Öğrenme hedefleri
- Bulgarların yedinci yüzyılda Karadeniz'in kuzeyindeki Büyük Bulgarya'dan Tuna'ya ve İdil'e uzanan iki yönlü yolculuğunu sıralayabileceksin.
- Tuna Bulgarlarının Slavlaşıp Hristiyanlaşması ile İdil Bulgarlarının Türk dilini koruyup İslam'ı benimsemesi arasındaki farkı, çevrelerindeki güçlerle ilişkilendirerek açıklayabileceksin.
- Bir Bizans kroniğinin Bulgarların kökenini anlatışını ve bir Abbasi elçisinin İdil Bulgarları hakkındaki kaydını okuyarak, aynı halkın iki kolunu iki ayrı yazı geleneğinin gözünden karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — gecenin kısa olduğu ülke
922 yılının mayısında, Bağdat'tan yola çıkmış bir elçilik heyeti, İdil Irmağı'nın orta kesimine, Bulgarların hükümdarı Almış'ın ordugâhına ulaştı. Heyetin kâtibi İbn Fadlan, burada gördüğü bir şeye çok şaşırdı: geceler son derece kısaydı. Yatsı namazı akşam namazıyla birlikte kılınıyor, ardından hemen sabah oluyordu. İbn Fadlan'a göre hükümdar, sabah namazını kaçırmaktan korktuğu için bir aydır uyumamıştı. Akşam ocağa konan bir tencere, sabaha kadar pişmeye zaman bulamıyordu.
Bağdatlı bir kâtibin gözünde dünyanın neredeyse sonunda yaşayan bu halk, aslında Karadeniz'in kuzeyinden gelen bir bozkır halkının bir koluydu. Aynı halkın bir başka kolu ise yaklaşık iki buçuk yüzyıl önce güneybatıya, Tuna'ya gitmiş ve Balkanlarda, imparatorluk başkentine birkaç günlük uzaklıkta bir devlet kurmuştu. Bu ders, aynı kökten gelen iki Bulgar topluluğunun neden bu kadar farklı yollara saptığını soruyor.
Bağlam — Kubrat'ın vasiyeti
Yedinci yüzyılın ilk yarısında, Azak Denizi ile Kuban Irmağı arasındaki bozkırlarda, Kubrat adlı bir önderin yönetiminde güçlü bir Bulgar birliği kuruldu. Bizans kaynakları bu devlete «eski Büyük Bulgarya» der. Kubrat, Avarlara karşı Bizans'la iyi ilişkiler kurmuştu.
Bizanslı tarihçi Theophanes, dokuzuncu yüzyılın başında yazdığı kronikte, Kubrat'ın ölümünden sonra neler olduğunu anlatır. Bu anlatı, dersin birincil kaynağıdır. Kubrat beş oğluna, birbirlerinden asla ayrılmamalarını vasiyet etmişti. Ama oğullar, babalarının ölümünden kısa süre sonra halklarıyla birlikte dağıldılar.
Theophanes'e göre büyük oğul Batbayan, babasının ataları yurdunda kaldı; ama kısa süre sonra doğudan gelen Hazarlar onu kendilerine vergi ödeyen bir bağımlı yaptılar. İkinci oğul Don'u geçip onun karşısına yerleşti. Dördüncü oğul Pannonia'ya gidip Avar kağanına bağlandı; beşinci oğul İtalya'da Ravenna yakınlarına ulaştı. Üçüncü oğul Asparuh ise Dinyeper'i ve Dinyester'i geçerek Tuna'nın kuzeyine geldi.
Gelişme — Tuna'nın güneyinde bir devlet
Asparuh, halkıyla birlikte Tuna'nın kuzeyindeki bataklık ve ırmaklarla çevrili bir bölgeye yerleşti. Theophanes bu yeri Onglos diye anar. Bizans imparatoru IV. Konstantinos, 680'de bu yeni komşuyu oradan çıkarmak için karadan ve denizden büyük bir sefer düzenledi. Ama bataklıklar yüzünden Bizans ordusu saldıramadı; imparator hastalanıp ayrılınca ordusu dağıldı. Bulgarlar Bizans ordusunu izleyerek Tuna'yı geçti ve Tuna ile Balkan dağları arasındaki bölgeye yerleşti. Theophanes'e göre Bizans, bu yenilgiden sonra Bulgarlara yıllık bir ödeme yapmayı kabul etmek zorunda kaldı; kronikçi bunu Bizans için utanç verici bir barış olarak anar.
Tuna Bulgarları, yerleştikleri bölgede kendilerinden çok daha kalabalık olan Slav topluluklarının arasında yaşadılar. Başkentleri Pliska'da, Bulgar hükümdarları Yunanca yazıtlar diktirdiler ve kendilerine bozkır kökenli unvanlar verdiler. Ama zamanla Bulgar seçkinleri, yönettikleri Slavların dilini benimsedi. 864'te Bulgar hükümdarı Boris Hristiyanlığı kabul etti; dokuzuncu yüzyılın sonunda Slav dilinde yazılmış dinî metinler Bulgar ülkesinde yaygınlaştı.
Dönüş noktası — İdil'in kıyısında bir hükümdar
Bulgarların bir başka kolu ise kuzeye, İdil ile Kama ırmaklarının birleştiği bölgeye yerleşti. Bu topluluk, sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda Hazarların egemenliği altında yaşadı. Onuncu yüzyılın başında hükümdarları Almış, Bağdat'taki Abbasi halifesine bir mektup yazdı.
İbn Fadlan'a göre Almış, hutbede kendi babasının adının anılmasını istemedi, çünkü babası Müslüman değildi. Halifenin adını öğrenince kendine Abdullah oğlu Cafer adını verdi ve hutbede «Bulgar emiri Abdullah oğlu Cafer» diye anılmaya başladı. Ama ilişki pürüzsüz değildi: halifenin vaat ettiği dört bin dinarlık para, yoldaki bir aksaklık yüzünden heyetle birlikte gelmemişti. İbn Fadlan'a göre Almış buna çok kızdı; kale ve cami için gönderilmesi gereken paranın nerede olduğunu elçiden sert bir dille sordu.
Cevap — iki kol, iki yol
Bulgarların iki kolu, yerleştikleri çevrenin etkisiyle farklı yönlere evrildi. Tuna Bulgarları, kalabalık Slav toplulukları ile güçlü Bizans arasında yaşadılar; dillerini Slav diliyle değiştirdiler ve Bizans'tan Hristiyanlığı benimsediler. Bulgar adı yaşadı, ama bu ad zamanla Slav dilli bir halkın adı oldu. İdil Bulgarları ise Hazarlar ile kuzeydeki orman halkları arasında, İslam dünyasına uzanan ticaret yolları üzerinde yaşadılar; Türk dillerinden birini konuşmaya devam ettiler ve Bağdat'la bağ kurarak İslam'ı benimsediler.
Yaygın yanlış«Tuna Bulgarları, Balkanlara yerleştikten sonra da yüzyıllar boyunca Türkçe konuşmaya devam etti.»
Tuna boyunda taşa ve parşömene geçen yazıların diline bakmak bu varsayımı sarsar. Pliska'daki erken Bulgar yazıtları Yunanca yazılmıştır; bu yazıtlarda bozkır kökenli birkaç unvan ve sözcük geçse de, Bulgar dilinde yazılmış uzun bir metin yoktur. Dokuzuncu yüzyılın sonunda Bulgar ülkesinde yazı dili Slav diliydi ve Bulgar seçkinleri bu dili benimsemişti. Bugünkü Bulgarca, Slav dillerinden biridir. Bulgarların bozkır mirası unvanlarda, bazı adlarda ve devlet geleneğinde izler bıraktı; ama dilleri, yönettikleri çoğunluğun dili oldu.
Bugünle bağ — İdil boyundan Ankara'ya
Türkiye'nin tarih yazımında İdil boyunun özel bir yeri vardır. Türkçülüğün ilk sistemli metinlerinden biri sayılan Üç Tarz-ı Siyaset adlı makaleyi 1904'te yazan Yusuf Akçura, 1876'da İdil Irmağı'nın kıyısındaki Simbirsk kentinde doğmuştu. Akçura, ailesiyle birlikte genç yaşta İstanbul'a geldi; sonra Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türk Tarih Kurumu'nun yönetiminde görev aldı. İdil boyundaki Tatar toplulukları, kendi geçmişlerini çoğu zaman İdil Bulgarlarına bağlar. Bir bozkır halkının bir kolunun yüzyıllar önce yerleştiği bölgeden çıkan bir düşünürün, modern Türkiye'nin tarih anlayışının kurulmasında rol oynaması, Bulgar mirasının beklenmedik yollardan bugüne ulaştığını gösterir.
Birincil kaynak
Theophanes'in Chronographia'sından, Kubrat'ın vasiyeti ve oğullarının dağılması:
Κροβάτου τοῦ κυροῦ τῆς λεχθείσης Βουλγαρίας καὶ τῶν Κοτράγων τὸν βίον μεταλλάξαντος καὶ πέντε καταλιπόντος υἱοὺς καὶ διατυπώσαντος μηδαμῶς τούτους ἀποχωρισθῆναι ἐκ τῆς πρὸς ἀλλήλους διαίτης διὰ τὸ πάντῃ κυριεύειν αὐτοὺς καὶ ἑτέρῳ μὴ δουλωθῆναι ἔθνει, μετ᾽ ὀλίγον δὲ χρόνον τῆς ἐκείνου τελευτῆς εἰς διαίρεσιν ἐληλυθότες οἱ αὐτοῦ πέντε υἱοὶ διέστησαν ἀπ᾽ ἀλλήλων μετὰ τοῦ ἐν ὑπεξουσιότητι ἑκάστου αὐτῶν ὑποκειμένου λαοῦ.
Türkçesi: Adı geçen Bulgarya'nın ve Kotragların efendisi Kubrat hayatını kaybetti. Geride beş oğul bıraktı ve onlara, her zaman efendi kalmaları ve başka bir halka kul olmamaları için, birbirleriyle birlikte yaşamaktan asla ayrılmamalarını vasiyet etti. Ama onun ölümünden kısa bir süre sonra beş oğlu ayrılığa düştü; her biri kendi buyruğu altındaki halkla birlikte öbürlerinden ayrıldı.
Kaynak: Theophanes, Chronographia, dünyanın yaratılışından 6171. yıl kaydı; Yunanca metin Carl de Boor (ed.), Theophanis Chronographia, I. cilt (Leipzig: Teubner, 1883), s. 357, Internet Archive; tarayıcının bozduğu harfler düzeltilerek verildi. Türkçesi, Yunancasından bizim.
- Kubrat'ın vasiyeti, birlikte kalmanın amacını nasıl tanımlıyor? «Başka bir halka kul olmamak» ifadesi, bozkır siyasetinde neyin önemli olduğunu gösteriyor?
- Theophanes bu vasiyeti, Bulgarların dağılmasını anlatmadan hemen önce aktarıyor. Bu sıralama, okurda nasıl bir izlenim bırakıyor?
- Bu anlatı, birlik öğüdü veren bir babanın öyküsüne benziyor. Böyle bir öykünün gerçek bir vasiyete mi, yoksa sonradan kurulmuş bir açıklamaya mı dayandığını nasıl sınayabiliriz?
Tarihçiler Tartışıyor
- István Zimonyi (1990) — İdil Bulgarlarının kökenini incelediği çalışmasında, Arap, Bizans ve öbür kaynakları karşılaştırarak Bulgarların İdil boyuna ne zaman ve hangi yollardan geldiğini tartıştı; İdil Bulgar devletinin farklı toplulukların bir araya gelmesiyle oluştuğunu ileri sürdü.
- Peter Golden (1992) — Oğur dilli toplulukları da kapsayan genel değerlendirmesinde, Bulgarları Türk dillerinin bir kolunu konuşan topluluklar arasında ele aldı ve onların Tuna'da Slavlaşmasını, İdil'de ise Türk dilini korumasını karşılaştırdı.
- Richard Frye (2005) — İbn Fadlan'ın seyahatnamesini İngilizceye çevirip yorumladığı kitapta, Abbasi elçiliğinin dinî amaçlarının yanında Hazarlara karşı bir ittifak arayışıyla da bağlantılı olduğunu vurguladı.
- Florin Curta (2006) — Ortaçağda Güneydoğu Avrupa'yı incelediği kitabında, Tuna Bulgar devletinin oluşumunu Bizans ile Balkanlardaki Slav toplulukları arasındaki ilişkiler içinde değerlendirdi; Bulgar devletinin yalnızca dışarıdan gelen bir fetihle değil, yerel topluluklarla kurulan ilişkilerle biçimlendiğini gösterdi.
Bu tartışma, Bulgarların iki kolunu farklı açılardan aydınlatıyor. Zimonyi ve Frye, İdil Bulgarlarına ve onların İslam dünyasıyla ilişkisine odaklanır. Curta, Tuna Bulgarlarını Balkanların yerel dinamikleri içinde okur. Golden ise iki kolu bir arada, bir dil ve kimlik meselesi olarak karşılaştırır. Dördünün kaynak tabanı farklıdır: Zimonyi ve Frye Arapça metinlerden, Curta Bizans kaynakları ve arkeolojiden, Golden ise dil verilerinden yola çıkar. Birlikte okunduklarında, «Bulgar» adının iki farklı tarihin ortak başlangıç noktası olduğu ve bu iki tarihin ancak farklı dillerdeki kaynaklar yan yana konduğunda görülebildiği anlaşılır.
Derine İn
Tuna Bulgar devleti, dokuzuncu yüzyılın başında güçlü bir hükümdarın, Krum'un döneminde büyük bir genişleme yaşadı. 811'de Bizans imparatoru I. Nikephoros, Bulgar başkenti Pliska'yı ele geçirdikten sonra geri çekilirken Bulgarların kurduğu bir pusuda hayatını kaybetti. Krum'un halefi Omurtag döneminde Bulgar hükümdarları, Pliska'da ve başka yerlerde Yunanca yazıtlar diktirdi. Bu yazıtlarda hükümdar, bozkır kökenli bir unvanla, «kanasubigi» diye anılır. Yazıtların dili Yunancaydı, ama unvan bozkırdan geliyordu; bu karışım, Tuna Bulgar devletinin iki dünya arasındaki konumunu yansıtır.
Onuncu yüzyılın başında Bulgar hükümdarı Simeon, Bizans'la büyük savaşlar yaptı ve Konstantinopolis'in surlarına kadar ulaştı. Simeon, Konstantinopolis'te eğitim görmüş bir hükümdardı ve Bizans imparatorluk unvanına benzer bir unvan istiyordu. Bir bozkır önderinin soyundan gelen bir hükümdarın, Bizans imparatoruyla onun kendi dilinde ve kendi unvanlarıyla yarışması, Tuna Bulgarlarının iki buçuk yüzyılda ne kadar dönüştüğünü gösterir. Onun döneminde Bulgar ülkesi, Slav dilinde yazılmış dinî ve edebi metinlerin önemli bir merkezi oldu. Ama on birinci yüzyılın ilk çeyreğinde II. Basileios, uzun savaşlardan sonra Bulgar devletini ortadan kaldırdı ve toprakları Bizans'a bağladı.
İdil Bulgarlarının devleti ise daha uzun yaşadı. Onuncu yüzyılın ikinci yarısında Hazar devletinin çöküşüyle İdil Bulgarları bağımsızlıklarını güçlendirdi. Bulgar kenti, İdil boyunca uzanan ticaretin önemli bir merkezi oldu; kuzeyden gelen kürkler, güneyden gelen gümüş sikkeler ve İslam dünyasının malları burada el değiştirdi. On üçüncü yüzyılın başında ise doğudan gelen Moğollar, 1236'da İdil Bulgar ülkesini ele geçirdi. Bulgar kenti bir süre Moğol egemenliğinde bir ticaret merkezi olarak yaşamaya devam etti.
İdil Bulgarlarının dili, bugün yaşayan bir dilin atası olarak kabul edilir. Dilbilimcilerin çoğuna göre İdil boyunda konuşulan Çuvaşça, Bulgarların konuştuğu Türk dili kolunun bugüne ulaşan tek temsilcisidir. Çuvaşça, öbür Türk dillerinden belirgin biçimde ayrılan ses özellikleri taşır; bu özellikler, Bulgar dilinin Türk dillerinin erken bir kolundan geldiğini düşündürür. Bugün İdil boyundaki Tatar toplulukları ise kendi geçmişlerini çoğu zaman İdil Bulgarlarına bağlar; bu bağın dil ve kültür açısından ne ölçüde sürekli olduğu, tarihçiler arasında tartışılır.
İbn Fadlan'ın anlatısı, İdil Bulgarlarının gündelik hayatına da ışık tutar. Elçi, Bulgar ülkesindeki pazarları, İdil boyunda kurulan büyük panayırları, Rus tüccarlarının getirdiği kürkleri ve köleleri, ağaçlardan yapılmış evleri ve hükümdarın ordugâhındaki törenleri ayrıntılı biçimde anlatır. Bu anlatılar, bir Abbasi elçisinin gözüyle yazılmıştır ve onun kendi dünyasının ölçülerini taşır; ama İdil Bulgarlarının hem bozkır geleneklerini hem de İslam dünyasıyla kurdukları yeni bağları bir arada gösteren eşsiz bir tanıklıktır.
Bulgarların hikâyesi, bozkır halklarının yerleştikleri çevreyle nasıl dönüştüğünü gösteren en açık örneklerden biridir. Aynı kökten gelen iki topluluk, biri Balkanlarda Slav dilli ve Hristiyan, öbürü İdil boyunda Türk dilli ve Müslüman olarak iki farklı tarih yazdı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Cyril Mango ve Roger Scott (çev.), The Chronicle of Theophanes Confessor: Byzantine and Near Eastern History, AD 284–813 (Oxford: Clarendon Press, 1997).
- István Zimonyi, The Origins of the Volga Bulghars (Szeged: Attila József University, 1990).
- Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples (Wiesbaden: Harrassowitz, 1992).
- Richard N. Frye, Ibn Fadlan's Journey to Russia: A Tenth-Century Traveler from Baghdad to the Volga River (Princeton: Markus Wiener, 2005).
- Florin Curta, Southeastern Europe in the Middle Ages, 500–1250 (Cambridge: Cambridge University Press, 2006).
- Paul Lunde ve Caroline Stone (çev.), Ibn Fadlan and the Land of Darkness: Arab Travellers in the Far North (London: Penguin, 2012).
Arşiv ve kaynak
Bulgarlara ilişkin başlıca yazılı kaynaklar, Theophanes ve Nikephoros gibi Bizans tarihçilerinin kronikleri, Pliska ve çevresindeki Yunanca Bulgar yazıtları, İbn Fadlan'ın seyahatnamesi ve öbür Arap coğrafyacılarının anlatılarıdır. Theophanes'in Yunanca metni ve İbn Fadlan'ın Arapça metni sırasıyla Internet Archive'da ve Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- İdil Bulgarları, Kubrat'ın oğullarından hangisinin halkından geliyordu?
- Tuna Bulgar seçkinleri Slav dilini ne zaman ve ne kadar hızlı benimsedi?
- Almış'ın halifeye yazdığı mektubun tam metni neydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Theophanes'e göre Kubrat'ın oğullarından hangisi Tuna'ya ulaştı? A) Batbayan B) Asparuh C) Kotrag D) Almış
- (Hedef 1) İbn Fadlan'ın elçilik heyeti Bulgar ülkesine hangi yıl ulaştı? A) 680 B) 811 C) 864 D) 922
- (Hedef 2) Tuna Bulgarları hangi dini benimsedi? A) İslam B) Hristiyanlık C) Yahudilik D) Maniheizm
- (Hedef 3) İbn Fadlan'a göre İdil Bulgar hükümdarı halifeden neden kale istedi? A) Bizans'tan korktuğu için B) Hazar kralından korktuğu için C) Moğollardan korktuğu için D) Rus tüccarlarından korktuğu için
- (Hedef 2) Dilbilimcilerin çoğuna göre Bulgarların konuştuğu Türk dili kolunun bugüne ulaşan temsilcisi hangisidir? A) Kazakça B) Çuvaşça C) Kırgızca D) Uygurca
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Aynı kökten gelen iki Bulgar topluluğu neden bu kadar farklı yollara saptı? Theophanes'in anlatısını ve İbn Fadlan'ın kaydını kullanarak cevapla; Curta ile Frye'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Asparuh.
- D — 922.
- B — Hristiyanlık.
- B — Hazar kralından korktuğu için.
- B — Çuvaşça.
Kapsamlı bir cevap, iki Bulgar topluluğunun yerleştikleri çevrenin etkisiyle farklı yönlere evrildiğini açıklar. Theophanes'in anlatısını, Kubrat'ın ölümünden sonra Bulgar birliğinin dağıldığının ve Asparuh'un Bizans'ın kapısında bir devlet kurduğunun kanıtı olarak; İbn Fadlan'ın kaydını ise İdil Bulgarlarının Hazarlara bağımlılıklarından kurtulmak için Bağdat'la bağ kurduğunun ve İslam'ı bu siyasi ortam içinde benimsediğinin tanıklığı olarak kullanır. Curta'nın Tuna Bulgarlarını Balkanların yerel dinamikleri içinde okuyan yaklaşımını, Frye'ın İbn Fadlan elçiliğinin siyasi amaçlarını vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
İbn Fadlan'ın heyeti İdil'e varmadan önce, Harezm'den kuzeye uzanan uzun bir yol boyunca başka bozkır halklarının topraklarından geçti. Bunların en kalabalığı, kış soğuğunda çadırlarda yaşayan ve kendi önderleri bulunan Oğuzlardı; Arap kaynakları onlara Guz der, Bizans kaynakları Uz. Aynı yüzyıllarda Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlarda bir başka halk, Peçenekler, Bizans ile Kiev arasında belirleyici bir güç oldu. Bir sonraki ders, bu iki bozkır halkının kim olduğunu ve Bizans, Kiev ve İslam dünyası arasındaki yerlerini soruyor.