Öğrenme hedefleri
- Onlu sistemin bir bozkır ordusunu nasıl örgütlediğini ve aynı yapının barışta haneleri ve boyları yöneten bir düzen olarak nasıl işlediğini açıklayabileceksin.
- Bozkır ordularının gücünü, yedek atlara, erken yaşta başlayan eğitime ve hareketliliğe dayalı taktiklere bağlayarak, sınırlarını da otlak ve iklim koşullarıyla ilişkilendirerek değerlendirebileceksin.
- Bir Çin kroniği, bir Bizans askerî el kitabı ve bir Abbasi yazarının metnini karşılaştırarak, yerleşik toplumların bozkır ordularını nasıl gördüğünü tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — otuz bin mi, üç yüz bin mi?
Sima Qian, MÖ 209'da Hun tahtına çıkan Mete Han'ın birkaç yıl içinde bozkırın dağınık boylarını bir araya topladığını anlatırken, onun emrinde «yay gerebilen otuz tümenden fazla», yani üç yüz binden fazla savaşçı bulunduğunu yazar. Bu rakam, Çin kaynaklarındaki pek çok rakam gibi, büyük olasılıkla abartılıdır; Han sarayının bozkırdan duyduğu kaygıyı da yansıtır. Ama arkasındaki asıl soru gerçektir: nüfusu Çin'in yanında küçük kalan bir bozkır topluluğu, nasıl olup da bu kadar büyük ve etkili bir orduyu sahaya sürebiliyordu? Bu ders, cevabın yalnızca at ve ok değil, aynı zamanda bir örgütlenme biçimi olduğunu, bozkır ordusunun bütün toplumu kapsayan bir düzen olduğunu gösteriyor.
Bağlam — her erkek bir atlı
Bozkırda ordu ile toplum arasındaki sınır, yerleşik dünyadakinden çok farklıydı. Tarım toplumlarında savaşçılar çoğu zaman nüfusun küçük bir bölümünü oluşturur, çiftçiler ise topraklarına bağlı kalırdı. Moğolistan'dan Karadeniz'e uzanan bozkırda ise, hemen her yetişkin erkek çocukluğundan beri ata biniyor, yay kullanıyor ve sürüsünü korumak için silah taşıyordu. Bir boy göç ettiğinde, aynı zamanda bir ordu hareket ediyordu. Bu yüzden bozkır toplulukları, nüfuslarının yerleşik komşularına göre çok daha büyük bir bölümünü savaşa sevk edebiliyordu.
Bu durum, bozkır devletlerinin orduyu ve toplumu aynı yapı içinde örgütlemesine yol açtı. Sima Qian, Hun hükümdarının altında, «sol» ve «sağ» olarak ikiye ayrılan bir yönetici düzeni tarif eder. Hükümdarın oturduğu merkezin doğusundaki boylar sol kanadı, batısındakiler sağ kanadı oluşturuyordu; her kanadın başında hükümdar soyundan bir prens bulunuyordu.
Gelişme — onluk, yüzlük, binlik
Bozkır ordusunun omurgası, onlu sistemdi. Savaşçılar on kişilik birliklere ayrılıyordu; on onluk bir yüzlüğü, on yüzlük bir binliği, on binlik ise bir tümeni oluşturuyordu. Her birliğin başında bir önder bulunuyordu: onbaşı, yüzbaşı, binbaşı. Sima Qian'ın Hunlar hakkındaki kaydında, yirmi dört büyük önderin her birinin altında binlik, yüzlük ve onluk önderlerinin bulunduğu bu yapı açıkça görülür.
Onlu sistemin önemi, yalnızca askerî değildi. Her birlik, belirli hanelerden ve boylardan oluşuyordu; birliğin önderi, savaş zamanında askerî bir komutan, barış zamanında ise o hanelerin yöneticisiydi. Böylece onlu sistem, dağınık boyları bir hükümdarın buyruğu altında toplayan bir yönetim ağı da kuruyordu. Hükümdar, birliklerin önderlerini atayarak ya da değiştirerek, eski boy bağlılıklarını yeni bir düzenle dengeleyebiliyordu.
Hükümdarın yanında ise ona doğrudan bağlı, seçkin bir muhafız birliği bulunurdu. Çin kroniği Zhou Hanedanı Tarihi, Ötüken'de oturan Göktürk kağanının muhafızlarına Türkçede «böri» denildiğini, bunun da Çincede «kurt» anlamına geldiğini kaydeder.
Dönüş noktası — hareketin gücü ve sınırı
Bozkır ordusunun en büyük üstünlüğü, hareketliliğiydi. Her savaşçı yanında birkaç yedek at götürüyordu; yorulan atını bırakıp dinlenmiş bir ata geçerek, yerleşik orduların hayal edemeyeceği hızlarla uzun mesafeler kat edebiliyordu. Ordu, sürüleriyle birlikte hareket ettiği için, erzakının büyük bölümünü de yanında taşıyordu.
Taktikler de bu hareketliliğe dayanıyordu. Atlı okçular, düşmana yaklaşıp ok yağdırır, düşman saldırıya geçince geri çekilir, ardından yeniden dönerdi. En ünlü taktik, sahte geri çekilmeydi: bozkır birlikleri yenilmiş gibi kaçar, peşlerine düşen düşman safları dağılınca, pusuda bekleyen birliklerle birlikte geri dönüp onları kuşatırdı.
Ama bozkır ordusunun da sınırları vardı. Her savaşçının birkaç atı, bütün ordunun ise on binlerce atı otlatılmak zorundaydı; otlağın az olduğu bölgelerde, kurak yazlarda ya da sert kışlarda büyük at sürülerini beslemek zorlaşıyordu. Surlarla çevrili kentleri kuşatmak, bozkır ordularının uzmanlık alanı değildi; bunun için yerleşik dünyanın mühendislerine ve kuşatma makinelerine ihtiyaç duyuyorlardı. Bu yüzden bozkır devletleri, sınırdaki yerleşik bölgelere akın edebiliyor, onları vergiye bağlayabiliyordu; ama derin tarım topraklarını uzun süre yönetmek, ancak yerleşik halkların bilgisini ve kurumlarını kullanmakla mümkün oluyordu.
Cevap — bir örgütlenme biçimi olarak ordu
Bozkır ordusunun gücü, birbirine bağlı birkaç unsurdan geliyordu: hemen her yetişkin erkeğin atlı bir savaşçı olması, çocukluktan başlayan eğitim, yedek atların sağladığı hareketlilik, uzaktan savaşa ve kuşatmaya dayalı taktikler ve hepsinin üstünde, orduyu ve toplumu aynı yapı içinde düzenleyen onlu sistem. Bu sistem, bozkırın dağınık boylarını bir hükümdarın buyruğu altında toplamanın aracı oldu. Ama aynı ordu, otlak ve iklim koşullarına sıkı sıkıya bağlıydı; bu bağımlılık, bozkır devletlerinin nereye kadar ilerleyebileceğini de belirledi.
Yaygın yanlış«Bozkır orduları, düzensiz ve kalabalık atlı yığınlarıydı; sayılarının çokluğuyla kazanıyorlardı.»
Bu, yerleşik kaynakların ve sonraki popüler anlatıların sık sık yansıttığı bir yanılgıdır. Bozkır orduları, çoğu zaman yerleşik rakiplerinden daha az savaşçıya sahipti. Güçleri sayılarından değil, onlu sisteme dayanan sıkı örgütlenmelerinden, disiplinlerinden, hareketliliklerinden ve planlı taktiklerinden geliyordu. Yerleşik kaynaklardaki büyük rakamlar, çoğu zaman bozkırdan duyulan korkunun ya da yenilgiyi açıklama ihtiyacının ürünüdür.
Bugünle bağ — onbaşıdan tümene
Bugün Türkiye'de askerlik yapan biri, bozkır ordusunun dilini her gün kullanır. «Onbaşı», «yüzbaşı» ve «binbaşı» rütbeleri, adlarını bir zamanlar on, yüz ve bin kişilik birliklerin başındaki önderlerden alır; bugünkü ordu bu birlikleri farklı büyüklüklerde örgütlese de adlar yaşamaya devam ediyor. Kara Kuvvetleri'nin en büyük birliklerinden birinin adı olan «tümen» de, on bin anlamına gelen eski sözcüğün devamıdır. Türk Kara Kuvvetleri ise kuruluş tarihi olarak, Mete Han'ın tahta çıktığı MÖ 209'u kabul eder. Bu tercih, modern bir kurumun kendini bozkırın eski askerî geleneğine bağlama biçimidir; tarihsel bir süreklilikten çok, bir kimlik ve hafıza seçimidir.
Birincil kaynak
Sima Qian'ın Xiongnu'ya ayırdığı 110. kitaptan, Hun yönetiminin ve ordusunun yapısını anlatan parçalar:
置左右賢王,左右谷蠡王,左右大將,左右大都尉,左右大當戶,左右骨都侯。……自如左右賢王以下至當戶,大者萬騎,小者數千,凡二十四長,立號曰「萬騎」。諸大臣皆世官。……二十四長亦各自置千長、百長、什長、裨小王、相、封都尉、當戶、且渠之屬。……故其戰,人人自爲趣利,善爲誘兵以冒敵。故其見敵則逐利,如鳥之集;其困敗,則瓦解雲散矣。
Türkçesi: Sol ve sağ bilge krallar, sol ve sağ Luli kralları, sol ve sağ büyük generaller, sol ve sağ büyük komutanlar, sol ve sağ büyük danghular, sol ve sağ gudu beyleri atanır… Sol ve sağ bilge krallardan danghulara kadar, büyükleri on bin atlıya, küçükleri birkaç bin atlıya komuta eder; hepsi yirmi dört önderdir ve «on bin atlının önderi» unvanını taşırlar. Bütün büyük görevliler makamlarını babadan oğula devralır… Yirmi dört önderin her biri de kendi altına binlik önderleri, yüzlük önderleri, onluk önderleri, alt krallar, danışmanlar, komutanlar, danghular ve juqular atar… Bu yüzden savaşta her biri kendi kazancının peşinden koşar; düşmanı tuzağa çekmek için yem atmakta ustadırlar. Düşmanı görünce kazanç için kuşlar gibi toplanırlar; zor duruma düşüp yenildiklerinde ise kiremit gibi dağılır, bulut gibi saçılırlar.
Kaynak: «Xiongnu liezhuan», yani Shiji'nin 110. kitabı, Hun yönetim düzeni üzerine bölüm (Sima Qian); özgün metin Vikikaynak'ın Çince sürümünden. Türkçesi, Çincesinden bizim.
- Bu metinde onlu sistemin izlerini bul. Hangi birlik büyüklükleri sayılıyor ve bunlar nasıl birbirine bağlanıyor?
- «Sol» ve «sağ» ayrımı neden bu kadar sık tekrar ediliyor? Bu ayrım, bir bozkır devletinin toprak ve boy yönetimi hakkında ne düşündürüyor?
- Metnin son cümlesi, bozkır savaşçılarını hem «kuşlar gibi toplanan» hem de «bulut gibi dağılan» insanlar olarak anlatıyor. Bu benzetmeler, Han sarayının bozkır ordusunu nasıl gördüğünü gösteriyor; bu görüş ne ölçüde adil olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Herrlee Creel (1965) — «The Role of the Horse in Chinese History» adlı makalesinde, Çin devletlerinin bozkırın atlı ordularına karşı kendi atlı birliklerini kurmak zorunda kaldığını, ama yeterli otlak ve at yetiştirme bilgisi olmadığı için atlarını büyük ölçüde bozkırdan sağlamaya devam ettiğini gösterdi.
- John Masson Smith (1984) — Moğolların 1260'ta Suriye'de yenilgisini incelerken, bozkır ordularının büyük at sürülerine bağımlı olduğunu, otlağın sınırlı olduğu bölgelerde bu sürüleri besleyemediklerini ve bu yüzden güçlerinin otlak coğrafyasıyla sınırlandığını öne sürdü.
- Peter Golden (2002) — Cengiz Han öncesi batı bozkırlarındaki savaşı inceleyerek, onlu sistemin, hükümdara bağlı muhafız birliklerinin ve boy birliklerinin bir arada kullanıldığı askerî örgütlenmenin, Moğollardan çok önce bozkır devletlerinin temel yapısı olduğunu gösterdi.
- David Graff (2002) — Orta Çağ Çin savaşını inceleyerek, Tang hanedanının bozkır taktiklerini ve atlı birliklerini benimsediğini, Türk savaşçılarını kendi ordusuna kattığını ve böylece bozkır ile Çin askerî geleneklerinin iç içe geçtiğini ortaya koydu.
Bu tartışma, bozkır ordularının gücünü ve sınırlarını farklı yönlerden ele alıyor. Creel ve Graff, yerleşik devletlerin bozkır askerî yöntemlerini öğrenmeye ve benimsemeye çalıştığını gösterir; bu, bozkır ordularının üstünlüğünün yerleşik dünya tarafından da kabul edildiğinin kanıtıdır. Smith ise bu üstünlüğün coğrafi sınırlarını vurgular. Golden, bozkır askerî örgütlenmesinin uzun bir geçmişe sahip olduğunu ve Moğolların bu geleneği yeniden icat etmediğini, mükemmelleştirdiğini öne sürer. Hepsi, bozkır ordusunun yalnızca bir silah ve at meselesi değil, bir toplumsal örgütlenme biçimi olduğu konusunda birleşir.
Derine İn
Bozkır ordularının etkisi, yerleşik komşularının askerî düzenini de değiştirdi. MÖ 307'de, Çin'in kuzeyindeki Zhao devletinin kralı Wuling, bozkır komşularıyla rekabet edebilmek için askerlerinin bozkır tarzı giysiler giymesini ve atlı okçuluk öğrenmesini emretti. Uzun etekli Çin giysileri ata binmeye elverişli değildi; bozkırın pantolonu ve kısa giysileri ise atlı savaşa uygundu. Çin kaynaklarında «bozkır giysisi ve atlı okçuluk» olarak anılan bu reform, saray çevrelerinde büyük tartışmalara yol açtı; bazı soylular, bunun atalarının geleneklerini terk etmek anlamına geldiğini savundu.
Bozkır ordularında eğitim, ayrı bir askerî okulda değil, gündelik yaşamın içinde gerçekleşiyordu. Çocuklar küçük yaşta ata binmeyi ve yay kullanmayı öğreniyordu. Büyük sürek avları, savaşın bir provası işlevi görüyordu: binlerce atlı geniş bir alanı çevreleyerek avı ortaya doğru sürer, birlikler arasındaki uyumu ve komuta zincirini sınar, savaşçıların becerilerini geliştirirdi.
Disiplin, bozkır ordusunun bir başka gücüydü. Bazı kaynaklar, bozkır ordularında ganimetin önderlerin izni olmadan toplanmasının yasak olduğunu, birliğini bırakan savaşçının ağır biçimde cezalandırıldığını anlatır. Ama Sima Qian'ın metninde gördüğümüz gibi, yerleşik gözlemciler bozkır savaşçılarını kimi zaman disiplinsiz, ganimet peşinde koşan insanlar olarak da betimledi. Bu çelişki, farklı dönemlerdeki ve farklı önderler altındaki bozkır ordularının farklı düzeylerde disipline sahip olabileceğini düşündürür.
Bozkır devletleri, yerleşik dünyanın askerî uzmanlığını da kendi ordularına kattı. Kuşatma makineleri, mühendisler ve piyade birlikleri, çoğu zaman fethedilen yerleşik halklardan sağlanıyordu. Moğol İmparatorluğu, Çinli ve İranlı mühendislerin kuşatma bilgisini kullanarak, daha önceki bozkır devletlerinin alamadığı büyük surlu kentleri ele geçirebildi. Bu, bozkır ordusunun da tek başına değil, yerleşik dünyayla etkileşim içinde geliştiğini gösterir.
Bozkır askerleri, kendi devletlerinin dışında da büyük bir rol oynadı. Bağdat'taki Abbasi halifeleri, dokuzuncu yüzyılda Orta Asya'dan getirilen Türk askerlerinden oluşan birlikler kurdu. Bu askerlerle Bağdat halkı arasında çıkan gerginlikler üzerine halife Mutasım, 836'da Dicle kıyısında, Bağdat'ın kuzeyinde Samarra kentini kurdu ve sarayını ve Türk birliklerini oraya taşıdı. Câhiz'in risalesi de, Türk askerlerinin sarayda giderek güç kazandığı bu dönemde yazıldı. Bizans, Çin ve Hindistan'daki devletler de bozkırdan gelen atlı savaşçıları kendi ordularına aldı. Bu askerler zamanla bulundukları devletlerde siyasi güç kazandı; Kahire'deki Memlük sultanlığı ve Delhi sultanlığı, Türk kökenli askerî seçkinlerin yönetimi ele geçirdiği devletlerin en bilinen örnekleridir.
Barutlu silahların yaygınlaşması, bozkır ordularının yüzyıllardır süren üstünlüğünü yavaş yavaş sona erdirdi. Ateşli silahlarla donatılmış piyade ve top, atlı okçuların uzaktan saldırısını giderek etkisiz hâle getirdi. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Rusya ve Çing Çin'i, bozkırı iki yönden kuşatarak bağımsız bozkır devletlerinin dönemini kapattı. Ama atlı birlikler hemen ortadan kalkmadı: on dokuzuncu yüzyılın başında Rus ordusu, Başkurt ve Kalmuk atlı birliklerini hâlâ yay ve okla donanmış hafif süvari olarak kullanıyordu; bozkırın atlı savaş bilgisi, bir süre başka orduların içinde yaşamaya devam etti.
Uzman Notu
Temel literatür
- Herrlee G. Creel, «The Role of the Horse in Chinese History», The American Historical Review 70/3 (1965).
- John Masson Smith Jr., «Ayn Jālūt: Mamlūk Success or Mongol Failure?», Harvard Journal of Asiatic Studies 44/2 (1984).
- George T. Dennis (çev.), Maurice's Strategikon: Handbook of Byzantine Military Strategy (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 1984).
- Nicola Di Cosmo (ed.), Warfare in Inner Asian History (500–1800) (Leiden: Brill, 2002); özellikle Peter B. Golden'ın batı bozkırlarında savaş üzerine bölümü.
- David A. Graff, Medieval Chinese Warfare, 300–900 (Londra: Routledge, 2002).
- Reuven Amitai ve Michal Biran (ed.), Mongols, Turks, and Others: Eurasian Nomads and the Sedentary World (Leiden: Brill, 2005).
Arşiv ve kaynak
Bozkır ordularının kaynakları arasında Çin kroniklerindeki savaş ve örgütlenme kayıtları, Bizans askerî el kitapları ve tarihçileri, İslam dünyasının tarihçileri ve edebiyatçıları, Orhun yazıtlarındaki sefer anlatıları, kurganlardan çıkan silahlar ve koşum takımları, ve Moğol dönemi belgeleri vardır. Sima Qian'ın metni Çince Vikikaynak'ta, Strategikon'un İngilizce çevirisi ve Câhiz'in Türkçe çevirisi büyük kütüphanelerde bulunabilir.
Açık sorular
- Onlu sistem bozkırda mı doğdu, yoksa yerleşik dünyadan mı öğrenildi?
- Çin ve Bizans kaynaklarındaki bozkır ordusu rakamları ne ölçüde güvenilirdir?
- Bozkır ordularının disiplini, kaynakların bir bölümünün anlattığı kadar sıkı mıydı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Onlu sistemde on bin savaşçılık en büyük birliğe ne ad verilir? A) Binlik B) Tümen C) Böri D) Yüzlük
- (Hedef 1) Çin kroniğinin kaydına göre, Göktürk kağanını koruyan seçkin birlik hangi adla anılıyordu? A) Tümen B) Kam C) Böri D) Tarkan
- (Hedef 2) Bozkır ordularının hızının ve dayanıklılığının temel kaynağı neydi? A) Kalabalık piyade birlikleri B) Kuşatma makineleri C) Ateşli silahlar D) Savaşçıların yanlarında götürdükleri yedek atlar
- (Hedef 2) John Masson Smith'e göre bozkır ordularının gücünü sınırlayan temel etken neydi? A) Otlağın sınırlı olduğu bölgelerde büyük at sürülerini besleyememek B) Okçuluk becerisinin azalması C) Yazı bilmemeleri D) Deniz gücünden yoksun olmaları
- (Hedef 3) Câhiz'in Menâkıbü't-Türk'ü için hangisi doğrudur? A) Türk askerlerini eleştiren bir Bizans metnidir B) Türk kökenli bir komutana sunulmuş, Türk askerlerini öven bir risaledir C) Bir Çin kroniğinin bölümüdür D) Bir Orhun yazıtıdır
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Yerleşik toplumlar bozkır ordularını nasıl gördü? Cevabında Sima Qian'ın metnini, Strategikon'u ve Câhiz'in risalesini karşılaştır; her yazarın amacının anlatısını nasıl biçimlendirdiğini tartış.
Cevaplar
- B — Tümen.
- C — Böri.
- D — Savaşçıların yanlarında götürdükleri yedek atlar.
- A — Otlağın sınırlı olduğu bölgelerde büyük at sürülerini besleyememek.
- B — Türk kökenli bir komutana sunulmuş, Türk askerlerini öven bir risaledir.
Kapsamlı bir cevap, Sima Qian'ın Hun yönetimini ve onlu sistemi ayrıntılı biçimde kaydettiğini, ama savaşçıları ganimet peşinde koşan ve yenilince dağılan insanlar olarak betimleyerek Han sarayının kaygısını ve küçümsemesini yansıttığını; Strategikon'un bozkır ordularının taktiklerini ve zayıf yanlarını, Bizans komutanlarına yol göstermek amacıyla soğukkanlı ve pratik bir biçimde incelediğini; Câhiz'in ise Türk askerlerinin at üstündeki becerilerini Abbasi sarayına kabul ettirmek için övgü dolu bir dille anlattığını açıklar. Güçlü bir cevap, üç yazarın aynı becerileri farklı amaçlarla, biri kaygıyla, biri pratik bir kılavuz kaygısıyla, biri övgüyle anlattığını ve her metnin bu amaç göz önünde tutularak okunması gerektiğini vurgular.
Sonraki bölüme köprü
Bu kursta Türklerin adını, bozkırın coğrafyasını, atın evcilleştirilmesini, kurganları, İskitleri, göçebe ekonomiyi, devlet anlayışını, inançları ve orduyu inceledik. Her derste, bu bilgilerin büyük bölümünün yazılı kaynaklardan ve arkeolojiden geldiğini gördük. Ama son yıllarda iki yeni alan, Türklerin kökeni sorusuna farklı bir yönden yaklaşıyor: eski kemiklerden okunan genomlar ve dillerin tarihini karşılaştırarak geçmişe uzanan dil bilimi. Bir sonraki ve bu kursun son dersinde, Türk dillerinin ana yurdu tartışmasını, eski Türkçenin komşu dillerle ilişkisini, antik DNA araştırmalarının bozkır nüfusları hakkında ortaya koyduklarını ve gen ile dilin neden her zaman aynı hikâyeyi anlatmadığını inceleyeceğiz.