Öğrenme hedefleri
- Kaşgarlı Mahmud'un Divanu Lugati't-Türk'ü 1070'lerde Bağdat'ta kimin için, hangi amaçla ve nasıl bir düzenle yazdığını sıralayabileceksin.
- Eserin yalnızca bir sözlük değil, Türk boyları, dilleri, ülkeleri ve gelenekleri hakkında bir kaynak olduğunu, metinden örneklerle açıklayabileceksin.
- Mahmud'un önsözünü okuyarak, bir yazarın kendi eserini nasıl gerekçelendirdiğini ve bir rivayeti nasıl temkinle kullandığını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — tek bir el yazması
İstanbul'da, Fatih'teki Millet Kütüphanesi'nde, 319 yapraktan oluşan kalın bir el yazması durur. Kâğıdı yıllar içinde sararmış, yer yer lekelenmiş; bazı yaprakları bantla onarılmış, bazıları cilde sığması için katlanmış. Her sayfasında on yedi satır vardır. Bu el yazması, dünyada bilinen tek nüshasıdır: on birinci yüzyılda yazılmış büyük bir Türkçe sözlüğün, Kaşgarlı Mahmud'un Divanu Lugati't-Türk'ünün elimize ulaşan tek kopyası.
Nüshanın üzerindeki bir nota göre bu kopya 1266'da, yazarın kendi nüshasından çıkarılmıştı. Yani bugün okuduğumuz metin, yazılışından yaklaşık iki yüzyıl sonra yapılmış tek bir kopyaya dayanıyor. Bu ders, bu sözlüğü yazan adamı soruyor: Mahmud kimdi, Araplara Türkçeyi neden öğretmek istedi ve sözlüğü bize bugün ne anlatıyor?
Bağlam — Bağdat'ta bir Karahanlı bilgini
Mahmud'un hayatı hakkında bildiklerimiz, büyük ölçüde kendi eserinden gelir. Önsözde kendisini «Hüseyin oğlu, Muhammed'in torunu Mahmud» diye tanıtır. Adının gösterdiği gibi, Karahanlı ülkesinin önemli kentlerinden Kaşgar'la bağlantılıydı. Eserindeki ayrıntılar, Karahanlı hanedanının çevresinden, iyi eğitim almış bir aileden geldiğini düşündürür. Ama doğum ve ölüm tarihleri, hayatının nasıl geçtiği ve Bağdat'a neden gittiği kesin olarak bilinmez.
Bildiğimiz şu: Mahmud, 1070'lerde Abbasi halifeliğinin başkenti Bağdat'taydı. Bu yıllarda Bağdat, Selçukluların koruması altındaydı. Halifenin yanında, Türk sultanları ve onların Türk askerleri vardı. Arapça konuşan bir kentte, Türkçe konuşan bir askerî ve siyasi seçkin sınıf yükseliyordu. Mahmud'un eseri, bu yeni duruma bir cevaptı.
Mahmud eserini Abbasi halifesi Muktedi Biemrillah'a, yani Ebu'l-Kasım Abdullah'a armağan etti. Nüshanın üzerindeki nota göre eser 1074'te tamamlanmıştı; ama Dankoff ve Kelly'nin çevirisine dayanan baskının belirttiği gibi, bu tarihin 1077'nin hatalı bir yazılışı olması da mümkündür.
Gelişme — Türk dilini öğreniniz
Mahmud'un eseri neden yazdığı, önsözünde açıkça anlatılır. Bu önsöz, dersin birincil kaynağıdır. Mahmud'a göre Tanrı, «devlet güneşini» Türklerin burçlarında doğdurmuş ve zamanın hükümdarlarını onlardan çıkarmıştı. Türklerin gönlünü kazanmak isteyen, onlarla kendi dilleriyle konuşmak zorundaydı.
Mahmud bu düşünceyi güçlendirmek için bir rivayet de aktarır. Buhara'nın ve Nişabur'un güvenilir imamlarından işittiğine göre Peygamber, «Türk dilini öğreniniz, çünkü onlar için uzun sürecek bir egemenlik vardır» demişti. Ama Mahmud bu rivayeti dikkatle kullanır: bu söz doğruysa, Türk dilini öğrenmek gereklidir; doğru değilse bile, akıl bunu emreder.
Mahmud, kendini tanıtırken alçakgönüllü değildir: önsözde Türklerin dili en düzgün, anlatışı en açık, aklı en ince ve soyu en köklü olanlarından biri olduğunu söyler. Eseri için yıllarca hazırlandığını da anlatır. Önsöze göre Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma ve Kırgız boylarının kentlerini ve bozkırlarını baştan başa dolaştı, dillerini ve şiirlerini öğrendi. Sonra eserini, kelimeleri harflerin sırasına ve yapılarına göre sekiz bölüme ayırarak düzenledi. Her bölümde önce adları, sonra fiilleri yazdı.
Dönüş noktası — sözlükten bir dünya
Divanu Lugati't-Türk'ü sıradan bir sözlükten ayıran, Mahmud'un kelimeleri açıklarken verdiği örneklerdir. Bir kelimenin nasıl kullanıldığını göstermek için atasözleri, şiirler, destan parçaları ve gündelik konuşmalardan cümleler aktarır. Bu örnekler sayesinde eser, on birinci yüzyıl Türk dünyasının bir ansiklopedisi gibi okunabilir.
Mahmud ayrıca eserine yuvarlak bir dünya haritası ekledi. Kabalcı baskısına göre Türk ülkelerinin uzunluğunu ve genişliğini verdikten sonra, bunların hepsini dünyanın şekli gibi olan bir dairede işaret ettiğini yazar. Bu harita, Türklerin yaşadığı ülkeleri dünyanın merkezine yerleştirir.
Cevap — Mahmud Araplara neden Türkçe öğretti?
Mahmud'un amacı, önsözünde açıkça söylediği gibi, Araplara Türkçeyi öğretmekti. Ama bu amacın arkasında daha büyük bir düşünce vardı. Mahmud, Türklerin İslam dünyasının yeni egemenleri olduğunu görüyor ve bu yeni egemenlerin dilinin, Arapça kadar zengin ve öğrenilmeye değer bir dil olduğunu göstermek istiyordu. Eserini Arap dilbilimcilerinin kullandığı sistemle düzenlemesi de bu yüzdendi: Türkçenin de Arapça gibi kurallı bir dil olduğunu kanıtlıyordu. Önsözdeki sıralama da bunu gösterir. Mahmud, kitabını hikmetler, secili sözler, atasözleri, şiirler ve nesirle süsleyerek düzenlediğini, her kelimeyi aranınca bulunacak yerine koyduğunu ve yıllarca güçlüklere göğüs gerdiğini söyler. Bu, bir dilin kurallarını ve inceliklerini gösteren bir bilginin sesidir; bir yabancı dilin birkaç kelimesini derleyen bir gezginin değil.
Yaygın yanlış«Divanu Lugati't-Türk yüzyıllar boyunca Türk dünyasında bilinen ve okunan bir eserdi.»
El yazmasının serüveni bunun tersini gösterir. Bilinen tek nüsha, 1266'da yapılmış bir kopyadır ve yirminci yüzyılın başına kadar bilginlerin gözünden uzak kaldı. Kabalcı baskısının sunuşuna göre el yazmasını yüzyılın başında Ali Emiri buldu ve değerini fark etti. Kilisli Rifat onu 1917–1919'da üç cilt olarak bastı. Carl Brockelmann 1928'de bu baskıya dayanan bir sözlük yayımladı. Besim Atalay'ın üç ciltlik Türkçe çevirisi 1939–1941'de çıktı. Yaklaşık sekiz yüz yıl suskun kalan sözlük, ancak bu dört bilginin elinde yeniden konuşmaya başladı.
Bugünle bağ — Dil Bayramı ve bir çeviri
Türkiye'de her yıl 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanır. Bu gün, 1932'de toplanan ilk Türk Dil Kurultayı'nın açılış günüdür. Besim Atalay, Divanu Lugati't-Türk çevirisinin önsözünde, bu çevirinin Dil Kurultayı'ndan sonra Türk dili çalışmalarına verilen hızdan doğduğunu yazar. Çeviri, Türk Dil Kurumu tarafından yayımlandı. Böylece Bağdat'ta Araplar için yazılmış bir sözlük, yaklaşık dokuz yüzyıl sonra Türkiye'de Türkçe okurlar için yeniden yazıldı.
Birincil kaynak
Kaşgarlı Mahmud'un Divanu Lugati't-Türk'e yazdığı önsözden, Besim Atalay'ın çevirisiyle:
Muhammed oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmud der ki: «Tanrının devlet güneşini Türk burçlarında doğdurmuş olduğunu ve onların milkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay kıldı. Zamanımızın Hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularını onların ellerine verdi… Derdini dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka yol yoktur.» Andiçerek söylüyorum, ben, Buharanın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve başkaca Nisaburlu bir imamdan işittim… Yalavacımız… «Türk dilini öğreniniz; çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır» buyurmuştur. Bu söz doğru ise… Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur; yok, bu söz doğru değilse, akıl da bunu emreder.
Bugünkü Türkçeyle: Mahmud, Tanrı'nın talih güneşini Türklerin burçlarında doğdurduğunu ve gökleri onların ülkeleri üzerinde döndürdüğünü gördüğünü söyler. Zamanın hükümdarları Türklerden çıkmıştır; onlarla anlaşmanın yolu onların diliyle konuşmaktır. Peygamber'e dayandırılan «Türk dilini öğreniniz» sözünü iki imamdan duyduğunu aktarır, ama sözün doğru olup olmadığından emin olmadığını da belli eder.
Kaynak: Kaşgarlı Mahmud, Divanu Lugati't-Türk, önsöz; B. Atalay (çev.), Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi, I. cilt (Ankara: Türk Dil Kurumu, 1939). «…» atlanan yerleri gösterir.
- Mahmud, Türklerin egemenliğini neye bağlıyor? Bu açıklama, eserini bir Abbasi halifesine sunan bir yazar için neden uygun olabilir?
- Mahmud rivayeti kimlerden duyduğunu söylüyor ve onu nasıl bir koşulla kullanıyor? «Doğru değilse, akıl da bunu emreder» sözü onun kaynak anlayışı hakkında ne gösteriyor?
- Atalay'ın çevirisinde «ilbay», «teğre» ve «yalavaç» gibi eski ya da yeni türetilmiş Türkçe kelimeler var. Bir çevirinin dili, okurun metinden ne anladığını nasıl etkileyebilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Carl Brockelmann (1928) — Kilisli Rifat'ın baskısına dayanarak eserin kelimelerini Almanca açıklamalarla bir sözlük hâlinde düzenledi ve Divanu Lugati't-Türk'ü Avrupa'daki Türkoloji çalışmalarının temel kaynaklarından biri yaptı.
- Besim Atalay (1939–1941) — Eserin ilk tam Türkçe çevirisini yaptı, ardından el yazmasının tıpkıbasımını ve bir dizinini yayımladı; eseri Türkiye'de geniş bir okur kitlesine ulaştırdı. Sonraki çevirmenler, Atalay'ın bazı yerlerde özgün metinden ayrıldığını ve yorumu ağır bastırdığını belirtti.
- Robert Dankoff ve James Kelly (1982–1985) — Eseri İngilizceye çevirdiler ve el yazmasındaki kenar notlarını da hesaba katan ayrıntılı bir eleştirili metinle birlikte yayımladılar; nüshanın tarih notunu ve metin sorunlarını yeniden değerlendirdiler.
- Peter Golden (1992) — Türk halkları tarihine giriş kitabında, Divanu Lugati't-Türk'ü on birinci yüzyıl Türk boylarının yerleri, dilleri ve ilişkileri için başlıca kaynaklardan biri olarak kullandı.
Bu çalışmalar, Divanu Lugati't-Türk'ün nasıl okunduğunun da bir tarihidir. Brockelmann ve Dankoff ile Kelly eseri öncelikle bir dil belgesi olarak inceledi; Atalay onu Türkçenin ortak mirası olarak Türkiye'ye taşıdı; Golden ise onu bir tarih kaynağı olarak kullandı. Bu farklı okumalar birbirini dışlamaz; ama her biri esere farklı sorular sorar. Tartışmanın merkezinde, bir sözlüğün tarih kaynağı olarak ne kadar güvenilir olduğu sorusu durur: Mahmud'un örnek cümleleri ve boy listeleri, kendi gözlemlerinin mi, yoksa duyduklarının ve Karahanlı sarayının bakışının mı ürünüdür?
Derine İn
Divanu Lugati't-Türk'ün tek bir nüshaya dayanması, onu okuyan herkes için bir sorun yaratır. Bir eserin birden fazla nüshası varsa, bilginler bunları karşılaştırarak kopyacıların hatalarını ayıklayabilir. Tek nüshada bu imkân yoktur. Kabalcı baskısının sunuşuna göre nüshadaki harekeler, yani ünlüleri gösteren işaretler, kopyacının değil, sonraki bir elin eseridir; kenarlarda da farklı ellerden çıkma pek çok açıklama ve not vardır. Bugün okuduğumuz metin, bu katmanların ayıklanmasıyla kurulmuştur.
Çevirinin de kendi sorunları vardır. Aynı atasözü, farklı çevirilerde farklı anlamlar kazanabilir. Örneğin «Tatsız Türk bolmas, başsız börk bolmas» atasözünü Atalay «Acemsiz Türk, başsız börk olmaz» diye çevirir; yani başlıksız kafa olmadığı gibi, Farslarla iç içe olmayan Türk de olmaz. Kabalcı baskısı ise aynı atasözüne, Mahmud'un «tat» kelimesine verdiği farklı anlamları da hesaba katarak başka bir açıklama ekler. Bir kelimenin birden fazla anlamı olduğunda, çevirmenin seçimi okurun metinden ne anladığını belirler.
Eserin düzeni de Arap sözlükçülüğünün izlerini taşır. Atalay'ın çevirisine göre Mahmud, sözlüğü sekiz kitaba ayırdı: Hemze kitabı, Salim kitabı, Muzaaf kitabı, Misal kitabı, Üçlüler kitabı, Dörtlüler kitabı, Gunne kitabı ve iki harekesiz harfin birleşmesi kitabı. Kitabına hemzeyle başladığını, bunun Kur'an'la uğurlanmak için olduğunu da yazar. Bu bölümler, kelimelerin anlamına göre değil, harflerinin yapısına göre düzenlenmiştir; bugünkü alfabetik sözlüklerden çok farklı bir düzendir ve okurun bir kelimeyi bulabilmesi için Arap dilbiliminin terimlerini bilmesini gerektirir.
Eserin tarih kaynağı olarak değeri, Mahmud'un verdiği bilgilerin çeşitliliğindedir. Eser, Türk boylarının adlarını ve yerlerini, Oğuz boylarının damgalarını, kentlerin ve ırmakların adlarını, yiyecekleri, giysileri, hastalıkları, oyunları ve inançları anlatır. Bu bilgilerin çoğu başka hiçbir kaynakta yoktur. Mahmud efsaneleri de aktarır. Kabalcı baskısına göre «Türkmen» adının kökenini İskender'e, yani Zülkarneyn'e bağlayan bir anlatı verir: İskender, Türk damgalarını taşıyan bir topluluğu görünce Farsça «türk mânend», yani «Türk'e benziyorlar» demiş ve ad böyle kalmış. Bu, bir kelimenin kökenini benzer sesli bir sözle açıklayan bir halk etimolojisidir; ama anlatı, on birinci yüzyılda adların kökenini anlatmak için İran ve İslam efsanelerinin nasıl kullanıldığını gösterir. Ama Mahmud bir sözlük yazarıdır, bir tarihçi değil; verdiği bilgiler, kelimeleri açıklamak için seçilmiş parçalardır ve bir bütün oluşturmazlar.
Mahmud'un eseri, bir önceki derste gördüğümüz Kutadgu Bilig'le aynı yıllarda yazıldı. İki eser, Karahanlı ülkesinden çıkan iki bilginin Türkçeyi İslam dünyasının yüksek kültürüne taşıma çabasının iki yüzünü gösterir. Yusuf, Türkçeyi bir edebiyat dili olarak kullandı ve eserini bir Türk hükümdarına sundu. Mahmud ise Türkçeyi Araplara öğretmek için Arapça yazdı ve eserini bir Arap halifesine sundu. Biri içeriden, öbürü dışarıdan, aynı dile değer kazandırmaya çalıştı.
Bu yüzden Divanu Lugati't-Türk yalnızca bir sözlük değil, bir dönemin tanığıdır. Türklerin İslam dünyasında güç kazandığı, ama dillerinin hâlâ Arapça ve Farsça karşısında küçük görüldüğü bir dönemde yazıldı. Mahmud'un önsözündeki gururlu ton, bu dengesizliğe bir cevaptı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Kaşgarlı Mahmud, Kitâbu Dîvâni Lugâti't-Türk, Kilisli Rifat (yay.), 3 cilt (İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1917–1919).
- Carl Brockelmann, Mitteltürkischer Wortschatz nach Mahmūd al-Kāšγarīs Dīvān Luγāt at-Turk (Budapest–Leipzig, 1928).
- Besim Atalay (çev.), Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi, 3 cilt (Ankara: Türk Dil Kurumu, 1939–1941).
- Robert Dankoff ve James Kelly (yay. ve çev.), Compendium of the Turkic Dialects (Dīwān Luγāt at-Turk), 3 cilt (Cambridge, Mass.: Harvard University Printing Office, 1982–1985).
- Kaşgarlı Mahmud, Divanu Lugati't-Türk, S. Erdi ve S. T. Yurteser (çev. ve düz.) (İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2005).
- Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples (Wiesbaden: Harrassowitz, 1992).
Arşiv ve kaynak
Divanu Lugati't-Türk'ün bilinen tek el yazması İstanbul'da, Millet Kütüphanesi'nde, Ali Emiri koleksiyonunda korunmaktadır. Atalay'ın Türkçe çevirisi ve tıpkıbasımı Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanmıştır; Dankoff ve Kelly'nin İngilizce çevirisi Harvard'ın Doğu dilleri ve edebiyatları kaynakları dizisinde çıkmıştır.
Açık sorular
- Mahmud Bağdat'a ne zaman ve neden gitti, eserini tamamladıktan sonra nereye döndü?
- Eserin tamamlanma tarihi 1074 mü, yoksa 1077 mi?
- Mahmud'un boy ve lehçe listeleri, kendi yolculuklarına mı, yoksa Karahanlı sarayındaki bilgilere mi dayanıyordu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Kaşgarlı Mahmud eserini kime armağan etti? A) Tavgaç Buğra Han'a B) Gazneli Mahmud'a C) Abbasi halifesi Muktedi Biemrillah'a D) Selçuklu sultanı Melikşah'a
- (Hedef 3) Mahmud, «Türk dilini öğreniniz» rivayetini nasıl kullanır? A) Kesin doğru sayar B) Doğru olmasa bile aklın Türkçe öğrenmeyi emrettiğini söyler C) Uydurma olduğunu açıklar D) Hiç aktarmaz
- (Hedef 2) Mahmud'a göre en bozulmamış Türkçe kimlerin konuştuğu Türkçedir? A) Oğuzların B) Balasagun halkının C) Uygurların D) Hakani hükümdarlarının ve tebaasının
- (Hedef 1) Divanu Lugati't-Türk'ün bilinen tek nüshası bugün nerededir? A) İstanbul'da, Millet Kütüphanesi'nde B) Bağdat'ta C) Kaşgar'da D) Viyana'da
- (Hedef 2) Mahmud kelimelerin kullanımını göstermek için hangi örneklere başvurur? A) Yalnızca Kur'an ayetlerine B) Atasözlerine, şiirlere ve gündelik konuşmalara C) Yalnızca Farsça şiirlere D) Yalnızca kendi uydurduğu cümlelere
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Divanu Lugati't-Türk bir sözlük olarak yazıldı; ama bugün tarihçiler onu bir tarih kaynağı olarak da kullanıyor. Mahmud'un önsözünü, Türk boyları ve dilleri üzerine yazdıklarını ve eserin tek nüshaya dayanmasını kullanarak bu kullanımın imkânlarını ve sınırlarını tartış; Atalay ile Dankoff ve Kelly'nin çalışmalarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Abbasi halifesi Muktedi Biemrillah'a.
- B — Doğru olmasa bile aklın Türkçe öğrenmeyi emrettiğini söyler.
- D — Hakani hükümdarlarının ve tebaasının.
- A — İstanbul'da, Millet Kütüphanesi'nde.
- B — Atasözlerine, şiirlere ve gündelik konuşmalara.
Kapsamlı bir cevap, Divanu Lugati't-Türk'ün Türk boylarının adları, yerleri, dilleri ve gelenekleri hakkında başka kaynaklarda bulunmayan bilgiler verdiğini açıklar. Mahmud'un önsözünü, eserin hangi siyasi ortamda ve hangi amaçla yazıldığının tanığı olarak; boy ve lehçe listelerini, on birinci yüzyıl Orta Asya'sının çok dilli yapısının kanıtı olarak kullanır ve bu listelerin bir Karahanlı bilgininin bakışını yansıttığını hesaba katar. Tek nüshanın ve sonraki ellerin eklediği işaretlerin metni nasıl etkilediğini tartışır. Atalay'ın eseri Türkiye'de geniş bir okura ulaştıran ama yer yer yorumu ağır basan çevirisini, Dankoff ve Kelly'nin el yazmasının kenar notlarını da hesaba katan eleştirili çalışmasıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Mahmud'un Bağdat'ta övdüğü «zamanın hakanları» arasında, Karahanlıların güneyindeki komşuları da vardı: Gazne'den yöneten ve Samanilerin bir Türk gulamının kurduğu Gazneli hanedanı. Bu hanedanın en ünlü hükümdarı Mahmud, on birinci yüzyılın başında Hindistan'a defalarca sefer düzenledi. Bir sonraki ders, Gazneli Mahmud'u ve Hindistan seferlerinin amacının ne olduğunu soruyor.