaşıklığını gizler. Bu bölüm, İstanbul'un nasıl fethedildiğini ve bu sonucun hangi etkenlerin birleşmesiyle ortaya çıktığını soruyor.
Bağlam — bir şehir, bir imparatorluktan geriye kalan
On beşinci yüzyılın ortasında Bizans İmparatorluğu, bir zamanlar Akdeniz'e hükmeden gücünün gölgesiydi. Elinde Konstantinopolis ile çevresi, Mora'daki bazı topraklar ve birkaç ada kalmıştı. Şehrin nüfusu azalmış, bir zamanlar kalabalık olan mahalleler bağlara ve tarlalara dönüşmüştü. Osmanlılar ise Anadolu'da ve Balkanlarda şehri her yönden kuşatan bir güçtü; Konstantinopolis, Osmanlı topraklarının ortasında bir ada gibi kalmıştı. Osmanlılar şehri daha önce de kuşatmıştı: Yıldırım Bayezid 1390'larda uzun bir abluka uygulamış, II. Murad 1422'de bir kuşatma denemişti. Her seferinde ya surlar dayanmış ya da başka bir tehlike, 1402'de Timur'un Anadolu'ya girişi gibi, kuşatmayı kaldırmaya zorlamıştı. Bu yüzden şehrin alınamayacağı, hem Bizans'ta hem de Osmanlı sarayının bazı çevrelerinde yaygın bir kanaatti.
Şehrin en büyük gücü surlarıydı. Beşinci yüzyıldan kalan, II. Theodosius'un adını taşıyan kara surları, önünde bir hendek, ardında birbirine paralel iki sur hattıyla, bin yıl boyunca pek çok kuşatmaya dayanmıştı. Deniz tarafı ise daha zayıf surlarla korunuyordu; ama Haliç'in ağzı büyük bir zincirle kapatılabiliyordu. Bu zincir, düşman gemilerinin Haliç'e girip şehrin kuzey surlarına saldırmasını engelliyordu.
1451'de babası II. Murad'ın ölümüyle tahta çıkan II. Mehmed, henüz on dokuz yaşındaydı. Tahta çıkar çıkmaz İstanbul'u almayı başlıca hedefi yaptı. 1452'de Boğaz'ın Avrupa yakasında, Anadolu yakasındaki eski Anadolu Hisarı'nın karşısına, Rumeli Hisarı'nı yaptırdı. Osmanlılar bu kaleye Boğazkesen adını verdi: iki kale arasında Boğaz'dan geçen gemiler denetlenebiliyor, şehre Karadeniz'den gelecek yardım kesilebiliyordu.
Gelişme — elli üç gün
Kuşatma 6 Nisan 1453'te başladı. Osmanlı ordusu kara surlarının önüne yerleşti; toplar surların en zayıf görünen bölümlerine yöneltildi. Kaynakların verdiği rakamlar farklı, ama çağdaş tarihçilerin çoğu Osmanlı kuvvetini on binlerle, savunmacıları ise yalnızca birkaç binle hesaplıyor. İmparatorun sekreteri Sfrancis, savunmaya katılabilecek Rumların sayısını imparatorun emriyle saydığını ve bu sayının beş bini bile bulmadığını yazar. Savunmacıların önemli bir kısmı, Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani'nin getirdiği birlikler gibi, yabancı gönüllülerdi.
Toplar surları dövdü, ama beklenen hızlı sonucu vermedi. Büyük bombardalar günde ancak birkaç kez ateşlenebiliyordu; Urban'ın dev topunun kuşatma sırasında çatladığı da bazı kaynaklarda anlatılır. Asıl etkiyi, surların aynı bölümlerini haftalarca döven daha küçük topların birikimli yıkımı yaptı. Savunmacılar her gece yıkılan yerleri toprak, ağaç ve taşla doldurarak onardı. 20 Nisan'da üç Ceneviz gemisi ve bir Bizans gemisi, Osmanlı donanmasını yararak Haliç'e girmeyi başardı. Bu, kuşatmacılar için ağır bir moral yenilgisiydi.
Bunun üzerine sultan, Doukas'ın «cüretli bir hile» dediği bir yola başvurdu. 22 Nisan'da Galata'nın arkasındaki tepelerde bir yol düzletildi ve Osmanlı gemileri, tekerlekli kızaklara konarak karadan Haliç'e indirildi. Artık şehrin kuzey surları da tehdit altındaydı ve savunmacılar zaten az olan kuvvetlerini daha geniş bir alana yaymak zorunda kaldı. Venedikliler Haliç'teki gemileri yakmak için bir gece baskını denedi, ama baskın önceden haber alındığı için başarısız oldu. Bu başarısızlıkta Galata'daki Cenevizlilerden bazılarının Osmanlılara bilgi verdiği söylentisi, sonraki yıllarda Venedik ve Ceneviz kaynakları arasındaki karşılıklı suçlamaların bir parçası oldu.
Yaygın yanlış«Gemileri karadan yürütmek Fatih'in icadıydı» diye sık anlatılır.
Gemileri kara üzerinden taşıma tekniği daha önce de kullanılmıştı; örneğin Venedikliler 1439'da savaş gemilerini dağlar üzerinden Garda Gölü'ne taşımıştı. Fatih'in başarısı, bilinen bir tekniği doğru yerde, doğru zamanda ve büyük bir ölçekte uygulamasındaydı.
Dönüş noktası — 29 Mayıs
Mayıs ayının sonunda iki taraf da tükenmişti. Kuşatmacıların ordusunda moral düşüyor, bazı komutanlar kuşatmanın kaldırılmasını öneriyordu. Kaynakların aktardığına göre sultanın savaş meclisinde iki görüş çatıştı: yaşlı vezir Çandarlı Halil Paşa, Batı'dan bir yardım ordusunun gelebileceğini ve kuşatmanın uzamasının tehlikeli olduğunu savunurken, genç sultanın çevresindeki komutanlar son bir saldırıyı destekledi. Savunmacılar ise aylardır uykusuz, yorgun ve sayıca çok azdı. Sultan son bir genel saldırıya karar verdi. Saldırıdan önceki gün askerlere dinlenme ve oruç emredildi, gece boyunca Osmanlı kampında ateşler yakıldı; surların üzerinden bu ateşleri izleyen savunmacılar için bu, yaklaşan saldırının habercisiydi.
29 Mayıs Salı sabahı, gün ağarmadan saldırı başladı. Önce düzensiz birlikler, ardından Anadolu askerleri, en sonda da yeniçeriler dalgalar hâlinde surlara yüklendi. İlk iki dalga püskürtüldü. Kritik an, surların en çok yıkılan bölümünde savunmayı yöneten Giustiniani'nin ağır yaralanmasıyla geldi. Giustiniani savaş alanından çekilince, onun adamları da geri çekildi ve savunma hattında bir boşluk oluştu.
Doukas, bu sırada bir başka ayrıntıyı anlatır: kara surlarının kuzey ucunda, sarayın yakınında, yıllardır kapalı olan küçük bir kapı, Kerkoporta, savunmacıların dışarı çıkabilmesi için açılmıştı. Doukas'a göre bu kapı açık kalınca bir grup Osmanlı askeri buradan içeri girdi ve surlara sancak dikti. Bu hikâyenin ne kadar doğru olduğu ve fetihte ne kadar rol oynadığı tartışmalı; bazı tarihçiler onu, yenilgiyi bir talihsizliğe bağlayan sonradan bir açıklama olarak görüyor.
Savunma çöktü. Son imparator XI. Konstantinos, surlarda savaşırken öldü; cesedinin kesin olarak bulunup bulunmadığı kaynaklarda tartışmalıdır. Şehir, geleneğe uygun olarak askerlere yağma için açıldı. Sultan aynı gün şehre girdi ve Ayasofya'ya gitti.
Cevap — birçok etkenin kesiştiği bir gün
Öyleyse İstanbul nasıl fethedildi? Kaynaklar birlikte okunduğunda tek bir cevap çıkmıyor. Toplar surları zayıflattı, ama tek başına kırmadı. Gemilerin Haliç'e indirilmesi savunmayı böldü, ama şehri düşürmedi. Belirleyici olan, bu baskıların uzun bir süre boyunca, çok küçük bir savunma kuvveti üzerinde birikmesiydi. Bizans'ın yıllardır süren ekonomik çöküşü, Batı'dan beklenen büyük yardımın gelmemesi ve savunmacıların sayıca çok az olması, kuşatmanın sonucunu büyük ölçüde belirledi.
Bunun yanında Osmanlı tarafının örgütlenme gücü de önemliydi. Rumeli Hisarı'nın birkaç ayda yapılması, dev topların dökülüp Edirne'den taşınması, büyük bir ordunun ve donanmanın aylarca beslenmesi, bir devletin kaynaklarını tek bir hedefe yöneltebildiğini gösterir. Genç sultanın kararlılığı, bu kaynakların kullanılmasında kuşkusuz rol oynadı. Ama fethi yalnızca bir kişinin dehasına bağlamak da, yalnızca toplara bağlamak kadar eksik bir açıklama olur.
Bugünle bağ — iki hafıza
29 Mayıs, Türkiye'de her yıl İstanbul'un fethinin yıldönümü olarak kutlanır; Yunan dünyasında ise aynı gün, Bizans'ın sonu olarak bir yas günü gibi anılır. Aynı olay, iki toplumun hafızasında iki farklı anlam taşıyor. Bu farklılık, bir olayın nasıl anlatıldığının, onu anlatanın kim olduğuna bağlı olduğunu gösteriyor.
Tarihçinin işi, bu iki hafızadan birini seçmek değil, ikisinin de kaynaklarını ve ihtiyaçlarını anlamaktır. Doukas'ın Bizans'ın düşüşüne duyduğu keder ile Tursun Bey'in sultanın zaferini öven dili, aynı olayın iki farklı yüzünü gösteriyor. İkisini birlikte okumak, 1453'ü hem bir fetih hem de bir kayıp olarak görmeyi sağlar.
Birincil kaynak
Bizans tarihçisi Doukas, 22 Nisan 1453'te Osmanlı gemilerinin karadan Haliç'e indirilmesini şöyle anlatır:
Zorba, sekiz büyük gemi, yirmiden fazla küçük gemi, imparatorluk ve Venedik kadırgaları ile daha birçok küçük tekne olduğunu görünce limanı ele geçirmenin mümkün olmadığını anladı. Bu yüzden cüretli ve gözüpek bir hile tasarladı. Galata'nın arkasındaki çalılıkların, Çifte Sütunlar'ın aşağısından başlayarak düzletilmesini emretti. Yol olabildiğince düzgün hâle getirildikten sonra kadırgaları tekerlekli kızaklara yerleştirdi. Yelkenlerini açtırarak gemilerin karadan çekilip Haliç'e indirilmesini emretti. […] Her teknenin başında bir kılavuz, dümeninde bir dümenci vardı. Üçüncüsü bir serenı tutup yelkeni sallıyor, dördüncüsü davul çalıyor, beşincisi borazanla deniz ezgileri çalıyordu. Uygun bir rüzgârla vadilerin ve derelerin üzerinden yelken açarak karayı geçtiler. […] Kim böyle bir şey görmüş ya da duymuştu?
Kaynak: Doukas, Decline and Fall of Byzantium to the Ottoman Turks, çev. Harry J. Magoulias (Detroit: Wayne State University Press, 1975), XXXVIII.8, s. 213–214. Türkçesi bizim, Magoulias'ın İngilizcesinden.
Doukas, sultana düşmanca bir Bizanslı olarak yazıyordu; ona «zorba» diyor. Ama pasajın devamında onu, denizi köprüyle aşan Pers kralı Kserkses'le karşılaştırıp onu da geçtiğini söylüyor.
- Doukas'ın sultana «zorba» demesi ile onun başarısını Kserkses'inkinden üstün tutması arasında bir çelişki var mı?
- Davul ve borazan eşliğinde yelkenleri açık gemilerin karada yürütülmesi, bu hareketin askeri olduğu kadar psikolojik bir amacı olduğunu mu düşündürüyor?
- Doukas bu olayı görmedi; bir tarihçinin tanık olmadığı bir olayı bu kadar ayrıntılı anlatması, kaynağı değerlendirirken neyi göz önüne almamızı gerektirir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Steven Runciman (1965) — The Fall of Constantinople 1453'te kuşatmayı Bizans kaynaklarına dayanarak, bir medeniyetin trajik sonu olarak anlattı. Kitap uzun süre en çok okunan anlatı oldu; ama Bizans tarafının kaynaklarına ağırlık vermesi ve kuşatmayı bir kahramanlık dramı gibi kurması sonradan eleştirildi.
- Halil İnalcık (1969–70) — «The Policy of Mehmed II toward the Greek Population of Istanbul and the Byzantine Buildings of the City» makalesinde, fethin ardından sultanın şehri yeniden iskân etme ve Rum nüfusu geri çağırma politikasını inceledi; fethi yalnızca bir yıkım değil, bir imparatorluk başkentinin yeniden kuruluşu olarak ele aldı.
- Feridun Emecen (2003) — İstanbul'un Fethi Olayı ve Meseleleri'nde Osmanlı kaynaklarını ayrıntılı olarak inceledi; fethin Osmanlı tarafındaki hazırlığını, lojistiğini ve Osmanlı tarihçilerinin olayı nasıl anlattığını ortaya koydu.
- Marios Philippides ve Walter Hanak (2011) — The Siege and the Fall of Constantinople in 1453'te kuşatmaya dair kaynakları, topografyayı ve askeri ayrıntıları eleştirel olarak yeniden değerlendirdi; Kerkoporta gibi yerleşik anlatıların ve bazı kaynakların, örneğin Sfrancis'e atfedilen uzun kroniğin, güvenilirliğini sorguladı.
Bu çalışmalar, kuşatmanın farklı yönlerine ışık tutuyor. Runciman'ın dramatik anlatısı ile Philippides ve Hanak'ın kaynak eleştirisi arasındaki fark, bir olayın hikâyesini anlatmak ile o hikâyenin dayandığı kaynakları sınamak arasındaki farkı gösteriyor. İnalcık ve Emecen ise bakışı Osmanlı tarafına ve fethin sonrasına çevirerek, 1453'ü bir son olduğu kadar bir başlangıç olarak da görmeyi sağlıyor.
Derine İn
1453 kuşatması, tarihin en iyi belgelenmiş kuşatmalarından biri gibi görünür. Venedikli hekim Nicolò Barbaro'nun günlüğü, Sakızlı Leonardo'nun mektubu, Rum tarihçiler Doukas, Kritovoulos ve Sfrancis, Osmanlı tarafında Tursun Bey ve Aşıkpaşazade, olayı farklı açılardan anlatır. Ama bu zenginlik yanıltıcı olabilir. Kaynakların çoğu olaydan yıllar sonra, belirli bir okur kitlesi ve belirli bir amaçla yazıldı. Barbaro gibi görgü tanıkları bile, gördüklerini kendi toplumlarının, örneğin Venediklilerin, kahramanlığını öne çıkaracak biçimde anlattı; Cenevizlileri ise çoğu zaman suçladı.
Bu kaynaklar arasındaki en ilginç farklardan biri, suçun kime yüklendiğidir. Venedik kaynakları Cenevizli Giustiniani'nin geri çekilmesini, Bizans kaynakları kilise birliğine karşı çıkanları ya da ihmalkâr yöneticileri, Katolik kaynaklar ise Ortodoksların inatçılığını suçlama eğilimindedir. 1452 Aralık'ında Ayasofya'da Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesinin ilan edilmesi, Batı'dan yardım almak için yapılmış bir hamleydi; ama şehirde büyük bir tepkiyle karşılandı ve beklenen yardımı da getirmedi. Kuşatmanın her anlatısı, bu iç çatışmaların izlerini taşıyor.
Bir de kaynakların kendi tarihleri sorunu var: Sfrancis'e atfedilen uzun kronik, yani ayrıntılı kuşatma anlatısını içeren metin, on altıncı yüzyılda bir başka yazar tarafından genişletilmiş bir derlemedir; Sfrancis'in kendi elinden çıkan kısa kronik ise çok daha az ayrıntı verir. Kritovoulos'un konumu özellikle dikkat çekici. İmroz adasından bir Rum soylusu olan Kritovoulos, fetihten sonra II. Mehmed'in hizmetine girdi ve onun hükümdarlığını anlatan bir tarih yazıp sultana sundu. Onun anlatısında sultan, antik çağın büyük komutanlarıyla karşılaştırılan akıllı ve cömert bir hükümdardır; şehrin düşüşü ise Tanrı'nın takdiri ve zamanın değişen talihi olarak sunulur. Bu, bir Rum'un yeni efendisine hem sadakatini hem de kendi halkının kaderine dair bir açıklamayı aynı metinde nasıl sunabildiğini gösteriyor.
Son olarak, kuşatmanın sayıları üzerine bir not gerekiyor. Osmanlı ordusu için verilen rakamlar, kaynaklarda birkaç yüz binden elli bin civarına kadar değişiyor; savunmacılar için ise birkaç binden on bine kadar. Modern tarihçiler, lojistik hesaplara ve daha güvenilir kaynaklara dayanarak daha düşük rakamları tercih ediyor. Ama sayılar hangisi olursa olsun, iki taraf arasındaki dengesizliğin çok büyük olduğu açık. Asıl şaşırtıcı olan, bu dengesizliğe rağmen şehrin elli üç gün boyunca direnebilmesi.
Fethin sonrası da ayrı bir kaynak sorunu yaratıyor. Yağmanın ne kadar sürdüğü, kaç kişinin esir alındığı ve öldürüldüğü, kaynaklara göre büyük farklılıklar gösteriyor. Bizans ve İtalyan kaynakları yıkımı ve acıyı öne çıkarırken, Osmanlı kaynakları sultanın şehri yeniden imar etme ve nüfuslandırma çabasını vurguluyor. İnalcık'ın gösterdiği gibi, sultan kısa süre içinde Anadolu'dan ve Balkanlardan Müslüman, Hristiyan ve Yahudi toplulukları şehre yerleştirdi ve Ortodoks patrikliğini yeniden kurdurdu. Fetih, bir şehrin sonu ile bir başkentin yeniden doğuşunu aynı anda başlattı; iki yüzü birlikte görmek, tek bir kaynağa güvenmekle mümkün değil.
Uzman Notu
Temel literatür
- Steven Runciman, The Fall of Constantinople 1453 (Cambridge: Cambridge University Press, 1965).
- Halil İnalcık, «The Policy of Mehmed II toward the Greek Population of Istanbul and the Byzantine Buildings of the City», Dumbarton Oaks Papers 23–24 (1969–1970).
- Feridun M. Emecen, İstanbul'un Fethi Olayı ve Meseleleri (İstanbul: Kitabevi, 2003).
- Marios Philippides ve Walter K. Hanak, The Siege and the Fall of Constantinople in 1453: Historiography, Topography, and Military Studies (Farnham: Ashgate, 2011).
- Franz Babinger, Mehmed der Eroberer und seine Zeit (Münih: F. Bruckmann, 1953).
- Doukas, Decline and Fall of Byzantium to the Ottoman Turks, çev. Harry J. Magoulias (Detroit: Wayne State University Press, 1975).
- Kritovoulos, History of Mehmed the Conqueror, çev. Charles T. Riggs (Princeton: Princeton University Press, 1954).
- Nicolò Barbaro, Diary of the Siege of Constantinople 1453, çev. J. R. Jones (New York: Exposition Press, 1969).
Arşiv ve kaynak
Magoulias'ın Doukas çevirisi, taranmış bir kopya olarak dijital arşivlerde bulunuyor. Tursun Bey'in Târîh-i Ebü'l-Feth'i Mertol Tulum'un baskısıyla, Aşıkpaşazade'nin kroniği ise Kemal Yavuz ve M. A. Yekta Saraç baskısıyla erişilebilir. Kara surlarının bugün ayakta olan bölümleri, kuşatmanın topografyasını izlemek için değerli bir açık hava belgesi.
Açık sorular
- Kerkoporta hikâyesi, fethin gerçek bir ayrıntısı mı, yoksa yenilgiyi bir kazaya bağlamak için kurulmuş bir anlatı mı?
- Urban'ın topları ile daha küçük topların surlar üzerindeki etkisi, kaynaklarda anlatıldığı kadar belirleyici miydi?
- Sultanın fetihten sonraki iskân politikası, şehrin nüfusunu ve dinî yapısını ne kadar hızlı ve hangi yönde değiştirdi?
Mini sınav
- (Hedef 1) II. Mehmed'in Boğaz'ın Avrupa yakasında 1452'de yaptırdığı ve Boğazkesen adı verilen kale hangisidir? A) Anadolu Hisarı B) Yedikule C) Rumeli Hisarı D) Galata Kulesi
- (Hedef 1) Osmanlı gemileri hangi tarihte karadan Haliç'e indirildi? A) 22 Nisan 1453 B) 6 Nisan 1453 C) 29 Mayıs 1453 D) 20 Mart 1452
- (Hedef 2) Son saldırıda savunmanın çökmesinde belirleyici olan olaylardan biri hangisidir? A) Venedik donanmasının gelmesi B) Giustiniani'nin ağır yaralanıp savaş alanından çekilmesi C) Surların tamamen yıkılmış olması D) İmparatorun şehri teslim etmesi
- (Hedef 2) Gemileri karadan taşıma tekniği hakkında hangisi doğrudur? A) İlk kez 1453'te kullanıldı B) Yalnızca Osmanlılar biliyordu C) Hiçbir zaman gerçekten uygulanmadı D) Daha önce de kullanılmıştı; Venedikliler 1439'da gemileri Garda Gölü'ne taşımıştı
- (Hedef 3) Fetihten sonra II. Mehmed'in hizmetine girip onun tarihini yazan Rum tarihçi kimdir? A) Doukas B) Kritovoulos C) Barbaro D) Sfrancis
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Doukas, Kritovoulos, Barbaro ve Tursun Bey aynı kuşatmayı anlatıyor. Bu dört yazarın kim olduğunu ve kime yazdığını göz önüne alarak, «İstanbul neden düştü?» sorusuna her birinin nasıl farklı bir cevap vermeye yatkın olacağını açıkla.
Cevaplar
- C — Rumeli Hisarı, Boğaz'dan geçen gemileri denetlemek için 1452'de yapıldı ve Boğazkesen adını aldı.
- A — Gemiler 22 Nisan 1453'te Galata'nın arkasındaki tepelerden Haliç'e indirildi.
- B — Giustiniani'nin yaralanıp çekilmesi, surların en zayıf bölümündeki savunmayı dağıttı.
- D — Teknik daha önce de kullanılmıştı; Fatih onu büyük ölçekte ve doğru zamanda uyguladı.
- B — İmrozlu Kritovoulos fetihten sonra sultanın hizmetine girdi ve onun hükümdarlığını anlattı.
Güçlü bir cevap, Doukas'ın Bizans'ın düşüşünü keder ve iç çatışmalarla, Kritovoulos'un Tanrı'nın takdiri ve sultanın erdemleriyle, Barbaro'nun Venediklilerin kahramanlığı ve Cenevizlilerin kusurlarıyla, Tursun Bey'in ise sultanın zaferi ve Osmanlı'nın yükselişiyle açıklamaya eğilimli olduğunu gösterir. Her yazarın konumunun, verdiği açıklamayı nasıl biçimlendirdiğini örneklerle ortaya koyar.
Serinin sonu
Bu bölümle Osmanlı'nın kuruluş çağını anlatan kurs sona eriyor: Söğüt çevresindeki küçük bir uç beyliğinden, iki kıtaya yayılan ve Bizans'ın bin yıllık başkentini alan bir devlete. Kursun ilk bölümünde kaynakların azlığıyla başlayan hikâye, burada kaynakların bolluğuyla ve onların çatışan sesleriyle kapanıyor. Programda sırada Osmanlı klasik çağını anlatan kurs var; onun ilk bölümü, fetihten sonra II. Mehmed'in yeni bir imparatorluğu nasıl kurduğunu soruyor.