Öğrenme hedefleri
- Uygur alfabesinin Soğd yazısından doğuşunu, Uygurlar arasında yaygınlaşmasını ve Moğollara aktarılmasını kronolojik olarak sıralayabileceksin.
- Tahta kalıp baskı ile hareketli harfli baskı arasındaki farkı açıklayabilecek ve Uygurların bu iki teknikle ilişkisini değerlendirebileceksin.
- Bir Uygur kâtibin Moğol sarayına girişini anlatan bir Çin kaynağını okuyarak, bir yazının bir halktan öbürüne nasıl geçtiğini tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir mühür ve bir soru
Yaklaşık 1204'te, Moğolların önderi Temüçin, yani kısa süre sonra Cengiz Han adını alacak olan hükümdar, batısındaki Nayman devletini yendi. Naymanların hükümdarı savaş alanında öldü. Sarayından kaçmaya çalışanlar arasında, koynunda devletin altın mührünü taşıyan bir Uygur görevli vardı. Adı Tatar Tonga'ydı ve kısa sürede yakalandı.
Moğol hanedanının resmî tarihine göre Cengiz Han ona, efendisinin bütün halkı ve toprakları kendisine geçmişken bu mührü nereye götürdüğünü sordu. Tatar Tonga, görevinin bu mührü korumak olduğunu ve onu eski efendisinin ailesine teslim etmek istediğini söyledi. Cengiz Han bu sadakati beğendi. Ardından ona mührün ne işe yaradığını sordu. Bu konuşmanın sonunda, Uygurların yazısı Moğolların yazısı oldu. Bu ders, bir mühürden bir alfabeye uzanan yolu izliyor: harflerin Soğd'dan nasıl yola çıktığını, Moğol bozkırına nasıl vardığını ve Uygurların yazıyı çoğaltma teknikleriyle ilişkisini soruyor.
Bağlam — Soğd harflerinden Uygur harflerine
Uygurlar, bozkırda devlet kurduklarında Göktürklerin yazısını kullanıyordu. Kağanlarının yazıtları bu harflerle yazıldı. Ama aynı dönemde, Uygur sarayındaki Soğdlu tüccarların ve din adamlarının kullandığı bir başka yazı da Uygurlar arasında yayılmaya başladı: Soğd yazısı.
Uygurlar, Soğd harflerini kendi dillerinin seslerine uyarlayarak yeni bir alfabe geliştirdiler. Bu alfabe, sonradan Uygur alfabesi olarak anılacaktı. Göktürk harfleri taşa kazımak için uygundu; Uygur alfabesi ise mürekkep ve kâğıtla, hızlı ve akıcı yazmaya uygundu. Bu yüzden Uygurlar 840'tan sonra Turfan ve Beşbalık'taki vaha devletlerine yerleştiklerinde, gündelik yazışmalarda, sözleşmelerde, dinî metinlerde ve edebiyatta giderek daha çok bu alfabeyi kullandılar.
Bu alfabenin ilginç bir özelliği, zamanla yazılış yönünün değişmesiydi. Soğd yazısı, Aramî kökenli yazıların çoğu gibi sağdan sola yatay yazılıyordu. Uygurlar ise bu harfleri giderek yukarıdan aşağıya, dikey satırlarla yazmaya başladılar; bunda Çin yazısının dikey satırlarının etkisi olduğu düşünülür.
Gelişme — Turfan'ın kâtipleri
Turfan'daki Uygur devleti, dokuzuncu ve on üçüncü yüzyıllar arasında zengin bir yazı kültürü geliştirdi. Bölgede bulunan binlerce belge, Uygurların aynı anda birden fazla yazıyı kullandığını gösteriyor: Uygur alfabesi, Maniheistlerin kullandığı Mani yazısı, Budist metinlerde kullanılan Brahmi kökenli yazılar ve Göktürk harfleri. Ama zamanla Uygur alfabesi bunların hepsinden daha yaygın hâle geldi.
Uygurların yazı kültürü, onları bölgenin en aranan kâtipleri yaptı. On üçüncü yüzyılın başında Moğollar yükselirken, Uygur devletinin hükümdarı 1209'da Cengiz Han'a bağlılığını bildirdi. Bu, Uygurlara Moğol imparatorluğu içinde ayrıcalıklı bir yer kazandırdı. Uygur kâtipleri, danışmanları ve öğretmenleri, Moğol sarayında önemli görevler aldılar.
Dönüş noktası — Uygur harfleriyle Moğolca
Kanca'daki Tatar Tonga'nın hikâyesi, Uygur alfabesinin tarihindeki en büyük dönüm noktasını anlatır: bu alfabenin Moğolcayı yazmak için kullanılmaya başlanması. Bu olay, dersin birincil kaynağıdır.
Moğollar, Uygur alfabesini kendi dillerine uyarladılar ve bu alfabe, Moğol imparatorluğunun resmî yazısı oldu. Cengiz Han'ın torunları döneminde imparatorluk Çin'den Doğu Avrupa'ya kadar uzanırken, Uygur kökenli Moğol yazısı bu geniş alanın yazışmalarında kullanıldı. Bu yazı daha sonra, on altıncı yüzyılın sonunda Mançuların kendi yazılarını oluştururken başvurduğu temel oldu. Bugün Çin'in İç Moğolistan bölgesinde Moğolca hâlâ bu yazıyla yazılıyor.
Uygur alfabesi, Türk dünyasında da uzun süre kullanıldı. On birinci yüzyılda Karahanlı ülkesinde yazılan Kutadgu Bilig'in bilinen üç nüshasından biri, on beşinci yüzyılda Herat'ta Uygur harfleriyle kopyalanmıştı. Timur ve oğullarının sarayında, Uygur harfleriyle yazan kâtipler önemli bir yer tuttu.
Cevap — yazıyı çoğaltmak
Uygurların yazıyla ilişkisi yalnızca yazmakla sınırlı değildi. Turfan'da ve Dunhuang'da bulunan belgeler, Uygurların metinlerini basım teknikleriyle de çoğalttığını gösteriyor.
Turfan'da bulunan Uygurca metinlerin bir bölümü, tahta kalıplarla basılmıştır. Bunların çoğu Budist metinlerdir ve büyük bölümü Moğol döneminde, on üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda basılmıştır. Uygurlar, bu tekniği Çin'den öğrenmişlerdi.
1908'de Fransız araştırmacı Paul Pelliot, Dunhuang'daki mağara tapınaklarından birinde, Uygurca metinleri basmak için kullanılmış yaklaşık bin tane küçük tahta harf buldu. Bu harfler, genellikle on dördüncü yüzyılın başlarına tarihlendirilir. İlginç olan, bu harflerin bir bölümünün tek tek harfleri, bir bölümünün ise heceleri ya da bütün sözcükleri temsil etmesidir. Bu, alfabeyle yazılan bir dil için hareketli harf kullanmanın bilinen en erken örneklerinden biridir.
Yaygın yanlış«Matbaayı Uygurlar icat etti ve Gutenberg bu buluşu Uygurlardan aldı.»
Kaynaklar bu iddiayı desteklemez. Tahta kalıp baskı Çin'de Uygurlardan yüzyıllar önce kullanılıyordu; hareketli harfli baskının bilinen en eski tarifi, on birinci yüzyılda Shen Kuo'nun anlattığı Bi Sheng'in kil harfleridir. Dunhuang'daki Uygur tahta harfleri bundan yaklaşık iki buçuk yüzyıl sonraya tarihlenir. Gutenberg'in on beşinci yüzyılın ortasında Mainz'de geliştirdiği metal harfli baskı ile Doğu Asya'daki teknikler arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteren bir belge de bulunmuyor. Uygurların gerçek katkısı başkadır: alfabeyle yazılan bir dil için hareketli harfleri deneyen erken topluluklardan biri olmaları.
Bugünle bağ — «bakşı» sözcüğünün değişen anlamı
Bugünkü Türkçe sözlüklerde «bakşı», iki anlamla açıklanıyor: şaman ve destan söyleme geleneğini sürdüren kişi. Oysa Moğol ve Timur dönemlerinde «bakşı» ya da «bahşı», Uygur harfleriyle yazan kâtipleri ve Budist din adamlarını anlatan bir unvandı. Dilbilimcilerin çoğu bu sözcüğün kökenini Çincede «bilgin, öğretmen» anlamına gelen bir sözcüğe bağlar. Bir sözcüğün yüzyıllar içinde kâtipten ozana, ozandan şamana uzanan bu yolculuğu, Uygur yazı geleneğinin Orta Asya'da ne kadar geniş bir alana yayıldığını ve zamanla nasıl unutulduğunu gösterir.
Birincil kaynak
Moğol hanedanının resmî tarihinden, Tatar Tonga'nın biyografisi:
塔塔統阿,畏兀人也。性聰慧,善言論,深通本國文字。乃蠻大敭可汗尊之為傅,掌其金印及錢穀。……帝詰之曰:「大敭人民疆土,悉歸於我矣,汝負印何之?」對曰:「臣職也,將以死守,欲求故主授之耳,安敢有他!」……問:「是印何用?」對曰:「出納錢穀,委任人材,一切事皆用之,以為信驗耳。」帝善之,命居左右。是後凡有制旨,始用印章,仍命掌之。帝曰:「汝深知本國文字乎?」塔塔統阿悉以所蘊對,稱旨,遂命教太子諸王以畏兀字書國言。
Türkçesi: Tatar Tonga bir Uygurdu. Zeki ve konuşması güzeldi; kendi ülkesinin yazısını çok iyi biliyordu. Nayman hükümdarı ona öğretmen olarak saygı gösterir, altın mührünü, gelirlerini ve harcamalarını ona emanet ederdi. … Cengiz Han onu sorguya çekti: «Naymanların halkı ve toprakları tamamen bana geçti. Sen bu mühürle nereye gidiyorsun?» Tatar Tonga cevap verdi: «Bu benim görevimdir; ölünceye kadar onu korumak isterim. Onu eski efendimin ailesine vermek istiyordum, başka bir niyetim yoktu.» … Cengiz Han sordu: «Bu mühür ne işe yarar?» Tatar Tonga cevap verdi: «Gelir ve giderlerde, görevlilerin atanmasında, bütün işlerde kullanılır; belgelerin gerçek olduğunu kanıtlar.» Cengiz Han bunu beğendi ve onu yanında tuttu. Bundan sonra bütün buyruklarda mühür kullanılmaya başlandı ve mührü yine o korudu. Cengiz Han sordu: «Kendi ülkenin yazısını iyi biliyor musun?» Tatar Tonga bütün bildiklerini anlattı; Cengiz Han memnun kaldı ve ona, veliaht ile prenslere Moğolcayı Uygur harfleriyle yazmayı öğretmesini emretti.
Kaynak: Song Lian ve diğerleri, Yuan shi, 124. kitap, «Tatar Tonga» biyografisi; Çince metin Vikikaynak'ta. Türkçesi, Çincesinden bizim; «…» atlanan yerleri gösterir.
- Tatar Tonga, Cengiz Han'ın gözünde neden değerliydi? Sadakat mi, bilgi mi, yoksa ikisi birden mi?
- Mührün ne işe yaradığı sorusu, bir bozkır imparatorluğunun yazıya ve belgeye neden ihtiyaç duyduğunu nasıl gösteriyor?
- Bu biyografi, Moğolların Uygur alfabesini benimsemesini tek bir kişinin öyküsüne bağlıyor. Bir yazının bir halktan öbürüne geçişi gerçekte bu kadar basit olabilir mi?
Tarihçiler Tartışıyor
- Thomas Carter (1925) — Çin'de matbaanın icadını ve batıya yayılışını incelediği kitabında, Uygurların Doğu Asya'daki baskı teknikleri ile Orta Asya arasında bir köprü olabileceğini ileri sürdü; Dunhuang'daki Uygur tahta harflerini bu yayılışın önemli bir kanıtı olarak tartıştı.
- Annemarie von Gabain (1941) — Eski Türkçenin dilbilgisini yazdığı kitabında, Uygur metinlerini sistemli biçimde inceledi ve Uygur alfabesinin dil yapısına nasıl uyarlandığını, hangi seslerin nasıl yazıldığını ayrıntılı biçimde gösterdi.
- Tsien Tsuen-hsuin (1985) — Çin'de kâğıt ve basımın tarihini yazdığı ciltte, tahta kalıp baskının ve hareketli harflerin Çin'deki gelişimini ayrıntılı biçimde izledi; Uygur tahta harflerini alfabeyle yazılan bir dil için hareketli harf kullanımının erken bir örneği olarak değerlendirdi.
- Christopher Atwood (2004) — Moğolistan ve Moğol İmparatorluğu üzerine hazırladığı ansiklopedide, Uygur kâtiplerinin ve Uygur alfabesinin Moğol yönetimindeki yerini ele aldı; Uygurların imparatorluğun bürokrasisinde oynadığı rolü vurguladı.
Bu tartışma, Uygurların yazı tarihindeki yerini farklı açılardan ele alıyor. Carter ve Tsien, Uygurları baskı tekniklerinin tarihindeki yerleriyle değerlendirir. Von Gabain, alfabenin dilin kendisiyle ilişkisini inceler. Atwood ise bu alfabenin bir imparatorluğun yönetim aracına nasıl dönüştüğünü gösterir. Ayrıldıkları nokta, Uygurlara verdikleri roldür: bir buluşun sahibi mi, yoksa bir aktarımın taşıyıcısı mı? Birlikte okunduklarında, Uygurların asıl katkısının tek bir buluştan çok, yazıyı bir halktan öbürüne taşıyan bir aracı olmaları olduğu görülür.
Derine İn
Uygur alfabesi, Soğd yazısından türeyen tek alfabe değildi; ama en uzun yaşayan ve en geniş alana yayılan oldu. Soğd yazısı, Aramî yazısının bir koluydu; Aramî yazısı da Fenike alfabesinden türemişti. Bu yüzden Uygur alfabesi, Moğol ve Mançu yazıları yoluyla, Doğu Akdeniz'de doğan bir yazı ailesini Kuzeydoğu Asya'ya kadar taşıyan uzun bir zincirin halkasıdır. Latin ve Yunan alfabeleri de aynı Fenike kökenden geldiği için, Uygur alfabesi ile bugün Türkiye'de kullanılan Latin harfleri uzak akrabadır.
Uygur alfabesinin bir zorluğu, Türkçenin seslerini tam olarak gösterememesiydi. Soğd yazısında bazı Türkçe sesler için ayrı harfler yoktu; bu yüzden Uygur yazısında bazı harfler birden fazla sesi gösteriyordu. Örneğin «o» ile «u» ve «ö» ile «ü» çoğu zaman aynı harfle yazılıyordu. Bu, Uygurca metinlerin bugün okunmasını zorlaştırır; dilbilimciler doğru okumayı bulmak için sözcüğün başka metinlerdeki yazılışlarına ve dilin kurallarına başvurur.
Uygur alfabesiyle yazılan metinlerin büyük bölümü çeviridir. Uygur çevirmenler, Budist metinleri Çinceden, Toharcadan ve Sanskritçeden Türkçeye aktardılar. Bunların en ünlülerinden biri Altun Yaruk, yani «Altın Işık» adlı Budist metindir; Uygurca çevirisini, kaynaklarda Singku Seli Tutung diye anılan bir çevirmenin Çinceden yaptığı kabul edilir. Bu çeviriler, Türkçenin soyut kavramları anlatmak için yeni sözcükler türettiği ve yazı dili olarak olgunlaştığı bir laboratuvar gibiydi.
Moğol döneminde Uygur kâtiplerinin rolü, Moğol yönetiminin genel yapısını da yansıtır. Moğollar, fethettikleri geniş topraklarda farklı dilleri ve yazıları kullanan halkları yönetmek için çok dilli bir bürokrasiye ihtiyaç duydular. Uygurlar, hem Türkçeyi hem de Çin ve İran dünyasının yönetim geleneklerini bilen bir kâtip sınıfı olarak bu ihtiyaca cevap verdi. İmparatorluğun Orhun vadisindeki başkenti Karakurum'da, Uygur kâtipleri Çinli, İranlı ve Müslüman kâtiplerle birlikte çalışıyordu. Moğol imparatorluğunun belgelerinde Uygur harfleriyle yazılmış Moğolca metinler, Çince ve Farsça metinlerle yan yana kullanıldı.
On üçüncü yüzyılın ikinci yarısında, Moğol hükümdarı Kubilay, Tibetli bir din adamına imparatorluğun bütün dillerini yazabilecek yeni bir alfabe hazırlattı. Bu yazı bir süre resmî belgelerde kullanıldı; ama Uygur kökenli Moğol yazısının yerini alamadı ve Moğol hanedanının Çin'deki yönetimi sona erdikten sonra kullanımdan düştü. Bu deneme, Uygur kökenli yazının ne kadar köklendiğini dolaylı yoldan da kanıtlar: imparatorluğun en güçlü hükümdarının emriyle hazırlanan yeni bir alfabe bile onu yerinden edemedi. Bir yazının yerleşmesi için resmî kararın yetmediğini, onu kullanan bir kâtip sınıfının ve yazılı bir geleneğin de gerektiğini gösterir.
Uygur alfabesinin Türk dünyasındaki son büyük dönemi, on beşinci yüzyılda Timurlu saraylarında yaşandı. Bu dönemde bazı resmî belgeler, mektuplar ve edebi eserler Uygur harfleriyle yazıldı. Ama İslam'ın yayılmasıyla Arap alfabesi giderek bu alfabenin yerini aldı. On altıncı yüzyıldan sonra Uygur alfabesi Türk dillerini yazmak için neredeyse hiç kullanılmadı; yalnızca Moğol ve Mançu yazıları aracılığıyla yaşamaya devam etti.
Uzman Notu
Temel literatür
- Thomas F. Carter, The Invention of Printing in China and Its Spread Westward (New York: Columbia University Press, 1925).
- Annemarie von Gabain, Alttürkische Grammatik (Leipzig: Harrassowitz, 1941).
- Tsien Tsuen-hsuin, Paper and Printing, Joseph Needham (ed.), Science and Civilisation in China, 5. cilt, 1. kısım (Cambridge: Cambridge University Press, 1985).
- Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples (Wiesbaden: Harrassowitz, 1992).
- Christopher P. Atwood, Encyclopedia of Mongolia and the Mongol Empire (New York: Facts on File, 2004).
- Étienne de la Vaissière, Sogdian Traders: A History (Leiden: Brill, 2005).
Arşiv ve kaynak
Uygur yazı kültürünün başlıca kaynakları, Turfan ve Dunhuang'da bulunan el yazmaları ve basılı metinlerdir; bu belgeler yirminci yüzyılın başındaki keşif gezileriyle Avrupa'nın ve Asya'nın pek çok kütüphanesine dağıldı. Dunhuang'daki Uygur tahta harflerinin büyük bölümü Paris'te bulunuyor. Yuan shi ve Mengxi bitan'ın Çince metinleri Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Uygurlar, Soğd harflerini kendi dillerine tam olarak ne zaman ve nerede uyarlamaya başladı?
- Dunhuang'daki Uygur tahta harfleri ne kadar yaygın kullanıldı; bunlarla basılmış metinler bulunabilir mi?
- Moğolların Uygur alfabesini benimsemesi, Tatar Tonga'nın öyküsünden önce mi başlamıştı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Uygur alfabesi hangi yazıdan türemiştir? A) Göktürk yazısı B) Çin yazısı C) Soğd yazısı D) Arap yazısı
- (Hedef 1) Moğollar Uygur alfabesini hangi amaçla kullanmaya başladı? A) Türkçe yazmak için B) Moğolca yazmak için C) Çince yazmak için D) Farsça yazmak için
- (Hedef 2) Bir sayfanın bütün yazısının tek bir tahta kalıba oyulduğu baskı tekniğine ne denir? A) Hareketli harf B) Tahta kalıp baskı C) Metal baskı D) Taş baskı
- (Hedef 2) Shen Kuo'ya göre Bi Sheng hareketli harflerini hangi malzemeden yaptı? A) Tahta B) Demir C) Pişmiş kil D) Kâğıt
- (Hedef 3) Tatar Tonga, Cengiz Han'a mührün ne işe yaradığını nasıl açıkladı? A) Savaş ilan etmek için kullanıldığını söyledi B) Gelir giderlerde ve atamalarda belgelerin gerçekliğini kanıtladığını söyledi C) Yalnızca dinî törenlerde kullanıldığını söyledi D) Ticaret anlaşmalarını yasakladığını söyledi
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Uygur alfabesi nasıl bir Moğol yazısına dönüştü? Tatar Tonga'nın biyografisini ve Yuan shi'deki Uygur öğretmenlerle ilgili kaydı kullanarak cevapla; Carter ile Atwood'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- C — Soğd yazısı.
- B — Moğolca yazmak için.
- B — Tahta kalıp baskı.
- C — Pişmiş kil.
- B — Gelir giderlerde ve atamalarda belgelerin gerçekliğini kanıtladığını söyledi.
Kapsamlı bir cevap, Uygur alfabesinin Moğollara Uygur kâtipleri ve öğretmenleri aracılığıyla geçtiğini açıklar. Tatar Tonga'nın biyografisini, bir bozkır imparatorluğunun yazıya ve belgeye duyduğu ihtiyacın ve Uygurların bu ihtiyacı nasıl karşıladığının kanıtı olarak; Uygur öğretmenlerle ilgili kaydı ise bu aktarımın tek bir kişiye değil, Moğol sarayında görev alan bir Uygur bilginler topluluğuna dayandığının tanıklığı olarak kullanır. Carter'ın Uygurları baskı tekniklerinin yayılışındaki yerleriyle değerlendiren yaklaşımını, Atwood'un Uygur kâtiplerinin Moğol bürokrasisindeki rolünü vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Uygurların yazı kültürünü, büyük ölçüde 840'tan sonra kurdukları vaha devletleri geliştirdi. O yıl Uygurları bozkırdan koparan saldırı, kuzeyden, Yenisey Irmağı'nın yukarı vadilerinden geldi. Saldırıyı yapan Kırgızlar kimdi, Uygurlarla aralarındaki yirmi yıllık çatışmanın nedeni neydi ve bozkırın yeni efendileri olmalarına rağmen Ötüken'de neden uzun süre kalmadılar? Bir sonraki ders, Uygur bozkır devletinin sonunu bu kez Kırgızların gözünden soruyor.