İçeriğe geç

Bölüm TT-103.08 · Seviye 1 — Türk Tarihi OmurgasıSeviye 1

Göktürk alfabesi nasıl çözüldü? Thomsen

TT-103 Göktürkler

2.779 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
1730–1896
Bölge
Bozkır · Sibirya · İskandinavya · Doğu Avrupa
Kişiler
Vilhelm Thomsen · Wilhelm Radloff · Nikolay Yadrintsev · Axel Heikel · Gustav Schlegel · Philip Johan von Strahlenberg · Hüseyin Namık Orkun · Talat Tekin
Yerler
Kopenhag · Orhun Vadisi · Yenisey · Helsinki · Saint Petersburg · Koşo Tsaydam
Sınav
YKS · KPSS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Göktürk yazıtlarının on sekizinci yüzyıldan 1893'e kadar nasıl bulunduğunu, kopyalandığını ve yayımlandığını kronolojik olarak sıralayabileceksin.
  • Vilhelm Thomsen'in alfabeyi çözerken izlediği adımları (işaretleri saymak, ünlüleri ayırmak, Çince yüzdeki özel adları aramak) açıklayabileceksin.
  • Thomsen'in kendi bildirisinden bir parçayı okuyarak, bir çözümün nasıl sınandığını ve bilimsel bir buluşta işbirliği ile yarışın payını değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — sık geçen bir sözcük

1893'te Kopenhag'da bir dilbilimci, okunamayan bir yazının kopyaları üzerinde çalışıyordu. Elindeki metinlerde çok sık geçen, yeni bölümlerin başında belirgin biçimde duran ve hükümdar unvanlarının yanında görünen bir sözcük dikkatini çekiyordu. Sözcüğün son işareti, daha önce «i» sesi olarak belirlediği bir ünlüydü. Bu ipuçları onu bir tahmine götürdü: sözcük, Türk dillerinin hepsinde ve Moğolcada ortak olan, «gök» ve «tanrı» anlamına gelen tängri olabilirdi.

Bu dilbilimci Vilhelm Thomsen'di. Aynı yoldan iki sözcük daha okudu ve on bir yüzyıldır kimsenin okuyamadığı bir yazıyı çözdü. Bu ders, bu çözümün nasıl yapıldığını soruyor: bir yazıyı okunur kılan şey neydi, kimin emeğiyle ve hangi akıl yürütmelerle mümkün oldu?

Bağlam — 170 yıllık bir bilmece

Thomsen'in 1893 tarihli bildirisi, şu cümleyle açılır: Güney Sibirya'da, Yenisey Irmağı'nın yukarı kesimlerinde, başka hiçbir yerde bilinmeyen bir alfabeyle ve anahtarı bulunmayan bir dille yazılmış yazıtların varlığı yaklaşık 170 yıldır biliniyordu. Bu yazıtları Avrupa'ya ilk tanıtanlardan biri, Poltava Savaşı'ndan sonra Sibirya'da esir tutulan bir subay olan Philip Johan von Strahlenberg'di; 1730'da yayımladığı kitabında bu tuhaf işaretlerin bazı örneklerini verdi.

Ama yazıtların ciddi biçimde incelenebilmesi için, onların doğru ve eksiksiz kopyalarına ihtiyaç vardı. 1889'da bir Fin arkeoloji derneği, Yenisey yazıtlarının ayrıntılı kopyalarını yayımladı. Aynı yıl, Nikolay Yadrintsev Moğolistan'da Orhun Irmağı yakınlarında, Koşo Tsaydam denen yerde, aynı yazıyla kaplı çok daha büyük taşlar buldu. 1890–1891'de Axel Heikel'in yönettiği bir Fin heyeti ve 1891'den başlayarak Wilhelm Radloff'un yönettiği Rus heyetleri, bu taşları ayrıntılı biçimde kopyaladı ve fotoğrafladı. 1892'de iki büyük yayın çıktı: Helsinki'de Fin heyetinin hazırladığı kitap, Saint Petersburg'da Radloff'un fotoğraf atlası.

Orhun taşlarının büyük bir avantajı vardı: Kül Tigin taşının bir yüzünde Çince bir metin bulunuyordu. Leiden'de çalışan sinolog Gustav Schlegel ve başka araştırmacılar, bu Çince metni 1892'de çevirdi. Çince yüz, taşın kimin için dikildiğini söylüyordu: Kutluk Kağan'ın oğlu, hüküm süren kağanın küçük kardeşi olan bir prens için. Böylece taşın tarihi ve sahibi biliniyordu; bilinmeyen tek şey, öbür yüzleri kaplayan yazının kendisiydi.

Gelişme — işaretleri saymak ve ünlüleri bulmak

Thomsen işe yazının yapısını anlamakla başladı. Yazı dikey satırlar hâlinde yazılmıştı ve önceki araştırmacılar satırları yanlış sırayla numaralandırmıştı. Thomsen, iki büyük taştaki birbirine çok benzeyen bölümleri karşılaştırarak satırların doğru sırasını belirledi. Bildirisinde, Radloff'un da bir mektubunda aynı gözlemi yaptığını kendisine bildirdiğini not eder.

Ardından işaretleri saydı: toplam 38 işaret vardı. Bu sayı, her sesin tek bir işaretle gösterildiği sıradan bir alfabe için fazla, her hecenin ayrı bir işaretle gösterildiği bir hece yazısı için ise azdı. Thomsen bundan, aynı sesin, yanındaki ünlülere göre farklı işaretlerle yazıldığı bir sistem olabileceği sonucunu çıkardı.

Sonra ünlüleri aradı. Akıl yürütmesi basitti: bir işaret başka bir işaretin hem önünde hem arkasında sık sık tekrar ediyorsa, biri ünsüzse öbürü büyük olasılıkla ünlüdür. Bu yöntemle üç işaretin ünlü olduğunu buldu. Aynı sözcüklerin iki taştaki yazılışlarını karşılaştırınca bu üç işaretin bazen yazılıp bazen atlandığını gördü; bu da onların ünlü olduğunu doğruluyordu.

Dönüş noktası — üç sözcük

Ama bir yazıyı çözmek için, bazı sözcüklerin anlamını kesin olarak bulmak gerekiyordu. Thomsen, Çince yüzde geçen özel adları Türkçe metinde uzun süre boşuna aradı. Sonunda dikkatini iki sözcükte topladı: biri tängri, öbürü yalnızca Kül Tigin taşında sık geçen ve prensin adı olabilecek bir sözcük. Bu adımlar, dersin birincil kaynağında Thomsen'in kendi sözleriyle anlatılıyor.

Prensin adı Thomsen'i uzun süre yanılttı. Çince yüzde prensin adı Kiueh-tegin diye geçiyordu ve araştırmacılar bunu «gök» anlamına gelen Kök Tigin olarak okumuştu. Thomsen sonunda bir işaretin «k» değil «l» olduğunu anladı: prensin adı Kül Tigin'di. Çincede hece sonunda «l» sesi bulunmadığı için, bu ses Çince yazımda düşmüştü. Aynı kural, kağanın Çince adındaki pi-kia sözcüğünün bir ad değil, Türkçe «bilge» sıfatı olduğunu da gösterdi.

Bu iki sözcükten öğrendiği ses değerleri, metinde en sık geçen sözcüğü de çözdü: türk. Böylece yazının dilinin Türkçe olduğu kesinleşti. Thomsen bulduğu değerleri öbür sözcüklere uyguladıkça, giderek daha fazla sözcük «katıksız Türkçe» olarak okunur hâle geldi. Bulgularını 1893'ün sonunda Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisi'ne sundu.

Cevap — bir çözüm nasıl sınanır?

Thomsen'in çözümünün doğruluğu, tek bir sözcüğe dayanmıyordu. Thomsen bildirisinde bunu açıkça söyler: asıl kanıt, bulunan ses değerleri yerine konduğunda ortaya çıkan dilin kendisidir. Ortaya çıkan dil, ünlü uyumuna tam uyan, Uygurcaya çok yakın, ama ondan daha eski özellikler taşıyan bir Türk diliydi. Bir yanlış çözüm, anlamsız ses dizileri üretirdi; doğru çözüm ise binlerce satırı tutarlı bir dile dönüştürüyordu.

Bu çözüm, birçok kişinin emeğinin üzerine kuruldu. Strahlenberg yazıtları Avrupa'ya tanıttı, Fin araştırmacılar ve Radloff onları kopyaladı ve yayımladı, Schlegel Çince yüzü çevirdi. Thomsen, bu malzemeyi titiz bir yöntemle birleştirdi. Radloff da aynı anda yazıyı okumaya çalışıyordu; Thomsen'in bildirisinden sonra, alfabenin çözümünü kullanarak metinlerin ilk kapsamlı çevirisini yayımladı. Thomsen'in kendi ayrıntılı çözümü ve çevirisi ise 1896'da Helsinki'de yayımlandı.

Yaygın yanlış«Göktürk yazısı, Thomsen'in bir anda gelen parlak bir sezgisiyle çözüldü.»
Doğrusu

Thomsen'in kendi bildirisi başka bir tablo çizer. Çözüm, aylar süren sistemli bir çalışmanın sonucuydu: önce satırların doğru sırası belirlendi, sonra işaretler sayıldı, ünlüler ayrıldı ve ancak bundan sonra sözcükler denendi. Thomsen, prensin adını okurken bir işarete yanlış değer verdiği için uzun süre takıldığını da açıkça yazar. Üstelik bu çalışma, Fin ve Rus heyetlerinin kopyaları ve Schlegel'in Çince yüz çevirisi olmadan yapılamazdı. Bir deşifrenin hikâyesini tek bir «buldum» anına indirmek, onu mümkün kılan yöntemi ve ortak emeği gizler.

Bugünle bağ — telefondaki Göktürk harfleri

Thomsen'in çözdüğü harfler bugün Türkiye'de yeniden görünür oldu. Göktürk harfleriyle yazılmış adlar ve sözcükler, tişörtlerde, takılarda, kurum logolarında ve sosyal medya profillerinde sıkça kullanılıyor. Bu harfler, 2009'da Unicode adı verilen uluslararası karakter standardına «Old Turkic» adıyla eklendi; bu yüzden bugün uygun bir yazı tipiyle bir telefonda ya da bilgisayarda yazılabiliyor. Ama bu harflerle bir ad yazmak, o adı Göktürkçe yazmakla aynı şey değil: Göktürk yazısının ünlüleri çoğu zaman atlayan ve ünsüzleri kalın ya da ince ünlülere göre ayıran kurallarını bilmeden yazılan bir sözcük, Thomsen'in okuduğu taşlardaki gibi okunmayabilir. Bir yazıyı simge olarak kullanmak ile onu bir yazı sistemi olarak anlamak arasındaki fark, bu dersin konusunun ta kendisidir.

Birincil kaynak

Vilhelm Thomsen'in 1893 tarihli ön bildirisinden, ilk üç sözcüğün okunuşunu anlattığı bölüm:

Ces considérations m'amenèrent à y chercher le mot täŋri (tengri), qui est commun au mongol et à toutes les langues turques […] et signifiant ciel, dieu. […] Après de longues hésitations, je finis par être de plus en plus convaincu que c'est le seul mot possible où se puisse cacher le nom complet du prince en mémoire de qui le monument a été élevé. […] La langue chinoise ne possédant pas l à la fin des syllabes, on y a simplement omis ce son. […] Ces deux mots me donnèrent la signification du mot extraordinairement fréquent […]. C'est türk : « turc ».

Türkçesi: Bu düşünceler beni orada, Moğolcada ve bütün Türk dillerinde ortak olan ve gök, tanrı anlamına gelen tängri sözcüğünü aramaya götürdü. […] Uzun tereddütlerden sonra, bunun, anısına anıtın dikildiği prensin tam adının gizlenebileceği tek olası sözcük olduğuna giderek daha çok inandım. […] Çince hece sonunda «l» sesine sahip olmadığı için, bu ses orada basitçe atlanmıştır. […] Bu iki sözcük bana son derece sık geçen sözcüğün anlamını verdi […]. Bu, türk'tür: «Türk».

Kaynak: Vilhelm Thomsen, Déchiffrement des inscriptions de l'Orkhon et de l'Iénisséi. Notice préliminaire (Kopenhag, 1894), Danimarka Kraliyet Bilimler ve Edebiyat Akademisi bülteninin 1893 cildinden ayrı basım, s. 11–12; Internet Archive'daki tarama. Türkçesi, Fransızcasından bizim; «[…]» atlanan yerleri gösterir.

  1. Thomsen, tängri sözcüğünü hangi ipuçlarına dayanarak tahmin etti? Bu tahmin neden tek başına yeterli değildi?
  2. Prensin adının Çincede neden Kiueh biçiminde yazıldığını Thomsen nasıl açıklıyor? Bu açıklama, iki dilli bir yazıtın çözümde nasıl kullanılabileceğini nasıl gösteriyor?
  3. Thomsen, «uzun tereddütlerden sonra» diye yazıyor. Bir bilim insanının bildirisinde tereddütlerini anlatması, onun yöntemine ne kadar güvenebileceğimiz hakkında ne söylüyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Vilhelm Thomsen (1896) — Ayrıntılı çözümünü ve yazıtların çevirisini yayımladığı kitabında, alfabenin her işaretini gerekçeleriyle tanıttı ve kendi okumalarını Radloff'unkilerle karşılaştırarak düzeltilmesi gereken yerleri gösterdi; çözümün tek tek sözcüklerle değil, bütün bir dilin tutarlılığıyla kanıtlandığını savundu.
  • Wilhelm Radloff (1894–1895) — Thomsen'in alfabesini kullanarak Moğolistan'daki eski Türk yazıtlarının ilk kapsamlı metin ve çevirisini yayımladı; metinleri hızla bilim dünyasının kullanımına sundu, ama erken okumalarının bir bölümü sonradan düzeltildi.
  • Hüseyin Namık Orkun (1936–1941) — Eski Türk yazıtlarını dört cilt hâlinde Türkiye'de yayımladı; metinleri Türk okurları için bir arada sundu ve yazıtların Türkiye'de geniş bir kitleye ulaşmasında önemli bir rol oynadı.
  • Talat Tekin (1968) — İngilizce yayımlanan ve uzun süre alanın temel başvuru kitabı olan çalışmasında, yazıtların dilini ve yazı sistemini sistemli biçimde çözümledi; yüzyılı aşan okuma geleneğindeki pek çok belirsizliği dil kurallarına dayanarak tartıştı.

Bu dört çalışma, deşifrenin bir başlangıç olduğunu gösteriyor. Thomsen yazıyı okunur kıldı, Radloff metinleri hızla yayımladı, Orkun onları Türk okuruna taşıdı, Tekin ise dili sistemli bir dilbilgisine dönüştürdü. Her kuşak, öncekinin okumalarını yeni kopyalarla, yeni fotoğraflarla ve gelişen dil bilgisiyle sınadı ve düzeltti. Bir yazının çözülmesi ile metinlerinin tam olarak anlaşılması arasında, bu yüzden, yaklaşık bir yüzyıllık bir emek vardır. Dördünün çalışmaları yan yana konduğunda görülen, bir deşifrenin tek bir yayın değil, kuşaktan kuşağa sınanan, tartışılan ve düzeltilen bir okuma geleneği olduğudur.

Derine İn

Göktürk yazısının çözümü, on dokuzuncu yüzyılın büyük deşifrelerinden biriydi. Bundan yaklaşık yetmiş yıl önce, 1822'de Mısır hiyeroglifleri, Rosetta Taşı üzerindeki iki dilli ve üç yazılı metin yardımıyla çözülmeye başlanmıştı. Orada da kral adları anahtar rol oynamıştı. Thomsen'in yöntemi bu bakımdan tanıdıktı; ama Göktürk yazıtlarının durumu farklıydı. Kül Tigin taşındaki Çince metin, Türkçe metnin bir çevirisi değil, Tang imparatorunun kendi ağzından yazılmış ayrı bir metindi. Thomsen bildirisinde iki metnin birbirinden tamamen bağımsız olduğunu vurgular. Bu yüzden Çince yüz, ona yalnızca birkaç özel ad ve bir tarih verebiliyordu.

Thomsen'in en büyük avantajı, aynı yazıyla yazılmış birden fazla uzun metnin bulunmasıydı. Kül Tigin ve Bilge Kağan taşlarının büyük bölümleri neredeyse sözcüğü sözcüğüne aynıydı. Bu tekrarlar, bir taşta kırık olan bir satırı öbür taştan tamamlamayı ve aynı sözcüğün farklı yazılışlarını karşılaştırmayı ve böylece hangi işaretlerin atlanabildiğini görmeyi mümkün kıldı. Bir yazıyı çözmek için ne kadar çok metin varsa, sınama olanağı da o kadar artar.

Thomsen ile Radloff arasındaki ilişki, bilim tarihinde işbirliği ile yarışın iç içe geçtiği ilginç bir örnektir. İkisi mektuplaşıyordu ve Thomsen bildirisinde Radloff'un bazı gözlemlerini ve ona ait bilgileri açıkça anar. Ama ikisi de yazıyı ilk okuyan olmak istiyordu. Thomsen'in bildirisi alfabenin çözümünü ilk kez yayımlayan metin oldu; Radloff ise bu çözümü kullanarak metinlerin ilk kapsamlı çevirisini yayımladı. Sonraki yıllarda iki bilim insanı, bazı okumalar konusunda birbirini eleştirdi.

Çözümden sonra yazıtların okunması, Türk tarihine dair bilgimizi büyük ölçüde değiştirdi. O zamana kadar Göktürkler hakkındaki bilgiler neredeyse tamamen Çin ve Bizans kaynaklarından geliyordu. Yazıtlar, ilk kez bir Türk devletinin kendi tarihini kendi dilinde anlattığı metinleri ortaya koydu. Bu metinler, sonraki on yıllarda hem Avrupa'da hem Osmanlı Devleti'nde ve Türkiye'de, Türk tarihine ve diline olan ilginin önemli kaynaklarından biri oldu.

Göktürk yazısının kökeni ise hâlâ tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar işaretlerin bir bölümünü Soğd ya da Aramî kökenli yazılara bağlar; bazıları ise bazı işaretlerin damga denen boy işaretlerinden geliştiğini düşünür. Thomsen'in çözümü yazının nasıl okunacağını gösterdi, ama nereden geldiği sorusunu açık bıraktı.

Çözüm, Yenisey yazıtlarının da okunmasını sağladı. Thomsen bildirisinin adına bilerek iki bölgeyi birlikte koymuştu: Orhun ve Yenisey. Yenisey yazıtları çoğunlukla kısa mezar taşlarıdır; ölen kişinin adını, yaşını ve ayrılmak zorunda kaldığı yakınlarını sayarlar. Thomsen, Orhun'daki uzun metinlerden öğrendiği değerleri bu kısa metinlere uyguladığında, yazının bazı işaretlerinin Yenisey'de biraz farklı biçimler aldığını gördü. Bugün araştırmacılar Yenisey yazıtlarının bir bölümünü Kırgızlara bağlar, ama pek çoğunun tarihi kesin değildir. Bu farklar, yazının tek bir merkezden yayılan değişmez bir sistem değil, farklı bölgelerde farklı biçimlerde kullanılan canlı bir gelenek olduğunu düşündürür.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Vilhelm Thomsen, Déchiffrement des inscriptions de l'Orkhon et de l'Iénisséi. Notice préliminaire (Kopenhag, 1894).
  • Vilhelm Thomsen, Inscriptions de l'Orkhon déchiffrées (Helsingfors, 1896).
  • Inscriptions de l'Orkhon, recueillies par l'expédition finnoise 1890 et publiées par la Société finno-ougrienne (Helsingfors, 1892).
  • Wilhelm Radloff, Die alttürkischen Inschriften der Mongolei (St. Petersburg, 1894–1895).
  • Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, 4 cilt (İstanbul, 1936–1941).
  • Talat Tekin, A Grammar of Orkhon Turkic (Bloomington: Indiana University, 1968).

Arşiv ve kaynak

Thomsen'in 1893 tarihli ön bildirisi ve 1892'de Helsinki'de yayımlanan Fin heyeti kitabı, Internet Archive'da taranmış olarak okunabilir. Yazıtların kendisi Moğolistan'da, Orhun vadisinde, Koşo Tsaydam'daki anma alanında ve yakınındaki müzede korunur. Taşlardaki metnin satır satır harf çevirisi ve bugünkü Türkçeye aktarımı Vikikaynak'ta yer alır.

Açık sorular

  • Göktürk yazısının işaretleri hangi yazılardan ya da işaretlerden türedi?
  • Yenisey yazıtları Orhun yazıtlarından önce mi, sonra mı yazıldı?
  • Thomsen ve Radloff'un okumaları arasındaki farklar, yazıtların bugünkü çevirilerine nasıl yansıdı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Orhun vadisindeki büyük yazıtlı taşları 1889'da bulan kimdir? A) Vilhelm Thomsen B) Nikolay Yadrintsev C) Gustav Schlegel D) Talat Tekin
  2. (Hedef 2) Thomsen, Göktürk yazısında kaç işaret saydı? A) 26 B) 29 C) 38 D) 52
  3. (Hedef 2) Thomsen'in ilk tahmin ettiği sözcüklerden biri hangisidir? A) Ötüken B) tängri C) kağan D) Tonyukuk
  4. (Hedef 3) Prensin adı Çince yüzde neden Kiueh biçiminde geçiyordu? A) Çinli yazıcı adı bilmediği için B) Çincede hece sonunda «l» sesi bulunmadığı için C) Prensin iki adı olduğu için D) Taşın o kısmı kırık olduğu için
  5. (Hedef 3) Thomsen'e göre çözümünün asıl kanıtı nedir? A) Radloff'un onayı B) Çince yüzdeki tarih C) Bulunan değerler yerine konduğunda ortaya çıkan tutarlı Türk dili D) Strahlenberg'in kopyaları

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Göktürk yazısının çözümü bir kişinin mi, yoksa birçok kişinin mi başarısıydı? Thomsen'in bildirisinden okuduğun parçayı ve Okuma metnindeki bilgileri kullanarak cevapla; Thomsen ile Radloff'un katkılarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Nikolay Yadrintsev.
  2. C — 38.
  3. B — tängri.
  4. B — Çincede hece sonunda «l» sesi bulunmadığı için.
  5. C — Bulunan değerler yerine konduğunda ortaya çıkan tutarlı Türk dili.

Kapsamlı bir cevap, çözümün belirleyici adımlarını Thomsen'in attığını, ama bu adımların başkalarının emeği olmadan atılamayacağını açıklar. Bildiriden okunan parçayı, Thomsen'in yöntemli çalışmasının, tereddütlerinin ve iki dilli yazıttan nasıl yararlandığının kanıtı olarak kullanır; Strahlenberg'in tanıtımını, Fin ve Rus heyetlerinin kopyalarını ve Schlegel'in Çince yüz çevirisini çözümün ön koşulları olarak sayar. Thomsen'in alfabeyi çözen ve çözümü tutarlı bir dille sınayan katkısını, Radloff'un metinleri kopyalayan, yayımlayan ve ilk kapsamlı çeviriyi yapan katkısıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Thomsen'in çözümü, Göktürklerin kendi seslerini duymayı mümkün kıldı. Bu seslerin en çok tekrarladığı kaygılardan biri, devletin kaybedilmesi korkusuydu: beylerin ve halkın birbirine düşmesi, kağana sadakatin bozulması. Bilge Kağan'ın 734'teki ölümünden yalnızca on yıl sonra, bu korku gerçek oldu. Bir sonraki derste, İkinci Göktürk Devleti'nin neden yıkıldığını soracağız: taht kavgaları mı, bağlı boyların ayaklanması mı, yoksa ikisinin birleşmesi mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:20 Kanca: bir masanın üzerinde yayılmış yazıt kopyaları; tek bir sözcüğün dört işaretinin sırayla vurgulanması.
  • 1:20–3:00 Bağlam: haritada Yenisey ve Orhun bölgeleri; Helsinki ve Saint Petersburg'dan Moğolistan'a uzanan iki yol.
  • 3:00–5:00 Gelişme: otuz sekiz işaretin bir tabloya dizilmesi; üç işaretin ünlü olarak ayrı bir renge boyanması.
  • 5:00–7:00 Dönüş noktası: Çince yüzdeki bir adın Türkçe işaretlerle eşleştirilmesi; «k» işaretinin «l» işaretine dönüşmesi.
  • 7:00–9:00 Kapanış: işaretlerin bir telefon ekranında yazılması; ardından Orhun vadisindeki taşın genel görünümü.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.