İçeriğe geç

Bölüm TT-104.11 · Seviye 1 — Türk Tarihi OmurgasıSeviye 1

Sibirya ve Altay Türkleri

TT-104 Uygurlar ve Diğer Bozkır Devletleri

2.568 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
647–1904
Bölge
Sibirya · Bozkır · Doğu Asya
Tema
Çevre · Göç
Kişiler
Tang Taizong · Kang Sumi · Yermak · Wilhelm Radloff · James Forsyth · Anna Reid · Andrei Znamenski · Peter Golden
Yerler
Altay · Baykal · Yenisey · Lena · Yakutsk · Tuva
Sınav
YKS · KPSS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Bozkırın kuzeyindeki orman ve dağ bölgelerinde yaşayan Türk dilli halkları, yedinci yüzyıldan Rus fethine kadar uzanan bir zaman çizgisi içinde tanıyabileceksin.
  • Bu halkların farklı yaşam biçimlerini, yaşadıkları doğal çevreyle ve bozkırın büyük devletleriyle ilişkileriyle açıklayabileceksin.
  • Bir Tang kroniğinin kuzeydeki halkları anlatışını okuyarak, uzak bir sarayın «kenardaki» halkları nasıl gördüğünü değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — tahta atlar

On birinci yüzyılda derlenen Xin Tangshu, Yenisey Irmağı'nın doğusunda yaşayan üç boydan söz eder ve onlara «tahta atlı Türkler» der. Kroniğe göre bu boyların evleri huş ağacı kabuğuyla örtülüydü ve çok sayıda iyi atları vardı. Ama asıl dikkat çekici olan, kışın kullandıkları «tahta at»lardı: ayaklarının altına bir tahta bağlıyor, koltuk altlarına eğri bir sopa dayıyor ve buzun üzerinde kayıyorlardı. Kronikçiye göre her itişte yüz adım ilerliyor, büyük bir hızla yol alıyorlardı.

Bin yılı aşkın bir süre önce yazılmış bu satırlar, kayağın bilinen en eski tariflerinden biridir. Bozkırın atlı halklarını anlatmaya alışkın bir kronikçi, bu kez atı tahtaya dönüşmüş bir halkla karşılaşmıştı. Bu ders, bozkırın büyük imparatorluklarının kuzeyinde, Sibirya'nın ormanlarında ve Altay dağlarında yaşayan Türk dilli halkları soruyor: kimdiler, nasıl yaşadılar ve bozkırın büyük tarihine nasıl bağlandılar?

Bağlam — bozkırın kuzeyi

Bozkır, kuzeyde bir sınırla biter: tayga, yani Sibirya'nın uçsuz bucaksız iğne yapraklı ormanları. Bu ormanların güneyinde, Altay ve Sayan dağlarının vadilerinde, Yenisey'in ve Baykal Gölü'nün çevresinde yaşayan halklar, bozkırın atlı göçebeleriyle ormanın avcıları arasında bir yerde duruyordu. Bunların bir bölümü at ve sığır besliyor, bir bölümü avcılık ve balıkçılıkla geçiniyor, bir bölümü ise ren geyiği yetiştiriyordu.

Bu halkların bir kısmı Türk dilleri konuşuyordu ve bozkırın büyük devletleriyle sıkı ilişkiler içindeydi. Göktürk yazıtları, Bilge Kağan'ın yas törenine gelen halklar arasında Üç Kurıkanları da sayar. Kırgızlar, kuzeydeki orman boylarını kendilerine bağlamıştı. Tang kronikleri de bu halkların elçilerinin zaman zaman Çin'e ulaştığını kaydeder.

Gelişme — farklı ormanlar, farklı hayatlar

Tang kroniği, kuzeydeki halkların birbirinden ne kadar farklı yaşadığını da gösterir. Kurıkanlar at yetiştiriyordu; tahta atlı Türkler kayakla avlanıyordu; daha kuzeydoğuda yaşayan bir başka topluluk ise kroniğe göre at ve koyun beslemiyor, «geyikleri at ya da sığır gibi» besliyor ve yalnızca yosunla beslenen bu hayvanları taşıt çekmekte kullanıyordu. Bu, ren geyiği yetiştiriciliğinin bilinen erken yazılı kayıtlarından biridir.

Bu halkların bir kısmı, sonraki yüzyıllarda bozkırın büyük devletlerinin egemenliğine girdi. Kırgızlar onları kendilerine bağladı; on üçüncü yüzyılda ise Moğollar bütün bu bölgeyi ele geçirdi. Ama ormanların ve dağların derinliklerinde, bu halklar kendi dillerini ve geleneklerini yüzyıllar boyunca korudular.

Dönüş noktası — kuzeye göç eden bir halk

Sibirya Türklerinin en kuzeydeki kolu Yakutlardır. Yakutlar, kendilerine Saha der ve bugün Lena Irmağı boyunca, dünyanın en soğuk yerleşim bölgelerinden birinde yaşarlar. Dilbilimcilere ve tarihçilere göre Yakutların ataları, ortaçağda güneyden, Baykal çevresinden kuzeye göç etti. Bu göç, belki de Moğolların yükselişiyle ilişkiliydi; ama kesin tarihi ve nedeni bilinmiyor.

Yakutların dikkat çekici yanı, bozkırdan getirdikleri at ve sığır yetiştiriciliğini, kış sıcaklığının çok düşük olduğu bir bölgeye uyarlamalarıdır. Yakut atları, kalın tüyleri ve dayanıklılıklarıyla Kuzey Sibirya'nın kışına alışmıştır. Yakutlar, bozkırın yaşam biçimini kutup bölgesine taşıyan bir halk olarak, insanların çevreye nasıl uyum sağladığının çarpıcı bir örneğidir.

On altıncı yüzyılın sonunda Sibirya'nın tarihi yeniden değişti. 1582'de Kazak önderi Yermak'ın yönettiği bir Rus birliği, Sibirya Hanlığı'nın başkentini ele geçirdi. Bunu izleyen bir yüzyıl içinde Rus kaleleri ve tüccarları Sibirya'nın bütün ırmak boylarına yayıldı. 1632'de Lena Irmağı kıyısında Yakutsk kalesi kuruldu. Sibirya'nın Türk dilli halkları, Rus devletine kürk vergisi ödeyen tebaalar hâline geldi.

Cevap — kenarda değil, başka bir merkezde

Sibirya ve Altay Türkleri, bozkırın büyük imparatorluklarının yalnızca «kenarında» yaşayan halklar değildi. Onlar, kendi çevrelerine uyarlanmış farklı yaşam biçimleri geliştirdiler: at yetiştiriciliği, kayakla avcılık, ren geyiği yetiştiriciliği, balıkçılık. Bozkırın devletleriyle elçiler, vergiler, evlilikler ve savaşlar aracılığıyla bağlıydılar. Ve dillerini, inançlarını ve destanlarını, büyük bozkır devletlerinin çoğunun ortadan kalkmasından çok sonra da korudular.

Yaygın yanlış«Sibirya ve Altay Türkleri, bozkır imparatorluklarından kopup ormanlarda geri kalmış, değişmeden yaşayan eski Türklerin kalıntılarıdır.»
Doğrusu

Tang kronikleri bile bu halkların birbirinden çok farklı ekonomileri olduğunu ve uzak saraylarla ilişki kurduğunu gösterir: Kurıkanlar Tang'a at gönderiyor, Dubolar Türklerle ortak yas gelenekleri paylaşıyordu. Yakutlar, bozkırın at ve sığır yetiştiriciliğini kutup bölgesinin kışına uyarlayarak yeni bir yaşam biçimi yarattı. Bu halkların dilleri ve gelenekleri de yüzyıllar içinde değişti; Rus fethiyle Hristiyanlıkla, yirminci yüzyılda ise Sovyet modernleşmesiyle karşılaştılar. Onları «donmuş geçmiş» olarak görmek, kendi tarihlerini ve değişim güçlerini görmezden gelmektir.

Bugünle bağ — «kayak»

Türkiye'de kar üzerinde kaymak için ayağa takılan araca «kayak» denir. Sözcük, Türkçedeki «kaymak» fiilinden türemiştir. Bugün Erzurum'daki Palandöken'de ya da Bursa'daki Uludağ'da kayak yapan biri, belki farkında olmadan, bin yılı aşkın bir süre önce Yenisey'in doğusunda ayaklarına tahta bağlayıp buzun üzerinde kayan Türk dilli bir halkın torunlarının kullandığı bir eylemi, kendi dilinin bir sözcüğüyle adlandırmaktadır. Elbette kayak, yalnızca Türklerin değil, Sibirya'dan İskandinavya'ya uzanan pek çok kuzey halkının ortak buluşudur. Ama Tang kroniğindeki kısa tarif, bu ortak mirasın bir parçasının Türk dilli halklarda da yaşadığını hatırlatır.

Birincil kaynak

Tang dönemini anlatan yeni hanedan tarihi Xin Tangshu'dan, Kırgızların doğusunda yaşayan «tahta atlı Türkler» hakkındaki kısa kayıt:

東至木馬突厥三部落,曰都播、彌列、哥餓支,其酋長皆為頡斤。樺皮覆室,多善馬,俗乘木馬馳冰上,以板藉足,屈木支腋,蹴輒百步,勢迅激。夜鈔盜,晝伏匿,堅昆之人得以役屬之。

Türkçesi: Doğuda, tahta atlı Türklerin üç boyuna varılır: Dubo, Mile ve Ege. Önderlerinin hepsi irkin unvanını taşır. Evlerini huş ağacı kabuğuyla örterler ve çok sayıda iyi atları vardır. Âdetlerine göre tahta atlara binip buzun üzerinde koşarlar: ayaklarının altına tahta bağlar, koltuk altlarına eğri bir sopa dayarlar; her itişte yüz adım ilerler, büyük bir hızla giderler. Geceleri yağmaya çıkar, gündüzleri saklanırlar. Kırgızlar onları kendilerine bağlamıştır.

Kaynak: Ouyang Xiu ve Song Qi, Xin Tangshu, 217. kitap, ikinci kısım, Kırgızlar bölümü; Çince metin Vikikaynak'ta. Türkçesi, Çincesinden bizim.

  1. Kronikçi, kayağı nasıl tarif ediyor? Bu tarif, onun kayağı hiç görmemiş olabileceği hakkında ne düşündürüyor?
  2. Bu boyların hem «çok sayıda iyi atı» olması hem de kayak kullanması, onların yaşam biçimi hakkında ne söylüyor?
  3. Kronik, bu boyların Kırgızlara bağlı olduğunu söylüyor. Bu bilgi, bozkır devletleri ile orman halkları arasındaki ilişki hakkında ne düşündürüyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • James Forsyth (1992) — Sibirya halklarının tarihini yazdığı kitabında, Rus fethinin Sibirya'nın yerli halkları üzerindeki etkisini ayrıntılı biçimde inceledi; Sibirya'yı Rusya'nın Kuzey Asya'daki sömürgesi olarak değerlendirdi ve yerli halkların bu süreçteki deneyimlerini öne çıkardı.
  • Peter Golden (1992) — Türk dillerinin dağılışını tarihsel çerçevesiyle birlikte ele aldığı çalışmasında, Sibirya ve Altay Türklerini Türk dillerinin tarihinde ayrı ve önemli bir yer tutan topluluklar olarak ele aldı; özellikle Yakutçanın öbür Türk dillerinden erken ayrılan özelliklerine dikkat çekti.
  • Anna Reid (2002) — Sibirya'nın yerli halklarının tarihini anlattığı kitabında, Sibirya'yı Rus devletinin gözünden değil, Yakutlar, Buryatlar ve öbür yerli halkların gözünden anlatmaya çalıştı.
  • Andrei Znamenski (2007) — Batı'nın şamanizme bakışını incelediği kitabında, Altay ve Sibirya halklarının inançlarının modern çağda Avrupalı ve Rus araştırmacılar tarafından nasıl «ilkel» ve «değişmeyen» olarak kurgulandığını tartıştı.

Bu tartışma, Sibirya Türklerini farklı açılardan ele alıyor. Forsyth ve Reid, bu halkların Rus fethiyle değişen tarihini anlatır; Reid bunu özellikle yerli halkların kendi deneyimlerinden yola çıkarak yapar. Golden, onları Türk dillerinin büyük tarihi içine yerleştirir. Znamenski ise bu halklar hakkında yazılanların kendisini sorgular: dışarıdan gelen araştırmacılar onları nasıl gördü ve bu bakış onların gerçek tarihini nasıl gölgede bıraktı? Bu ders için onun sorusu özellikle önemlidir, çünkü elimizdeki en eski kayıtlar da, Tang kronikleri de, dışarıdan bakanların kaleminden çıkmıştır.

Derine İn

On dokuzuncu yüzyılda Sibirya ve Altay Türkleri, Avrupalı dilbilimcilerin ve etnografların büyük ilgisini çekti. Berlin doğumlu dilbilimci Wilhelm Radloff, 1860'larda Altay ve Güney Sibirya'da uzun yolculuklar yaptı; bu halkların destanlarını, şarkılarını ve masallarını derleyip yayımladı. Radloff'un derlemeleri, Türk dillerinin karşılaştırmalı incelenmesinin temellerinden biri oldu. Ama aynı dönemde bu halklar, Rus devletinin sömürge yönetimi altında, toprak kayıpları, vergi yükleri ve zorunlu din değiştirme baskılarıyla karşı karşıyaydı.

Altay'da yirminci yüzyılın başında, 1904'te, Burhanizm ya da Ak Yang denen yeni bir dinî hareket ortaya çıktı. Bu hareket, eski Altay inançlarını yeni bir biçimde yorumlayarak Rus baskısına karşı bir kimlik ifadesi oldu. Hareket, Rus yetkilileri tarafından bastırılmaya çalışıldı; ama Altaylıların kendi kimliklerini yeniden kurma çabasının önemli bir örneği olarak tarihe geçti.

Yakutların olonho destanları, Sibirya Türklerinin sözlü kültürünün en zengin örneklerinden biridir. Olonho anlatıcıları, bazen birkaç gece süren uzun anlatılarında üç katmanlı bir evreni, gökteki, yerdeki ve yer altındaki dünyaları anlatır. Bu destanlar, 2005'te UNESCO tarafından insanlığın sözlü ve somut olmayan mirasının başyapıtları arasında ilan edildi. Tuva'da ise höömey denen boğazdan çok sesli şarkı söyleme geleneği, dünyanın dört bir yanında dinleyiciler buldu.

Sibirya ve Altay Türklerinin dilleri, Türk dillerinin tarihini anlamak için de önemlidir. Yakutça, öbür Türk dillerinden erken ayrıldığı ve Moğolca ile Tunguz dilleriyle uzun süre temas içinde kaldığı için pek çok özgün özellik taşır. Tuvaca, Hakasça ve Altayca ise eski Türkçenin bazı özelliklerini korur. Dilbilimciler bu dilleri karşılaştırarak, Göktürk yazıtlarının dilinin nasıl geliştiğini ve Türk dillerinin nasıl dallara ayrıldığını anlamaya çalışır.

Bu halklardan Hakaslar, Uygur devletini yıkan Yenisey Kırgızlarının bıraktığı mirasla özellikle yakından bağlantılıdır. Kırgızlara bağlanan yazıtlı taşların çoğu bugün Hakasya topraklarında ya da oradaki müzelerdedir ve pek çok Hakas, kendi geçmişini bu yazıtları diken topluluklara bağlar. Kursun önceki derslerinde gördüğümüz bozkır tarihinin bir parçası, böylece bugün de bu vadilerde yaşayan insanların kimlik anlayışının içindedir.

Sibirya'nın Türk dilli halkları, bugün Rusya Federasyonu içinde kendi adlarını taşıyan cumhuriyetlerde ve bölgelerde yaşıyor: Saha (Yakutistan), Tuva, Hakasya ve Altay. Bu halkların nüfusları, Sovyet döneminde yaşanan büyük değişimler, Rusça eğitim ve göçler nedeniyle çoğu zaman kendi bölgelerinde bile azınlığa düştü. Ama yirminci yüzyılın sonundan itibaren bu halklar, dillerini okullarda öğretmek, destanlarını yeniden yayımlamak ve geleneksel bayramlarını yeniden canlandırmak için çaba gösterdi. Yakutların yaz bayramı Isıah ya da Altaylıların Çaga Bayram'ı gibi şenlikler, bu çabanın görünür örnekleri arasındadır.

Sibirya Türklerinin hikâyesi, bozkır tarihinin yalnızca büyük imparatorlukların hikâyesi olmadığını hatırlatır. Göktürkler, Uygurlar, Hazarlar ve öbür büyük devletler ortadan kalktı; ama onların kuzeyinde yaşayan küçük topluluklar, kendi dillerini ve geleneklerini bugüne kadar taşıdı. Tarih, bazen en uzun yaşayanların en güçlüler değil, çevrelerine en iyi uyum sağlayanlar olduğunu gösterir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Wilhelm Radloff, Proben der Volkslitteratur der türkischen Stämme Süd-Sibiriens, I. cilt (St. Petersburg: Kaiserliche Akademie der Wissenschaften, 1866).
  • James Forsyth, A History of the Peoples of Siberia: Russia's North Asian Colony, 1581–1990 (Cambridge: Cambridge University Press, 1992).
  • Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples (Wiesbaden: Harrassowitz, 1992).
  • Marjorie Mandelstam Balzer (ed.), Shamanic Worlds: Rituals and Lore of Siberia and Central Asia (Armonk: M. E. Sharpe, 1997).
  • Anna Reid, The Shaman's Coat: A Native History of Siberia (London: Weidenfeld & Nicolson, 2002).
  • Andrei A. Znamenski, The Beauty of the Primitive: Shamanism and the Western Imagination (Oxford: Oxford University Press, 2007).

Arşiv ve kaynak

Bu halkların erken dönemini anlatan yazılı kaynaklar sayıca azdır: Tang hanedanının resmî tarihlerindeki kuzey halkları bölümleri ve Göktürk yazıtlarıdır. Sonraki dönemler için Rus devletinin vergi kayıtları, Rus ve Avrupalı gezginlerin ve etnografların raporları ve Radloff gibi araştırmacıların derlediği sözlü edebiyat metinleri önemlidir. Xin Tangshu'nun Çince metni Vikikaynak'ta okunabilir.

Açık sorular

  • Yakutların ataları kuzeye ne zaman ve neden göç etti?
  • Tang kronikleri «Hanhai» derken Baykal Gölü'nü mü kastediyordu?
  • Kayak, Sibirya'da hangi halklar tarafından ve ne zaman geliştirildi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Tang kroniği Yenisey'in doğusundaki üç boyu hangi adla anar? A) Gök Türkler B) Tahta atlı Türkler C) Ak Türkler D) Kara Türkler
  2. (Hedef 2) Tang kroniğine göre Kurıkanların ülkesi hangi özelliğiyle dikkat çekiyordu? A) Çok sıcak olmasıyla B) Gecelerin çok kısa olmasıyla C) Çöllerle kaplı olmasıyla D) Denizden uzak olmasıyla
  3. (Hedef 2) Sibirya Türklerinin en kuzeydeki kolu hangisidir? A) Altaylılar B) Hakaslar C) Yakutlar D) Tuvalılar
  4. (Hedef 3) Tang kroniğine göre Dubolar ölülerini nasıl gömerdi? A) Yakarak B) Tahta tabutlarda dağa bırakarak ya da ağaçlara asarak C) Denize atarak D) Taş mezarlara koyarak
  5. (Hedef 1) Rus devletinin Sibirya'ya yayılmasının başlangıcı sayılan olay hangisidir? A) 1236'da Moğolların gelişi B) 1582'de Yermak'ın Sibirya Hanlığı'nın başkentini alması C) 1632'de Kiev'in kuruluşu D) 1904'te Burhanizmin doğuşu

Açık uçlu soru

(Hedef 2) Sibirya ve Altay Türkleri bozkırın büyük imparatorluklarının yalnızca «kenarında» mı yaşıyordu? Tang kroniğindeki tahta atlı Türkler, Kurıkanlar ve Dubolar hakkındaki kayıtları kullanarak cevapla; Forsyth ile Znamenski'nin yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Tahta atlı Türkler.
  2. B — Gecelerin çok kısa olmasıyla.
  3. C — Yakutlar.
  4. B — Tahta tabutlarda dağa bırakarak ya da ağaçlara asarak.
  5. B — 1582'de Yermak'ın Sibirya Hanlığı'nın başkentini alması.

Kapsamlı bir cevap, Sibirya ve Altay Türklerinin kendi çevrelerine uyarlanmış farklı yaşam biçimleri geliştirdiğini ve bozkırın devletleriyle çeşitli bağlar kurduğunu açıklar. Tahta atlı Türklere ilişkin kaydı, bu halkların hem at yetiştirip hem kayakla avlanarak ormanın ve bozkırın olanaklarını birlikte kullandığının kanıtı olarak; Kurıkanlara ilişkin kaydı, en kuzeydeki halkların bile Tang sarayıyla ilişki kurduğunun tanıklığı olarak; Dubolara ilişkin kaydı ise bu halkların Türklerle ortak gelenekler paylaşırken kendine özgü bir yaşam sürdürdüğünün örneği olarak kullanır. Forsyth'in Rus fethinin etkisini öne çıkaran yaklaşımını, Znamenski'nin bu halklar hakkında yazılanları sorgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Bu kursta Uygurlardan Macarlara, Avarlardan Kıpçaklara kadar pek çok bozkır devletini ve halkını gördük. Bunların çoğu birkaç kuşak içinde güçlendi, büyük topraklara egemen oldu ve sonra hızla dağıldı. Oysa ormanlardaki küçük topluluklar, yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etti. Bozkır devletleri gerçekten kısa ömürlü müydü? Öyleyse bunun nedeni neydi: hükümdarlık düzeni mi, ekonomi mi, iklim mi, yoksa komşu imparatorlukların politikaları mı? Bir sonraki ders, kursun bütün örneklerini bir araya getirerek bu soruyu bir tartışma olarak ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:20 Kanca: karlı bir ormanın kenarında ayaklarında uzun tahtalar ve elinde eğri bir sopayla buzun üzerinde kayan bir silüet.
  • 1:20–3:00 Bağlam: haritada bozkırın kuzeyinde başlayan yeşil tayga kuşağı; Altay ve Sayan dağlarının vadileri.
  • 3:00–5:00 Gelişme: üç ayrı sahne yan yana: at sürüsü, kayakla avlanan bir avcı, kızak çeken ren geyikleri.
  • 5:00–7:00 Dönüş noktası: haritada Baykal'dan kuzeye, Lena Irmağı boyunca uzanan bir göç oku; ardından karlı bir ovada tüylü atlar.
  • 7:00–9:00 Kapanış: bir ateşin başında destan anlatan yüzsüz bir silüet ve onu dinleyen bir kalabalık.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.