Öğrenme hedefleri
- Bu kursta ve önceki kurslarda gördüğümüz bozkır devletlerinin ömürlerini karşılaştırarak, «bozkır devletleri kısa ömürlüydü» yargısının ne ölçüde doğru olduğunu sınayabileceksin.
- Bozkır devletlerinin yıkılışını açıklayan başlıca görüşleri, taht kavgası, ekonomik bağımlılık, iklim ve kuşaklar arası dönüşüm gibi etkenler üzerinden açıklayabileceksin.
- Bir Türk yazıtının, bir Tang imparatorunun ve bir Mağripli düşünürün devletlerin çöküşünü açıklayışını karşılaştırarak, farklı geleneklerin aynı soruya nasıl cevap verdiğini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — yüz yirmi yıl
On dördüncü yüzyılın sonunda, Kuzey Afrika'da, Tunus doğumlu bir düşünür, devletlerin de insanlar gibi doğal bir ömrü olduğunu yazdı. İbn Haldun'a göre bir devlet çoğu zaman üç kuşaktan, yani yaklaşık yüz yirmi yıldan fazla yaşamazdı. Birinci kuşak, çölün ya da bozkırın sert hayatından gelen dayanışmayı ve cesareti korurdu. İkinci kuşak, iktidarın ve refahın içinde bu dayanışmanın bir kısmını yitirirdi. Üçüncü kuşak ise bozkırın sertliğini hiç bilmezdi; dayanışma tamamen çözülür, devlet kendini savunamaz hâle gelirdi.
İbn Haldun bu kuramı, Kuzey Afrika'nın çöl kabilelerini ve onların kurduğu hanedanları gözlemleyerek geliştirmişti; Orta Asya bozkırlarını tanımıyordu. Ama onun sorusu, bu kursta gördüğümüz bütün devletler için de sorulabilir. Göktürklerden Uygurlara, Avarlardan Hazarlara, pek çok bozkır devleti birkaç kuşak içinde yükselmiş ve dağılmıştı. Bu son derste İbn Haldun'un sorusunu kursun kendi örneklerine yöneltiyoruz: yükseliş ile dağılış arasındaki kısa mesafe bir kural mıydı, yoksa yalnızca bazı devletlerin kaderi mi?
Bağlam — sayılar ne söylüyor?
Tartışmaya başlamadan önce, kursta ve önceki kurslarda gördüğümüz devletlerin ömürlerine bakmak gerekir. Asya Hun imparatorluğu, Mete'nin MÖ 209'daki yükselişinden imparatorluğun iki yüz elli yıl kadar sonraki bölünmesine kadar yaşadı. Birinci Göktürk Kağanlığı yaklaşık seksen yıl, ikinci Göktürk devleti yaklaşık altmış yıl sürdü. Uygur bozkır devleti yaklaşık yüz yıl ayakta kaldı. Buna karşılık Avar kağanlığı Karpat havzasında iki yüz otuz yıla yakın, Hazar kağanlığı yaklaşık üç yüz yıl, Tuna Bulgar devleti ise üç yüz yılı aşkın bir süre yaşadı.
Bu sayılar, basit bir yargıyı sorgulamaya yeter. Karşılaştırma için hatırlayalım: Çin'de Sui hanedanı yalnızca otuz yedi yıl, Tang hanedanı ise yaklaşık üç yüz yıl sürdü; yerleşik devletler de her zaman uzun ömürlü değildi. Bozkır devletlerinin bir kısmı gerçekten kısa ömürlüydü; ama bir kısmı, çağdaşı olan pek çok yerleşik devletle karşılaştırılabilecek kadar uzun yaşadı. Üstelik «devletin ömrü» kendisi de tartışmalı bir ölçüdür: Göktürk devleti 630'da yıkıldı, ama 682'de aynı hanedan tarafından yeniden kuruldu. Bu iki devlet midir, yoksa kesintiye uğramış tek bir devlet mi?
Gelişme — içeriden gelen açıklamalar
Bozkır devletlerinin yıkılışını açıklayan ilk sesler, bu devletlerin kendi içinden, onları kuran ya da yeniden kuran önderlerin ağzından gelir.
Kursun derslerinde bu açıklamanın pek çok örneğini gördük. Göktürk Kağanlığı, hükümdar ailesindeki rekabet yüzünden ikiye bölündü. İkinci Göktürk devleti, Bilge Kağan'ın ölümünden sonraki taht kavgalarıyla çöktü. Uygur devleti de 839'da bir iç ayaklanmayla sarsıldı. Bozkır devletlerinde hükümdarlık bütün hanedan soyunun ortak hakkı sayılıyordu; bu, her hükümdarın ölümünü potansiyel bir bunalıma çeviriyordu.
Dönüş noktası — dışarıdan gelen açıklamalar
Bozkır devletlerinin yıkılışını açıklayan ikinci bir ses, komşu imparatorluklardan gelir. Tang sarayı, Göktürklerin 630'daki yenilgisini kendi bakış açısından yorumladı. Bu yorum, Göktürk kağanının tutsak olarak getirildiği başkent Chang'an'da, zaferin sevinci içinde yapıldı; Göktürklerin kutsal saydığı Ötüken'in otlakları ise o sırada başka bir bozkır topluluğunun eline geçmişti; bozkırda bir hanedanın düşüşü, otlakların boşalması değil, el değiştirmesi demekti.
Yan yana konduğunda bu iki açıklama, birbirinin aynası gibidir. Bilge Kağan suçu dışarıdaki aldatıcı komşuda ve içerideki yeteneksiz önderlerde arar; Taizong ise Türklerin nankörlüğüne. İkisi de yıkılışı bir ahlak hikâyesine dönüştürür; ikisi de kendi tarafının rolünü gölgede bırakır.
Cevap — dört açıklama, bir tartışma
Modern tarihçiler bu soruya daha çok yönlü cevaplar arar. Bu cevapları dört ana açıklama altında toplayabiliriz. Birincisi, siyasi yapı: bozkır devletleri çoğu zaman bir hükümdar ailesinin ve ona bağlı boyların gevşek birliğine dayanıyordu; hükümdarın ölümü ya da yenilgisi bu birliği çözebiliyordu. İkincisi, ekonomik bağımlılık: pek çok bozkır devleti, zenginliğini komşu imparatorluklardan aldığı ödemelere, ticarete ve yağmaya borçluydu; bu kaynaklar kesildiğinde devlet sarsılıyordu. Üçüncüsü, çevre: bozkır ekonomisi sürülere dayanıyordu ve sert kışlar, kuraklıklar ya da salgınlar sürüleri yok edebiliyordu. Dördüncüsü, İbn Haldun'un kuşaklar kuramı: bozkırdan gelen bir hanedanın, iktidarın ve refahın içinde kendi dayanışmasını yitirmesi.
Yaygın yanlış«Bozkır devletleri, göçebe oldukları için kalıcı bir devlet kuramadılar.»
Bu kursta gördüğümüz örnekler bu yargıyı desteklemez. Hazar kağanlığı yaklaşık üç yüz yıl, Avar kağanlığı iki yüz otuz yıla yakın, Asya Hun imparatorluğu yaklaşık iki yüz elli yıl yaşadı; Tuna Bulgar devleti üç yüz yılı aşkın bir süre ayakta kaldı. Üstelik bozkır devletlerinin «yıkılışı», çoğu zaman bir halkın ya da bir devlet geleneğinin ortadan kalkması değil, otlakların, unvanların ve bağlı boyların yeni bir aileye devredilmesiydi: Uygurlar Göktürklerin unvanlarını, yazısını ve kutsal merkezini devraldı. Bozkır devletlerinin bir kısmı kısa ömürlüydü; ama «göçebelik» tek başına bu kısalığı açıklamaz.
Bugünle bağ — «asabi» ile «asabiyet»
Türkiye'de «asabi» sözcüğü, çabuk sinirlenen birini anlatır. Güncel Türkçe sözlükte «asabiyet» için verilen ilk karşılık da «sinirlilik»tir. Ama aynı sözlük, bu sözcüğün bir başka anlamını da kaydeder: «aynı soydan gelenlerin dayanışma ve aidiyet duygusu». İbn Haldun'un devletlerin kuruluşunu ve yıkılışını açıklamak için kullandığı kavram, budur. Aynı Arapça kök, gündelik Türkçede sinirliliğe, tarih ve sosyoloji kitaplarında ise bir toplumu bir arada tutan dayanışmaya karşılık gelir. Bir sözcüğün iki anlamı arasındaki bu mesafe, İbn Haldun'un kavramının Türkiye'de uzun süre yalnızca uzmanlar arasında yaşadığını ve gündelik dile başka bir anlamla girdiğini gösterir.
Birincil kaynak
İbn Haldun'un Mukaddime'sinden, «Devletlerin de insanlar gibi doğal ömürleri vardır» başlıklı bölümden:
إن الدولة في الغالب لا تعدو أعمار ثلاثة أجيال … لأن الجيل الأول لم يزالوا على خلق البداوة وخشونتها وتوحشها من شظف العيش والبسالة والافتراس والاشتراك في المجد فلا تزال بذلك سورة العصبية محفوظة فيهم … والجيل الثاني تحول حالهم بالملك والترفه من البداوة إلى الحضارة ومن الشظف إلى الترف والخصب ومن الاشتراك في المجد إلى انفراد الواحد به … فتنكسر سورة العصبية بعض الشيء … وأما الجيل الثالث فينسون عهد البداوة والخشونة كأن لم تكن … وتسقط العصبية بالجملة.
Türkçesi: Devlet çoğu zaman üç kuşağın ömrünü aşmaz… Çünkü birinci kuşak, çöl hayatının huyunu, sertliğini ve yabanıllığını korur: geçim darlığına, yiğitliğe, avcılığa ve şanı birlikte paylaşmaya alışkındır. Bu yüzden asabiyetin gücü onlarda korunur… İkinci kuşağın hâli ise iktidar ve refahla değişir: çöl hayatından kent hayatına, darlıktan bolluğa ve lükse, şanı birlikte paylaşmaktan şanın tek bir kişide toplanmasına geçerler… Böylece asabiyetin gücü bir ölçüde kırılır… Üçüncü kuşak ise çöl hayatının ve sertliğin dönemini hiç yaşanmamış gibi unutur… ve asabiyet tamamen ortadan kalkar.
Kaynak: İbn Haldun, Mukaddime, I. kitap, III. bölüm, 14. fasıl; Arapça metin Vikikaynak. Türkçesi, Arapçasından bizim; «…» atlanan yerleri gösterir.
- İbn Haldun'a göre asabiyeti zayıflatan nedir? Bu açıklama, bir bozkır devletinin yerleşik bir ülkeyi fethetmesinden sonra yaşanabilecek değişikliklere nasıl uygulanabilir?
- İbn Haldun, devletin ömrünü insan ömrüne benzetiyor. Bu benzetmenin güçlü ve zayıf yanları nelerdir?
- Bu kursta gördüğün hangi bozkır devleti İbn Haldun'un kuramına uyuyor, hangisi uymuyor? Bir örnekle açıkla.
Tarihçiler Tartışıyor
- Joseph Fletcher (1986) — Moğolları ekolojik ve toplumsal açıdan incelediği makalesinde, bozkır devletlerinde hükümdarlığın bütün soya ait sayılmasının ve tahtın en güçlü aday tarafından çoğu zaman bir mücadeleyle ele geçirilmesinin, her hükümdarın ölümünü bir bunalıma çevirdiğini ileri sürdü.
- Thomas Barfield (1989) — Bozkır imparatorlukları ile Çin arasındaki ilişkiyi incelediği kitabında, büyük bozkır devletlerinin zenginliklerini büyük ölçüde Çin'den aldıkları ödemelere ve ticarete borçlu olduğunu, bu yüzden yükselişlerinin ve çöküşlerinin Çin hanedanlarının yükselişi ve çöküşüyle bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
- Nicola Di Cosmo (1999) — İç Asya tarihinde devlet oluşumunu incelediği makalesinde, bozkır devletlerinin bir bunalımla başlayan, askerîleşme ve merkezileşmeyle süren aşamalardan geçtiğini öne sürdü; bozkır devletlerini yalnızca Çin'e bağımlı yapılar olarak görmenin eksik kaldığını savundu.
- Neil Pederson ve diğerleri (2014) — Moğolistan'daki ağaç halkalarını incelediği çalışmada, on üçüncü yüzyılın başında Moğol imparatorluğunun yükselişiyle aynı döneme denk gelen olağandışı yağışlı ve ılık bir dönem saptadı; iklimin bozkır devletlerinin yükselişinde ve çöküşünde rol oynayabileceğini gösterdi.
Bu tartışma, aynı soruya dört farklı cevap sunuyor. Fletcher, siyasi yapıyı; Barfield, Çin'le ekonomik ilişkiyi ve bozkır önderlerinin Çin'i tehdit ederek ondan pay aldığı «dış sınır stratejisi»ni; Di Cosmo, bozkırın kendi iç dinamiklerini; Pederson ve arkadaşları ise iklimi öne çıkarır. Bu cevaplar birbirini dışlamaz; bir bozkır devletinin yıkılışında hepsi birden rol oynayabilir. Kursta sık sık başvurduğumuz Peter Golden da, bu etkenlerin her örnekte farklı bir bileşimle bir araya geldiğini vurgular. Asıl soru, her örnekte hangisinin daha belirleyici olduğudur.
Derine İn
Barfield'ın görüşü, bu kursta gördüğümüz bazı örneklerle güçlü biçimde desteklenir. Uygur devleti, Tang'dan aldığı ipekle zenginleşti; Tang'ın kendi iç sorunları bu kaynağı azalttığında Uygur devleti de sarsıldı. Göktürkler, Sui ve Tang'ın politikalarıyla bölündü ve yeniden birleşti. Ama Barfield'ın modeli her örneğe uymaz: Hazarlar, Avarlar ve Bulgarlar Çin'den çok uzakta yaşadılar ve zenginliklerini Bizans'la, İslam dünyasıyla ve Volga ticaretiyle ilişkilerinden sağladılar.
Fletcher'ın görüşü de kursun pek çok örneğinde doğrulanır. Göktürk hükümdar ailesindeki rekabet, kağanlığı ikiye böldü; Bilge Kağan'ın ölümünden sonraki taht kavgaları ikinci devleti çökertti; Uygurlarda da bir bakanın ayaklanması devletin son yıllarını sarstı. Ama aynı hükümdarlık düzeni, uzun yaşayan Hazar ve Avar kağanlıklarında da vardı. Bu yüzden taht kavgası, bir devletin neden yıkıldığını açıklarken yararlıdır; ama neden bazı devletlerin bu kavgalara rağmen yüzyıllarca yaşayabildiğini açıklamakta yetersiz kalır.
İklim açıklaması, son yıllarda yeni kanıtlarla güçlendi. Ağaç halkaları, buz karotları ve göl tortuları, bozkırdaki kuraklık ve sert kış dönemlerini yeniden kurmaya yardımcı oluyor. Uygur devletinin 839'daki çöküşünü anlatan Tang kaydı, bir kıtlıktan, bir salgından ve büyük bir kar felaketinden söz eder. Bu tür kayıtlar, iklim verileriyle karşılaştırıldığında, doğal koşulların bozkır devletlerinin kaderinde ne kadar önemli olduğunu gösterebilir. Ama tarihçiler, iklimin tek başına bir devleti yıkmadığını, onun var olan siyasi ve ekonomik zayıflıkları derinleştirdiğini vurgular.
İbn Haldun'un kuramı ise bozkır devletlerini doğrudan incelemek için değil, Kuzey Afrika'nın hanedanlarını açıklamak için geliştirilmişti. Yine de Bilge Kağan'ın yazıtı ile İbn Haldun'un Mukaddime'si arasındaki benzerlik dikkat çekicidir: ikisi de kurucuların erdemlerinin sonraki kuşaklarda kaybolduğunu düşünür. Bu benzerlik, farklı coğrafyalarda yaşayan ve birbirini tanımayan insanların, aynı tarihsel deneyimden, yani göçebe bir topluluğun devlet kurup sonra dağılmasından, benzer sonuçlar çıkardığını gösterir.
Bir başka açıklama, bozkır devletlerinin merkezleriyle ilgilidir. Göktürkler ve Uygurlar, Orhun Vadisi ile Ötüken'i kutsal bir merkez olarak gördüler; bu merkezi elinde tutan, bozkırın meşru hükümdarı sayılıyordu. Ama bu merkez, bir yerleşik başkentin taş surları ve kalabalık nüfusu gibi bir sürekliliğe sahip değildi. Bir hanedan yenildiğinde, merkez de yeni bir hanedanın eline geçiyordu. Böylece bozkır devletleri, yerleşik imparatorlukların başkentleri gibi, kendi yıkılışlarından sonra da yaşayan bir kentin hafızasına yaslanamıyordu. Kentler devletleri aşar; ama bozkırda devletin hafızasını taşıyan çoğu zaman bir kent değil, bir hanedan, bir unvan ya da bir yazıttı.
Belki de en önemli ders, «kısa ömür» yargısının kendisinin sorgulanması gerektiğidir. Bozkır devletleri sık sık yıkıldı; ama bozkır devlet geleneği yüzyıllar boyunca sürdü. Unvanlar, kurumlar, yazılar ve kutsal mekânlar bir devletten öbürüne geçti. Bir devletin ölümü, bir geleneğin ölümü değildi.
Uzman Notu
Temel literatür
- İbn Haldun, Mukaddime; William MacGuckin de Slane (çev.), Les Prolégomènes d'Ibn Khaldoun, I. cilt (Paris: Imprimerie impériale, 1863).
- Joseph Fletcher, «The Mongols: Ecological and Social Perspectives», Harvard Journal of Asiatic Studies 46/1 (1986).
- Thomas J. Barfield, The Perilous Frontier: Nomadic Empires and China (Cambridge, Mass.: Basil Blackwell, 1989).
- Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples (Wiesbaden: Harrassowitz, 1992).
- Nicola Di Cosmo, «State Formation and Periodization in Inner Asian History», Journal of World History 10/1 (1999).
- Neil Pederson ve diğerleri, «Pluvials, droughts, the Mongol Empire, and modern Mongolia», Proceedings of the National Academy of Sciences 111/12 (2014).
Arşiv ve kaynak
Bu tartışmanın kaynakları, kursun bütün derslerinde kullandığımız kaynakların toplamıdır: Göktürk ve Uygur yazıtları, Çin hanedan tarihleri, Bizans tarihçileri, Arap coğrafyacıları ve gezginleri. Bunlara ek olarak, iklim tarihi için ağaç halkası ve buz karotu verileri giderek daha önemli hâle geliyor. İbn Haldun'un Mukaddime'sinin Arapça metni, Kül Tigin yazıtının aktarımı ve Jiu Tangshu'nun Çince metni Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Bir bozkır devletinin «yıkılışı» ile bir hanedanın değişmesi arasında nasıl bir ayrım yapılmalı?
- İklim verileri, bu kursta gördüğümüz devletlerin her birinin yıkılışıyla nasıl ilişkilendirilebilir?
- İbn Haldun'un kuramı, bozkır devletlerine ne ölçüde uygulanabilir?
Mini sınav
- (Hedef 3) İbn Haldun'a göre bir devlet çoğu zaman kaç kuşaktan fazla yaşamaz? A) İki B) Üç C) Beş D) On
- (Hedef 1) Bu kursta gördüğümüz devletlerden hangisi yaklaşık üç yüz yıl yaşadı? A) Birinci Göktürk Kağanlığı B) Uygur bozkır devleti C) Hazar kağanlığı D) İkinci Göktürk devleti
- (Hedef 3) Kül Tigin yazıtına göre Birinci Göktürk Kağanlığı'nın yıkılışının nedenlerinden biri nedir? A) Bir deprem B) Bilgisiz ve kötü kağanların tahta oturması C) Ticaretin kesilmesi D) Bir salgın
- (Hedef 2) Thomas Barfield'a göre büyük bozkır devletlerinin yükselişi ve çöküşü neyle bağlantılıydı? A) İklim değişiklikleriyle B) Çin hanedanlarının yükselişi ve çöküşüyle C) Din değişiklikleriyle D) Yazının icadıyla
- (Hedef 3) Tang Taizong, Göktürklerin 630'daki yenilgisini neye bağladı? A) İklime B) Nankörlüğe ve iyiliği unutmaya C) Ticarete D) Bir salgına
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Bozkır devletleri neden kısa ömürlüydü, ya da gerçekten kısa ömürlü müydü? Bilge Kağan'ın yazıtını, Tang Taizong'un açıklamasını ve İbn Haldun'un kuramını karşılaştırarak cevapla; Fletcher ile Barfield'ın yaklaşımlarını tartış.
Cevaplar
- B — Üç.
- C — Hazar kağanlığı.
- B — Bilgisiz ve kötü kağanların tahta oturması.
- B — Çin hanedanlarının yükselişi ve çöküşüyle.
- B — Nankörlüğe ve iyiliği unutmaya.
Kapsamlı bir cevap, önce «kısa ömür» yargısını sınar ve bozkır devletlerinin ömürlerinin çok farklı olduğunu gösterir. Bilge Kağan'ın yazıtını, bir bozkır hükümdarının yıkılışı önderlerin bozulmasına, iç bölünmeye ve dış bir gücün oyunlarına bağladığının kanıtı olarak; Tang Taizong'un açıklamasını, bir yerleşik imparatorluğun aynı yıkılışı ahlaki bir dersle açıkladığının örneği olarak; İbn Haldun'un kuramını ise farklı bir coğrafyada aynı soruya verilmiş sistemli bir cevap olarak kullanır. Fletcher'ın taht kavgalarını öne çıkaran yaklaşımını, Barfield'ın Çin'le ekonomik ilişkiyi vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır ve her iki açıklamanın da bazı örneklere uyup bazılarına uymadığını gösterir.
Serinin sonu
«Uygurlar ve Diğer Bozkır Devletleri» kursunun son durağına geldik. Kurs, Uygurların neden yerleşik hayata geçtiğini sorarak açıldı; Uygurların Maniheizmini, yazısını ve Kırgızlar karşısındaki yıkılışını izledi. Ardından bozkırın batısına döndük: İstanbul'u kuşatan Avarları, Yahudiliği seçen Hazarları, Tuna ve İdil'e ayrılan Bulgarları, Bizans ile Kiev arasında bir denge unsuru olan Peçenekleri ve Oğuzları, Mısır'dan Macaristan'a dağılan Kıpçakları, dili Türk dili olmayan ama bozkırda biçimlenen Macarları ve ormanların derinliklerinde dillerini koruyan Sibirya Türklerini gördük. Son derste de bütün bu örnekleri bir araya getirerek bozkır devletlerinin ömrünü tartıştık. Bu devletlerin sınırları, göçlerle, ittifaklarla ve ortak geleneklerle sürekli yeniden çiziliyordu. Bir sonraki bölüm, bunun tam tersine, masa başında ve haritalar üzerinde çizilen sınırların hikâyesini açıyor: on dokuzuncu yüzyılın sonunda Avrupalı devletlerin Afrika'yı paylaşırken çizdiği sınırlar neden cetvelle çizilmiş gibi düzdü ve bu düzlük, o sınırların iki yanında yaşayan insanlar için ne anlama geldi?