Öğrenme hedefleri
- Hazar kağanlığının yedinci yüzyıldaki ortaya çıkışından onuncu yüzyıldaki çöküşüne kadar başlıca aşamalarını sıralayabileceksin.
- Hazar yöneticilerinin Yahudiliği benimsemesini, devletin Bizans ve Abbasi Halifeliği arasındaki konumu ve ticaret ağlarıyla ilişkilendirerek açıklayabileceksin.
- Hazar hükümdarının kendi ailesinin din değiştirmesini anlattığı mektubu okuyarak, bir hanedanın kendi geçmişini nasıl kurduğunu değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — Kurtuba'dan bir mektup
Onuncu yüzyılın ortasında, Endülüs'ün başkenti Kurtuba'da, halife III. Abdurrahman'ın sarayında Hasday ibn Şaprut adlı bir Yahudi hekim ve devlet adamı görev yapıyordu. Hasday, sarayın dış ilişkilerinde önemli bir rol oynuyordu; yabancı hükümdarların elçileri ve armağanları onun elinden geçiyordu. Her elçiye aynı soruyu soruyordu: dünyanın herhangi bir yerinde, kendi devletine sahip bir Yahudi topluluğu var mıydı?
Bir gün Horasan'dan gelen tüccarlar ona, el-Hazar adında bir Yahudi krallığı olduğunu söylediler. Hasday buna inanmadı; tüccarların onu memnun etmek için böyle konuştuğunu düşündü. Ama kısa bir süre sonra Konstantinopolis'ten gelen Bizans elçileri de aynı şeyi doğruladı. Hasday, bu uzak krallığın hükümdarına bir mektup yazmaya karar verdi. Yosef'in cevabına göre mektubu ona, Almanya'dan gelen bir Yahudi, Eliezer oğlu İshak ulaştırdı. Yosef cevabının başlığında kendini «Kral Harun oğlu Kral Yosef, Türk» diye tanıtır. Hasday'ın merakı bizi bu dersin sorusuna götürüyor: bozkırdan çıkan bir hanedan neden Yahudiliği benimsedi ve bu tercih Hazar devletinde nasıl yaşandı?
Bağlam — Kafkasya'nın kuzeyinde bir kağanlık
Hazarlar, yedinci yüzyılda Kafkasya'nın kuzeyinde, Karadeniz ile bugün Türkçede Hazar Denizi denen iç deniz arasındaki bozkırlarda güçlenmeye başladı. Batı Göktürk kağanlığının bu bölgedeki gücü zayıflayınca, Hazarlar onun yerini aldı. Pek çok tarihçi, Hazar hükümdar ailesinin Göktürklerin Aşina soyuyla bağlantılı olabileceğini düşünür; bu bağı kanıtlayan bir belge ise henüz ele geçmedi.
Hazarlar, ortaya çıktıkları andan itibaren iki büyük imparatorluğun arasında yer aldılar. Bizans kaynaklarına göre 627'de Bizans imparatoru Herakleios, İran'a karşı yürüttüğü savaşta Kafkasya'da bir Türk önderiyle ittifak kurdu; bu önderin Hazarlarla ya da Batı Göktürklerle ilişkili olduğu düşünülür. Yedinci yüzyılın ortasından itibaren ise güneyde yeni bir güç, Arap halifeliği yükseldi ve Kafkasya'ya ulaştı. Hazarlar ile Araplar arasında yaklaşık bir yüzyıl süren savaşlar, Arapların Kafkasya'nın kuzeyine ilerlemesini durdurdu.
Gelişme — İtil: ırmağın iki yakası
Hazarların başkenti İtil, Volga Irmağı'nın aşağı kesiminde, Hazar Denizi'ne yakın bir yerdeydi. Volga, kuzeydeki ormanlardan güneydeki Müslüman ülkelerine uzanan büyük bir ticaret yoluydu. Kuzeyden kürkler, bal, balmumu ve köleler; güneyden gümüş sikkeler, ipek ve başka mallar bu yol üzerinden taşınıyordu.
Hazar devletinin yönetim biçimi de dikkat çekiciydi. Arap kaynaklarına göre Hazarların iki hükümdarı vardı. Biri kutsal sayılan ve halkın önüne çok nadiren çıkan büyük kağandı; öbürü ise orduyu yöneten ve devlet işlerini yürüten ikinci hükümdardı.
Dönüş noktası — bir kralın seçimi
Hasday'ın mektubuna Hazar kralı Yosef'in cevabı da günümüze ulaştı. Yosef, bu cevabında ailesinin Yahudiliği nasıl benimsediğini anlatır. Bu anlatım, dersin birincil kaynağıdır.
Yosef'in anlatısına göre, birkaç kuşak önce Bulan adında bilge bir kral, ülkesindeki büyücüleri ve putperestleri kovdu. Bizans imparatoru ve Araplar, onun ünü yayılınca elçiler ve din bilginleri göndererek onu kendi dinlerine kazanmaya çalıştılar. Bulan, bir Yahudi bilgini de çağırdı ve üç dinin bilginlerini tartıştırdı. Yosef'e göre, Bulan'dan sonra gelen Ovadya adlı bir kral da Yahudiliği daha düzenli bir biçimde kurdu; sinagoglar ve okullar yaptırdı, Yahudi bilginleri ülkesine getirdi.
Bu dönüşümün ne zaman gerçekleştiği tartışmalıdır. Bazı tarihçiler sekizinci yüzyılın ortasını, bazıları dokuzuncu yüzyılın ilk yarısını önerir. 830'lara tarihlenen ve Hazar topraklarında basıldığı düşünülen bazı gümüş sikkelerin üzerinde, Arapça yazıyla «Musa Tanrı'nın elçisidir» ifadesi yer alır; bu sikkeler, dönüşümün en geç bu yıllarda gerçekleştiğini düşündürür.
Cevap — iki dünyanın arasında üçüncü bir yol
Hazar yöneticilerinin bu seçimini tek bir gerekçeye indirmek zor; üç etken iç içe geçiyor. Birincisi, Hazarlar Hristiyan Bizans ile Müslüman Abbasi Halifeliği arasında yer alıyordu. Bu iki dinden birini benimsemek, o dinin büyük imparatorluğuna bir ölçüde bağımlılık anlamına gelebilirdi. Yahudilik ise Hazarlara, iki büyük güç karşısında bağımsız bir kimlik sunuyordu. İkincisi, Hazar topraklarında ve ticaret yollarında Yahudi tüccarlar ve Bizans'tan ya da İran'dan gelen Yahudi topluluklar vardı. Üçüncüsü, yazılı bir kutsal kitaba ve hukuka dayanan bir din, büyüyen bir devletin yönetim ve meşruiyet ihtiyaçlarına cevap verebiliyordu.
Yaygın yanlış«Hazar devleti Yahudiliği benimseyince bütün Hazarlar Yahudi oldu ve devlet başka dinlere kapandı.»
Kaynaklar, Yahudiliğin özellikle hükümdar ailesi ve seçkinler arasında yayıldığını düşündürür. İbn Fadlan'ın aktarılan anlatısı, başkent İtil'in bir yakasının Müslümanlara ayrıldığını ve onların davalarına bir Müslüman görevlinin baktığını yazar. Onuncu yüzyıl Arap tarihçisi Mesudi de Hazar başkentinde Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve öbür inançlardan insanlar için ayrı yargıçlar bulunduğunu kaydeder. Hasday'ın mektubuna verilen cevap da Hazarların Hristiyan, Müslüman ve putperest halklardan vergi aldığını söyler. Hazar devleti, Yahudi bir hanedan tarafından yönetilen çok dinli bir devletti.
Bugünle bağ — «Hazar Denizi»
Türkiye'de dünyanın en büyük iç denizine «Hazar Denizi» denir. Bu ad, doğrudan Hazarlardan gelir: deniz, yüzyıllar boyunca kıyısında egemen olan bu bozkır devletinin adıyla anıldı. Aynı denize başka dillerde başka adlar verilir; İngilizce ve pek çok Avrupa dilinde, antik çağda kıyısında yaşayan bir halkın adından gelen «Kaspi» adı kullanılır. Bir denizin farklı dillerde farklı halkların adını taşıması, coğrafya adlarının birer tarih belgesi olduğunu hatırlatır. Hazar devleti onuncu yüzyılda ortadan kalktı; ama adı, Türkçenin haritasında bugün de yaşıyor.
Birincil kaynak
Hazar kralı Yosef'in Hasday ibn Şaprut'a cevabından, Bulan'ın dinler arasında yaptığı tercihin anlatımı (İbranice özgün metin günümüze daha sonraki kopyalarla ulaşmıştır; aşağıdaki parça Jacob Marcus'un İngilizce çevirisindendir):
On the third day he called all the sages together and said to them, "Speak and argue with one another and make clear to me which is the best religion." […] The King said to the Christian priest "What do you think? Of the religion of the Jews and the Muslims, which is to be preferred?" The priest answered: "The religion of the Israelites is better than that of the Muslims." The King then asked the qadi "What do you say? Is the religion of the Israelites, or that of the Christians preferable?" The qadi answered: "The religion of the Israelites is preferable."
Türkçesi: Üçüncü gün kral bütün bilginleri bir araya topladı ve onlara şöyle dedi: «Konuşun, birbirinizle tartışın ve bana hangi dinin en iyisi olduğunu açıkça gösterin.» […] Kral Hristiyan din adamına sordu: «Ne düşünüyorsun? Yahudilerin dini ile Müslümanların dini arasında hangisi tercih edilmeli?» Din adamı cevap verdi: «İsrailoğullarının dini, Müslümanlarınkinden daha iyidir.» Kral ardından kadıya sordu: «Sen ne dersin? İsrailoğullarının dini mi, yoksa Hristiyanlarınki mi tercih edilmeli?» Kadı cevap verdi: «İsrailoğullarının dini tercih edilmelidir.»
Kaynak: Hazar kralı Yosef'in Hasday ibn Şaprut'a cevabı, onuncu yüzyılın ortası; Jacob Marcus'un İngilizce çevirisi, The Jew in the Medieval World (New York, 1938), Vikikaynak. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Kral, her bilgine yalnızca öbür iki din arasında bir seçim yaptırıyor. Bu soru biçimi, tartışmanın sonucunu nasıl önceden belirliyor?
- Bu anlatı, bir Yahudi hükümdarın bir Yahudi devlet adamına yazdığı mektupta yer alıyor. Bu durum, anlatının amacı hakkında ne düşündürüyor?
- Bu tür «dinler arası tartışma» anlatıları başka toplumların din değiştirme hikâyelerinde de görülür. Bu benzerlik, anlatının tarihsel bir olayı mı, yoksa bir anlatı kalıbını mı yansıttığı sorusunu nasıl etkiler?
Tarihçiler Tartışıyor
- Douglas Dunlop (1954) — Hazarların tarihini Arap, Bizans, İbrani ve öbür kaynaklara dayanarak yazdığı kitabında, Hazarların Yahudiliği benimsemesini ayrıntılı biçimde inceledi; Yosef'in mektubunu ve Arap kaynaklarını karşılaştırarak dönüşümün tarihini ve kapsamını tartıştı.
- Peter Golden (1980) — Hazar dili ve tarihi üzerine çalışmalarında, Hazar devletinin yapısını ve Türk dünyasıyla ilişkisini inceledi; Hazarların Göktürk devlet geleneğini sürdürdüğünü ve ikili hükümdarlığın bu geleneğin bir dönüşümü olabileceğini tartıştı.
- Norman Golb ve Omeljan Pritsak (1982) — Kahire'deki bir sinagogun eski belge deposunda bulunan ve Kiev'deki Yahudi topluluğuyla ilgili onuncu yüzyıla ait bir mektubu yayımladıkları kitapta, Hazar Yahudiliğine ilişkin yeni belgeler sundular; bu belgelerin Yosef'in mektubuyla ilişkisini tartıştılar.
- Boris Zhivkov (2015) — Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda Hazarya'yı incelediği kitabında, Yahudiliğin Hazar devletindeki rolünü yeniden değerlendirdi; bu dinin yönetici seçkinlerin meşruiyetini güçlendiren bir araç olarak nasıl işlediğini tartıştı.
Bu tartışma, Hazarların Yahudiliğini farklı açılardan ele alıyor. Dunlop, kaynakları karşılaştırarak olayların tarihini kurar. Golden, Hazarları Türk devlet geleneği içine yerleştirir. Golb ve Pritsak, yeni belgelerle tartışmaya yeni sorular katar. Zhivkov ise dinin bir devlet ideolojisi olarak nasıl kullanıldığına bakar. Tartışmanın kaynağı ortaktır, ama her yazar ona farklı bir soruyla yaklaşır. Birlikte okunduklarında, Hazarların dinî tercihinin hem bir inanç, hem bir diplomasi, hem de bir devlet kurma meselesi olduğu görülür.
Derine İn
Yosef'in mektubunun güvenilirliği uzun süre tartışıldı. Mektubun bilinen en eski kopyaları, onuncu yüzyıldan çok sonraya, yaklaşık on altıncı yüzyıla aittir ve ilk kez 1577'de basılmıştır. Bazı araştırmacılar, mektubun sonraki yüzyıllarda yazılmış bir metin olabileceğini ileri sürdü. Ama mektubun içerdiği pek çok bilgi, Arap ve Bizans kaynaklarındaki bilgilerle uyumludur ve bugün çoğu araştırmacı, mektubun onuncu yüzyıla ait bir özün sonraki kopyalarla aktarıldığını kabul eder. Mektubun daha uzun bir sürümü ile daha kısa bir sürümü arasındaki farklar da tartışılmaya devam ediyor.
Hazarların Bizans ile ilişkisi, onların tarihinin önemli bir parçasıdır. Sekizinci yüzyılın başında Bizans imparatoru II. Iustinianus, sürgündeyken bir Hazar prensesiyle evlendi. Sekizinci yüzyılın ortasında Bizans imparatoru V. Konstantinos da bir Hazar prensesiyle evlendi; bu evlilikten doğan oğlu, sonradan imparator olan IV. Leon'du ve Bizans kaynaklarında «Hazar» lakabıyla anıldı. Bu evlilikler, iki devlet arasındaki ittifakın ne kadar yakın olduğunu gösterir.
Yosef'in mektubu, Bulan'dan kendisine kadar uzanan bir hükümdarlar listesi de verir. Ovadya'dan sonra gelen hükümdarların adları Hizkiya, Menaşe, Hanukka, İshak, Zebulun, Musa, Nisi, Harun, Menahem ve Binyamin gibi İbranice adlardır. Bu liste, Yahudiliğin hükümdar ailesi içinde kuşaklar boyunca nasıl yerleştiğini gösteren bir iç tanıklıktır; ama bu adların her birinin hangi yıllarda hüküm sürdüğünü başka kaynaklardan doğrulamak çoğu zaman mümkün değildir.
Hazar Yahudiliğinin izleri arkeolojide sınırlıdır. Hazar topraklarında kazılan mezarların büyük bölümü, bozkır geleneklerine uygun gömüleri gösterir; Yahudi geleneğine açıkça bağlanabilecek buluntular azdır. Bu, Yahudiliğin özellikle yönetici seçkinler arasında yaşadığı görüşüyle uyumludur; ama aynı zamanda arkeolojinin bir topluluğun inancını her zaman kolayca gösteremediğini de hatırlatır. Yazılı kaynaklar ile toprak altındaki buluntular arasındaki bu boşluk, Hazar tarihinin en büyük açık sorularından biridir.
Hazarlar, dokuzuncu yüzyılda kuzeyden gelen yeni bir güçle karşılaştılar: Ruslar. Volga ve Dinyeper ırmakları boyunca ticaret yapan bu topluluklar, Hazarların ticaret yolları üzerindeki denetimini tehdit etti. Kiev merkezli Rus devleti güçlendikçe, Hazarlarla çatışmaları da arttı. Yosef'in mektubunda, Hazarların düşmanlarının hiçbirinin onlara karşı duramadığını söylemesinden yalnızca birkaç yıl sonra, 960'ların ortasında Kiev prensi Svyatoslav, Hazar topraklarına büyük bir sefer düzenledi ve Hazar kağanlığının gücünü kırdı. Hazar devleti bu darbeden sonra bir daha toparlanamadı.
Hazarların yıkılışından sonra, Hazar adı uzun süre başka bağlamlarda yaşadı. On ikinci yüzyılda Endülüslü Yahudi düşünür Yehuda Halevi, Kuzari adlı felsefi eserini Hazar kralının dinler arasında yaptığı tercih çerçevesinde yazdı. Bu eser, Hazar hikâyesini bir felsefe tartışmasına dönüştürdü ve Yahudi düşünce tarihinde önemli bir yer edindi.
Hazarlar, bir bozkır devletinin büyük dinler karşısında kendi yolunu arayışının belki de en sıra dışı örneğidir. Uygurların Maniheizmi, Hazarların Yahudiliği ve sonraki yüzyıllarda pek çok Türk topluluğunun İslam'ı benimsemesi, bozkır devletlerinin dinî tercihlerinin çoğu zaman komşu imparatorluklarla ilişkilerine, ticaret ağlarına ve yöneticilerin meşruiyet arayışına bağlı olduğunu gösterir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Jacob R. Marcus, The Jew in the Medieval World: A Source Book, 315–1791 (New York: Jewish Publication Society, 1938).
- D. M. Dunlop, The History of the Jewish Khazars (Princeton: Princeton University Press, 1954).
- Peter B. Golden, Khazar Studies: An Historico-Philological Inquiry into the Origins of the Khazars, 2 cilt (Budapest: Akadémiai Kiadó, 1980).
- Norman Golb ve Omeljan Pritsak, Khazarian Hebrew Documents of the Tenth Century (Ithaca: Cornell University Press, 1982).
- Peter B. Golden, Haggai Ben-Shammai ve András Róna-Tas (ed.), The World of the Khazars (Leiden: Brill, 2007).
- Boris Zhivkov, Khazaria in the Ninth and Tenth Centuries (Leiden: Brill, 2015).
Arşiv ve kaynak
Hazarlara ilişkin başlıca kaynaklar, Hasday ibn Şaprut ile Yosef arasındaki yazışma, İbn Fadlan, İstahri, İbn Havkal ve Mesudi gibi Arap yazarların anlatıları, Bizans kaynakları ve Kahire'deki bir sinagogun eski belge deposunda bulunan İbranice belgelerdir. Hasday ile Yosef'in mektuplarının İngilizce çevirisi ve İbn Fadlan'ın seyahatnamesinin Arapça metni Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Hazar hükümdarları Yahudiliği tam olarak ne zaman benimsedi?
- Hazar halkının ne kadarı Yahudiliği benimsedi?
- Hazar hükümdar ailesi gerçekten Göktürklerin Aşina soyundan mı geliyordu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Hazarların başkenti İtil hangi ırmağın kıyısındaydı? A) Tuna B) Dinyeper C) Volga D) Don
- (Hedef 2) Hasday ibn Şaprut, Hazarlar hakkındaki bilgiyi ilk olarak kimden duydu? A) Bizans imparatorundan B) Horasan'dan gelen tüccarlardan C) Frank kralından D) Abbasi halifesinden
- (Hedef 2) Arap kaynaklarına göre Hazar devletinde ordunun yönetimi kimin elindeydi? A) Büyük kağanın B) İkinci hükümdarın C) Müslüman yargıcın D) Bizans elçisinin
- (Hedef 3) Yosef'in mektubuna göre Bulan, din bilginlerini nasıl sınadı? A) Her birine yalnızca öbür iki din arasında bir seçim yaptırdı B) Onları bir yarışmaya soktu C) Hepsini ülkesinden kovdu D) Onlara kutsal kitaplarını okuttu
- (Hedef 1) 960'ların ortasında Hazar kağanlığının gücünü kıran sefer kim tarafından düzenlendi? A) Bizans imparatoru B) Abbasi halifesi C) Kiev prensi Svyatoslav D) Volga Bulgarları
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Hazar yöneticileri neden Yahudiliği benimsedi ve bu tercih Hazar devletinde nasıl yaşandı? Yosef'in mektubunu, Hasday'ın mektubunu ve İbn Fadlan'ın aktarılan anlatısını kullanarak cevapla; Dunlop ile Zhivkov'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Volga.
- B — Horasan'dan gelen tüccarlardan.
- B — İkinci hükümdarın.
- A — Her birine yalnızca öbür iki din arasında bir seçim yaptırdı.
- C — Kiev prensi Svyatoslav.
Kapsamlı bir cevap, Hazar yöneticilerinin Yahudiliği Bizans ile Abbasi Halifeliği arasında bağımsız bir konum korumak, ticaret ağlarındaki Yahudi topluluklarla bağ kurmak ve devletin meşruiyetini güçlendirmek gibi nedenlerle benimsediğini açıklar. Yosef'in mektubunu, hanedanın kendi din değiştirme anlatısını nasıl kurduğunun kanıtı olarak; Hasday'ın mektubunu, Hazar devletinin uluslararası tanınırlığının ve dünyanın öbür ucundaki Yahudi toplulukları için anlamının tanıklığı olarak; İbn Fadlan'ın aktarılan anlatısını ise Hazar devletinin çok dinli yapısının kanıtı olarak kullanır. Dunlop'un kaynakları karşılaştırarak dönüşümün tarihini kuran yaklaşımını, Zhivkov'un dini bir yönetim ideolojisi olarak inceleyen yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
İbn Fadlan'ın Hazarlara ilişkin bilgileri, aslında başka bir yolculuğun yan ürünüydü. 921'de Bağdat'tan yola çıkan elçilik heyeti, Hazarların kuzeyinde, Volga'nın orta kesiminde yaşayan bir halkın hükümdarına gidiyordu. Bu hükümdar Hazarlara vergi ödüyordu ve halifeden hem dinî öğretmenler hem de Hazarlara karşı korunmak için bir kale istemişti. Bu halk, Volga Bulgarlarıydı; aynı adı taşıyan bir başka topluluk ise yaklaşık iki yüzyıl önce Tuna'ya ulaşmış ve Bizans'ın kapısında bir devlet kurmuştu. Bir sonraki ders, bir bozkır halkının iki ayrı yöne giden iki kolunu ve onların farklı kaderlerini soruyor.