İçeriğe geç

Bölüm TT-105.02 · Seviye 1 — Türk Tarihi OmurgasıSeviye 1

Abbasi ordusunda Türk askerler

TT-105 Türkler ve İslam: Karahanlılar ve Gazneliler

2.692 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
815–905
Bölge
Mezopotamya · Orta Asya · Mısır
Kişiler
Mutasım · Afşin · Eşnas · Boğa · Ahmed bin Tolun · Taberi · Matthew Gordon · Hugh Kennedy
Yerler
Bağdat · Samarra · Katul · Maveraünnehir · Fergana · Mısır
Sınav
YKS · KPSS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Abbasi halifelerinin dokuzuncu yüzyılın başında Orta Asya'dan Türk askerler getirmeye başlamasından Samarra'nın kuruluşuna ve Türk komutanların yükselişine kadar uzanan süreci sıralayabileceksin.
  • Halife Mutasım'ın neden Türk askerlere dayalı yeni bir ordu kurduğunu ve bu ordunun Bağdat toplumuyla neden çatıştığını açıklayabileceksin.
  • Taberi'nin Bağdat halkı ile Türk askerler arasındaki gerginliği anlatışını okuyarak, bir kronikçinin bir göçü ve bir çatışmayı nasıl kaydettiğini değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir bayram sabahı

830'ların ortasında bir bayram günü, Abbasi halifesi Mutasım, Bağdat'ta bayram namazından atıyla dönerken kalabalığın arasından yaşlı bir adam ona künyesiyle, «Ebu İshak» diye seslendi. Halifenin askerleri adamı uzaklaştırmak için öne atıldı; ama Mutasım onları durdurdu ve adama derdinin ne olduğunu sordu. Tarihçi Taberi'nin aktardığı rivayete göre yaşlı adam, halifeye öfkeyle şöyle dedi: Tanrı sana komşuluğun için hayır vermesin; bu yabancıları aramıza yerleştirdin, onlar yüzünden çocuklarımız yetim, kadınlarımız dul kaldı, erkeklerimiz öldü. Halife bütün bu sözleri sessizce dinledi ve sarayına girdi; anlatıya göre bir yıl boyunca halkın önüne atla çıkmadı.

Yaşlı adamın «bu yabancılar» dediği kişiler, halifenin Orta Asya'dan getirttiği Türk askerlerdi. Taberi'nin aktardığına göre Mutasım, bir yıl sonra aynı bayram gününde halka namaz kıldırdı, ama Bağdat'taki evine dönmedi; atının başını kuzeye, Dicle'nin yukarısındaki Katul yönüne çevirdi ve bir daha Bağdat'a geri dönmedi. Kısa bir süre sonra orada, Türk askerleri için yeni bir başkent kuruldu: Samarra. Bu ders, Abbasi halifelerinin neden Türk askerlere yöneldiğini ve bu askerlerin halifeliği nasıl değiştirdiğini soruyor.

Bağlam — iç savaştan çıkan halifelik

Dokuzuncu yüzyılın başında Abbasi halifeliği büyük bir iç savaştan çıkmıştı. Harun Reşid'in oğulları Emin ile Memun arasındaki taht kavgası, Bağdat'ın uzun bir kuşatmasıyla sona ermişti. Bu savaş, halifeliğin eski ordusunun, Abbasi devrimini yapan Horasanlıların torunlarından oluşan ve «ebna» denen askerlerin güvenilirliğini sarsmıştı.

Memun'un kardeşi Ebu İshak, yani sonradan Mutasım adıyla halife olacak olan prens, daha halife olmadan önce kendisine bağlı bir askerî birlik kurmaya başladı. Bu birlik, büyük ölçüde Orta Asya'dan, Maveraünnehir ve Fergana'dan getirilen genç kölelerden oluşuyordu. Arap kaynakları bu askerlere «gulam», yani genç köle ya da hizmetkâr der.

833'te Mutasım halife olduğunda, bu Türk birlikleri halifeliğin yeni ordusunun çekirdeği oldu. Bu askerler, eski ordudan farklı olarak, Bağdat'ta ne bir aileye, ne bir mahalleye, ne de bir siyasi gruba bağlıydı. Tek bağlılıkları, onları satın alan, yetiştiren ve maaşlarını ödeyen halifeyeydi.

Gelişme — Bağdat'ta yabancılar

Türk askerlerin Bağdat'a gelişi, kentte büyük bir gerginlik yarattı. Bu gerginlik, dersin birincil kaynağıdır. Taberi'nin aktardığı bir rivayete göre Türkler, Bağdat sokaklarında atlarıyla hızla koşturuyor, yayalara çarpıyordu; Bağdat'ın eski askerlerinin, ebnanın gençleri de onları atlarından indirip yaralıyordu. Kentin kenar mahallelerinde zaman zaman Türk askerlerin cesetleri bulunuyordu. Türkler bundan halifeye şikâyet etti; Bağdat halkı da Türklerden rahatsızdı.

Gerginlik yalnızca sokakta değildi. Taberi, hicri 220 yılında, yani 835'te, Abbasi komutanı Uceyf'in güney Irak'ın bataklıklarında yol kesen Zutt denen topluluğu yendiğini ve onları kadın ve çocuklarıyla birlikte, sayıları yirmi yedi bin olarak verilen bir kafile hâlinde gemilerle Bağdat'a getirdiğini anlatır. Zutt, borular çalarak, savaş düzenindeki gemileriyle Bağdat önünden geçti; halife onları bir gemiden izledi. Sonra bu topluluk Bizans sınırındaki Aynzarbe'ye gönderildi ve orada Bizans akınlarıyla yok oldu. Bu olay, halifenin artık hangi askerlere güvendiğini başkentin gözü önünde gösteren bir gösteriydi.

Dönüş noktası — Samarra

Samarra, 836'dan sonra dev bir saray ve ordu kenti olarak büyüdü. Kentin planında, Türk askerleri ve Ferganalı askerler için ayrı mahalleler, ayrı sokaklar ve ayrı pazarlar vardı. Böylece halifenin yeni ordusu, Bağdat halkından uzak, kendi mahallelerinde yaşayacaktı.

Mutasım'ın Türk komutanları, kısa sürede halifeliğin en güçlü kişileri arasına girdi. Eşnas, Boğa ve Vasıf gibi komutanlar, büyük ordulara komuta ediyor ve geniş topraklardan gelir alıyordu. Bu komutanların bir kısmı gerçekten Türk kökenliydi; ama Afşin gibi bazıları, Maveraünnehir'in başka halklarından, örneğin Usruşana prenslerinin soyundan geliyordu.

Cevap — neden Türkler?

Abbasi halifelerinin Türk askerlere yönelmesi, birkaç nedenle açıklanabilir. Birincisi, siyasi güvenilirlik: iç savaştan sonra halifeler, eski ordunun ve Bağdat'ın siyasi gruplarının bağlılığından emin değildi; Türk gulamları ise yalnızca halifeye bağlıydı. İkincisi, askerî yetenek: bozkırdan gelen bu askerler atlı okçulukta ustaydı ve Abbasi ordusuna yeni bir savaş gücü kazandırdı. Üçüncüsü, ulaşılabilirlik: Maveraünnehir'deki köle pazarları ve sınır bölgeleri, halifelere düzenli olarak yeni askerler sağlayabiliyordu. Ama bu tercihin bir bedeli de vardı. Halifeye kişisel bağlılık, düzenli ödenen maaşa ve halifenin kendisine dayanıyordu; maaşlar geciktiğinde ya da tahtta zayıf bir halife oturduğunda, aynı askerler halifeliğin efendisi gibi davranmaya başlayabilirdi. Mutasım'ın kurduğu düzen, bu yüzden hem bir çözüm hem de sonraki kuşakların sorunu oldu.

Yaygın yanlış«Abbasi ordusundaki Türk askerler, kendi devletlerinden gelip halifeye yardım eden özgür müttefiklerdi.»
Doğrusu

Kaynaklar, bu askerlerin büyük bölümünün genç yaşta satın alınmış köleler olduğunu gösterir. Taberi'nin aktardığı rivayetlerde Mutasım onlardan «gulamlarım» diye söz eder. Bu askerler eğitildikten sonra azat ediliyor ve yüksek görevlere yükselebiliyordu; ama halifeye bağlanmaları, kendi halklarının bir antlaşmasıyla değil, kişisel bir bağlılık ilişkisiyle gerçekleşiyordu. Üstelik Arap kaynaklarındaki «Türk» adı geniş bir anlam taşıyordu: Afşin gibi bazı komutanlar Türk değil, Maveraünnehir'in başka halklarındandı.

Bugünle bağ — Mısır'daki Tolunoğulları

Türkiye'de lise tarih kitaplarında ve sınavlarda sık sorulan bir bilgi vardır: Mısır'da kurulan ilk Türk devleti Tolunoğulları'dır. Bu devletin kurucusu Ahmed bin Tolun, Samarra'da yetişmiş bir Türk komutanın oğluydu. Babası Tolun, Abbasi ordusuna Orta Asya'dan getirilmiş bir askerdi. Ahmed, Samarra'da askerî ve dinî eğitim gördü, 868'de Mısır'a vali yardımcısı olarak gönderildi ve kısa sürede orada bağımsız bir yönetim kurdu. Bugün Kahire'de onun yaptırdığı büyük cami hâlâ ayaktadır. Sınav sorusundaki o kısa bilgi, Mutasım'ın Bağdat'tan Samarra'ya uzanan kararlarının ve Türk gulamlarının uzun yolculuğunun bir sonucudur.

Birincil kaynak

Taberi'nin Tarih'inden, Mutasım'ın Bağdat'tan ayrılmasının nedenlerine ilişkin rivayet:

وقد حدثني جعفر بن محمد بن بوازة الفراء، أن سبب خروج المعتصم إلى القاطول، كان أن غلمانه الأتراك كانوا لا يزالون يجدون الواحد بعد الواحد منهم قتيلًا في أرباضها؛ وذلك أنهم كانوا عجمًا جفاة يركبون الدواب، فيتراكضون في طرق بغداد وشوارعها … فشكت الأتراك ذلك إلى المعتصم، وتأذت بهم العامة … فقال للشيخ: مالك! قال: لا جزاك الله عن الجوار خيرًا! جاورتنا بهؤلاء العلوج فأسكنتهم بين أظهرنا … والمعتصم يسمع ذلك كله.

Türkçesi: Kürkçü Cafer bin Muhammed bin Bevvaze bana şunu anlattı: Mutasım'ın Katul'a gitmesinin nedeni, Türk gulamlarının kentin kenar mahallelerinde birbiri ardına ölü bulunmasıydı. Çünkü onlar Arapça bilmeyen, kaba insanlardı; atlara biner, Bağdat'ın yollarında ve sokaklarında hızla koştururlardı… Türkler bundan Mutasım'a şikâyet etti, halk da onlardan rahatsız oldu… Mutasım yaşlı adama, «Derdin ne?» diye sordu. Adam şöyle dedi: «Tanrı sana komşuluğun için hayır vermesin! Bize bu yabancıları komşu ettin, onları aramıza yerleştirdin…» Mutasım bütün bunları dinliyordu.

Kaynak: Taberi, Tarihü'r-rusul ve'l-mülûk, hicri 220 yılı kayıtları, «Mutasım'ın Katul'a çıkışı»; Arapça metin Vikikaynak. Türkçesi, Arapçasından bizim; «…» atlanan yerleri gösterir.

  1. Taberi bu rivayeti kimden aktarıyor? Bir kronikçinin bilgisinin kaynağını belirtmesi, onun anlatısını değerlendirmemize nasıl yardım eder?
  2. Rivayette Türk askerler ve Bağdat halkı birbirinden nasıl rahatsız oluyor? Anlatı iki tarafın şikâyetine de yer veriyor mu?
  3. Yaşlı adamın «yabancılar» sözü, Bağdat halkının yeni orduyu nasıl gördüğünü gösteriyor. Bu bakış, ordunun ileride halifelikteki rolünü nasıl etkilemiş olabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Patricia Crone (1980) — İslam devletinin oluşumunu incelediği Slaves on Horses adlı kitabında, köle askerlerin İslam dünyasında neden yaygınlaştığını tartıştı; halifelerin kendi toplumlarından bağımsız, yalnızca kendilerine bağlı bir orduya ihtiyaç duymasını bu sistemin temel nedeni olarak gördü.
  • Hugh Kennedy (2001) — Erken İslam devletinin ordularını incelediği kitabında, Mutasım'ın Türk ordusunun kuruluşunu, Abbasi devletinin askerî ve mali yapısındaki büyük bir dönüşüm olarak ele aldı; bu ordunun maaşlarının devlet bütçesi üzerinde yarattığı yükü vurguladı.
  • Matthew Gordon (2001) — Samarra'nın Türk askerlerini incelediği kitabında, bu askerleri yalnızca halifeliği çökerten bir güç olarak değil, kendi aile bağları, çıkarları ve siyasi hedefleri olan bir toplumsal grup olarak ele aldı.
  • Alastair Northedge (2005) — Samarra'nın tarihî topografyasını incelediği çalışmasında, kentin arkeolojik kalıntılarını yazılı kaynaklarla karşılaştırdı; Türk ve öbür askerî birliklerin mahallelerinin kent planında nasıl yer aldığını gösterdi.

Bu tartışma, Abbasi ordusundaki Türk askerleri farklı açılardan ele alıyor; tartışmanın merkezinde, bu askerlerin halifeliğin aracı mı, yoksa kendi çıkarlarını izleyen bir güç mü olduğu sorusu durur. Crone, köle askerlik sisteminin genel mantığını açıklar. Kennedy, ordunun devletin mali yapısına etkisini öne çıkarır. Gordon, Türk askerlerin kendisini bir toplumsal grup olarak inceler. Northedge ise bu askerlerin yaşadığı kentin fiziksel izlerine bakar. Birlikte okunduklarında, Türk askerlerin halifeliğe gelişinin hem bir siyasi tercih, hem bir mali yük, hem de yeni bir kentin doğuşu olduğu görülür.

Derine İn

Samarra, yaklaşık elli yıl boyunca Abbasi halifelerinin başkenti oldu. Bu sürede kent, Dicle boyunca kilometrelerce uzanan dev bir yerleşime dönüştü. Halife Mütevekkil döneminde yapılan Büyük Cami ve onun sarmal minaresi, bugün de ayaktadır. Arkeolojik kazılar ve havadan çekilen fotoğraflar, kentin saraylarını, kışlalarını, at yarışı pistlerini ve geniş caddelerini ortaya çıkarmıştır.

Türk komutanların halifelikteki gücü, Mutasım'ın ölümünden sonra giderek arttı. 861'de Halife Mütevekkil, kendi oğlunun desteğini alan bir grup Türk komutan tarafından Samarra'daki sarayında öldürüldü. Bu olay, «Samarra bunalımı» denen bir dönemi başlattı; sonraki yıllarda halifeler birbiri ardına tahta çıkarıldı ve indirildi. Bu dönemin ayrıntıları, Abbasi halifeliğinin zayıflamasını anlatan derslerde ele alınır.

Mutasım'ın Bağdat'tan çıkışının bir öncülü de vardı. Taberi'nin aktardığına göre, saray hizmetkârı Mesrur'a halife, Harun Reşid'in Bağdat'tan bunaldığında nereye gittiğini sordu. Mesrur, Katul'u söyledi ve Harun'un orada bir kent kurmaya başladığını, onun da askerlerden Mutasım gibi çekindiğini anlattı. Harun, Suriye'deki bir ayaklanma üzerine Rakka'ya gitmiş, Katul'daki kent yarım kalmıştı; surları ve kalıntıları Mutasım'ın zamanında hâlâ ayaktaydı. Mutasım Katul'a giderken oğlu Vasık'ı Bağdat'ta yerine bıraktı. Bu rivayet, ordunun başkentten ayrı tutulması fikrinin Mutasım'dan önce de halifelerin aklında olduğunu gösterir.

Türk komutanların askerî başarıları da yeni ordunun değerini halifeye kanıtladı. Azerbaycan'da yıllardır süren Babek ayaklanması, Afşin'in komutasındaki birliklerle bastırıldı. Aynı yıllarda Mutasım'ın Anadolu'ya düzenlediği büyük seferde de Afşin, Eşnas ve öbür komutanlar orduların başındaydı.

Abbasi ordusunun Türk askerleri, yalnızca Bağdat ve Samarra'da değil, halifeliğin eyaletlerinde de önemli görevler aldı. Mısır'da Ahmed bin Tolun'un kurduğu devlet, bunun en bilinen örneğidir. Onuncu yüzyılda Mısır'da ikinci bir Türk kökenli hanedan, İhşidiler de kuruldu; bu hanedanın kurucusu da Fergana kökenli bir ailedendi. Böylece Abbasi ordusunda yetişen Türk askerler, zamanla halifeliğin uzak eyaletlerinde kendi hanedanlarını kurdular.

Türk askerlerin Abbasi dünyasına gelişi, İslam'ın Türkler arasında yayılmasında da bir rol oynadı. Satın alınan gençler, eğitim sırasında İslam'ı öğreniyor, Arapça okuyup yazmayı öğreniyordu. Bu askerlerin bir kısmının ailelerinin Orta Asya'da kalan üyeleriyle bağları sürdü. Ama Türklerin topluca Müslüman olması, daha sonra, onuncu yüzyılda Orta Asya'nın kendi içinde gerçekleşti.

Türk askerlerin halifelikteki yeri, dönemin edebiyatında da tartışıldı. Basralı yazar Câhiz, Türklerin erdemleri üzerine bir risale yazdı ve onu Mütevekkil'in yakın çevresinden Türk kökenli Feth bin Hakan'a sundu. Risale, Türklerin binicilik ve okçuluktaki ustalığını över; ama bir saray çevresine sunulmuş bir eser olduğu için, Bağdat sokaklarındaki öfkenin değil, sarayın bakışının tanığı olarak okunmalıdır.

Abbasi halifelerinin başlattığı Türk köle asker sistemi, sonraki yüzyıllarda İslam dünyasının pek çok yerinde sürdü. Gazneliler, Selçuklular ve Mısır Memlükleri, bu sistemin farklı biçimlerini kullandılar. Osmanlı Devleti'nin kapıkulu askerleri de, kökenleri farklı olsa da, hükümdara doğrudan bağlı bir ordu fikrinin uzak bir devamı olarak görülebilir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Taberi, Tarihü'r-rusul ve'l-mülûk; M. J. de Goeje ve diğerleri (yay.), Annales quos scripsit Abu Djafar Mohammed ibn Djarir at-Tabari (Leiden: Brill, 1879–1901).
  • C. E. Bosworth (çev.), The History of al-Tabari, XXXIII. cilt: Storm and Stress along the Northern Frontiers of the 'Abbasid Caliphate (Albany: State University of New York Press, 1991).
  • Patricia Crone, Slaves on Horses: The Evolution of the Islamic Polity (Cambridge: Cambridge University Press, 1980).
  • Hugh Kennedy, The Armies of the Caliphs: Military and Society in the Early Islamic State (London: Routledge, 2001).
  • Matthew S. Gordon, The Breaking of a Thousand Swords: A History of the Turkish Military of Samarra (A.H. 200–275/815–889 C.E.) (Albany: State University of New York Press, 2001).
  • Alastair Northedge, The Historical Topography of Samarra (London: British School of Archaeology in Iraq, 2005).

Arşiv ve kaynak

Abbasi ordusundaki Türk askerlere ilişkin başlıca kaynaklar Taberi, Yakubi ve Mesudi gibi Arap tarihçi ve coğrafyacıların eserleri, Câhiz'in Türklerin erdemleri üzerine yazdığı risale ve Samarra'nın arkeolojik kalıntılarıdır. Taberi'nin Arapça metni Vikikaynak'ta okunabilir; Samarra'nın kalıntıları, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir.

Açık sorular

  • Mutasım'ın Türk ordusunda kaç asker vardı?
  • Türk gulamlar Orta Asya'dan hangi yollarla ve kimler aracılığıyla getiriliyordu?
  • Samarra'ya taşınma kararında Hürremilerden mi, yoksa Bağdat halkından mı duyulan korku daha belirleyiciydi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Abbasi sarayını ve ordusunu Bağdat'tan Samarra'ya taşıyan halife kimdir? A) Harun Reşid B) Memun C) Mutasım D) Mütevekkil
  2. (Hedef 2) Arap kaynaklarında, küçük yaşta alınıp halifeye bağlı yetiştirilen köle askerlerin adı nedir? A) Ebna B) Gulam C) Kadı D) Vezir
  3. (Hedef 2) Halifelerin Türk gulamlarını tercih etmesinin başlıca nedenlerinden biri nedir? A) Bağdat'ta doğmuş olmaları B) Yalnızca halifeye kişisel bağlılık duymaları C) Arapça bilmeleri D) Hürremilerle akraba olmaları
  4. (Hedef 3) Taberi'nin aktardığına göre, Samarra'nın arazisi kimlerden satın alındı? A) Bir manastırın Hristiyanlarından B) Bağdat'ın tüccarlarından C) Türk komutanlarından D) Halifenin ailesinden
  5. (Hedef 1) Mısır'da kurulan ilk Türk devleti hangisidir? A) İhşidiler B) Memlükler C) Tolunoğulları D) Fatımiler

Açık uçlu soru

(Hedef 2) Abbasi halifeleri neden Türk askerlere yöneldi ve bu askerler halifeliği nasıl değiştirdi? Taberi'nin Bağdat'tan ayrılış rivayetini, Samarra'nın satın alınışını ve Zutt şairinin şiirini kullanarak cevapla; Crone ile Gordon'ın yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. C — Mutasım.
  2. B — Gulam.
  3. B — Yalnızca halifeye kişisel bağlılık duymaları.
  4. A — Bir manastırın Hristiyanlarından.
  5. C — Tolunoğulları.

Kapsamlı bir cevap, Abbasi halifelerinin iç savaştan sonra kendilerine bağlı bir orduya ihtiyaç duyduğunu ve bu orduyu Orta Asya'dan getirilen Türk gulamlarından kurduğunu açıklar. Taberi'nin Bağdat'tan ayrılış rivayetini, yeni ordu ile Bağdat halkı arasındaki gerginliğin kanıtı olarak; Samarra'nın satın alınışını, halifenin yeni orduyu korumak için ayrı bir kent kurma kararının tanıklığı olarak; Zutt şairinin şiirini ise Bağdat'ta yeni ordunun ne kadar yabancı görüldüğünün örneği olarak kullanır. Crone'un köle askerlik sisteminin genel mantığını açıklayan yaklaşımını, Gordon'ın Samarra'nın Türk askerlerini kendi çıkarları olan bir toplumsal grup olarak inceleyen yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Mutasım'ın gulamları Bağdat'a gökten inmedi; onları Abbasi dünyasına getiren yollar, Ceyhun'un ötesinden, Maveraünnehir'den geçiyordu. Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda bu bölgeyi, Buhara ve Semerkant merkezli bir İranlı hanedan, Samanoğulları yönetti. Samanoğulları, bozkırın Türk boylarıyla İslam dünyası arasındaki sınırı denetliyor, sınır boylarında savaşıyor ve Türk köle ticaretinden büyük gelir elde ediyordu. Bir sonraki ders, Samanoğullarının kim olduğunu ve Maveraünnehir'in Türklerin İslam dünyasına girişinde nasıl bir kapı işlevi gördüğünü soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:20 Kanca: kalabalık bir kent sokağında atlı bir halife silüetinin önüne çıkan yaşlı bir silüet.
  • 1:20–3:00 Bağlam: haritada Maveraünnehir'den Bağdat'a uzanan uzun bir yol; yol boyunca ilerleyen genç silüetler.
  • 3:00–5:00 Gelişme: Bağdat'ın dar sokaklarında birbirinden kaçınan iki grup silüet.
  • 5:00–7:00 Dönüş noktası: Dicle kıyısında yükselen dev bir saray kentinin kuşbakışı planı; ayrı mahalleler farklı renklerle.
  • 7:00–9:00 Kapanış: sarmal bir minarenin kişisiz silüeti; ardından Kahire'de büyük bir caminin avlusu.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.