İçeriğe geç

Bölüm TT-102.05 · Seviye 1 — Türk Tarihi OmurgasıSeviye 1

Avrupa Hunları Asya Hunlarının torunları mı? Tartışma

TT-102 Hunlar

2.946 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
MÖ 36–454
Bölge
Bozkır · Orta Asya · Karadeniz · Doğu Avrupa
Kişiler
Joseph de Guignes · Nanai-vandak · Otto Maenchen-Helfen · Étienne de la Vaissière · Hyun Jin Kim · Miklós Érdy · Zoltán Maróti · Attila
Yerler
Luoyang · Dunhuang · Semerkant · İdil · Macar Ovası · Bugac
Sınav
YKS · KPSS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Çin kaynaklarının Xiongnu'su ile Roma kaynaklarının Hunları arasında bir bağ kuran görüşün nasıl doğduğunu ve bu görüşü destekleyen ve zayıflatan kanıt türlerini açıklayabileceksin.
  • Ad benzerliğini, Soğd mektubunu, bronz kazanları ve genetik verileri ayrı ayrı değerlendirerek, her kanıtın neyi gösterip neyi göstermediğini tartışabileceksin.
  • «Torun» sorusunun soy, siyasi gelenek ve ad bakımından farklı biçimlerde sorulabileceğini ve bu farkın tartışmanın sonucunu nasıl değiştirdiğini değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — Paris'te bir kütüphane

1750'lerde Paris'teki kraliyet kütüphanesinde çalışan genç bir bilgin, Joseph de Guignes, Çince tarih kitaplarını okuyarak bozkır halklarının tarihini yazmaya girişti. Okudukça bir benzerlik dikkatini çekti: Çin kaynaklarının «Xiongnu» dediği, Han sarayıyla yüzyıllarca çekişen bozkır halkı ile Roma tarihçilerinin «Hun» dediği, dördüncü yüzyılda Avrupa'ya ulaşan atlı halk, aynı halk olmalıydı. 1756'da yayımlanan kitabında, Xiongnu imparatorluğunun dağılmasından sonra bir kolunun batıya göç ettiğini ve sonunda Attila'nın önderliğinde Roma topraklarına girdiğini yazdı. Bu düşünce, iki yüz yılı aşkın bir süre boyunca tarih kitaplarında neredeyse tartışmasız bir doğru gibi tekrarlandı. Sonra yirminci yüzyılda kuşkular yükseldi, yirmi birinci yüzyılda ise yeni kanıtlar tartışmayı yeniden alevlendirdi. Bu ders, Avrupa Hunlarının Asya Hunlarının torunları olup olmadığı sorusunu ve bu soruya hangi kanıtlarla yaklaşılabileceğini soruyor.

Bağlam — üç yüz yıllık bir boşluk

Sorunun özü, bir zaman ve mekân boşluğudur. Bir önceki derste gördüğümüz gibi, Kuzey Hunlarının bir bölümü MS 91'de Altay Dağları'nın ötesine, batıya çekildi. Çin kaynakları, bu Hunların bir süre Orta Asya'da varlığını sürdürdüğünü kaydeder; ama ikinci yüzyıldan sonra onlar hakkında neredeyse hiçbir şey söylemez. Roma tarafında ise Hunların adı ancak dördüncü yüzyılın son çeyreğinde, Don ile İdil arasındaki bozkırlarda, Gotların doğu komşuları olarak duyulur. Bu iki olay arasında yaklaşık iki yüz seksen yıl ve binlerce kilometre vardır.

Bu boşluğu dolduracak doğrudan bir kaynak yoktur. Hiçbir metin, «Xiongnu'nun torunları şu yıl şu ırmağı geçti» demez. Bu yüzden tarihçiler, dolaylı kanıtları bir araya getirerek bir sonuca ulaşmaya çalışır: adlar, metinlerdeki ipuçları, arkeolojik buluntular ve son yıllarda genetik veriler.

Gelişme — kuşkucular

Yirminci yüzyılın ortasında, Viyana doğumlu tarihçi Otto Maenchen-Helfen, de Guignes'in tezine karşı en güçlü itirazları dile getirdi. Ona göre, ad benzerliği tek başına bir soy bağını kanıtlamazdı. Avrupa Hunlarının dili hakkında bildiklerimiz, Roma kaynaklarında geçen birkaç kişi adından ibaretti ve bu adların bir bölümü Türkçe, bir bölümü İrani, bir bölümü Germen kökenli görünüyordu. Avrupa Hunlarının maddi kültürü de, Moğolistan'daki Hun mezarlarından çok farklıydı. Maenchen-Helfen, Avrupa Hunlarının kökenini doğrudan Xiongnu'ya bağlamanın kanıtlarla desteklenemeyeceğini savundu.

Kuşkucuların bir başka önemli noktası, «Hun» adının Avrupa'da, sonraki yüzyıllarda bozkırdan gelen hemen her atlı halka verilen genel bir ad hâline gelmesiydi. Bizans yazarları, Avarları, Bulgarları, hatta Macarları da kimi zaman «Hun» olarak andı. İskitler dersinde ele aldığımız «İskit» adı gibi, «Hun» adı da yerleşik yazarların elinde bir halkın değil, bir yaşam biçiminin adına dönüşebiliyordu.

Dönüş noktası — yeni kanıtlar

1907'de, Budapeşte doğumlu kaşif Aurel Stein, Çin'in batısındaki Dunhuang yakınlarında, bir gözetleme kulesinin kalıntıları arasında, Soğdca yazılmış bir grup mektup buldu. Bu mektuplar, dördüncü yüzyılın başında Çin'de ticaret yapan Soğdlu tüccarlar tarafından yazılmış, ama yerlerine hiç ulaşmamıştı. Mektuplardan biri, tartışmanın seyrini değiştirecek bir sözcük içeriyordu.

Arkeoloji de tartışmaya yeni kanıtlar kattı. Moğolistan'dan Macar Ovası'na dek pek çok yerde, kenarlarında mantar biçimli kulplar bulunan, dökme tunçtan yapılmış büyük kazanlar bulundu. Bu kazanlar, Hun dönemine ve Hunlarla ilişkilendirilen bölgelere tarihlenir.

Cevap — hangi anlamda «torun»?

Avrupa Hunlarının Asya Hunlarının torunları olup olmadığı sorusunun cevabı, «torun» sözcüğünün nasıl anlaşıldığına bağlıdır. Eğer soru, Attila'nın Hunlarının tümünün Mete Han'ın Hunlarının biyolojik torunları olup olmadığıysa, cevap büyük olasılıkla hayırdır: yüzyıllar boyunca bozkırı geçen bir topluluk, yol boyunca pek çok farklı halkı içine alır ve dönüşür. Ama eğer soru, Avrupa Hunlarının egemen kesiminin ya da siyasi geleneğinin bir bölümünün Xiongnu mirasından gelip gelmediğiyse, bugünkü kanıtlar bu olasılığı güçlendiriyor. Adın Orta Asya'da kesintisiz kullanılması, bronz kazanların benzerliği ve genetik verilerdeki bazı doğu izleri, bir süreklilik bağı kurmaya imkân veriyor. Ama bu bağın niteliği, doğrudan bir soy mu, bir egemen aile mi, yoksa yalnızca bir ad ve bir gelenek mi olduğu, hâlâ açık bir sorudur.

Yaygın yanlış«Hunlar Moğolistan'dan yola çıktı ve yüzyıllarca yürüyerek Avrupa'ya ulaştı.»
Doğrusu

Bu tablo, tek bir halkın tek bir yolculuğunu anlatır; kaynaklar ise böyle bir yolculuktan söz etmez. Ad sürekliliği, bronz kazanlar ve bazı genetik veriler bir bağın varlığını güçlendirir; ama hiçbiri, Attila'nın Hunlarının bütünüyle Xiongnu'dan geldiğini göstermez. Avrupa Hunları, yol boyunca pek çok farklı halkı içine almış, karışık bir topluluktu. Bugün tarihçilerin çoğu, bir tür süreklilik bağının bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu bağın niteliği üzerinde tartışmaya devam ediyor.

Bugünle bağ — Bugac'taki kurultay

Macaristan'ın Bugac ovasında, 2008'den bu yana birkaç yılda bir, «Kurultáj» adıyla büyük bir şenlik düzenleniyor. Bu şenliğe Macaristan'ın yanı sıra Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve öbür Türk ve bozkır kökenli halklardan topluluklar katılıyor; atlı okçuluk gösterileri yapılıyor, keçe çadırlar kuruluyor. Macaristan'da bugün pek çok çocuğa Attila adı verilir; bazı Macarlar kendilerini Hunların mirasçısı olarak görür. Türkiye'de de Hunlar, Türk tarihinin bir parçası olarak anlatılır. Bu ortak ilgi, Mete'nin Hunlarıyla Attila'nın Hunları arasındaki bağ sorusunun yalnızca akademik bir soru olmadığını, bugünkü kimlik ve dostluk ilişkilerini de beslediğini gösteriyor. Ama bir şenliğin coşkusu ile bir arşivin söyledikleri aynı şey değildir; tarihçi ikisini birbirine karıştırmamalıdır.

Birincil kaynak

Joseph de Guignes'in 1756'da Paris'te yayımlanan Hunların, Türklerin, Moğolların ve Öbür Batı Tatarlarının Genel Tarihi adlı eserinin, «Batı Tatarları» bölümünün girişinden; de Guignes bu adla, bütün Asya'ya yayıldığını ve Avrupa'nın ve Afrika'nın bir bölümüne ulaştığını söylediği bozkır halklarını anlatır:

Les Historiens Romains les ont connus sous le nom de Huns, & ont débité beaucoup de fables sur l'origine de ces peuples, sans nous faire connoître précisément de quel pays ils venoient. Dans la Tartarie ils portoient le nom d'Hiong-nou. Ils y avoient établi un Empire considérable qui fut détruit par les Chinois. Alors ils se disperserent. Les uns passerent vers l'Occident, & dans la suite ils entrerent dans l'Empire Romain. Personne n'ignore les incursions du fameux Attila.

Türkçesi: Roma tarihçileri, [bu eserin konusu olan Batı Tatarlarını] Hun adıyla tanıdı ve bu halkların kökeni hakkında pek çok masal anlattı, ama bize tam olarak hangi ülkeden geldiklerini bildirmedi. Tataristan'da Hiong-nou adını taşıyorlardı. Orada büyük bir imparatorluk kurmuşlardı; bu imparatorluk Çinliler tarafından yıkıldı. Bunun üzerine dağıldılar. Bir bölümü batıya geçti ve zamanla Roma İmparatorluğu'na girdi. Ünlü Attila'nın akınlarını bilmeyen yoktur.

Kaynak: Joseph de Guignes, Histoire générale des Huns, des Turcs, des Mogols, et des autres Tartares occidentaux, I. cilt (Paris, 1756), «Tartares occidentaux» bölümünün girişi; Fransızca metin Internet Archive'daki baskıdan. Eski yazım bugünkü harflerle verildi. Türkçesi, Fransızcasından bizim.

  1. De Guignes, Roma tarihçilerini «masal anlatmakla» eleştirirken, kendi tezini hangi kaynaklara dayandırıyor? Bu eleştiri, onun Çin kaynaklarına nasıl bir değer verdiğini gösteriyor?
  2. Metinde, Xiongnu ile Hunların aynı halk olduğu bir kanıt olarak değil, bir olgu olarak sunuluyor. Bu sunuş biçimi, bir tezin iki yüz yıl boyunca neden sorgulanmadan tekrarlanmış olabileceğini nasıl açıklar?
  3. De Guignes, bozkır halklarının hepsini «Batı Tatarları» adı altında topluyor. Bu genel ad, farklı halkları birbirinden ayırt etmeyi nasıl zorlaştırır?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Otto Maenchen-Helfen (1973) — The World of the Huns adlı kitabında, Avrupa Hunlarının Xiongnu'nun torunları olduğu tezine karşı çıktı; ad benzerliğinin, kişi adlarının ve maddi kültürün doğrudan bir soy bağını kanıtlamaya yetmediğini savundu.
  • Étienne de la Vaissière (2005) — Soğd Eski Mektuplarındaki «xwn» sözcüğüne ve Orta Asya'daki öbür kanıtlara dayanarak, «Hun» adının Xiongnu'dan Orta Asya'daki ve Avrupa'daki sonraki Hunlara kadar kesintisiz bir biçimde kullanıldığını ve bunun bir siyasi süreklilik gösterdiğini savundu.
  • Hyun Jin Kim (2013) — Avrupa Hunlarının siyasi örgütlenmesinin, sol ve sağ kanatlar, hükümdar soyunun ortak egemenliği ve unvanlar gibi pek çok bakımdan Xiongnu geleneğini sürdürdüğünü öne sürdü; Avrupa Hunlarını İç Asya devlet geleneğinin batıdaki bir temsilcisi olarak gördü.
  • Zoltán Maróti ve arkadaşları (2022) — Macaristan'daki Hun dönemi mezarlarından elde edilen genomları inceleyerek, bu dönemin seçkin bireylerinin bir bölümünde, Moğolistan'daki Xiongnu dönemi topluluklarıyla bağlantılı bir doğu kökeni bulunduğunu, ama Hun dönemi nüfusunun genel olarak çok karışık olduğunu gösterdiler.

Bu tartışma, aynı soruya farklı kanıt türleriyle yaklaşıldığında farklı sonuçlara varılabildiğini gösteriyor. Maenchen-Helfen, eldeki kanıtların bir soy bağını kanıtlamaya yetmediğini vurgular. De la Vaissière ve Kim ise soyu değil, adı ve siyasi geleneği merkeze koyarak bir süreklilik bağı kurar. Maróti ve arkadaşlarının genetik çalışması, egemen kesimin bir bölümünde doğu izleri bulurken, nüfusun karışık yapısını da ortaya koyar. Tartışmanın bugünkü durumu, «evet» ya da «hayır» yerine, «hangi anlamda ve ne ölçüde» sorusunun önemini gösteriyor.

Derine İn

Joseph de Guignes'in eseri, yalnızca Hunlar hakkında değil, Avrupa'nın Asya tarihine bakışında da bir dönüm noktasıydı. De Guignes, Çince kaynakları Avrupa'da ilk kez sistemli biçimde kullanan bilginlerden biriydi. Onun eseri, Hunları, Türkleri ve Moğolları ortak bir «Tatar» tarihinin parçaları olarak sundu. Bu yaklaşım, on dokuzuncu yüzyılda Avrupa'da ve Osmanlı İmparatorluğu'nda Türk tarihine yönelik ilgiyi besledi; Osmanlı aydınları, Türklerin Orta Asya kökenli geniş bir tarihe sahip olduğu düşüncesini kısmen de Guignes ve onu izleyen Avrupalı Türkologların eserlerinden öğrendi.

Avrupa Hunlarının dili, tartışmanın en zor yanlarından biridir. Hunlar hakkında yazan Roma ve Bizans kaynakları, Hun dilinden yalnızca birkaç kişi adı ve birkaç sözcük aktarır. Attila, Bleda, Ellac ve Dengizik gibi adların bir bölümü Türkçe sözcüklerle açıklanmaya çalışılmıştır; ama bu adların bir bölümü Germen ya da İrani kökenlerle de açıklanabilir. Attila adının bile Gotça «küçük baba» anlamına gelen bir sözcükten mi, yoksa Türkçe bir sözcükten mi geldiği tartışmalıdır. Bu durum, Avrupa Hunlarının çok dilli bir konfederasyon olduğunu düşündürür.

Avrupa Hunlarının gelenekleri arasında, bazı tarihçilerin bozkır kökenine bağladığı uygulamalar da vardır. Bunlardan biri, bebeklerin kafataslarının bezlerle sarılarak uzatılmasıydı. Bu uygulama, Orta Asya'da Hunlardan önce de bilinen ve Hun döneminde Avrupa'da yaygınlaşan bir gelenekti. Ama bu uygulama Moğolistan'daki Xiongnu mezarlarında yaygın değildir; bu da Avrupa Hunlarının geleneklerinin bir bölümünün yol boyunca Orta Asya'da edinildiğini düşündürür.

Orta Asya'da da dördüncü ve beşinci yüzyıllarda «Hun» adıyla anılan başka topluluklar ortaya çıktı. İran kaynakları «Xyon», Hint kaynakları «Hūṇa» adıyla atlı halklardan söz eder. Bu toplulukların en ünlüsü, bu kursun ilerleyen bir dersinde göreceğimiz Ak Hunlar ya da Eftalitlerdir. Aynı adın, aynı dönemde Avrupa'dan Hindistan'a kadar farklı topluluklar için kullanılması, de la Vaissière gibi tarihçilere göre «Hun» adının bozkırda yaygın ve saygın bir siyasi ad olduğunu gösterir.

Genetik araştırmalar, tartışmaya yeni bir boyut kattı, ama soruyu kapatmadı. Hun dönemi mezarlarının çoğu dağınık ve sayıca azdır; bu mezarlarda gömülü olanların Hun egemen kesimine mi, onlara bağlı halklara mı, yoksa Roma dünyasından gelen tutsaklara mı ait olduğu her zaman bilinmez. Ayrıca genetik bir bağ, iki topluluk arasında ortak atalar bulunduğunu gösterebilir, ama bu ortak ataların ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını kesin olarak söylemez. Bu yüzden genetik veriler, yazılı kaynaklar ve arkeolojiyle birlikte yorumlanmalıdır.

Tartışmanın kendisi de bir tarih konusudur. On sekizinci yüzyıldan bu yana Avrupa'da, Macaristan'da, Türkiye'de ve Orta Asya'da, Hunların kökeni sorusu farklı dönemlerin siyasi ve kültürel ihtiyaçlarına göre farklı biçimlerde yanıtlandı. Bir tarihçi, bu soruya yaklaşırken yalnızca kanıtları değil, kendi döneminin bu soruya yüklediği anlamları da göz önünde bulundurmalıdır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Joseph de Guignes, Histoire générale des Huns, des Turcs, des Mogols, et des autres Tartares occidentaux, 4 cilt (Paris: Desaint & Saillant, 1756–1758).
  • Otto J. Maenchen-Helfen, The World of the Huns: Studies in Their History and Culture (Berkeley: University of California Press, 1973).
  • Frantz Grenet ve Nicholas Sims-Williams, «The Historical Context of the Sogdian Ancient Letters», Transition Periods in Iranian History (Paris: Studia Iranica, 1987) içinde.
  • Miklós Érdy, «Hun and Xiong-nu Type Cauldron Finds Throughout Eurasia», Eurasian Studies Yearbook 67 (1995).
  • Étienne de la Vaissière, «Huns et Xiongnu», Central Asiatic Journal 49/1 (2005).
  • Zoltán Maróti ve diğerleri, «The genetic origin of Huns, Avars, and conquering Hungarians», Current Biology 32/13 (2022).

Arşiv ve kaynak

Bu tartışmanın kaynakları arasında Çin kroniklerinin Hun bölümleri, Roma ve Bizans tarihçilerinin Hunlar hakkındaki anlatıları, Soğd Eski Mektupları, İran ve Hint kaynaklarındaki «Hun» adlı halklara ilişkin kayıtlar, Moğolistan'dan Macaristan'a uzanan Hun dönemi mezarları ve tunç kazanlar ile son yıllardaki genetik çalışmalar vardır. De Guignes'in eseri Internet Archive'da, Soğd Eski Mektuplarının İngilizce çevirisi ise çevrimiçi derlemelerde okunabilir.

Açık sorular

  • Altay'ın batısına geçen Kuzey Hun toplulukları, ikinci ve üçüncü yüzyıllarda hangi otlaklarda, kimlerle birlikte yaşadı?
  • Attila'nın sarayında hangi diller konuşuluyor, hangisi yönetimin dili sayılıyordu?
  • «Hun» adı bozkırda bir soyun mu, yoksa saygın bir siyasi geleneğin mi adıydı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Avrupa Hunlarının Xiongnu'nun torunları olduğu görüşünü 1756'da yayımladığı eserinde ilk kez ileri süren bilgin kimdir? A) Otto Maenchen-Helfen B) Joseph de Guignes C) Étienne de la Vaissière D) Miklós Érdy
  2. (Hedef 2) Soğd Eski Mektubu II, «Hun» tartışması için neden önemlidir? A) Avrupa Hunlarının Asya'dan geldiğini doğrudan anlattığı için B) Attila'nın adını andığı için C) Dördüncü yüzyılın başında Soğdluların Çin'deki Xiongnu'yu «Hun» adıyla andığını gösterdiği için D) Hunların dilini kaydettiği için
  3. (Hedef 2) Miklós Érdy'nin incelediği Hun tipi tunç kazanlar hangi alanda bulunur? A) Yalnızca Moğolistan'da B) Yalnızca Macaristan'da C) Yalnızca Çin'de D) Moğolistan'dan Macaristan'a kadar geniş bir alanda
  4. (Hedef 3) Maenchen-Helfen, süreklilik tezine karşı hangi gerekçeyi öne sürdü? A) Ad benzerliğinin ve eldeki kanıtların doğrudan bir soy bağını kanıtlamaya yetmediğini B) Hunların hiç var olmadığını C) Avrupa Hunlarının Çin'den geldiğini D) Xiongnu'nun Türkçe konuştuğunu
  5. (Hedef 3) Maróti ve arkadaşlarının 2022 genetik çalışması neyi gösterdi? A) Avrupa Hunlarının tümüyle Xiongnu'dan geldiğini B) Hun dönemi seçkinlerinin bir bölümünde doğu kökeni bulunduğunu, ama nüfusun genel olarak çok karışık olduğunu C) Avrupa Hunlarında hiçbir doğu izi bulunmadığını D) Hunların Germen olduğunu

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Avrupa Hunları Asya Hunlarının torunları mı?» sorusu soy, siyasi gelenek ve ad bakımından ayrı ayrı sorulduğunda cevap nasıl değişir? Cevabında de Guignes'in metnini, Soğd mektubunu, Érdy'nin kazan çalışmasını ve genetik verileri kullan; Maenchen-Helfen ile de la Vaissière'i karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Joseph de Guignes.
  2. C — Dördüncü yüzyılın başında Soğdluların Çin'deki Xiongnu'yu «Hun» adıyla andığını gösterdiği için.
  3. D — Moğolistan'dan Macaristan'a kadar geniş bir alanda.
  4. A — Ad benzerliğinin ve eldeki kanıtların doğrudan bir soy bağını kanıtlamaya yetmediğini.
  5. B — Hun dönemi seçkinlerinin bir bölümünde doğu kökeni bulunduğunu, ama nüfusun genel olarak çok karışık olduğunu.

Kapsamlı bir cevap, soru soy bakımından sorulduğunda, Avrupa Hunlarının yol boyunca pek çok farklı halkı içine almış karışık bir topluluk olduğunu ve tümüyle Xiongnu'nun biyolojik torunları sayılamayacağını; siyasi gelenek bakımından sorulduğunda, sol ve sağ kanatlar ve hükümdar soyunun ortak egemenliği gibi benzerliklerin bir süreklilik düşündürdüğünü; ad bakımından sorulduğunda ise Soğd mektubunun «Hun» adının Xiongnu için kullanıldığını ve bu adın Orta Asya'da kesintisiz yaşadığını gösterdiğini açıklar. De Guignes'in metnini, bu tezin bir kanıttan çok bir olgu gibi sunulduğu başlangıç noktası olarak; Érdy'nin çalışmasını, maddi buluntularla boşluğu doldurma girişiminin hem gücünü hem de sınırlarını gösteren bir örnek olarak; genetik verileri ise egemen kesimde doğu izlerini, ama nüfusun karışık yapısını gösteren bir kanıt olarak kullanır. Maenchen-Helfen'in kuşkucu yaklaşımını, de la Vaissière'in ad ve siyasi gelenek sürekliliğini öne çıkaran yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Kökenleri ne olursa olsun, Gotların doğusunda beliren bu atlılar, kısa sürede Avrupa'nın siyasi haritasını değiştirdi. Roma kaynaklarına göre, Hunların baskısıyla Gotlar yurtlarını bırakıp Tuna'ya doğru göç etti ve 376'da Roma sınırını geçmek için izin istedi. Bu olay, geleneksel olarak «Kavimler Göçü» adıyla anılan büyük hareketin başlangıcı sayılır. Ama Hunlar gerçekten bu göçün tek nedeni miydi? Roma'nın iç sorunları, iklim değişiklikleri ve Germen halklarının kendi iç dinamikleri bu süreçte ne kadar etkiliydi? Bir sonraki derste, Kavimler Göçü kavramının kendisini, Hunların bu süreçteki rolünü ve tarihçilerin bu büyük dönüşümü açıklamak için geliştirdiği farklı modelleri inceleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: on sekizinci yüzyıla ait bir kütüphane salonu; bir masanın üzerinde açık duran Çince kitaplar ve yanında Fransızca yazılmış bir defter.
  • 1:10–2:50 Bağlam: Avrasya haritası; doğuda MS 91, batıda 370 tarihli iki işaret ve aralarında soru işaretleriyle dolu boş bir alan.
  • 2:50–4:40 Gelişme: Roma kaynaklarından birkaç kişi adının farklı dil ailelerine bağlanan çizgilerle gösterildiği bir şema.
  • 4:40–6:50 Dönüş noktası: çölde yıkık bir gözetleme kulesi; kuma gömülü katlanmış bir mektubun açılışı ve üzerinde beliren «xwn» sözcüğü.
  • 6:50–9:00 Kapanış: Moğolistan'dan Macaristan'a uzanan haritada beliren tunç kazan simgeleri; ardından geniş bir ovada kurulmuş keçe çadırlar ve atlı okçu silüetleri.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.