Öğrenme hedefleri
- Karma sürünün, mevsimlik ürün döngüsünün ve iş bölümünün bir göçebe hanesini nasıl ayakta tuttuğunu açıklayabileceksin.
- Göçebe ekonominin neden kendi kendine yetemediğini ve ticaretin, haracın ve akının bu eksikliği kapatmanın farklı yolları olduğunu değerlendirebileceksin.
- Bir Han dönemi kaydını, bir Bizans elçilik anlatısını ve bir Orta Çağ seyyahını karşılaştırarak, çobanlarla çiftçiler arasındaki ekonomik bağımlılığın iki yönlü olduğunu tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — beş burunlu servet
Bugün Moğolistan'da bir çoban ailesine servetinin ne olduğunu sorarsanız, çoğu zaman beş tür hayvan sayarak cevap verir: at, sığır, deve, koyun ve keçi. Moğolcada bu beş türe, hayvanın burnunu anlatan bir sözcükle, «beş burun» denir. Bir aile bunlardan yalnızca birine güvenmez; her birinin ayrı bir işi, ayrı bir otlağı, ayrı bir riski vardır. Koyun et ve yün verir, keçi kuru yamaçlarda bile beslenir, sığır süt verir, deve yük taşır, at ise hem ulaşımı hem de kımızı sağlar. Bu dengeli sürü, binlerce yıllık bir ekonomik bilginin ürünüdür. Bu ders, bozkırda bir hanenin, bir boyun ve bir devletin ekonomisinin nasıl işlediğini ve bu ekonominin neden yerleşik dünyaya hem bağımlı hem de onun için vazgeçilmez olduğunu soruyor.
Bağlam — hayvanın içindeki sermaye
Göçebe ekonominin temel birimi hanedir: bir çadırda yaşayan, birlikte göç eden ve sürüsünü birlikte yöneten aile. Bu hanenin sermayesi topraktaki bir tarla değil, hareket eden ve kendini çoğaltan bir sürüdür. Sürü iyi yönetilirse her ilkbahar yeni yavrularla büyür; kötü bir kış ya da salgın hastalık ise onu birkaç hafta içinde yarıya indirebilir.
Bu yüzden göçebeler riski dağıtmayı öğrendi. Tek bir türe dayanmak yerine farklı türleri bir arada tuttular, çünkü her tür farklı bir felakete farklı biçimde dayanır.
Riski dağıtmanın bir yolu da hayvanları akrabalar arasında paylaşmaktı. Zengin bir aile, hayvanlarının bir bölümünü yoksul akrabalarına otlatmaları için emanet edebilir, karşılığında onların emeğinden ve bağlılığından yararlanırdı. Böylece sürü, yalnızca bir mal değil, aileleri ve boyları birbirine bağlayan bir ilişki ağının da parçası olurdu.
Gelişme — bir yılın takvimi
Göçebe ekonomi mevsimlerin takvimiyle işler. İlkbaharda yavrular doğar ve sürüler kışlaktan çıkar. Yaz, sütün bol olduğu mevsimdir: yoğurt, peynir, kurutulmuş lor ve kımız yapılır; yaz aylarında beslenme büyük ölçüde süt ürünlerine dayanır. Sonbaharda hayvanlar semizdir; kış öncesinde bir bölümü kesilir ve et, soğukta saklanarak kış boyunca tüketilir. Kışın ise asıl iş, sürüyü bahara kadar canlı tutmaktır.
İş bölümü de bu takvime göre kurulur. Kaynaklara ve günümüz araştırmalarına göre, sürüleri uzak otlaklara götürmek, atları yönetmek, avlanmak ve silah yapmak çoğu zaman erkeklerin işiydi. Sağım, süt ürünlerinin hazırlanması, keçe yapımı, çadırın kurulup sökülmesi ve göç sırasında arabaların yönetimi ise büyük ölçüde kadınlara düşüyordu. Çocuklar küçük yaştan kuzuları ve oğlakları güder, at binmeyi öğrenirdi. Bu iş bölümü, kadınlara göçebe hanenin ekonomisinde yerleşik toplumların çoğundan daha görünür bir yer veriyordu.
Ama sürüden elde edilemeyen şeyler vardı. Bozkırda tahıl, kumaş, metal eşya ve lüks mallar ya hiç üretilemiyordu ya da çok az üretiliyordu. Bir göçebe ailesi un, ipek, demir kazan ya da süs eşyası istiyorsa, bunları bir yerden almak zorundaydı.
Dönüş noktası — ticaret, haraç, akın
Göçebeler eksik malları üç yoldan sağlayabiliyordu. Birincisi ticaretti: at, koyun, deri, yün ve kürk karşılığında tahıl, ipek ve metal eşya almak. Çin ile bozkır arasındaki sınırda, belirli zamanlarda açılan pazarlarda bu alışveriş yapılırdı. İkincisi haraçtı: güçlü bir bozkır devleti, komşu yerleşik devletten düzenli olarak ipek, tahıl ve para alabiliyordu; yerleşik devletler bu ödemeleri çoğu zaman «hediye» ya da evlilik ittifakı adı altında sunardı. Üçüncüsü ise akındı: ticaret yolu kapandığında ya da haraç kesildiğinde, atlı birlikler sınırdaki yerleşimlere saldırarak istediklerini zorla alabiliyordu.
Bu üç yol birbirinin alternatifiydi ve bozkır devletleri bunlar arasında sürekli bir denge kurmaya çalıştı. Bir bozkır hükümdarı için ipek ve öbür değerli mallar yalnızca bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir siyasi araçtı: onları beylerine ve savaşçılarına dağıtarak bağlılıklarını sağlıyordu. Bu yüzden yerleşik dünyadan gelen malların akışı kesildiğinde, yalnızca ekonomi değil, bozkır devletinin kendi birliği de tehlikeye giriyordu.
Cevap — iki yönlü bir bağımlılık
Göçebe ekonomi, karma sürüye, mevsimlik bir ürün döngüsüne ve aile içi bir iş bölümüne dayanan, riskleri dağıtmak için gelişmiş bir sistemdi. Ama kendi kendine yetemiyordu; tahıl, kumaş ve metal gibi mallar için yerleşik dünyaya ihtiyaç duyuyordu. Bu ihtiyaç ticaretle, haraçla ya da akınla karşılandı. Bağımlılık tek yönlü de değildi: yerleşik devletler savaş ve ulaşım için bozkırın atlarına, uzak ticaret yolları ise bozkır devletlerinin sağladığı güvenliğe ihtiyaç duyuyordu. Bozkır ile yerleşik dünya, birbirine rakip olduğu kadar birbirine bağımlı iki ekonomik sistemdi.
Yaygın yanlış«Göçebeler yalnızca yağmayla geçinen, üretmeyen insanlardı.»
Bu, yerleşik kaynakların sık sık yansıttığı bir önyargıdır. Göçebeler et, süt, yün, deri, keçe ve en önemlisi at üreten, bu ürünleri ticarette kullanan üreticilerdi. Akın, ticaretin ve haracın tıkandığı durumlarda başvurulan yollardan biriydi; günlük yaşamın temeli ise sürünün bakımıydı. Ayrıca son arkeolojik çalışmalar, bozkır devletlerinin içinde tarım yapan, demir işleyen ve zanaat üreten yerleşimlerin de bulunduğunu gösterdi.
Bugünle bağ — davarın eski anlamı
Bugün Türkiye'de «davar» denince akla koyun ve keçi gelir. Ama bu sözcüğün eski biçimi olan «tavar», Eski Türkçede genel olarak mal, servet ve hayvan anlamına geliyordu. Bozkırda servetin hayvan olması, dile bu biçimde yerleşmişti: mal ile sürü aynı sözcükle anılıyordu. Anadolu'nun köylerinde, «davarı çok» olmanın bir zamanlar zenginlik anlamına gelmesi, bu eski anlamın gündelik hayattaki izidir. Aynı şekilde «sağmal», «ağıl» ve «oğlak» gibi sözcükler, göçebe hayvancılığın dilde bıraktığı bir hazine olarak yaşıyor.
Birincil kaynak
Han sarayının büyük tarihçisinin Xiongnu'ya ayırdığı 110. kitaptan bir sahne. Zhonghang Yue, bir Han prensesiyle birlikte Hun hükümdarının yanına gönderilmiş, orada kalarak hükümdarın danışmanı olmuş bir Han saray görevlisiydi:
初,匈奴好漢繒絮食物,中行說曰:「匈奴人眾不能當漢之一郡,然所以彊者,以衣食異,無仰於漢也。今單于變俗好漢物,漢物不過什二,則匈奴盡歸於漢矣。其得漢繒絮,以馳草棘中,衣袴皆裂敝,以示不如旃裘之完善也。得漢食物皆去之,以示不如湩酪之便美也。」於是說教單于左右疏記,以計課其人眾畜物。
Türkçesi: Başlangıçta Hunlar, Han'ın ipeklerini, pamuklu kumaşlarını ve yiyeceklerini çok seviyordu. Zhonghang Yue şöyle dedi: «Hunların nüfusu Han'ın tek bir eyaletine bile denk değildir; yine de güçlüdürler, çünkü giyecekleri ve yiyecekleri farklıdır ve Han'a muhtaç değillerdir. Şimdi hükümdar âdetlerini değiştirip Han mallarını sever hâle gelirse, Han mallarının onda ikisi yetmeden bütün Hunlar Han'a bağlanır. Han'dan aldığınız ipek ve pamuklu kumaşlarla dikenli otların arasında at koşturun, giysileriniz ve şalvarlarınız yırtılıp parçalanacaktır; böylece bunların keçe ve kürk kadar iyi olmadığını gösterin. Han yiyeceklerini aldığınızda hepsini atın; böylece bunların süt ve süt ürünleri kadar elverişli ve lezzetli olmadığını gösterin.» Bunun üzerine Zhonghang Yue, hükümdarın yanındakilere kayıt tutmayı öğretti, böylece halkın ve hayvanların sayısını hesaplayıp vergilendirebildiler.
Kaynak: Sima Qian, Shiji, 110. kitap («Xiongnu liezhuan»), Zhonghang Yue'nun Hun sarayındaki öğütleri; özgün metin için Vikikaynak'ın Çince sürümüne bakıldı. Türkçesi, Çincesinden bizim.
- Zhonghang Yue'ya göre Hunların gücü neye dayanıyordu? Bu görüş, göçebe ekonominin yerleşik dünyaya bağımlılığı hakkındaki tartışmayla nasıl ilişkilendirilebilir?
- Han'dan gelen ipek ve yiyecekler neden bir tehlike olarak görülüyordu? Malların akışının siyasi bağlılık yaratabileceği düşüncesini metinden örneklerle açıkla.
- Bu öğüdü veren kişi bir Han saray görevlisiydi ve olayı aktaran da Çinli bir tarihçiydi. Bu durum, metni bir Hun bakış açısı olarak okumayı nasıl sınırlar?
Tarihçiler Tartışıyor
- Anatoli Hazanov (1984) — Nomads and the Outside World adlı kitabında, göçebe hayvancılığın özerk olmayan bir ekonomi olduğunu, göçebelerin tahıl ve zanaat ürünleri için yerleşik toplumlara her zaman bağımlı kaldığını ve bu bağımlılığın bozkır siyasetinin temel itici gücü olduğunu savundu.
- Sechin Jagchid ve Van Jay Symons (1989) — Çin'in kuzey sınırındaki ilişkileri inceleyerek, göçebelerin barışçı ticareti tercih ettiğini, sınır pazarları kapatıldığında ya da ticaret kısıtlandığında akınların arttığını öne sürdüler.
- Nicola Di Cosmo (1994) — Bozkır ekonomilerinin yalnızca hayvancılığa dayanmadığını, bozkır imparatorluklarının içinde tarım, avcılık, demircilik ve zanaatın da önemli bir yer tuttuğunu göstererek, göçebelerin tümüyle bağımlı olduğu görüşüne itiraz etti.
- Sevyan Vaynşteyn (1980) — Güney Sibirya'daki Tuva çobanlarının ekonomisini yerinde inceleyerek, sürü bileşimini, mevsimlik göç döngüsünü ve hanelerin riski dağıtma stratejilerini ayrıntılı biçimde belgeledi.
Bu tartışma, göçebe ekonominin yerleşik dünyaya ne kadar bağımlı olduğu sorusu üzerinde yoğunlaşıyor. Hazanov bağımlılığı merkeze koyarken, Jagchid ve Symons bu bağımlılığın barışçı ticaretle karşılanabileceğini ve akının çoğu zaman ticaretin tıkanmasının sonucu olduğunu vurgular. Di Cosmo ise bozkır ekonomilerinin sanıldığından daha çeşitli olduğunu gösterir. Vaynşteyn'in etnografik çalışması, bu genel tartışmaların altında yatan gündelik ekonomik pratikleri somut biçimde ortaya koyar. Bu görüşler birbirini dışlamaz; farklı dönemlerde ve bölgelerde göçebe ekonominin farklı yüzleri öne çıkmış olabilir; tartışmanın asıl dersi, tek bir modelin bütün bozkıra uygulanamayacağıdır.
Derine İn
Bozkır imparatorluklarının içinde tarım yapan yerleşimler de vardı. Bugünkü Rusya'nın Buryatya bölgesinde, Ulan-Ude kentinin yakınındaki Ivolga'da, Hun dönemine ait surlu bir yerleşim kazıldı. Burada evler, tahıl ambarları, demir aletler ve tarım izleri bulundu. Bu tür yerleşimlerde yaşayanların bir bölümü, Hunların egemenliği altına alınmış ya da oraya yerleştirilmiş yerleşik topluluklardan gelmiş olabilir. Ama her durumda, bu yerleşimler bozkır devletlerinin tahıl ve zanaat ürünleri için tümüyle dışarıya bağımlı olmadığını gösteriyor.
Bozkır devletlerinin ekonomisinde Soğdlu tüccarlar özel bir yer tutuyordu. Bugünkü Özbekistan ve Tacikistan'daki Semerkant ve Buhara çevresinden gelen bu tüccarlar, Çin'i İran'a ve Bizans'a bağlayan, kentten kente yayılmış bir ticaret ağı kurmuştu. Göktürkler ve sonra Uygurlar, bu tüccarlarla yakın bir ortaklık geliştirdi: tüccarlar bozkır devletinin koruması altında ticaret yaparken, bozkır hükümdarları onların bilgisinden, yazı bilgisinden ve diplomatik deneyiminden yararlanıyordu. Soğd alfabesi, sonradan Uygur alfabesinin temeli oldu.
At ve ipek takası, bozkır ile Çin arasındaki ticaretin en önemli kalemlerinden biriydi. Tang döneminde Uygurlar, büyük sayıda atı Çin'e ipek karşılığında satıyordu. Çin kaynakları, bu ticaretin Tang hazinesine ağır bir yük getirdiğinden ve Uygurların gönderdiği atların bir bölümünün zayıf ve hastalıklı olduğundan yakınır. Ama aynı kaynaklar, Tang'ın bu ticareti sürdürmek zorunda kaldığını da gösterir: hem atlara ihtiyaç vardı, hem de Uygurlarla bozulacak bir ilişki, sınırda daha büyük sorunlar yaratabilirdi.
Bozkır hükümdarları, elde ettikleri ipeğin bir bölümünü kendi halkına dağıtıyor, bir bölümünü ise batıya, İran'a ve Bizans'a satıyordu. Böylece bozkır, Çin'den gelen ipeğin batıya ulaştığı bir aktarma alanına dönüştü. Bu ipek, bozkırda yalnızca giyilen bir kumaş değil, aynı zamanda bir para, bir hediye ve bir saygınlık simgesi olarak dolaşıyordu.
Bozkır ekonomisinin kırılganlığı, büyük felaketlerde açıkça görülüyordu. Uzun süren kuraklıklar ya da sert kışlar, sürüleri yok ederek toplulukları göçe, birbirleriyle çatışmaya ya da yerleşik komşularına sığınmaya zorlayabiliyordu. Çin kaynakları, bozkırda kötü bir kışın ardından bazı göçebe toplulukların sınıra gelerek yiyecek istediğini ya da Çin'in egemenliğini kabul ettiğini kaydeder. Bir bozkır devletinin gücü, sürülerin sağlığına ve dolayısıyla iklime sıkı sıkıya bağlıydı.
Moğol İmparatorluğu döneminde bozkır ekonomisi en geniş ölçeğine ulaştı. İmparatorluk, Çin, İran ve Rus prenslikleri gibi birbirinden çok farklı ülkelerde vergi topluyor, ticareti koruyor ve posta istasyonları ağıyla mal ve haber akışını hızlandırıyordu. Moğol seçkinleri, değerli kumaşlara büyük bir önem verdi; altın iplikle dokunmuş kumaşlar, hükümdarın cömertliğinin ve gücünün simgesi olarak dağıtıldı. Ama imparatorluğun ekonomisi, artık yalnızca bozkırın hayvancılığına değil, fethedilen yerleşik bölgelerin tarımına ve kentlerine de dayanıyordu. Bu dönüşüm, bozkırın eski sorusunu tersine çevirdi: artık göçebeler yerleşik dünyadan mal almak için uğraşmıyor, yerleşik dünyanın kendisini yönetiyordu; ama bu kez de kendi bozkır geleneklerini bu yeni düzene nasıl uyduracakları sorusuyla karşılaştılar.
Uzman Notu
Temel literatür
- Sevyan I. Vainshtein, Nomads of South Siberia: The Pastoral Economies of Tuva, çev. Michael Colenso (Cambridge: Cambridge University Press, 1980).
- Anatoly M. Khazanov, Nomads and the Outside World, çev. Julia Crookenden (Cambridge: Cambridge University Press, 1984).
- Sechin Jagchid ve Van Jay Symons, Peace, War, and Trade along the Great Wall: Nomadic-Chinese Interaction through Two Millennia (Bloomington: Indiana University Press, 1989).
- Nicola Di Cosmo, «Ancient Inner Asian Nomads: Their Economic Basis and Its Significance in Chinese History», The Journal of Asian Studies 53/4 (1994).
- Thomas T. Allsen, Commodity and Exchange in the Mongol Empire: A Cultural History of Islamic Textiles (Cambridge: Cambridge University Press, 1997).
- Étienne de la Vaissière, Sogdian Traders: A History, çev. James Ward (Leiden: Brill, 2005).
Arşiv ve kaynak
Göçebe ekonominin kaynakları arasında Çin kroniklerindeki ticaret, haraç ve at alımı kayıtları, Bizans ve İslam dünyasının elçilik ve seyahat anlatıları, Soğd mektupları, bozkır yerleşimlerinin ve kurganların arkeolojik buluntuları ve yirminci yüzyılda Moğolistan, Tuva ve Kazakistan'daki çoban toplulukları üzerine yapılan etnografik çalışmalar vardır. Zhonghang Yue sahnesinin geçtiği Shiji bölümü, Çince aslıyla çevrimiçi kütüphanelerde erişilebilir durumdadır.
Açık sorular
- Bozkır imparatorluklarında tarım yapan yerleşimlerde kimler yaşıyordu: göçebelerin kendileri mi, yoksa getirilmiş yerleşik topluluklar mı?
- Bozkır ekonomisinde akın ile ticaret arasındaki denge, iklim koşullarından ne ölçüde etkileniyordu?
- Bozkır hükümdarlarının yerleşik dünyadan aldığı malları dağıtması, siyasi birliğin sürmesi için ne kadar belirleyiciydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Göçebelerin karma sürü tutmasının temel nedeni nedir? A) Yalnızca et elde etmek B) Riski dağıtmak ve yıl boyunca farklı ürünler elde etmek C) Devlete vergi ödemek D) Tarım yapmak
- (Hedef 1) Göçebe ekonomide yaz aylarında beslenme büyük ölçüde neye dayanır? A) Tahıla B) Balığa C) Süt ürünlerine D) Meyveye
- (Hedef 2) Anatoli Hazanov göçebe hayvancılığı nasıl tanımladı? A) Kendi kendine tümüyle yeten bir ekonomi B) Yalnızca yağmaya dayanan bir ekonomi C) Tarıma dayanan bir ekonomi D) Özerk olmayan, yerleşik dünyaya bağımlı bir ekonomi
- (Hedef 3) Zhonghang Yue, Hun hükümdarına neden Han mallarına düşkün olmamasını öğütledi? A) Han mallarına bağımlılığın Hunları Han'a bağlayacağını düşündüğü için B) Han mallarının çok pahalı olduğu için C) Hunların ipek üretebildiği için D) Han'ın ticareti yasakladığı için
- (Hedef 3) Menandros Protektor'a göre Soğdlu Maniakh, İran'da ipek satamayınca ne önerdi? A) İpeği Çin'e geri göndermeyi B) İpeği doğrudan Bizanslılara satmayı C) İpek üretimini bırakmayı D) İran'a savaş açmayı
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Göçebe ekonomi ile yerleşik dünya arasındaki bağımlılık neden iki yönlüydü? Cevabında Zhonghang Yue'nun öğüdünü, Maniakh'ın elçiliğini ve İbn Battuta'nın at sürüleri anlatısını kullan; Hazanov ile Di Cosmo'nun görüşlerini karşılaştır.
Cevaplar
- B — Riski dağıtmak ve yıl boyunca farklı ürünler elde etmek.
- C — Süt ürünlerine.
- D — Özerk olmayan, yerleşik dünyaya bağımlı bir ekonomi.
- A — Han mallarına bağımlılığın Hunları Han'a bağlayacağını düşündüğü için.
- B — İpeği doğrudan Bizanslılara satmayı.
Kapsamlı bir cevap, göçebelerin tahıl, kumaş ve metal eşya için yerleşik dünyaya ihtiyaç duyduğunu, yerleşik devletlerin ise bozkırın atlarına ve bozkır devletlerinin koruduğu ticaret yollarına ihtiyaç duyduğunu açıklar. Zhonghang Yue'nun öğüdünü, Han mallarına bağımlılığın siyasi bir tehlike olarak görüldüğünün, yani bağımlılığın bozkırın bakış açısından da bilinçli olarak tartışıldığının kanıtı olarak; Maniakh'ın elçiliğini, bozkır imparatorluğunun ipek ticaretiyle İran'ı ve Bizans'ı birbirine bağlayan uzak mesafeli bir ekonominin parçası olduğunun örneği olarak; İbn Battuta'nın anlatısını ise Hint ordularının bozkırdan gelen atlara bağımlı olduğunun tanıklığı olarak kullanır. Hazanov'un bağımlılığı merkeze koyan görüşünü, Di Cosmo'nun bozkır ekonomilerinin çeşitliliğini vurgulayan görüşüyle karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste bozkır hükümdarının, yerleşik dünyadan gelen ipeği ve öbür malları beylerine dağıtarak onların bağlılığını sağladığını gördük. Ama mal dağıtmak, tek başına bir devlet kurmaya yetmez. Farklı otlaklara, farklı çıkarlara sahip boyları bir adamın buyruğu altında tutan neydi? Türk tarih yazımı bu soruya üç kavramla yaklaşır: hükümdara gökten verildiğine inanılan kut, hükümdarın gücünü çerçeveleyen töre ve büyük kararların alındığı kurultay. Bir sonraki derste, bu kavramların kaynaklarda gerçekte nasıl göründüğünü, bir kağanın keçe üzerinde tahta çıkışını ve hükümdarlığın bir hanedanın ortak hakkı sayılmasının taht değişimlerinde nasıl sonuçlar doğurduğunu inceleyeceğiz.