Öğrenme hedefleri
- Hun adının Batı Avrupa, Orta Avrupa ve Anadolu hafızasında farklı yüzyıllarda nasıl başka başka anlamlar kazandığını örneklerle açıklayabileceksin.
- Tarih ile toplumsal hafıza arasındaki farkı, aynı tarihsel adın farklı toplumlarda farklı amaçlarla nasıl kullanıldığı üzerinden değerlendirebileceksin.
- Bir siyasi konuşmanın farklı sürümlerini karşılaştırarak, hafızanın nasıl kurulduğunu, düzeltildiğini ve yayıldığını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — iki konuşma, bir gün
27 Temmuz 1900'de, Kuzey Almanya'nın Bremerhaven limanında, Alman imparatoru II. Wilhelm, Çin'deki Boxer ayaklanmasını bastırmak için yola çıkan askerlere bir konuşma yaptı; ayaklanmacılar, Pekin'deki yabancı elçilikleri kuşatmıştı. Konuşma yazılı bir metinden okunmadı; imparator hazırlıksız konuştu. Aynı gün, konuşmanın birbirinden çok farklı birkaç metni dolaşıma girdi. Gazetecilerin tuttuğu notlara dayanan metinlerden birinde imparator, askerlerine bin yıl önceki Hunları örnek gösteriyor, onların kralları Etzel'in önderliğinde nasıl korkunç bir ün kazandıysa, Almanların da Çin'de öyle bir ün kazanmasını istiyordu. Ama dışişleri bakanı Bernhard von Bülow'un onayladığı resmî metinde, Hunlardan hiç söz edilmiyordu. Bu ders, Hunların yüzyıllar sonra nasıl hatırlandığını, aynı adın farklı toplumlarda nasıl bir övgüye, bir hakarete ya da bir atalar arayışına dönüşebildiğini soruyor.
Bağlam — tarih ve hafıza
Bir toplumun geçmiş hakkında düşündüğü, anlattığı ve kutladığı şeylerin bütününe toplumsal hafıza denir. Toplumsal hafıza, tarihçilerin kaynaklara dayanarak ortaya koyduğu tarihten farklıdır: tarih, kanıtları sorgular ve geçmişi olduğu gibi anlamaya çalışır; hafıza ise geçmişi bugünün ihtiyaçlarına göre seçer, biçimlendirir ve anlamlandırır.
Hunlar, bu farkı en açık biçimde gösteren tarihsel konulardan biridir. Hunların kendisinden bize ulaşan yazılı söz neredeyse yoktur; elimizde kalan, komşularının tuttuğu kayıtlardır. Bu boşluk, sonraki yüzyıllarda farklı toplumların Hunlar hakkında birbirinden çok farklı imgeler kurmasına imkân verdi.
Orta Çağ'ın Latin Batısında Hunlar, aziz hayatlarında ve vaazlarda çoğu zaman günahkârları cezalandırmak için yollanmış bir bela olarak anıldı. Germen destanlarında Attila, Etzel adıyla cömert bir kral olarak yaşadı. Macar kroniklerinde ise Hunlar, Macarların ataları olarak anlatıldı. Aynı halk, aynı kıtanın farklı köşelerinde, birbirine taban tabana zıt anlamlar kazandı.
Gelişme — bir imparatorun konuşması
II. Wilhelm'in 1900'deki konuşması, Hun imgesinin modern Avrupa'daki en etkili kullanımlarından biri oldu. Konuşmanın gazetecilerin notlarına dayanan sürümünde imparator, askerlerine düşmana karşı hiçbir acıma göstermemelerini buyuran sert sözlerin ardından, Hunları bir örnek olarak gösteriyordu. Bu sözler, imparatorun askerlerine uluslararası hukuka aykırı bir savaş yürütmelerini emrettiği biçiminde anlaşıldı.
Hükümet, bu sözlerin yayılmasını önlemeye çalıştı. Dışişleri bakanı Bülow, konuşmanın daha yumuşak bir sürümünü onayladı; bu sürümde Hunlara ve en sert ifadelere yer verilmemişti. Ama gazeteciler zaten notlarını yayımlamıştı; Hun benzetmesi Almanya'da ve dünyada hızla yayıldı. Alman meclisinde muhalefet milletvekilleri, imparatorun sözlerini ve hükümetin onları gizleme girişimini sert biçimde eleştirdi.
II. Wilhelm'in sözlerinin ilginç bir yanı vardı: imparator, Hunları bir hakaret olarak değil, bir övgü olarak kullanıyordu. Onun için Hunlar, korku salan, düşmanlarının asla unutamayacağı bir güç örneğiydi. Ama bu övgü, kısa süre sonra Almanların aleyhine döndü.
Dönüş noktası — bir övgünün hakarete dönüşmesi
1914'te Birinci Dünya Savaşı başladığında, İngiliz propagandası II. Wilhelm'in Hun benzetmesini Almanlara karşı kullandı. Alman askerleri, İngiliz gazetelerinde, afişlerde ve şiirlerde «Hun» olarak anılmaya başladı. Bu ad, Almanları acımasız ve uygarlık düşmanı barbarlar olarak göstermenin bir aracı oldu.
Aynı yıllarda Tuna'nın orta havzasında ve Boğaziçi kıyılarında Hunlar bambaşka bir anlam kazanıyordu. Macaristan'da, on dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren güçlenen ve 1910'da Budapeşte'de kurulan bir Turan derneğiyle örgütlenen Turancılık akımı, Macarları Orta Asya'nın bozkır halklarıyla, Hunlarla ve Türklerle akraba sayıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında da benzer bir düşünce, Türk aydınları arasında yayıldı.
Cevap — bir ad, üç hafıza
Aynı halk üç ayrı hafızada üç ayrı yüze büründü. Batı Avrupa'da Hunlar uzun süre yıkımın ve barbarlığın simgesi oldu; bu imge, Birinci Dünya Savaşı'nda bir aşağılama aracına dönüştü. Macaristan'da Hunlar, Macarların ataları olarak bir ulusal kimliğin parçası oldu. Türkiye'de ise Hunlar, Türk tarihinin başlangıcı olarak, Avrupa'nın olumsuz imgesine karşı kurulan bir karşı-hafızanın merkezine yerleşti. Bu farklı hafızalar, Hunların kendisinden çok, onları hatırlayan toplumların ihtiyaçlarını, korkularını ve umutlarını yansıtır. Tarihçinin görevi, bu hafızaları yok saymak değil, onları kanıtlarla karşılaştırarak, geçmiş ile geçmişin bugünkü kullanımları arasındaki farkı görünür kılmaktır.
Yaygın yanlış«Hunlar hakkındaki bugünkü bilgilerimiz, tarafsız ve kesin bir tarihe dayanır.»
Hunlar hakkındaki bilgilerimizin büyük bölümü, onları düşman ya da yabancı olarak gören komşularının yazdığı kaynaklardan gelir; bu kaynaklar da sonraki yüzyıllarda farklı toplumlar tarafından farklı amaçlarla okundu. Avrupa'daki olumsuz imge de, Türkiye'deki olumlu imge de, kanıtların ötesine geçen seçimler ve vurgular içerir. Tarafsız bir tarihe yaklaşmanın yolu, bir hafızayı öbürüyle değiştirmek değil, bütün hafızaları kaynaklarla karşılaştırarak sorgulamaktır.
Bugünle bağ — aynı ad, farklı sınıflar
Bugün Türkiye'de bir lise öğrencisi, tarih dersinde Mete'nin devletini İslam öncesi Türk tarihinin açılış sayfası olarak okur; Mete Han'ı, onlu sistemi ve Attila'yı bir gurur kaynağı olarak tanır. Aynı yaşta bir İngiliz öğrenci ise «Hun» sözcüğünü, büyük olasılıkla Birinci Dünya Savaşı şiirlerinde ve afişlerinde, bir düşmanı aşağılayan bir sözcük olarak görür. Bir Macar öğrenci ise Attila'yı kendi ülkesinin uzak bir atası olarak duyabilir. Aynı tarihsel ad, üç ülkenin sınıflarında üç farklı anlam taşıyor. Bu farkı fark etmek, tarih öğrenmenin en önemli kazanımlarından biridir: hiçbir toplumun hafızası tek başına geçmişin kendisi değildir.
Birincil kaynak
II. Wilhelm'in 27 Temmuz 1900'de Bremerhaven'da yaptığı konuşmanın iki sürümünden, aynı düşünceyi anlatan iki cümle. İlki, gazetecilerin notlarına dayanan resmî olmayan sürümden; ikincisi, Bülow'un onayladığı ve imparatorun konuşmalarının resmî derlemesinde yer alan sürümden:
Wie vor tausend Jahren die Hunnen unter ihrem König Etzel sich einen Namen gemacht, der sie noch jetzt in Überlieferung und Märchen gewaltig erscheinen läßt, so möge der Name Deutscher in China auf 1000 Jahre durch euch in einer Weise bestätigt werden, daß es niemals wieder ein Chinese wagt, einen Deutschen scheel anzusehen!
Führt eure Waffen so, daß auf tausend Jahre hinaus kein Chinese mehr es wagt, einen Deutschen scheel anzusehen.
Türkçesi: Resmî olmayan sürüm: «Bin yıl önce Hunlar, kralları Etzel'in önderliğinde, bugün bile gelenekte ve masallarda onları heybetli gösteren bir ad kazandıysa, Alman adı da sizin elinizde Çin'de bin yıl boyunca öyle bir biçimde kanıtlansın ki, bir daha hiçbir Çinli bir Alman'a yan gözle bakmaya cesaret edemesin!» Resmî sürüm: «Silahlarınızı öyle kullanın ki, bin yıl boyunca hiçbir Çinli bir Alman'a yan gözle bakmaya cesaret edemesin.»
Kaynak: Resmî olmayan sürüm, Alman Vikipedi'deki «Hunnenrede» maddesinin aktardığı gazete metni; resmî sürüm, Johannes Penzler (ed.), Die Reden Kaiser Wilhelms II., II. cilt (Leipzig: Reclam, 1904), s. 210–211, Almanca Vikikaynak. Türkçesi, Almancasından bizim.
- İki sürümü karşılaştır. Resmî sürümden hangi sözcükler ve hangi benzetme çıkarılmış? Bu çıkarmanın amacı ne olabilir?
- İmparator Hunları bir övgü olarak mı, bir hakaret olarak mı kullanıyor? «Gelenekte ve masallarda» ifadesi, onun Hunları hangi kaynaklardan tanıdığını düşündürüyor?
- Resmî sürümün yayımlanmasına rağmen Hun benzetmesi neden dünyaya yayıldı? Bu durum, bir hükümetin hafızayı denetleme gücünün sınırları hakkında ne söylüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Pierre Nora (1984) — Derlediği Hafıza Mekânları adlı büyük eserde, toplumların geçmişi anıtlar, törenler, adlar ve simgeler aracılığıyla nasıl hatırladığını inceledi; tarih ile hafıza arasındaki farkı, modern tarih yazımının temel sorularından biri hâline getirdi.
- Büşra Ersanlı (1992) — İktidar ve Tarih adlı kitabında, 1929–1937 yılları arasında Türkiye'de oluşturulan resmî tarih tezini inceledi; Hunlar gibi eski bozkır halklarının, yeni bir ulusal kimlik kurmak için Türk tarihinin başlangıcına nasıl yerleştirildiğini gösterdi.
- Timo Stickler (2007) — Hunlar üzerine kitabında, Hunların tarihini ve onların sonraki yüzyıllardaki etkisini birlikte ele aldı; II. Wilhelm'in konuşmasının ve Birinci Dünya Savaşı propagandasının, Hunlar ve Attila imgesinin yirminci yüzyılda bile ne kadar güçlü olduğunu gösterdiğini vurguladı.
- Balázs Ablonczy (2016) — Macar Turancılığının tarihini inceleyerek, Hunlarla ve Türklerle akrabalık düşüncesinin Macaristan'da nasıl ortaya çıktığını, hangi siyasi ve kültürel ihtiyaçlara cevap verdiğini ve yüzyıl boyunca nasıl değiştiğini ortaya koydu.
Bu tartışma, Hunların hatırlanma biçimlerini farklı ülkeler ve yaklaşımlar üzerinden ele alıyor. Nora, hafıza kavramının kendisini kuramsal olarak çerçeveler. Ersanlı, Türkiye'deki resmî tarihin Hunları nasıl kullandığını eleştirel biçimde inceler. Stickler, Avrupa'daki Hun imgesinin modern dönemdeki gücüne dikkat çeker. Ablonczy ise Macaristan'daki Turancılığı ve Hun mirası düşüncesini tarihselleştirir. Dört çalışma birlikte okunduğunda, aynı tarihsel figürlerin farklı toplumların kimlik ihtiyaçlarına göre nasıl biçimlendirildiğini gösterir.
Derine İn
Macaristan'da Hunların ata olarak görülmesi, on üçüncü yüzyılın sonunda Kézai Simon'un yazdığı Macar tarihine kadar uzanır. Kézai, Macarların ve Hunların ortak atalardan, Hunor ve Magor adlı iki kardeşten geldiğini anlatan bir efsane aktardı ve Attila'yı Macarların büyük hükümdarı olarak sundu. Kézai'nin anlattığı soy zinciri yüzyıllarca kopyalandı, genişletildi ve Macar soylularının bir bölümü kendi ailelerini Attila'ya kadar uzatan şecereler çıkardı. Bugün tarihçiler, Macarların dokuzuncu yüzyılın sonunda Orta Avrupa'ya geldiğini ve Hunlarla doğrudan bir soy bağının kanıtlanamadığını kabul eder; ama Hun mirası düşüncesi, Macar kültüründe yaşamaya devam eder.
Türkiye'de Hunların Türk tarihinin başlangıcına yerleştirilmesi, 1930'larda «Türk Tarih Tezi» ile güçlü bir resmî anlatıya dönüştü. Tez, uygarlığın büyük bölümünün Türklerin ana yurdundan çevreye yayıldığını ileri sürüyordu. Hunlar, bu anlatının merkezinde yer aldı. O yılların tarih kitaplarında Mete de Attila da aynı soy ağacının dallarına yerleştirildi. Bu anlatı, Avrupa'nın olumsuz Hun imgesine karşı bir karşı-hafıza olarak doğdu; ama aynı zamanda, kendi kanıtlanmamış iddialarını da beraberinde getirdi.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, «Hun» sözcüğü İngilizcede Almanlar için kullanılan aşağılayıcı bir ad olarak yaşamaya devam etti; İkinci Dünya Savaşı'nda da bu kullanım yeniden canlandı. Bu, bir hafızanın, onu doğuran olaylardan çok sonra bile, dilin içinde nasıl yaşayabildiğini gösterir. Bugün bu sözcük, büyük ölçüde tarihsel bir ifade olarak, savaş dönemlerinin propaganda dilini anlatırken kullanılıyor; ama bir ulusu tek bir aşağılayıcı adla anmanın tehlikesini hatırlatan bir örnek olarak da derslerde inceleniyor.
Hunların hatırlanma biçimleri, sanat ve edebiyatta da sürekli değişti. Avrupa'da Attila'yı konu alan operalar, tiyatro oyunları, romanlar ve resimler, onu kimi zaman korkunç bir zorba, kimi zaman trajik bir kahraman olarak sundu. Türkiye'de ise Mete Han ve Attila, yirminci yüzyılda şiirlerin, romanların ve okul kitaplarının kahramanları oldu. Bu eserler, tarihsel Hunlardan çok, onları yaratan toplumların değerlerini ve korkularını yansıtır.
Hafıza ile tarih arasındaki ilişki, yalnızca Hunlar için değil, bütün tarih için önemli bir sorudur. Her toplum, geçmişini kendi ihtiyaçlarına göre hatırlar; bu kaçınılmazdır. Ama tarihçi, bu hatırlama biçimlerini sorgulayarak, geçmişin kendisine mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışır. Bu kursun her dersinde bir metni okurken ilk sorumuz, onu kimin, kime ve neden yazdığıydı. Aynı soruyu, Hunlar hakkındaki bugünkü anlatılara da sormak gerekir.
Hunlar hakkındaki hafıza tartışmaları, bugün de sürüyor. Genetik araştırmaların sonuçları, kimi zaman bir ülkede Hunlarla akrabalığın kanıtı olarak sunulurken, başka bir ülkede bu akrabalığı reddetmek için kullanılabiliyor. Aynı makale, iki ülkenin gazetelerinde birbirine zıt başlıklarla haber olabiliyor. Bilimsel bulguların bu şekilde kimlik tartışmalarına çekilmesi, hafızanın ne kadar güçlü bir etken olduğunu ve tarihçinin kanıtları dikkatle sunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- Johannes Penzler (ed.), Die Reden Kaiser Wilhelms II., II. cilt: 1896–1900 (Leipzig: Reclam, 1904).
- Pierre Nora (ed.), Les Lieux de mémoire, I. cilt: La République (Paris: Gallimard, 1984).
- Büşra Ersanlı, İktidar ve Tarih: Türkiye'de «Resmî Tarih» Tezinin Oluşumu (1929–1937) (İstanbul: AFA, 1992).
- Timo Stickler, Die Hunnen (Münih: C. H. Beck, 2007).
- Mischa Meier, Geschichte der Völkerwanderung: Europa, Asien und Afrika vom 3. bis zum 8. Jahrhundert (Münih: C. H. Beck, 2019).
- Balázs Ablonczy, Go East! A History of Hungarian Turanism, çev. Thomas J. DeKornfeld ve Helen D. Hiltabidle (Bloomington: Indiana University Press, 2022).
Arşiv ve kaynak
Hunların hatırlanma biçimlerinin kaynakları arasında Orta Çağ kronikleri ve destanları, Macar kronikleri, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl siyasi konuşmaları, savaş propagandası afişleri ve şiirleri, Türkiye'de ve Macaristan'da yayımlanan tarih ders kitapları, Turancı yayınlar ve sanat eserleri vardır. II. Wilhelm'in konuşmasının resmî metni Almanca Vikikaynak'ta, Kipling'in şiiri İngilizce Vikikaynak'ta, Gökalp'in şiiri Türkçe Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Bir toplumun geçmişi hatırlama biçimi, tarihçilerin kanıtlara dayanan tarihini ne ölçüde etkiler?
- Avrupa'nın olumsuz Hun imgesine karşı kurulan karşı-hafızalar, kendi kanıtlanmamış iddialarından nasıl korunabilir?
- Aynı tarihsel figürü farklı biçimlerde hatırlayan toplumlar, ortak bir tarih anlayışına nasıl ulaşabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) II. Wilhelm'in Hunları askerlerine örnek gösterdiği konuşma hangi yıl ve nerede yapıldı? A) 1914'te Londra'da B) 1900'de Bremerhaven'da C) 1911'de İstanbul'da D) 1930'da Ankara'da
- (Hedef 1) Birinci Dünya Savaşı'nda «Hun kapıdadır!» dizesiyle Almanları Hunlarla özdeşleştiren şair kimdir? A) Ziya Gökalp B) Kézai Simon C) Rudyard Kipling D) Bernhard von Bülow
- (Hedef 2) Ziya Gökalp'in «Turan» şiirinde Avrupalı tarih yazarlarına yönelttiği eleştiri nedir? A) Hunları hiç anmamaları B) Attila'yı ve Cengiz'i kirli ve utanç verici gösterirken Sezar'ı ve İskender'i şerefle anmaları C) Türkçe yazmamaları D) Macarları övmeleri
- (Hedef 2) Toplumların geçmişi anıtlar, törenler ve adlar aracılığıyla nasıl hatırladığını inceleyen «hafıza mekânları» kavramını geliştiren tarihçi kimdir? A) Pierre Nora B) Büşra Ersanlı C) Timo Stickler D) Balázs Ablonczy
- (Hedef 3) II. Wilhelm'in konuşmasının Bülow'un onayladığı resmî sürümünde hangi öge yer almıyordu? A) Çin'e yapılan sefer B) Askerlere veda C) Hunlara yapılan benzetme D) İmparatorun adı
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Aynı tarihsel ad olan «Hun», farklı toplumlarda nasıl farklı anlamlar kazandı? Cevabında II. Wilhelm'in konuşmasının iki sürümünü, Kipling'in şiirini ve Gökalp'in şiirini karşılaştır; Nora ile Ersanlı'nın yaklaşımlarını kullan.
Cevaplar
- B — 1900'de Bremerhaven'da.
- C — Rudyard Kipling.
- B — Attila'yı ve Cengiz'i kirli ve utanç verici gösterirken Sezar'ı ve İskender'i şerefle anmaları.
- A — Pierre Nora.
- C — Hunlara yapılan benzetme.
Kapsamlı bir cevap, II. Wilhelm'in konuşmasında Hunların bir övgü ve korku salma örneği olarak kullanıldığını, ama hükümetin bu benzetmeyi resmî sürümden çıkararak gizlemeye çalıştığını ve buna rağmen benzetmenin yayıldığını açıklar. Kipling'in şiirini, aynı adın Birinci Dünya Savaşı'nda Almanlara karşı bir aşağılama aracına dönüştüğünün örneği olarak; Gökalp'in şiirini ise Avrupa'nın olumsuz Attila imgesine karşı kurulan bir karşı-hafızanın, Attila'yı ve Cengiz'i kendi tarihinin onurlu kahramanları olarak sahiplenen bir anlatının örneği olarak kullanır. Nora'nın hafıza mekânları kavramıyla, «Hun» adının bir hafıza mekânı olarak farklı toplumlarda farklı anlamlar kazandığını; Ersanlı'nın çalışmasıyla da Türkiye'deki resmî tarihin Hunları ulusal bir kimlik kurmak için nasıl kullandığını açıklar. Güçlü bir cevap, bütün bu hafızaların Hunların kendisinden çok, onları hatırlayan toplumların ihtiyaçlarını yansıttığını vurgular.
Serinin sonu
«Hunlar» kursunun son durağına geldik. Yolculuk, MÖ üçüncü yüzyılın sonunda Moğolistan bozkırında kurulan Asya Hun imparatorluğuyla başladı. Mete Han'ın yükselişini ve ona atfedilen ordu düzenini, Han sarayıyla yüzyıllar süren savaş ve evlilik diplomasisini, imparatorluğun iki kez bölünmesini inceledik. Ardından Avrupa Hunlarının Asya Hunlarıyla ilişkisi üzerine iki yüzyılı aşan tartışmayı, Hunların Kavimler Göçü'ndeki rolünü, Attila'nın iki yüzlü imgesini, Margus ve Anatolios antlaşmalarını ve Orta Asya'da yükselen Ak Hunları gördük. Son derste de Hunların yüzyıllar sonra farklı toplumlarda nasıl farklı biçimlerde hatırlandığını tartıştık. Ders ders ilerlerken, Hunları kendi seslerinden neredeyse hiç duyamadığımızı; Han sarayının, Roma'nın ve Bizans'ın yazarlarına bakarak onları dolaylı yoldan tanıdığımızı kabul etmek zorunda kaldık. Bir sonraki bölüm, bozkırın Türk toplulukları için bambaşka bir dönüşümün kapısını aralıyor: Orta Asya'daki Türk toplulukları onuncu yüzyıldan itibaren giderek İslam'ı benimsedi. Sonraki bölüm, 751'deki Talas çarpışmasının bu süreçteki gerçek yerini ve Türklerin İslam'ı neden ve nasıl benimsediği sorusunun neden tek bir cevaba sığmadığını soruyor.