Öğrenme hedefleri
- Hunlar ile Doğu Roma arasında 435 ve 447'de yapılan antlaşmaların şartlarını ve bu şartların iki tarafa ne kazandırdığını açıklayabileceksin.
- Hun–Roma diplomasisinde kaçakların iadesi, yıllık altın ve pazar haklarının neden bu kadar önemli olduğunu değerlendirebileceksin.
- Elçilik törenlerinin, armağanların ve elçilerin güvenliğinin, iki farklı dünya arasındaki ilişkide nasıl bir rol oynadığını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — at üstünde bir görüşme
435 yılının başlarında, Tuna kıyısındaki Margus kentinin dışında, ırmağın karşı yakasındaki Konstantia kalesinin tam karşısında, alışılmadık bir görüşme yapıldı. Bir yanda Doğu Roma imparatorunun elçileri, öbür yanda Hunların iki kardeş hükümdarı, Bleda ve Attila vardı. Görüşmeyi anlatan Bizanslı tarihçi Priskos'a göre, Hunlar attan inerek konuşmayı uygun bulmadı; Roma elçileri de kendi itibarlarını korumak için ata bindi, böylece bir taraf at üstünde, öbür taraf yaya konuşmuş olmayacaktı. İki dünya, Tuna'nın kıyısında, at sırtında, birbirine eşit görünmeye çalışarak pazarlık etti. Bu küçük ayrıntı, Hunlar ile Roma arasındaki diplomasinin yalnızca altın ve toprak meselesi olmadığını, aynı zamanda bir saygınlık ve eşitlik meselesi olduğunu gösterir. Bu ders, Hunların Roma ile nasıl pazarlık ettiğini ve bu pazarlıkların iki tarafa ne kazandırdığını soruyor.
Bağlam — ilk temaslar
Hunlar ile Roma arasındaki diplomatik ilişkiler, Attila'dan çok önce başladı. Beşinci yüzyılın başlarında, Roma imparatorları Hun önderlerine elçiler göndererek onları müttefik olarak kazanmaya ya da en azından tarafsız tutmaya çalışıyordu. Hunlar da Roma'nın iç çekişmelerinde zaman zaman paralı asker olarak yer alıyordu.
412 dolaylarında, Mısır'ın Teb kentinden gelen Bizanslı tarihçi Olympiodoros, bir elçilik heyetiyle Hunların ülkesine gitti. Olympiodoros'un eseri bugün kayıptır; ama dokuzuncu yüzyılda Konstantinopolis patriği Photios, okuduğu kitapların özetlerini çıkarırken onun eserini de özetledi. Bu özet, Hun–Roma diplomasisinin ilk ayrıntılı kayıtlarından birini korur.
Gelişme — Margus antlaşması
Priskos'a göre, Hun hükümdarı Rua, Tuna kıyısında yaşayan bazı toplulukların kendisinden kopup Roma'ya sığındığını öne sürerek, onların geri verilmesini istemek için Konstantinopolis'e bir elçi göndermişti. Roma da buna karşılık bir elçilik heyeti hazırladı. Ama heyet yola çıkmadan 434 dolaylarında Rua öldü; yerine yeğenleri Bleda ile Attila geçti. Roma elçileri, görüşmeyi bu kez yeni hükümdarlarla yapmak zorunda kaldı. Ertesi yıl, Doğu Roma ile Margus'ta bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmanın şartları, dersin birincil kaynağıdır. Priskos'un aktardığına göre, Roma bundan sonra Hun topraklarından kaçanları kabul etmeyecek, daha önce kaçmış olanları da geri verecekti. Hunlara esir düşüp fidye ödemeden kaçan Romalılar ya geri verilecek ya da her biri için sekiz altın ödenecekti. Roma, Hunlarla savaşan hiçbir halkla ittifak yapmayacaktı. Pazarlar Romalılar ve Hunlar için eşit haklı ve güvenli olacaktı. Roma her yıl Hun hükümdarlarına yedi yüz libre altın ödeyecekti; bu miktar, daha önce ödenen üç yüz elli librenin iki katıydı.
Kaçakların iadesi şartı, Hun hükümdarları için özellikle önemliydi. Hun imparatorluğu, pek çok farklı halkı bir araya getiren bir konfederasyondu; bu halkların önderlerinin ya da soylu ailelerinin Roma'ya kaçması, imparatorluğun birliğini tehdit ediyordu. Bu yüzden Hun hükümdarları, hemen her antlaşmada kaçakların geri verilmesini istedi; Roma ise kendisine sığınanları geri vermeyi çoğu zaman bir onur ve güven meselesi olarak görüyordu.
Dönüş noktası — 447: ağırlaşan şartlar
440'larda ilişkiler yeniden gerginleşti. Hunlar, Roma'nın antlaşma şartlarına uymadığını ve kaçakları geri vermediğini öne sürerek Balkanlar'a ve Trakya'ya büyük seferler düzenledi; Tuna boyundaki pek çok kale ve kent bu seferlerde ele geçirildi. 447'de Doğu Roma, Gelibolu Yarımadası'nda Hunlara karşı bir yenilgiye uğradı ve yeni bir antlaşma yapmak zorunda kaldı.
Cevap — altın, insan ve saygınlık
Hun–Roma diplomasisi, birbirine bağlı üç konu etrafında dönüyordu. Birincisi altındı: Hun hükümdarları, Roma'dan aldıkları altını bağlı halkların önderlerine dağıtarak onların bağlılığını sağlıyordu. İkincisi insanlardı: kaçakların iadesi, Hun konfederasyonunun birliğini korumanın bir aracıydı. Üçüncüsü saygınlıktı: görüşmenin biçimi, elçilerin nasıl karşılandığı ve armağanların nasıl sunulduğu, iki tarafın birbirine karşı konumunu gösteriyordu. Bu diplomasi, Hunlar güçlüyken Hunlar lehine, Roma güçlüyken Roma lehine işledi. Kursun önceki derslerinde gördüğümüz Asya Hunları ile Han arasındaki ilişkiye şaşırtıcı biçimde benzer bir kalıp izledi: bozkır gücü, yerleşik imparatorluktan düzenli değerli mallar alıyor, bu malları kendi iç düzenini sürdürmek için kullanıyordu.
Yaygın yanlış«Hunlar yalnızca savaşarak ve yağmalayarak Roma'dan altın elde etti.»
Kaynaklar, Hunların Roma'dan elde ettiği altının büyük bölümünün savaş alanında değil, antlaşmalarla, yıllık ödemeler biçiminde alındığını gösterir. Savaşlar, çoğu zaman bu antlaşmaları yeniden müzakere etmek ya da şartlarını ağırlaştırmak için bir baskı aracı olarak kullanıldı. Hunlar, elçilik heyetleri gönderen ve kabul eden, antlaşmaları ayrıntılı biçimde müzakere eden, kaçakların listelerini tutan ve şartlara uyulmadığında bunu gerekçe olarak öne süren bir diplomasi düzeni kurmuştu.
Bugünle bağ — elçiye zeval olmaz
Türkçede «Elçiye zeval olmaz» diye bir atasözü vardır: bir elçi, getirdiği haber ne kadar kötü olursa olsun, zarar görmemelidir. Bu atasözü, elçilerin dokunulmazlığı ilkesinin halk dilindeki karşılığıdır. «Elçi» sözcüğünün kendisi de, eski Türkçede devlet ya da halk anlamına gelen «el» sözcüğünden türemiştir; yani elçi, bir devletin adına konuşan kişidir. Olympiodoros'un anlattığı olay, bu ilkenin neden bu kadar önemli olduğunu gösterir: bir önderin yeminle kandırılarak öldürülmesi, bir krizi tetiklemiş ve ancak armağanlarla yatıştırılabilmişti. Bugün uluslararası hukukta elçilerin dokunulmazlığı yazılı kurallarla güvence altına alınmıştır; ama bu ilke, yazılı hukuktan çok önce, Hunlar ile Roma arasındaki gibi diplomatik ilişkilerde, güvenin temel taşı olarak işliyordu.
Birincil kaynak
Priskos'un Tarih'inden, 435'teki Margus görüşmesini ve antlaşmanın şartlarını anlatan parça:
καὶ τὴν σύνοδον ἔξω τῆς πόλεως ἐποιοῦντο, ἐπιβεβηκότες ἵππων· οὐ γὰρ ἐδόκει τοῖς βαρβάροις ἀποβᾶσι λογοποιεῖσθαι, ὥστε καὶ τοὺς Ῥωμαίων πρέσβεις τῆς σφῶν αὐτῶν ἀξίας προνοουμένους ἐς ταὐτὸν τοῖς Σκύθαις ἐλθεῖν, πρὸς τὸ μὴ τοὺς μὲν ἀφ᾽ ἵππων, τοὺς δὲ πεζοὺς διαλέγεσθαι. … εἶναι δὲ καὶ τὰς πανηγύρεις ἰσονόμους καὶ ἀκινδύνους Ῥωμαίοις τε καὶ Οὔννοις· φυλάττεσθαι δὲ καὶ διαμένειν τὰς συνθήκας ἑπτακοσίων λιτρῶν χρυσίου ἔτους ἑκάστου τελουμένων παρὰ Ῥωμαίων τοῖς βασιλείοις Σκύθαις· πρότερον δὲ πεντήκοντα καὶ τριακόσιαι αἱ τοῦ τέλους ἐτύγχανον οὖσαι.
Türkçesi: Görüşmeyi kentin dışında, atların üzerinde yaptılar; çünkü barbarlar attan inerek konuşmayı uygun bulmuyordu. Bu yüzden Roma elçileri de kendi itibarlarını gözeterek İskitlerle aynı biçimde geldiler; böylece bir taraf at üstünden, öbür taraf yaya konuşmayacaktı… Pazarlar Romalılar ve Hunlar için eşit haklı ve tehlikesiz olacaktı. Antlaşma, Romalıların her yıl kraliyet İskitlerine yedi yüz libre altın ödemesiyle korunacak ve sürecekti; daha önce ödenen miktar üç yüz elli libreydi.
Kaynak: Priskos, Tarih, Margus antlaşmasına ilişkin parça; Yunanca metin Ludwig Dindorf (ed.), Historici Graeci minores, I. cilt (Leipzig: Teubner, 1870), s. 277, Internet Archive; yazım bugünkü baskılara göre düzeltildi. Türkçesi, Yunancasından bizim.
- Priskos, Hunları «İskit» ve «kraliyet İskitleri» olarak anıyor. Bu eski adın kullanılması, Bizans yazarlarının yeni bir halkı nasıl anlamlandırdığı hakkında ne söylüyor?
- Görüşmenin at üstünde yapılması, iki tarafın birbirine karşı konumu hakkında ne düşündürüyor? Roma elçilerinin de ata binmesi neden önemliydi?
- Pazarların «eşit haklı ve tehlikesiz» olması şartı, Hunların bu antlaşmadan ne beklediğini nasıl gösteriyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- R. C. Blockley (1992) — Doğu Roma'nın dış politikasını inceleyerek, Hunlara ödenen altının, Roma için savaşın maliyetine göre görece ucuz bir güvenlik aracı olduğunu ve Doğu Roma'nın bu ödemeleri, kaynaklarını İran sınırına ve öbür tehditlere ayırmak için bilinçli olarak kabul ettiğini savundu.
- Andrew Gillett (2003) — Geç Antik Çağ'da Batı'daki elçileri ve siyasi iletişimi incelediği kitabında, elçilerin yalnızca mesaj taşıyıcıları değil, kendi görüşleri ve çıkarları olan, görüşmelerin sonucunu biçimlendiren aktörler olduğunu gösterdi.
- Hyun Jin Kim (2013) — Hunların diplomasisini, bozkır devlet geleneğinin bir parçası olarak yorumladı; Hun hükümdarlarının, Asya Hunlarının Han ile ilişkisindekine benzer bir biçimde, Roma'yı kendilerine düzenli değerli mallar ödeyen bir komşu olarak konumlandırmaya çalıştığını öne sürdü.
- Ekaterina Nechaeva (2014) — Doğu Roma diplomasisinde elçilikleri, müzakereleri ve armağanları inceleyerek, armağan alışverişinin ve elçilik törenlerinin, iki taraf arasındaki hiyerarşiyi ve ilişkinin niteliğini belirleyen dikkatle düzenlenmiş bir sistem olduğunu ortaya koydu.
Bu tartışma, Hun–Roma diplomasisine farklı açılardan yaklaşıyor. Blockley, Roma'nın bakış açısından, altın ödemelerini akılcı bir güvenlik politikası olarak görür. Gillett, elçilerin kendisini incelemenin merkezine koyar. Kim, Hun diplomasisini bozkırın uzun devlet geleneği içinde değerlendirir. Nechaeva ise törenlerin ve armağanların, diplomasinin yalnızca süsü değil, özü olduğunu gösterir. Bu yaklaşımlar, diplomasinin bir yandan maddi çıkarlar, öbür yandan saygınlık ve semboller üzerine kurulduğunu hatırlatır.
Derine İn
Hun–Roma diplomasisinin en ayrıntılı tanığı olan Priskos, Trakya'daki Panion kentinden gelen bir hatip ve yazardı; 449 yazında, imparatorun gönderdiği Maximinus adlı elçinin danışmanı ve arkadaşı olarak bozkırdaki saraya doğru yola çıktı. Bu elçiliğin amacı, kaçakların iadesi ve Hunlarla Roma arasındaki sınır sorunları üzerine müzakere etmekti. Priskos'un anlatısı, elçilerin yolculuğunu, Attila'nın sarayında karşılanışlarını, Hun soylularıyla görüşmelerini ve diplomatik törenleri ayrıntılı biçimde aktarır. Bu anlatı, Antik Çağ'ın sonundan bize ulaşan en ayrıntılı diplomasi kayıtlarından biridir.
Hun–Roma diplomasisinde tercümanlar ve kâtipler önemli bir rol oynadı. Attila'nın sarayında, Latince ve Yunanca bilen kâtipler çalışıyordu; bunların bir bölümü Roma'dan gelmiş, Hunların hizmetine girmiş insanlardı. Roma elçilik heyetlerinde de Hun dilini bilen tercümanlar bulunuyordu. Tercümanların kimi zaman iki taraf arasında kendi çıkarlarına göre hareket ettiği, sözleri yumuşatarak ya da sertleştirerek aktardığı da görülür; bu da diplomasinin ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde yürüdüğünü gösterir.
Kaçakların iadesi şartı, Hun–Roma ilişkilerinde sürekli bir gerginlik kaynağıydı. Roma, kendisine sığınan Hun soylularını ve bağlı halkların önderlerini kimi zaman geri vermekte isteksiz davrandı; kimi zaman da geri verdi. Priskos'un aktardığına göre, Margus antlaşmasından sonra geri verilen kaçaklar arasında Hun hükümdar soyundan iki genç de vardı ve Hunlar onları ağır biçimde cezalandırdı. Bu olay, kaçakların iadesinin Hun hükümdarları için ne kadar önemli olduğunu ve iadenin kaçaklar için ne anlama geldiğini gösterir.
Hun–Roma diplomasisinde suikast girişimleri de yer aldı. 449'da Doğu Roma sarayının güçlü adamı Khrysaphios, Attila'nın elçilerinden birini, Attila'yı öldürmesi için rüşvetle kandırmaya çalıştı. Ama bu girişim ortaya çıktı ve Attila, bunu Roma'ya karşı büyük bir diplomatik koz olarak kullandı. Bu olay, Hun–Roma diplomasisinin yalnızca açık müzakerelerle değil, gizli hesaplarla da yürüdüğünü gösterir. Priskos'un anlatısına göre Attila, girişimi öğrendikten sonra Roma'ya elçiler göndererek suçluların cezalandırılmasını istedi ve Roma imparatorunun bu durumdan utanç duyması gerektiğini ima etti; böylece bir suikast girişimi, Hunların elinde bir pazarlık kozuna dönüştü.
Attila'nın ölümünden sonra Hun–Roma diplomasisi hızla değişti. Hun imparatorluğunun dağılmasıyla birlikte, Hunlara bağlı olan Gotlar, Gepidler ve öbür halklar Roma ile kendi antlaşmalarını yapmaya başladı. Bu halkların bir bölümü, Roma topraklarına müttefik olarak yerleştirildi. Hunların bıraktığı diplomatik boşluğu, onların bir zamanlar bağlı halkları doldurdu.
Hun–Roma diplomasisinin ekonomik boyutu da tartışma konusudur. Bazı tarihçiler, Hunlara ödenen yıllık altının, Doğu Roma'nın yıllık gelirleri karşısında görece küçük bir miktar olduğunu, bu yüzden Roma için ağır bir yük olmadığını savunur. Bazıları ise bu ödemelerin, özellikle 447'den sonra, Doğu Roma hazinesi ve vergi verenler üzerinde önemli bir baskı yarattığını öne sürer. Priskos'un, Roma senatörlerinin vergi borçlarını ödemek için eşlerinin süs eşyalarını ve ev eşyalarını sattığını anlatan ifadeleri, bu yükün en azından seçkinler tarafından nasıl algılandığını gösterir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Ludwig Dindorf (ed.), Historici Graeci minores, I. cilt (Leipzig: Teubner, 1870).
- R. C. Blockley (ed. ve çev.), The Fragmentary Classicising Historians of the Later Roman Empire, II. cilt (Liverpool: Francis Cairns, 1983).
- R. C. Blockley, East Roman Foreign Policy: Formation and Conduct from Diocletian to Anastasius (Leeds: Francis Cairns, 1992).
- Andrew Gillett, Envoys and Political Communication in the Late Antique West, 411–533 (Cambridge: Cambridge University Press, 2003).
- Hyun Jin Kim, The Huns, Rome and the Birth of Europe (Cambridge: Cambridge University Press, 2013).
- Ekaterina Nechaeva, Embassies – Negotiations – Gifts: Systems of East Roman Diplomacy in Late Antiquity (Stuttgart: Franz Steiner, 2014).
Arşiv ve kaynak
Hun–Roma diplomasisinin kaynakları arasında Priskos'un ve Olympiodoros'un parçalar hâlinde korunan tarihleri, onuncu yüzyılda Bizans imparatoru Konstantinos Porphyrogennetos'un emriyle derlenen elçilik alıntıları, Photios'un kitap özetleri, Roma yasaları ve Doğu Roma kronikleri vardır. Priskos'un ve Olympiodoros'un Yunanca metinleri Dindorf'un baskısıyla Internet Archive'da okunabilir.
Açık sorular
- Hunlara ödenen yıllık altın, Doğu Roma ekonomisi için gerçekten ağır bir yük müydü?
- Hun hükümdarları, Roma'dan aldıkları altını nasıl ve kimlere dağıtıyordu?
- Margus ve Anatolios antlaşmalarının şartları Hun tarafının kayıtlarında nasıl yer alıyordu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Margus antlaşması hangi yıl imzalandı? A) 412 B) 435 C) 447 D) 453
- (Hedef 1) Margus antlaşmasıyla Roma'nın Hunlara her yıl ödeyeceği altın miktarı ne oldu? A) Üç yüz elli libre B) İki bin yüz libre C) Altı bin libre D) Yedi yüz libre
- (Hedef 2) Hun hükümdarları için kaçakların iadesi şartı neden önemliydi? A) Bağlı halkların ve önderlerin kopmasını önleyerek konfederasyonun birliğini korumak için B) Roma'dan altın almak için C) Pazarları kapatmak için D) Roma ordusuna asker sağlamak için
- (Hedef 2) 447'deki Anatolios barışıyla yıllık altın ne kadar oldu? A) Yedi yüz libre B) Üç yüz elli libre C) İki bin yüz libre D) On iki altın
- (Hedef 3) Priskos'a göre 435'teki Margus görüşmesi nasıl yapıldı? A) Konstantinopolis'teki sarayda B) Kentin dışında, iki taraf da at üstündeyken C) Bir gemide D) Attila'nın sarayında
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Hun–Roma diplomasisi yalnızca altın meselesi miydi? Cevabında Margus görüşmesini, Anatolios barışını ve Olympiodoros'un anlattığı olayı kullan; Blockley ile Nechaeva'nın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — 435.
- D — Yedi yüz libre.
- A — Bağlı halkların ve önderlerin kopmasını önleyerek konfederasyonun birliğini korumak için.
- C — İki bin yüz libre.
- B — Kentin dışında, iki taraf da at üstündeyken.
Kapsamlı bir cevap, Hun–Roma diplomasisinin altın, insan ve saygınlık olmak üzere birbirine bağlı üç konu etrafında döndüğünü açıklar. Margus görüşmesini, görüşmenin at üstünde yapılmasının ve Roma elçilerinin de ata binmesinin iki tarafın eşitlik ve saygınlık kaygısını gösterdiğinin örneği olarak; antlaşma şartlarını ise kaçakların iadesinin ve pazar haklarının altın kadar önemli olduğunun kanıtı olarak kullanır. Anatolios barışını, dengenin 447'de Hunlar lehine döndüğünün ve yıllık altının üç katına çıktığının tanıklığı olarak; Olympiodoros'un anlattığı olayı ise bir önderin öldürülmesinin yol açtığı krizin armağanlarla yatıştırılmasının, yani elçilerin güvenliğinin ve armağanların diplomasideki yerinin örneği olarak değerlendirir. Blockley'nin altın ödemelerini akılcı bir güvenlik politikası olarak gören yaklaşımını, Nechaeva'nın törenleri ve armağanları diplomasinin özü olarak gören yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Attila'nın Avrupa'da Roma ile pazarlık ettiği yıllarda, binlerce kilometre doğuda, Orta Asya'da, «Hun» adıyla anılan başka bir güç yükseliyordu. Bizans tarihçileri onlara «Ak Hunlar» dedi; kendilerini Eftalitler olarak tanıtan bu topluluk, beşinci yüzyılın ortasından altıncı yüzyılın ortasına kadar, Sasani İran'ını vergiye bağlayacak, Hindistan'ın kuzeyine kadar uzanacak ve Göktürklerin yükselişine kadar Orta Asya'nın en güçlü devleti olacaktı. Bir sonraki derste, Ak Hunların kim olduğunu, Sasani İran'ı ile ilişkilerini ve onların neden «Hun» olarak anıldığını inceleyeceğiz.