Öğrenme hedefleri
- Göktürk devletinden sonraki bozkır devletlerinin hangi unvanları, kurumları ve kutsal mekânları devraldığını örneklerle açıklayabileceksin.
- Doğrudan devralınan bir devlet geleneği ile yüzyıllar sonra yeniden kurulan bir tarih hafızası arasındaki farkı, Uygurlar ve 1930'ların Türkiye'si üzerinden karşılaştırabileceksin.
- 1930 tarihli bir tarih kitabının önsözünü okuyarak, bir tarih anlatısının hangi amaçla yazıldığını ve bu amacın anlatıyı nasıl biçimlendirdiğini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — «Göklerin Kağanı senin neyin olur?»
758 yılında bir Tang elçisi, Moğol bozkırındaki Uygur kağanının ordugâhına vardı. Yanında imparatorun genç kızı Prenses Ningguo vardı; prenses, Uygur kağanıyla evlenmek üzere gelmişti. Tang hanedanının yeni resmî tarihine göre kağan, Çin kaynaklarında Moyunçur diye bilinen hükümdar, çadırının içinde bozkır başlığı ve kızıl bir kaftanla, görkemli bir muhafız alayının ortasında oturuyordu. Elçiyi çadırın dışında bekletti ve ona ilk sorusunu sordu: «Prens, Göklerin Kağanı senin neyin olur?»
Kağanın «Göklerin Kağanı» dediği kişi Tang imparatoruydu. Bu unvan, yaklaşık yüz yirmi yıl önce bozkır önderlerinin Tang Taizong'a verdiği unvandı. Sahnede Göktürklerin dünyasından gelen her şey bir aradaydı: bozkırın kağanı, onun çadırı, Çin imparatorunun bozkır dilindeki unvanı ve bir evlilik ittifakı. Ama kağan artık bir Göktürk değil, bir Uygurdu. Bu ders, Göktürk devletinin ortadan kalkmasından sonra ondan geriye ne kaldığını ve bu mirasın kimler tarafından, nasıl sahiplenildiğini soruyor.
Bağlam — miras neydi?
Göktürkler iki yüzyıla yakın bir süre boyunca bozkırda bir devlet geleneği kurdu. Bu geleneğin bazı parçaları açıkça görülebilir: «kağan» unvanı ve onun yanında kullanılan «kutluk», «bilge», «kül» gibi sıfatlar; il ve töre kavramları; hükümdarlığın gökten verilen bir kutla meşrulaştırılması; devletin sol ve sağ kanatlara ayrılması; Ötüken'in kutsal bir merkez sayılması; ve kendi dillerini yazmak için geliştirdikleri yazı.
Bu mirasın iki farklı yolu vardı. Birincisi doğrudan devralmaydı: Göktürklerin yerine geçen bozkır devletleri, onların kurumlarını ve unvanlarını hemen kullanmaya devam etti. İkincisi ise çok daha sonra, yüzyıllarca unutulduktan sonra yeniden hatırlamaydı: on dokuzuncu yüzyılın sonunda yazıtların okunmasıyla, Göktürkler modern bir ulusal kimliğin parçası hâline geldi.
Gelişme — Ötüken'e yerleşen Uygurlar
Göktürk devletini yıkan Uygurlar, onun mirasını hemen devraldılar. Bunun en açık göstergesi, kurucularının kendine seçtiği unvandır: Kutluk Bilge Kül Kağan. Bu unvandaki üç sıfat da Göktürk kağanlarının unvanlarından tanıdıktı.
Uygurlar, Göktürklerin yazısını da kullandı. Uygur kağanları, Orhun vadisi yakınlarında ve Moğolistan'ın başka yerlerinde, Göktürk harfleriyle yazılmış anıt taşları diktirdi. Bu taşlarda da tıpkı Göktürk yazıtlarında olduğu gibi kağanlar kendi seferlerini anlatır, kendi meşruiyetlerini göğe bağlar. Uygurlar ayrıca Orhun vadisinde, Ordu-Balık adlı büyük bir başkent kurdular. Göktürklerin kurmadığı bir kenti, Göktürklerin kutsal saydığı bölgede kurmak, mirası devralırken onu dönüştürmek anlamına geliyordu.
Uygurların Tang ile ilişkisi de Göktürklerin ulaşamadığı bir noktaya vardı. Göktürk kağanları bir Tang prensesi için yıllarca pazarlık etmiş, ama hiçbir zaman alamamıştı. Uygurlar ise 755'te başlayan büyük isyanda Tang'a askerî yardım edince, imparatorun kendi kızını aldılar.
Dönüş noktası — on bir yüzyıllık sessizlik
Uygurlardan sonra Göktürk mirası, farklı biçimlerde sürdü. Batıdaki Göktürk topraklarında kurulan devletler de «kağan» unvanını kullandı. Onuncu yüzyılda Kaşgar ve Balasagun merkezli olarak kurulan ve İslam'ı kabul eden Karahanlılar, hükümdarlarına «kağan» ya da «hakan» diyordu; devletlerini doğu ve batı kanatlarına ayırma geleneğini de sürdürdüler.
Ama Göktürklerin kendi tarihleri, yani yazıtlarda anlatılan olaylar ve adlar, giderek unutuldu. Taşlar Moğol bozkırında yerinde durdu, ama onları okuyabilen kalmadı. «Türk» adı ise İslam dünyasında Orta Asya'dan gelen pek çok topluluk için kullanılan geniş bir ad olarak yaşadı. Anadolu'ya gelen Oğuz toplulukları da bu adı taşıdı. Bildiğimiz kadarıyla Bumin, Bilge Kağan ya da Kül Tigin adları Selçuklu ve Osmanlı tarih yazımında yer almıyordu. Osmanlı tarih yazımında Türklerin kökeni, Oğuz Kağan anlatısına ve İslami soy kütüklerine dayanıyordu.
Bu sessizlik, yazıtların 1893'te okunmasıyla bozuldu. Göktürklerin kendi dilinde yazılmış metinlerin ortaya çıkması, Osmanlı Devleti'nin son döneminde Türklüğü bir kimlik olarak yeniden tanımlamaya çalışan aydınlar için büyük bir kaynak oldu. Cumhuriyet'in ilk yıllarında bu ilgi, resmî bir tarih anlatısına dönüştü.
1930'da Türk Ocakları'na bağlı bir tarih kurulunun hazırladığı Türk Tarihinin Ana Hatları adlı bir kitap yayımlandı; iki yıl sonra Ankara'da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi, bu kitabın görüşlerini tartışmaya açtı. Kitap, Türk tarihini dünya tarihinin merkezine koyan ve sonradan «Türk Tarih Tezi» adıyla anılan görüşün ilk kapsamlı metniydi. Bu kitabın önsözü, dersin birincil kaynağıdır. Göktürkler, bu anlatıda Türklerin büyük devlet geleneğinin halkalarından biri olarak yer aldı. 1936–1941 arasında Hüseyin Namık Orkun'un hazırladığı Eski Türk Yazıtları Türkiye'de yayımlandı ve Orhun yazıtları okul kitaplarına girdi.
Cevap — iki farklı miras
Göktürk mirası, iki farklı biçimde yaşadı. Birincisi, kesintisiz bir devlet geleneği olarak: Uygurlar, Karahanlılar ve başka bozkır devletleri, Göktürklerin unvanlarını, kurumlarını ve kutsal mekânlarını doğrudan devraldı. Bu miras, kuşaktan kuşağa, çoğu zaman Göktürklerin adı anılmadan aktarıldı. İkincisi, yeniden kurulan bir hafıza olarak: on bir yüzyıl sonra, yazıtların okunmasıyla Göktürkler, modern bir ulusun kendi geçmişini anlatırken başvurduğu bir kaynağa dönüştü. Bu ikinci miras, Göktürklerin kendisinden çok, onları hatırlayanların ihtiyaçlarını ve sorularını yansıtır.
Yaygın yanlış«Göktürkler, bugünkü Türkiye'de yaşayan Türklerin doğrudan ve tek atalarıdır.»
Göktürk devleti, pek çok farklı boyu ve halkı bir araya getiren bir imparatorluktu; «Türk» adı başlangıçta yönetici hanedanın ve ona bağlı belli toplulukların adıydı, sonra çok daha geniş bir alana yayıldı. Anadolu'ya on birinci yüzyıldan itibaren gelen topluluklar ağırlıkla Oğuzlardı; Oğuzlar, Göktürk yazıtlarında hem bağlı boylar hem de zaman zaman düşman olarak geçer. Anadolu'ya gelenler, burada yaşayan pek çok toplulukla da karıştı. Bu, Göktürklerle bugünkü Türkiye arasında bir bağ olmadığı anlamına gelmez: dil, ad ve devlet geleneği gerçek bağlardır. Ama bu bağ, tek bir soy çizgisi değil, yüzyıllar boyunca biriken ve yeniden yorumlanan bir mirastır.
Bugünle bağ — uzaydaki Göktürkler
Türkiye'nin yer gözlem uyduları «Göktürk» adını taşıyor. Bunlardan Göktürk-2, 2012'de Çin'den, bir Çin roketiyle uzaya fırlatıldı. Bir zamanlar Tang sarayıyla prenses pazarlığı yapan bir devletin adını taşıyan bir uydunun, aynı ülkeden uzaya gönderilmesi, tarihin ilginç rastlantılarından biri. Uydunun adı, modern bir devletin kendini tanımlarken eski bir bozkır devletini nasıl bir simge olarak seçtiğini gösterir: Göktürk adı, burada bir soy iddiasından çok, bir süreklilik ve güç imgesi olarak kullanılıyor. Tarih öğrenmenin bir yolu da, böyle adların arkasındaki seçimleri fark etmektir: bir ad, geçmişin kendisi değil, bugünün geçmişe yüklediği bir anlamdır.
Birincil kaynak
1930'da yayımlanan Türk Tarihinin Ana Hatları adlı kitabın «Bu Kitap Niçin Yazıldı?» başlıklı önsözünden:
Bu kitap, muayyen bir maksat gözetilerek yazılmıştır. Şimdiye kadar memleketimizde neşrolunan tarih kitaplarının çoğunda ve onlara mehaz olan fransızca tarih kitaplarında Türklerin dünya tarihindeki rolleri şuurlu veya şuursuz olarak küçültülmüştür. […] Bu kitapla istihdaf olunan asıl gaye, […] bu hataların tashihine çalışmaktır; aynı zamanda bu, […] Türk milleti için millî bir tarih yazmak ihtiyacı önünde atılmış ilk adımdır. […] Bu tecrübe ile muhtaç olduğumuz o büyük millî tarihi yazdığımızı iddia etmiyoruz, yalnız bu hususta çalışacaklara umumî bir istikamet ve hedef gösteriyoruz.
Bugünkü Türkçeyle: Bu kitap belirli bir amaç gözetilerek yazılmıştır. Şimdiye kadar ülkemizde yayımlanan tarih kitaplarının çoğunda ve onlara kaynaklık eden Fransızca kitaplarda, Türklerin dünya tarihindeki rolleri bilerek ya da bilmeyerek küçültülmüştür. Bu kitabın asıl amacı bu hataları düzeltmeye çalışmaktır; aynı zamanda bu, Türk milleti için ulusal bir tarih yazma ihtiyacına yönelik atılmış ilk adımdır. Bu denemeyle muhtaç olduğumuz büyük ulusal tarihi yazdığımızı iddia etmiyoruz; yalnızca bu konuda çalışacaklara genel bir yön ve hedef gösteriyoruz.
Kaynak: Türk Tarihinin Ana Hatları (İstanbul, 1930), «Bu Kitap Niçin Yazıldı?»; Vikikaynak'taki metin. «[…]» atlanan yerleri gösterir; bugünkü Türkçeye aktarım bizim.
- Önsöz, kitabın hangi amaçla yazıldığını açıkça söylüyor. Bir tarih kitabının amacını açıkça belirtmesi, okura ne gibi bir avantaj sağlar?
- Yazarlar, önceki tarih kitaplarında Türklerin rolünün «küçültüldüğünü» söylüyor. Bu eleştiri, kendi anlatılarının da bir yöne çekilme tehlikesine nasıl yol açabilir?
- Önsöz, kitabın «büyük millî tarihi» yazmadığını, yalnızca bir «istikamet ve hedef» gösterdiğini söylüyor. Bir tarih anlatısının önceden belirlenmiş bir hedefe yönelmesi, kaynakların okunmasını nasıl etkileyebilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Colin Mackerras (1972) — Uygurlar üzerine Çince kayıtları çevirip yorumladığı kitabında, Uygurların Göktürk devlet geleneğini nasıl devraldığını ve Tang ile ilişkilerini Göktürklerden farklı bir düzeye nasıl taşıdığını Çin kaynaklarından izledi.
- Peter Golden (1992) — Hunlardan Moğollara uzanan bozkır tarihini özetleyen çalışmasında, «Türk» adının bir hanedan ve devlet adından geniş bir dil ve kimlik adına dönüşmesini ele aldı ve Göktürk mirasının unvanlar, kurumlar ve siyasi gelenekler aracılığıyla sonraki bozkır devletlerine aktarıldığını gösterdi.
- Étienne Copeaux (1997) — Türkiye'de 1931–1993 arasında yazılan tarih ders kitaplarını incelediği çalışmasında, Orta Asya'nın ve eski bozkır devletlerinin Türk ulusal tarih anlatısındaki yerini çözümledi; Göktürklerin ders kitaplarında nasıl bir ulusal köken simgesine dönüştüğünü gösterdi.
- Büşra Ersanlı (2003) — Türkiye'de «resmî tarih» tezinin 1929–1937 arasındaki oluşumunu incelediği kitabında, Türk Tarihinin Ana Hatları'nın ve 1932 Türk Tarih Kongresi'nin hangi siyasi ve kültürel ihtiyaçlarla ortaya çıktığını ele aldı.
Bu tartışma, mirasın iki yolunu birbirinden ayırmaya yardımcı oluyor. Mackerras ve Golden, Göktürk geleneğinin doğrudan devralınmasını, yani unvanların, kurumların ve mekânların bir devletten öbürüne geçişini izler. Copeaux ve Ersanlı ise yüzyıllar sonra kurulan bir hafızayı, yani modern bir ulusun Göktürkleri kendi tarihine nasıl yerleştirdiğini inceler. İlk yol bize Göktürklerin ardından ne olduğunu, ikinci yol ise bizim Göktürklere bakışımızın nasıl biçimlendiğini anlatır. İkisini karıştırmamak, kursun bütün derslerinde sorduğumuz soruya, yani kaynağın kimin sesiyle konuştuğu sorusuna dönmek demektir.
Derine İn
Göktürk mirasının en uzun süre yaşayan parçalarından biri, «kağan» unvanıdır. Uygurlar, Hazarlar, Karahanlılar ve sonraki pek çok bozkır devleti bu unvanı kullandı. Hazar devletinin yönetici ailesinin Göktürklerin hükümdar soyundan geldiği bazı araştırmacılar tarafından ileri sürülmüştür; ama bu görüş tartışmalıdır ve kesin kanıtı yoktur. On üçüncü yüzyılda Moğol hükümdarları da «kağan» unvanını benimsedi. Unvan, Osmanlı döneminde «hakan» biçiminde sultanın unvanları arasında yer aldı. Bir bozkır devletinde ortaya çıkan bir unvanın, binlerce kilometre uzakta ve yüzyıllar sonra bir başka imparatorluğun sarayında kullanılması, siyasi dilin ne kadar uzun yaşayabileceğini gösterir.
Ötüken'in kutsallığı da Göktürklerden sonra sürdü. Uygurlar Ötüken'e yerleşti; on üçüncü yüzyılda Moğollar, başkentleri Karakurum'u yine Orhun vadisinde kurdular. Bu süreklilik, bozkır siyasetinde belirli mekânların meşruiyet kaynağı olarak görüldüğünü düşündürür. Ama her yeni devlet, bu mekânı kendi inançları ve ihtiyaçlarıyla yeniden anlamlandırdı.
Uygur Kağanlığı da 840'ta, kuzeydeki Kırgızların saldırısıyla yıkıldı. Uygurların bir bölümü güneybatıya, Turfan çevresine ve Gansu koridoruna göç ederek orada yeni devletler kurdu. Bozkır imparatorluğu sona ermişti, ama Uygurlar Ötüken'den götürdükleri unvanları ve devlet geleneklerini, vahalardaki kentlerde, Budizm ve Maniheizmle iç içe yaşattılar. Miras, bu kez göçebe bir imparatorluktan yerleşik vaha devletlerine taşınmıştı.
Göktürk yazısı ise daha kısa ömürlü oldu. Uygurlar bir süre bu yazıyı kullandı, ama zamanla Soğd yazısından türeyen ve sonradan «Uygur yazısı» denen başka bir alfabeye geçtiler. Bu yeni yazı, sonraki yüzyıllarda Moğolların da yazısının temeli oldu. Göktürk harfleri ise kullanımdan düştü ve ancak 1893'te yeniden okunabildi.
Göktürklerin modern Türkiye'deki yeri, 1930'lardan bugüne değişti. Tarih Tezi'nin en iddialı savları, sonraki on yıllarda bilim dünyasında büyük ölçüde terk edildi. Ama Göktürkler, okul kitaplarında, adlarda ve simgelerde yaşamaya devam etti. Bugün Göktürk tarihine ilişkin araştırmalar, Çin kaynaklarını, Bizans kayıtlarını, arkeolojik bulguları ve yazıtları birlikte kullanarak, ulusal anlatının ötesinde, karmaşık bir imparatorluğun tarihini yeniden kurmaya çalışıyor.
Göktürk mirasının bir başka izi, adlarda kaldı. «Bilge», «Kutluk», «Alp» gibi eski Türkçe sözcükler, Uygur ve Karahanlı hükümdarlarının unvanlarında yüzyıllarca kullanıldı. Karahanlı döneminde, on birinci yüzyılda yazılan Kutadgu Bilig, adını Göktürk yazıtlarında da geçen «kut» ve «bilig», yani talih ve bilgi kavramlarından alır. Bu eser, İslam'ı kabul etmiş bir Türk devletinde, eski bozkır siyasi düşüncesinin bazı kavramlarını yeni bir dinî ve kültürel çerçevede yeniden yorumlar. Göktürklerin adları unutulsa da, onların siyasi sözlüğünün bir bölümü böylece yaşamaya devam etti.
Mirasın bu iki yolu, tarihin genel bir sorusunu da gündeme getirir: bir topluluk, geçmişteki bir devleti kendi atası olarak benimsediğinde, bu ilişki neye dayanır? Dil, ad, kurum ve hafıza, birbirinden farklı bağlardır. Bir tarihçinin görevi, bu bağların hangisinin nerede, ne ölçüde var olduğunu ayırt etmektir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Colin Mackerras, The Uighur Empire according to the T'ang Dynastic Histories (Canberra: Australian National University Press, 1972).
- Denis Sinor, «The establishment and dissolution of the Türk empire», Denis Sinor (ed.), The Cambridge History of Early Inner Asia (Cambridge: Cambridge University Press, 1990).
- Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples (Wiesbaden: Harrassowitz, 1992).
- Étienne Copeaux, Espaces et temps de la nation turque: analyse d'une historiographie nationaliste, 1931–1993 (Paris: CNRS Éditions, 1997).
- Büşra Ersanlı, İktidar ve Tarih: Türkiye'de «Resmî Tarih» Tezinin Oluşumu (1929–1937) (İstanbul: İletişim, 2003).
- Jonathan Karam Skaff, Sui-Tang China and Its Turko-Mongol Neighbors: Culture, Power, and Connections, 580–800 (Oxford: Oxford University Press, 2012).
Arşiv ve kaynak
Göktürklerden sonraki bozkır devletlerinin başlıca kaynakları, Tang hanedanının resmî tarihlerindeki Uygurlar bölümleri ve Uygur kağanlarının Moğolistan'da diktirdiği yazıtlardır. Göktürklerin modern Türkiye'deki yerine ilişkin kaynaklar arasında Türk Tarihinin Ana Hatları, 1932 Türk Tarih Kongresi'nin tutanakları ve dönemin ders kitapları vardır. Xin Tangshu'nun Çince metni ve Türk Tarihinin Ana Hatları'nın önsözü Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Hazar devletinin yönetici ailesi gerçekten Göktürk hükümdar soyundan mı geliyordu?
- Uygurlar Göktürk mirasını sahiplenirken kendi Uygur kimliklerini nasıl tanımladı?
- Göktürk yazıtları okunmasaydı, Türkiye'deki ulusal tarih anlatısı nasıl biçimlenirdi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Göktürk devletini yıkan Uygurların kurucusu hangi unvanı aldı? A) Kutluk Bilge Kül Kağan B) Bilge Kağan C) İlteriş Kağan D) Göklerin Kağanı
- (Hedef 1) Uygur kağanı ordugâhını nereye taşıdı? A) Chang'an'a B) Kaşgar'a C) Ötüken dağları ile Orhun Irmağı arasına D) Beşbalık'a
- (Hedef 2) Göktürk mirasının yüzyıllar sonra yeniden hatırlanmasını mümkün kılan olay hangisidir? A) Uygurların kuruluşu B) Göktürk yazısının 1893'te okunması C) Karahanlıların İslam'ı kabulü D) Moğolların Karakurum'u kurması
- (Hedef 3) Türk Tarihinin Ana Hatları'nın önsözü, kitabın amacını nasıl tanımlıyor? A) Yalnızca kaynakları yayımlamak B) Önceki kitaplardaki hataları düzeltmek ve ulusal bir tarih için yön göstermek C) Osmanlı tarihini anlatmak D) Avrupa tarihini çevirmek
- (Hedef 2) Prenses Ningguo'nun evliliğini anlatan Tang kaynağı, Bilge Kağan'ın hangi şikâyetini doğrular? A) Tang'ın ticareti kısıtladığını B) Tang'ın yabancılara imparatorun kendi kızını vermediğini C) Tang'ın Türk elçilerini kabul etmediğini D) Tang'ın Ötüken'i işgal ettiğini
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Göktürk mirası, Uygurlar ile 1930'ların Türkiye'si arasında nasıl farklı biçimlerde yaşadı? Xin Tangshu'daki iki kaynak parçasını ve Türk Tarihinin Ana Hatları'nın önsözünü kullanarak cevapla; Golden ile Ersanlı'nın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- A — Kutluk Bilge Kül Kağan.
- C — Ötüken dağları ile Orhun Irmağı arasına.
- B — Göktürk yazısının 1893'te okunması.
- B — Önceki kitaplardaki hataları düzeltmek ve ulusal bir tarih için yön göstermek.
- B — Tang'ın yabancılara imparatorun kendi kızını vermediğini.
Kapsamlı bir cevap, Uygurların Göktürk mirasını doğrudan ve kesintisiz biçimde devraldığını, 1930'ların Türkiye'sinin ise onu yüzyıllar sonra yeniden kurduğunu açıklar. Uygur kağanının Ötüken'e yerleşmesini ve Göktürk unvanlarını almasını, mirasın kurumlar ve mekânlar aracılığıyla aktarıldığının kanıtı olarak; Prenses Ningguo'nun evliliğini, Uygurların Göktürklerin başlattığı diplomasiyi daha ileri bir noktaya taşıdığının örneği olarak; 1930 kitabının önsözünü ise bir tarih anlatısının belirli bir ulusal amaçla yazıldığının açık beyanı olarak kullanır. Golden'ın kurumsal süreklilik vurgusunu, Ersanlı'nın resmî tarihin siyasi ihtiyaçlarla oluşumunu inceleyen yaklaşımıyla karşılaştırır.
Serinin sonu
«Göktürkler» kursunun son durağına geldik. Kurs, Bumin Kağan'ın Türk adıyla kurduğu ilk devletle açıldı. Ergenekon ve bozkurt anlatılarını, İstemi Yabgu'nun Sasani ve Bizans saraylarıyla yürüttüğü diplomasiyi, kağanlığın doğu ve batı olarak bölünmesini, Tang dönemini ve Kutluk Kağan'ın ayaklanmasını gördük. Orhun yazıtlarını, onları diktiren Bilge Kağan'ı, Kül Tigin'i ve Tonyukuk'u, yazıtların nasıl çözüldüğünü, ikinci devletin nasıl yıkıldığını inceledik. Son derste de bu devletin geride bıraktıklarını ve onları kimlerin, nasıl sahiplendiğini tartıştık. Göktürklerin ardından bozkıra egemen olan Uygurlar, bu mirası devraldı; ama onu bambaşka bir yöne de taşıdı. Bir sonraki kurs, Uygurlar ve öbür bozkır devletleriyle açılıyor. İlk bölüm, Tang ile yürütülen at ve ipek ticaretinden 840'taki felakete uzanan yolda, bir bozkır halkının neden ve nasıl yerleşik hayata geçtiğini soruyor: bu bir tercih miydi, yoksa bir zorunluluk mu?