Öğrenme hedefleri
- Eski Türklerin Tengri, yer-sub ve Umay gibi inanç kavramlarını ve bu inançlarda kamın, yani şamanın yerini kaynaklara dayanarak açıklayabileceksin.
- Gök Tanrı inancı ile şamanizmin aynı şey olup olmadığı sorusunda tarihçilerin farklı görüşlerini ve bu görüşlerin hangi kaynaklara dayandığını değerlendirebileceksin.
- Bir Bizans tarihçisinin ve bir Çin kroniğinin Türklerin inançları hakkında söylediklerini karşılaştırarak, dış gözlemcilerin bozkır inancını nasıl anlattığını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — dokuz basamaklı kayın ağacı
1860'larda Altay Dağları'nda dolaşan Berlin doğumlu dil bilimci Wilhelm Radloff, yerel bir kamın, yani din adamının yönettiği bir töreni sonradan ayrıntılı biçimde yazdı. Törenin merkezinde, bir çadırın içine dikilmiş, gövdesine dokuz basamak oyulmuş bir kayın ağacı vardı. Kam, davulunu çalarak ve şarkılar söyleyerek bu basamaklara birer birer çıkıyor, her basamakta göğün bir katına yükseldiğini anlatıyordu. Amacı, göğün en yüksek katlarında oturduğuna inanılan iyilik ruhuna, topluluğun dileklerini ulaştırmaktı. Radloff'un gördüğü bu tören, ondokuzuncu yüzyılın Altay'ına aitti. Ama bu ders, ondan bin iki yüz yıl önce Göktürklerin inandığı Tengri ile Radloff'un gördüğü kamın aynı inanç dünyasına ait olup olmadığını ve eski Türklerin dini hakkında gerçekte neyi bildiğimizi soruyor.
Bağlam — gök, yer ve ruhlar
Eski Türk inancının merkezinde gök vardı. Sekizinci yüzyılın Orhun yazıtlarında, hükümdarlar güçlerini ve başarılarını Tengri'nin buyruğuna ve lütfuna bağlar. Tengri sözcüğü, hem görünen gökyüzünü hem de onun ötesindeki yüce ve kutsal gücü anlatıyordu.
Ama eski Türk inancı yalnızca gökten ibaret değildi. Yazıtlarda «ıduk yer sub», yani kutsal yer ve su da anılır: dağlar, ırmaklar, ormanlar ve topraklar, kendi kutsal güçlerine sahip sayılıyordu. Bunların yanında, bereketin ve doğumun koruyucusu olarak görülen Umay da yazıtlarda geçer. Bilge Kağan'ın kardeşi Kül Tigin'in yazıtında, kağanın annesi Umay'a benzetilir.
Atalara saygı da bu inancın önemli bir parçasıydı. Ölülerin anısına taş dikmek, onlar için törenler düzenlemek ve ata mezarlarını korumak, bozkır topluluklarında önemli bir görevdi. Orhun yazıtlarının kendisi de, aslında ölen bir hükümdar ya da kahraman için dikilmiş anıtlardır.
Gelişme — dışarıdan bakanlar
Eski Türklerin inançları hakkında bildiklerimizin büyük bölümü, yine dışarıdan bakan yazarlardan gelir. Çin kronikleri, Göktürk kağanının çadırının güneşin doğduğu yöne açıldığını ve her yıl ata mağarasında, ayrıca bir ırmak kıyısında göğe kurbanlar sunulduğunu kaydeder. Bizanslı tarihçiler ise, Türklerle elçilik ilişkileri kurulduktan sonra onların inançları hakkında bilgi topladı. Yedinci yüzyılın başında Konstantinopolis'te yazan Theophylaktos Simokattes, Türklerin ateşe, suya ve toprağa saygı gösterdiğini, ama yalnızca göğü ve yeri yaratmış olana tapındığını kaydetti; bu metni dersin birincil kaynak bölümünde yakından okuyacağız.
Bu kaynaklarda dikkat çekici bir nokta, Türklerin tek bir yüce gök gücüne tapınırken, aynı zamanda ateşe, suya, yere ve atalarına saygı göstermesidir. Bu durum, eski Türk inancının bir yandan yüce bir gök kavramına, öbür yandan doğadaki pek çok kutsal güce dayanan katmanlı bir yapıya sahip olduğunu düşündürür.
Dönüş noktası — kam kimdi?
Bozkır inancında, insanlarla ruhlar dünyası arasında aracılık eden kişilere Türkçede «kam» deniyordu. Bağdat'ta Türkçenin ilk büyük sözlüğünü hazırlayan Kaşgarlı Mahmud, bu sözcüğü «kâhin» anlamıyla açıklar. Kamlar hastalıkları iyileştirmeye, kayıp eşyaları bulmaya, geleceği önceden söylemeye ve topluluk adına ruhlarla iletişim kurmaya çalışıyordu.
«Şaman» sözcüğü ise Türkçe değildir. Sibirya'da yaşayan ve Tunguz dillerinden birini konuşan Evenkilerin dilinden, Rus kaynakları aracılığıyla Avrupa dillerine geçmiştir. Avrupalı araştırmacılar, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda Sibirya'da gözlemledikleri benzer din adamlarını, bu sözcükle anmaya başladı. Böylece «şamanizm», Sibirya ormanlarından Orta Asya bozkırlarına, hatta Amerika kıtasının kuzeyine dek pek çok farklı topluluğun benzer uygulamalarını kapsayan genel bir kavram hâline geldi.
Burada önemli bir soru ortaya çıkar: Göktürklerin Tengri inancı ile Radloff'un Altay'da gördüğü kamın töreni aynı dinin parçaları mıydı? Bazı tarihçiler, Tengri inancını devletin ve hükümdarın resmî inancı, kamların uygulamalarını ise halkın gündelik dinî yaşamının parçası olarak görür ve ikisini birbirinden ayırır. Bazıları ise ikisini aynı inanç dünyasının farklı katmanları olarak değerlendirir.
Cevap — katmanlı bir inanç dünyası
Eski Türklerin inancı, göğün yüce gücüne, yerin ve suyun kutsal güçlerine, atalara ve doğadaki ruhlara dayanan katmanlı bir inanç dünyasıydı. Tengri, bu dünyanın en yüksek noktasında, hükümdarın meşruiyetinin kaynağı olarak duruyordu. Kamlar ise insanlarla ruhlar arasında aracılık ederek gündelik yaşamın sorunlarına çözüm arıyordu. Gök Tanrı inancı ile şamanizm aynı şey değildir: biri yüce bir gök gücüne dayanan bir inanç anlayışını, öbürü belirli bir din adamı türünün uygulamalarını anlatır. Ama bozkırda bu ikisi çoğu zaman birlikte, aynı toplulukların yaşamında yan yana var oldu.
Yaygın yanlış«Eski Türklerin dini şamanizmdi» ya da «Eski Türkler tek tanrılı bir dine inanıyordu; şamanizmle hiçbir ilgileri yoktu.» İki yargı da birbirine karışmış kaynakları tek bir renge boyar.
«Şamanizm» sözcüğü sonradan, başka bir dilden alınarak, çok geniş bir alandaki farklı uygulamalar için kullanılmaya başlandı; bu yüzden eski Türklerin dinini tek başına bu sözcükle anlatmak yetersizdir. Öte yandan kaynaklar, Türklerin göğün yüce gücünün yanında ateşe, suya, yere, atalara ve doğadaki ruhlara da saygı gösterdiğini anlatır; bu yüzden eski Türk inancını bütünüyle tek tanrılı bir dinle eşitlemek de kaynakların söylediğinin ötesine geçer.
Bugünle bağ — ağaca bağlanan bezler
Anadolu'nun pek çok yerinde, yatırların, kutsal sayılan ağaçların ve pınarların yanında, dallara bağlanmış renkli bez parçaları görülür. İnsanlar bir dilekte bulunurken ya da bir sıkıntıdan kurtulmak için bu bezleri bağlar. Benzer uygulamalar, Orta Asya'da ve Sibirya'da da yaygındır. Kurşun dökme, nazar için yapılan bazı uygulamalar ve kutsal sayılan yerlere gösterilen saygı da bazı araştırmacılar tarafından eski bozkır inançlarıyla ilişkilendirilir. Ama bu benzerlikler, kesin bir süreklilik zinciri olarak değil, dikkatle incelenmesi gereken izler olarak görülmelidir; aynı uygulamalar başka kültürlerde de görülür ve zaman içinde farklı anlamlar kazanmıştır. Bugün Türkçede kullandığımız «Tanrı» sözcüğü ise, eski «Tengri» sözcüğünün doğrudan devamıdır.
Birincil kaynak
Bizanslı tarihçi Theophylaktos Simokattes'in yedinci yüzyılın başında yazdığı Tarih'ten, Türkler hakkındaki bölümden:
τιμῶσι τοιγαροῦν οἱ Τοῦρκοι λίαν ἐκτόπως τὸ πῦρ, ἀέρα δὲ καὶ ὕδωρ γεραίρουσιν, ὑμνοῦσι τὴν γῆν, προσκυνοῦσι δὲ μόνως καὶ θεὸν ὀνομάζουσι τὸν πεποιηκότα τὸν οὐρανὸν καὶ τὴν γῆν. τούτῳ θύουσιν ἵππους καὶ βόας καὶ πρόβατα, ἱερεῖς κεκτημένοι, οἳ καὶ τὴν τῶν μελλόντων αὐτοῖς δοκοῦσιν ἐκτίθεσθαι προαγόρευσιν.
Türkçesi: Türkler ateşe olağanüstü bir saygı gösterirler; havayı ve suyu da onurlandırırlar, toprağa ilahiler söylerler; ama yalnızca göğü ve yeri yaratmış olana tapınırlar ve yalnızca ona tanrı derler. Ona atlar, sığırlar ve koyunlar kurban ederler. Rahipleri vardır; bu rahipler, onlara geleceği önceden bildiriyor gibi görünürler.
Kaynak: Theophylaktos Simokattes, Tarih (Historiae), VII. kitap, 8. bölüm; Yunanca metin Carl de Boor'un baskısından (Leipzig: Teubner, 1887), Internet Archive. Türkçesi, Yunancasından bizim.
- Theophylaktos, Türklerin ateşe, havaya, suya ve toprağa saygı gösterdiğini söylerken, «yalnızca» göğü ve yeri yaratmış olana tapındıklarını da ekliyor. Bu iki ifade, eski Türk inancının yapısı hakkında ne düşündürüyor?
- «Göğü ve yeri yaratmış olan» ifadesi, Hristiyan bir Bizans yazarının kendi inanç diliyle örtüşüyor. Bu durum, Theophylaktos'un Türk inancını anlatışını nasıl etkilemiş olabilir?
- Metinde «rahip» diye anılan ve geleceği bildiren kişiler, Türkçe kaynaklarda hangi adla anılan din adamlarıyla karşılaştırılabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Mircea Eliade (1951) — Şamanizm ve Arkaik Esrime Teknikleri adlı kitabında, şamanizmi Sibirya ve Orta Asya'dan dünyanın pek çok bölgesine yayılmış, esrime yoluyla ruhlar dünyasına yolculuğa dayanan bir din teknikleri bütünü olarak tanımladı; bozkır inançlarını bu geniş çerçeve içinde ele aldı.
- Abdülkadir İnan (1954) — Tarihte ve Bugün Şamanizm adlı kitabında, Türk halklarının eski inançlarını ve Sibirya'daki Türk topluluklarının şaman uygulamalarını ayrıntılı biçimde derleyerek, eski Türk inancının şamanizmle iç içe geçmiş bir dünya olduğunu gösterdi.
- İbrahim Kafesoğlu (1977) — Türk Millî Kültürü'nde, Gök Tanrı inancının yüce ve tek bir gök gücüne dayanan ayrı bir din olduğunu, şamanizmin ise bu dinin yanında var olan bir büyü ve aracılık geleneği olduğunu savundu; ikisinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.
- Marlene Laruelle (2007) — Kazakistan, Kırgızistan ve Tataristan'da Sovyet sonrası dönemde ortaya çıkan «Tengricilik» akımlarını inceledi; bu akımların eski bozkır inançlarını bugünün siyasi ve ulusal ihtiyaçlarına göre yeniden kurduğunu gösterdi.
Bu tartışma, eski Türk inancını tanımlarken hangi kavramın kullanılacağı sorusu üzerinde yoğunlaşıyor. Eliade ve İnan, bozkır inancını geniş bir şamanizm çerçevesi içinde görür. Kafesoğlu ise Gök Tanrı inancını şamanizmden ayırır ve onu ayrı bir din olarak tanımlar. Laruelle'in çalışması ise farklı bir soruyu gündeme getirir: eski inançlar hakkındaki bugünkü tartışmalar, ne ölçüde geçmişi anlama çabası, ne ölçüde bugünün kimlik ihtiyaçlarının ürünüdür? Bu soru, Kafesoğlu'nun yorumunun Türkiye'deki ders kitaplarında neden bu kadar etkili olduğunu anlamak için de önemlidir.
Derine İn
Eski Türk inancında evren, katmanlı bir yapı olarak düşünülüyordu. Göğün katları yukarıda, insanların yaşadığı orta dünya ortada, ölülerin ve karanlık güçlerin dünyası aşağıdaydı. Bu katmanları birbirine bağlayan bir dünya ağacı ya da dünya dağı fikri, Sibirya ve Orta Asya'nın pek çok topluluğunda görülür. Radloff'un Altay'da gördüğü dokuz basamaklı kayın ağacı da bu dünya ağacının törensel bir temsiliydi.
Kamın en önemli aracı davuldu. Davul, kamın ruhlar dünyasına yolculuğunda bir binek ya da bir kayık olarak düşünülüyordu. Davulun derisine, evrenin katlarını, ruhları ve hayvanları gösteren resimler çizilirdi. Bazı davullar, Sovyet döneminde ve öncesinde müzelere toplandı; bu davullar, bugün eski inanç dünyası hakkında önemli bilgiler veriyor. Kamlık yalnızca erkeklere özgü de değildi; Yakutlar gibi bazı Sibirya Türk topluluklarında kadın kamlar için ayrı bir sözcük kullanılıyordu.
Göktürkler ve sonraki bozkır devletleri, başka dinlerle de sıkı bir ilişki içindeydi. Göktürk kağanlarından bazıları Budizm'e ilgi gösterdi; Uygurlar ise sekizinci yüzyılda Maniheizm'i devlet dini olarak kabul etti. Türk topluluklarının bir bölümü Hristiyanlığın Doğu Kilisesi'ne bağlandı. Onuncu yüzyıldan itibaren ise Türk topluluklarının büyük bölümü İslam'ı benimsedi. Bu değişimler, eski inançların tümüyle ortadan kalkması anlamına gelmedi; bazı eski inanç ve uygulamalar, yeni dinlerin içinde farklı biçimlerde yaşamaya devam etti.
Orhun yazıtlarında gök, kağanın kaderini doğrudan belirleyen bir güç olarak görünür. Yazıtlarda sık sık geçen «Tengri buyurduğu için» anlamındaki ifadeler, kağanın tahta çıkışını, zaferlerini ve halkının yeniden toparlanmasını göğün iradesine bağlar. Aynı yazıtlar, halk kağanına sadakatsizlik ettiğinde ve töreyi bozduğunda, göğün de onları cezalandırdığını anlatır. Bu, gök inancının yalnızca bir ibadet konusu değil, aynı zamanda siyasi bir dil, hükümdarın ve halkın davranışını yargılayan bir ölçüt olduğunu gösterir.
Moğol İmparatorluğu döneminde de gök inancı, devletin ideolojisinin merkezinde yer aldı. Moğol hükümdarlarının mektuplarında ve fermanlarında, «Ebedî Göğün gücüyle» gibi ifadeler sık sık geçer. Bu ifadeler, Göktürk yazıtlarındaki Tengri kavramıyla benzerlik taşır ve bozkırda gök inancının yüzyıllar boyunca hükümdarlığın meşruiyetiyle bağlantılı kaldığını gösterir.
Sovyetler Birliği'nde, din karşıtı politikalar nedeniyle şaman uygulamaları uzun süre yasaklandı ve bastırıldı. Pek çok kam, baskıya uğradı; davullar ve öbür törensel eşyalar toplatıldı. Sovyetler'in dağılmasından sonra, Sibirya'da ve Orta Asya'da şamanizme ve eski inançlara karşı yeni bir ilgi doğdu. Bazı topluluklar eski törenleri yeniden canlandırmaya çalıştı; bazı ülkelerde Tengricilik, ulusal kimliğin bir parçası olarak sunulmaya başlandı.
Eski Türk inancını incelemenin en büyük güçlüğü, kaynakların dağınıklığıdır. Orhun yazıtları birkaç kısa ifade dışında inanç hakkında ayrıntı vermez. Çin ve Bizans kaynakları dışarıdan ve kendi inanç dillerinden bakar. Radloff gibi ondokuzuncu yüzyıl araştırmacılarının gözlemleri ise eski Türklerden bin yıldan fazla sonra yaşayan topluluklara aittir. Bu farklı kaynakları birleştirirken, aradaki zaman ve mekân farkını göz ardı etmemek gerekir. Fransız tarihçi Jean-Paul Roux'nun Türk ve Moğol dinleri üzerine kapsamlı çalışması, bu dağınık kaynakları yan yana getirip her birinin hangi döneme ve topluluğa ait olduğunu ayırt ederek okumaya çalışan sentezlerin en bilinenlerinden biridir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Wilhelm Radloff, Aus Sibirien: Lose Blätter aus dem Tagebuche eines reisenden Linguisten (Leipzig: T. O. Weigel, 1884).
- Mircea Eliade, Le chamanisme et les techniques archaïques de l'extase (Paris: Payot, 1951).
- Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm: Materyaller ve Araştırmalar (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1954).
- İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü (Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1977).
- Jean-Paul Roux, La religion des Turcs et des Mongols (Paris: Payot, 1984).
- Marlene Laruelle, «Religious revival, nationalism and the 'invention of tradition': political Tengrism in Central Asia and Tatarstan», Central Asian Survey 26/2 (2007).
Arşiv ve kaynak
Eski Türk inancının kaynakları başında Orhun ve Yenisey'deki taş anıtların yazıları, Çin kronikleri, Bizans tarihçileri, İslam coğrafyacıları ve seyyahları, Kaşgarlı Mahmud'un sözlüğü, Moğol dönemi belgeleri, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda Sibirya ve Orta Asya'da yapılan etnografik derlemeler ve müzelerdeki şaman davulları ile törensel eşyalar vardır. Theophylaktos'un Yunanca metni de Boor baskısıyla Internet Archive'da, Zhou shu'nun 50. kitabı ise Çince özgün metniyle Vikikaynak'ta yer alır.
Açık sorular
- Göktürk dönemindeki Tengri inancı ile ondokuzuncu yüzyıl Altay kamlarının törenleri arasında kesintisiz bir bağ kurulabilir mi?
- Theophylaktos'un «göğü ve yeri yaratmış olan» ifadesi, Türklerin kendi inanç anlayışını mı yansıtıyor, yoksa Bizans yazarının kendi dinî dilini mi?
- Eski inançlara dair bugünkü canlandırma hareketleri, geçmişi ne ölçüde doğru yansıtıyor?
Mini sınav
- (Hedef 1) Bugünkü Türkçedeki «Tanrı» sözcüğü hangi eski sözcükten gelir? A) Kam B) Umay C) Tengri D) Yer-sub
- (Hedef 1) «Şaman» sözcüğünün kökeni nedir? A) Eski Türkçe B) Tunguz dillerinden biri olan Evenkice C) Farsça D) Yunanca
- (Hedef 2) İbrahim Kafesoğlu, Gök Tanrı inancı ile şamanizm arasındaki ilişkiyi nasıl yorumladı? A) İkisinin aynı şey olduğunu savundu B) Şamanizmin Gök Tanrı inancından daha eski olduğunu savundu C) Gök Tanrı inancının Bizans'tan geldiğini savundu D) Gök Tanrı inancının ayrı bir din, şamanizmin ise onun yanında var olan bir gelenek olduğunu savundu
- (Hedef 3) Theophylaktos Simokattes'e göre Türkler kime tapınır ve ona tanrı derler? A) Yalnızca göğü ve yeri yaratmış olana B) Ateşe C) Ata ruhlarına D) Güneşe
- (Hedef 3) Ötüken'deki kağan çadırının kapısı, 636'da derlenen Çin kroniğinin kaydına göre hangi yöne bakardı? A) Batıya B) Doğuya C) Kuzeye D) Güneye
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Gök Tanrı inancı ile şamanizm aynı şey midir? Cevabında Theophylaktos'un anlatısını, Zhou Hanedanı Tarihi'ndeki kayıtları ve Radloff'un Altay gözlemlerini kullan; Kafesoğlu ile İnan'ın görüşlerini karşılaştır.
Cevaplar
- C — Tengri.
- B — Tunguz dillerinden biri olan Evenkice.
- D — Gök Tanrı inancının ayrı bir din, şamanizmin ise onun yanında var olan bir gelenek olduğunu savundu.
- A — Yalnızca göğü ve yeri yaratmış olana.
- B — Doğuya.
Kapsamlı bir cevap, Gök Tanrı inancının yüce bir gök gücüne dayanan ve hükümdarın meşruiyetinin kaynağı olan bir inanç anlayışını, şamanizmin ise belirli bir din adamı türünün ruhlar dünyasıyla aracılık uygulamalarını anlattığını; bu yüzden ikisinin aynı şey olmadığını, ama bozkırda çoğu zaman yan yana var olduğunu açıklar. Theophylaktos'un anlatısını, Türklerin hem yüce bir yaratıcıya hem de ateşe, suya ve toprağa saygı gösterdiğinin ve geleceği bildiren din adamlarına sahip olduğunun tanıklığı olarak; Zhou Hanedanı Tarihi'ni, gök kültünün ata kültü ve kutsal dağ inancıyla bir arada yaşadığının kanıtı olarak; Radloff'un gözlemlerini ise çok daha sonraki bir döneme ait olduğu için dikkatle kullanılması gereken bir karşılaştırma malzemesi olarak değerlendirir. Kafesoğlu'nun ikisini birbirinden ayıran görüşünü, İnan'ın onları iç içe gören görüşüyle karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste Theophylaktos'un, Türklerin göğe atlar kurban ettiğini yazdığını; Orhun yazıtlarında kağanların zaferlerini göğün lütfuna bağladığını gördük. Ama bozkır devletlerinin gücü, yalnızca gökten gelen bir meşruiyete değil, son derece düzenli bir askerî örgütlenmeye de dayanıyordu. Kalabalık tarım ülkelerinin yanında küçük kalan bozkır toplulukları, nasıl büyük ve disiplinli ordular kurabiliyordu? Bir sonraki derste, savaşçıları onluk, yüzlük ve binlik birliklere ayıran onlu sistemi, atlı okçuların hareket hâlinde ok atma becerisini, geri çekilir gibi yapıp düşmanı tuzağa çekme gibi bozkır taktiklerini ve bu örgütlenmenin aynı zamanda bir toplumsal düzen olarak nasıl işlediğini inceleyeceğiz.