İçeriğe geç

Bölüm TT-101.02 · Seviye 1 — Türk Tarihi OmurgasıSeviye 1

Orta Asya: bozkır nasıl bir coğrafya?

TT-101 Türklerin Kökeni ve Bozkır Dünyası

2.746 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 3500–1300
Bölge
Bozkır · Orta Asya · Karadeniz · Anadolu
Kişiler
Herodotos · Sima Qian · Rubruklu Willem · Denis Sinor · Rudi Paul Lindner · David Christian · Neil Pederson · William Honeychurch
Yerler
Moğolistan · Gobi Çölü · Altay Dağları · Tanrı Dağları · İdil · Toros Dağları
Sınav
YKS · KPSS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Avrasya bozkır kuşağının nerede uzandığını, iklimini ve bitki örtüsünü, bu ortamın göçebe hayvancılığı neden en uygun yaşam biçimi hâline getirdiğini açıklayabileceksin.
  • Herodotos'un İskitler, Sima Qian'ın Hunlar ve Rubruklu Willem'in Moğollar hakkındaki anlatılarını karşılaştırarak, farklı çağlarda yerleşik yazarların bozkır yaşamını nasıl gördüğünü değerlendirebileceksin.
  • Bozkırın coğrafyasının bozkır halklarının tarihini ne ölçüde belirlediği üzerine tarihçilerin görüşlerini karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — denizi andıran bir ova

Moğolistan'ın ortasında, yaz başında bir tepeye çıkıp çevrenize baktığınızı düşünün. Gözün alabildiğine uzanan, rüzgârla dalgalanan bir otlak; tek tük ağaç, uzakta mavi dağlar; ne bir kent ne bir tarla. Gökyüzü o kadar geniştir ki, bulutların gölgeleri ovanın üzerinde ağır ağır kayar. Kışın aynı ova, karla örtülü, rüzgârın kemik dondurduğu, sıcaklığın zaman zaman eksi kırk derecenin altına düştüğü bir yere dönüşür. İnsanlık tarihinin en etkili halklarından bazıları, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Moğollar, bu sert ve geniş topraklardan çıktı. Bu ders, bozkırın nasıl bir coğrafya olduğunu ve bu coğrafyanın orada yaşayanların hayatını, ekonomisini ve tarihini nasıl biçimlendirdiğini soruyor.

Bağlam — bir kıtanın ortasındaki çayır kuşağı

Avrasya bozkırı, doğuda Mançurya'dan batıda Karadeniz'in kuzeyine ve Macaristan ovasına kadar, yaklaşık sekiz bin kilometre boyunca uzanan bir otlak kuşağıdır. Kuzeyinde Sibirya'nın ormanları, güneyinde ise Gobi Çölü gibi çöller ve Altay ile Tanrı Dağları gibi yüksek dağ sıraları yer alır. Bu kuşağın büyük bölümü, okyanuslardan çok uzaktadır; bu yüzden iklim karasaldır: yazlar sıcak, kışlar çok soğuk, yağış azdır. Yağış, ormanların yetişmesine yetmeyecek, ama otların büyümesine izin verecek kadardır.

Bu kuşak, tek düze değildir. Batıda, İdil ve Don gibi büyük ırmakların suladığı Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlar daha yağışlı ve verimlidir. Doğuya gidildikçe kuraklık artar; Moğolistan'da otlaklar yüksek dağlarla, ırmak vadileriyle ve çöl kenarlarıyla iç içe geçer. Bozkırın içinde ve kenarlarında, ırmak vadilerinde ve dağ eteklerinde, sulama yapılabilen vahalar ve küçük tarım alanları da bulunur.

Gelişme — otlaktan otlağa

Bozkırda tarım, yağışın azlığı ve kısa yaz mevsimi yüzünden çoğu yerde güvenilir bir geçim yolu değildir. Ama ot boldur ve insanın doğrudan yiyemediği otu yiyebilen hayvanlar, onu ete, süte, yüne ve deriye dönüştürür. Bozkır halkları, bu yüzden geçimlerini büyük ölçüde hayvancılığa dayandırdı. Koyun, keçi, sığır, deve ve hepsinden önemlisi at, bozkır ekonomisinin temeliydi.

Bir otlak, bir sürüyü uzun süre besleyemez; otlar tükenince yeniden yeşermeleri için beklemek gerekir. Bu yüzden göçebeler, sürüleriyle birlikte mevsimlere göre hareket etti. Yazı, serin ve otlu yüksek yaylalarda ya da kuzeyde; kışı ise rüzgârdan korunaklı, karın daha az yağdığı vadilerde ya da güneyde geçirdiler. Bu göçler rastgele değil, her topluluğun bildiği ve zaman zaman başkalarıyla paylaştığı ya da çekiştiği belirli yollar ve otlaklar üzerindeydi.

At, bozkır yaşamını kökten değiştirdi. Atın ilk kez nerede ve ne zaman evcilleştirildiği hâlâ tartışmalıdır; arkeologlar ve genetikçiler, bugünkü evcil atların atalarının Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlarda, MÖ üçüncü binyılın sonlarına doğru yayıldığını gösteren kanıtlar bulmuştur. At, insanlara bozkırın geniş mesafelerini hızla aşma, büyük sürüleri yönetme ve savaşta büyük bir üstünlük sağlama imkânı verdi.

Dönüş noktası — kar, kuraklık ve felaket

Bozkırın en büyük tehlikesi, ani iklim felaketleriydi. Sert bir kış, buzla kaplanan otlaklar ya da yazın kuraklığı, sürülerin büyük bölümünün kısa sürede ölmesine yol açabiliyordu. Türk dillerinde bu tür felaketlere «cut» denir. Böyle bir felaket, bir topluluğun bütün zenginliğini birkaç hafta içinde yok edebilir, insanları açlığa ve yeni otlaklar aramak için göçe zorlayabilirdi.

Bu yüzden bozkır halkları, kendi başlarına yetinemeyen bir ekonomiye sahipti. Tahıl, kumaş, metal eşyalar ve lüks mallar için yerleşik komşularıyla, özellikle Çin, İran ve Orta Asya'nın vaha kentleriyle ticaret yapmaya ihtiyaç duydular. Bu ilişki, barışçı ticaretten haraç almaya ve akınlara kadar uzanan geniş bir yelpazede gelişti. Bozkır ile yerleşik dünya arasındaki sınır, bu yüzden yalnızca bir çatışma çizgisi değil, aynı zamanda bir alışveriş ve etkileşim alanıydı.

Cevap — coğrafya bir kader mi?

Bozkır, geniş otlakları, karasal iklimi ve az yağışıyla, tarımdan çok göçebe hayvancılığa elverişli bir coğrafyaydı. Bu coğrafya, orada yaşayan halkları mevsimlere göre hareket eden, hayvanlarına ve atlarına dayanan, hızlı ve hareketli bir yaşam biçimine yöneltti. Aynı hareketlilik, onlara askerî bir üstünlük de sağladı. Ama coğrafya, bozkır halklarının tarihini tek başına belirlemedi: iklim değişiklikleri, yerleşik komşularla ilişkiler, ticaret yolları ve siyasi önderlik, bozkır devletlerinin yükselişinde ve çöküşünde en az coğrafya kadar önemli rol oynadı.

Yaygın yanlış«Göçebeler amaçsızca, rastgele dolaşan insanlardı.»
Doğrusu

Göçebe hayvancılık, rastgele bir dolaşma değil, büyük bir bilgi birikimine dayanan düzenli bir sistemdi. Göçebeler, hangi otlağın hangi mevsimde kullanılacağını, suyun nerede bulunacağını, kar ve rüzgârın nasıl hareket edeceğini kuşaktan kuşağa aktardı. Göç yolları ve otlaklar, topluluklar arasında belirli kurallara göre paylaşıldı. Kentler ve tarlalar kurmadılar diye örgütsüz olduklarını düşünmek, yerleşik toplumların göçebelere bakışından kaynaklanan bir önyargıdır.

Bugünle bağ — Toroslarda bir göç yolu

Bozkırın yaylak ve kışlak düzeni, Türkiye'de de yaşamaya devam ediyor. Anadolu'nun iç bölgelerindeki geniş ve kuru düzlükler, Orta Asya bozkırına benzeyen bir yarı kurak iklime sahiptir. Toros Dağları'nda bazı Yörük toplulukları, yüzyıllardır sürdürdükleri bir düzenle, kışı Akdeniz kıyısına yakın ılık vadilerde, yazı ise iç kesimlerdeki serin yaylalarda geçirir. Bu topluluklardan bazıları, bugün bile sürülerini yüzlerce kilometre süren ve haftalarca devam eden yürüyüşlerle yaylaya çıkarır. Türkçede gündelik olarak kullandığımız «yayla», «göç» ve «oba» gibi sözcükler, bu eski bozkır yaşamının dilde bıraktığı izlerdir.

Birincil kaynak

Sima Qian'ın MÖ birinci yüzyılın başında tamamladığı Tarihçi'nin Kayıtları'nın Hunlar bölümünden:

隨畜牧而轉移。其畜之所多則馬、牛、羊……逐水草遷徙,毋城郭常處耕田之業,然亦各有分地。毋文書,以言語爲約束。兒能騎羊,引弓射鳥鼠;少長則射狐兔:用爲食。士力能毌弓,盡爲甲騎。其俗,寬則隨畜,因射獵禽獸爲生業,急則人習戰攻以侵伐,其天性也。

Türkçesi: Hayvanlarını otlatarak yer değiştirirler. Hayvanlarının çoğu at, sığır ve koyundur… Su ve otun ardından göç ederler; surlu kentleri, yerleşik evleri ve tarla tarımı yoktur, ama her birinin kendine ayrılmış toprağı vardır. Yazıları yoktur; sözlü anlaşmalarla birbirlerine bağlanırlar. Çocuklar koyunlara binebilir, yay gerip kuşları ve fareleri vurur; biraz büyüyünce tilki ve tavşan avlarlar ve bunları yiyecek olarak kullanırlar. Yay germeye gücü yeten erkeklerin hepsi zırhlı atlıdır. Âdetlerine göre, sakin zamanlarda sürülerinin ardından gider, kuş ve hayvan avlayarak geçinirler; sıkışık zamanlarda ise herkes savaşmaya ve akın etmeye alışıktır; bu, onların doğasıdır.

Kaynak: Sima Qian, Shiji (Tarihçi'nin Kayıtları), 110. kitap, «Xiongnu» bölümü; Vikikaynak (Çince). Türkçesi, Çincesinden bizim.

  1. Sima Qian, Hunların hayatını «yokluklar» üzerinden mi tanımlıyor, yoksa onların kendi düzenini mi anlatıyor? Savaşçılığı «doğaları» olarak sunması, hangi bakış açısını yansıtıyor olabilir?
  2. «Her birinin kendine ayrılmış toprağı vardır» ifadesi, göçebe hareketin düzenli olduğu konusunda ne düşündürüyor?
  3. Bu metni, yaklaşık dört yüz yıl önce yazılan Herodotos'un İskitler anlatısıyla karşılaştır. İki yerleşik yazar, bozkır yaşamının hangi yönlerini ortak olarak vurguluyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Denis Sinor (1972) — «Horse and Pasture in Inner Asian History» adlı makalesinde, bozkır ordularının büyüklüğünün ve hareket alanının, atlarını besleyebilecek otlakların genişliğiyle sınırlı olduğunu savundu; göçebe imparatorlukların otlakların azaldığı bölgelere ilerlerken neden zorlandığını bu sınırla açıkladı.
  • Rudi Paul Lindner (1981) — «Nomadism, Horses and Huns» adlı makalesinde, Macaristan ovasının bozkırın doğusundaki geniş otlaklara göre çok daha az at besleyebileceğini hesapladı ve Avrupa'ya ulaşan Hunların bu yüzden yaşam biçimlerini ve ordularını değiştirmek zorunda kaldığını öne sürdü.
  • David Christian (1998) — Rusya, Orta Asya ve Moğolistan tarihini konu alan kitabında, «İç Avrasya» adını verdiği bölgeyi bir bütün olarak ele aldı; bu bölgenin sert ekolojisinin, göçebe ve yerleşik toplulukların tarihini uzun dönemde biçimlendiren ortak bir çerçeve oluşturduğunu savundu.
  • Neil Pederson ve arkadaşları (2014) — Moğolistan'daki eski ağaçların halkalarını inceleyerek, on üçüncü yüzyılın başında Moğolistan'ın olağandışı ölçüde yağışlı ve ılıman bir dönem geçirdiğini gösterdiler; bu dönemin otlakları ve sürüleri artırarak Moğol İmparatorluğu'nun yükselişini kolaylaştırmış olabileceğini ileri sürdüler.

Bu tarihçiler, bozkır coğrafyasının tarihteki rolünü farklı biçimlerde değerlendirir. Sinor ve Lindner, otlakların sınırlarının bozkır ordularını nasıl kısıtladığını gösterir. Christian, bozkırı uzun dönemli bir ekolojik çerçeve olarak görür. Pederson ve arkadaşları ise iklim değişikliklerinin belirli tarihsel anlarda nasıl belirleyici olabileceğini, doğa bilimlerinin yöntemleriyle araştırır. Bu tartışma, coğrafyanın tarihi belirleyen bir kader mi, yoksa insan tercihlerinin içinde biçimlendiği bir çerçeve mi olduğu sorusunu gündeme getirir.

Derine İn

Bozkır halklarının evi, hareketli yaşamlarına mükemmel biçimde uyarlanmıştı. Keçe çadır, katlanabilir ağaç çubuklardan kurulan yuvarlak bir iskeletin üzerine kalın keçe örtülerin gerilmesiyle yapılıyordu. Birkaç saat içinde sökülüp develere ya da arabalara yüklenebiliyor, yeni otlakta yeniden kurulabiliyordu. Yuvarlak biçimi, bozkırın sert rüzgârlarına karşı dayanıklıydı; keçe, kışın soğuğu, yazın sıcağı dışarıda tutuyordu. Bazı büyük çadırlar ise sökülmeden, öküzlerin çektiği büyük arabaların üzerinde taşınıyordu.

Bozkır yaşamında hayvanlar, yalnızca yiyecek kaynağı değildi. Koyunun yünü keçeye, derisi giysiye, tezeği yakıta dönüşüyordu; ağaçların az olduğu bozkırda kurutulmuş hayvan dışkısı, en önemli yakacaklardan biriydi. Kısrak sütünden yapılan kımız, bozkırın temel içeceklerinden biriydi. Atlar ise ulaşım, savaş, avcılık ve haberleşmenin vazgeçilmez aracıydı. Bir ailenin zenginliği, toprakla değil, sürülerinin büyüklüğüyle ölçülüyordu.

Bozkır, insanların dolaştığı boş bir alan değil, aynı zamanda büyük bir iletişim yoluydu. Doğudan batıya uzanan otlak kuşağı, atlıların ve kervanların görece kolayca geçebildiği bir koridor oluşturuyordu. Fikirler, teknolojiler, dinler ve hastalıklar bu koridor boyunca yayıldı. İpek Yolu'nun kuzey kolları da bozkırın kenarlarından geçiyordu. Bu yüzden bozkır halkları, Çin, İran ve Avrupa gibi büyük uygarlıklar arasındaki etkileşimin önemli aracıları oldu.

Arkeoloji, bozkır hakkındaki bilgilerimizi son yıllarda büyük ölçüde değiştirdi. Altay Dağları'ndaki donmuş mezarlarda, keçeler, halılar, giysiler ve ahşap eşyalar, buz içinde neredeyse bozulmadan korunmuş olarak bulundu. Bu buluntular, yazılı kaynakların yerleşik yazarların gözünden anlattığı bozkır halklarının kendi el sanatlarını, inançlarını ve zevklerini doğrudan görmemizi sağladı. Moğolistan'da yapılan kazılar da göçebelerin, sanıldığından çok daha karmaşık yerleşim yerleri ve anıtlar inşa ettiğini gösterdi.

Bozkırın ekolojisi, insanlarla birlikte de değişti. Aşırı otlatma, otlakların bozulmasına ve çölleşmeye yol açabiliyordu. Göçebeler, otlakları korumak için sürülerini dağıtmak, otlakları dinlendirmek ve göç yollarını düzenlemek gibi yöntemler geliştirdi. Yirminci yüzyılda Sovyetler Birliği'nde ve Çin'de göçebelerin zorla yerleşik hayata geçirilmesi ve geniş bozkır alanlarının tarıma açılması, hem toplulukların yaşamını hem de bozkırın doğal dengesini derinden etkiledi.

Bozkır coğrafyası, siyasi örgütlenmeyi de biçimlendirdi. Geniş otlaklara dağılmış küçük göçebe toplulukları, olağan zamanlarda büyük bir merkezî otoriteye ihtiyaç duymadan yaşayabiliyordu. Ama otlak anlaşmazlıkları, yerleşik komşularla ticaret ve haraç pazarlıkları, ortak tehditler karşısında boyların bir araya gelmesi gerekiyordu. Güçlü bir önder, dağınık boyları bir konfederasyon altında birleştirdiğinde, bozkırın hareketli atlı nüfusu kısa sürede büyük bir siyasi güce dönüşebiliyordu. Ama önderin ölümü ya da ganimet ve ticaret gelirlerinin azalması, bu birliğin hızla dağılmasına da yol açabiliyordu. Bozkır devletlerinin hem hızlı yükselişini hem de sık sık kısa ömürlü olmasını açıklamak için tarihçiler bu dengeye dikkat çeker.

Bugün Moğolistan'da nüfusun önemli bir bölümü, hâlâ göçebe ya da yarı göçebe hayvancılıkla geçiniyor. Ama iklim değişikliği, daha sık ve daha sert «cut» felaketlerine yol açıyor; son yıllarda yaşanan bazı sert kışlarda milyonlarca hayvan öldü. Bu felaketler, birçok göçebe ailesini kentlere göç etmeye zorladı. Bozkırın eski sorunları, yeni bir çağda yeniden gündeme geldi.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Denis Sinor, «Horse and Pasture in Inner Asian History», Oriens Extremus 19 (1972).
  • Rudi Paul Lindner, «Nomadism, Horses and Huns», Past & Present 92 (1981).
  • David Christian, A History of Russia, Central Asia and Mongolia, Vol. 1: Inner Eurasia from Prehistory to the Mongol Empire (Oxford: Blackwell, 1998).
  • Peter B. Golden, Central Asia in World History (Oxford: Oxford University Press, 2011).
  • Neil Pederson ve arkadaşları, «Pluvials, Droughts, the Mongol Empire, and Modern Mongolia», Proceedings of the National Academy of Sciences 111/12 (2014).
  • William Honeychurch, Inner Asia and the Spatial Politics of Empire: Archaeology, Mobility, and Culture Contact (New York: Springer, 2015).

Arşiv ve kaynak

Bozkır coğrafyasının ve yaşamının kaynakları arasında Yunan, Çin, İran ve Arap yazarlarının anlatıları, Orta Çağ Avrupalı gezginlerin raporları, Türk ve Moğol yazıtları ve destanları, arkeolojik kazılar ve donmuş mezarlardaki buluntular, ağaç halkaları ve göl çökeltileri gibi iklim verileri ve bugün yaşayan göçebe toplulukların etnografik incelemeleri vardır. Herodotos'un eseri ve Sima Qian'ın Hunlar bölümü Vikikaynak'ta, Rubruklu Willem'in raporu ise Rockhill'in 1900 tarihli İngilizcesiyle Internet Archive üzerinden erişilebilir durumdadır.

Açık sorular

  • Bozkır coğrafyası, göçebe hayvancılığı kaçınılmaz mı kıldı, yoksa yalnızca en uygun seçenek miydi?
  • İklim değişiklikleri, bozkır imparatorluklarının yükselişini ve çöküşünü ne ölçüde açıklayabilir?
  • Yerleşik yazarların bozkır halkları hakkındaki anlatılarını okurken hangi önyargılara dikkat etmek gerekir?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Avrasya bozkır kuşağının güneyinde aşağıdakilerden hangisi yer alır? A) Sibirya ormanları B) Gobi Çölü gibi çöller ve yüksek dağ sıraları C) Okyanus kıyıları D) Tropikal ormanlar
  2. (Hedef 1) Göçebelerin yazı geçirdiği serin ve otlu otlağa ne ad verilir? A) Kışlak B) Kurgan C) Cut D) Yaylak
  3. (Hedef 2) Herodotos'a göre İskitlerin yenilmez olmasının nedeni nedir? A) Kentlerinin ve surlarının olmaması, evlerini yanlarında taşımaları ve atlı okçu olmaları B) Büyük kaleleri C) Deniz güçleri D) Kalabalık nüfusları
  4. (Hedef 2) Rubruklu Willem'e göre Moğollar kışın neden susuz otlakları kullanabiliyordu? A) Kuyular kazdıkları için B) Hayvanları susuzluğa dayanıklı olduğu için C) Kar onlara su yerine geçtiği için D) Irmaklardan su taşıdıkları için
  5. (Hedef 3) Ağaç halkalarıyla on üçüncü yüzyılın başında Moğolistan'ın olağandışı yağışlı bir dönem geçirdiğini gösteren araştırmacılar kimlerdir? A) Denis Sinor B) Rudi Paul Lindner C) David Christian D) Neil Pederson ve arkadaşları

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Bozkırın coğrafyası, orada yaşayan halkların yaşamını ve tarihini nasıl biçimlendirdi? Cevabında Sima Qian'ın, Herodotos'un ve Rubruklu Willem'in anlatılarını kullan; Lindner ile Pederson ve arkadaşlarının yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Gobi Çölü gibi çöller ve yüksek dağ sıraları.
  2. D — Yaylak.
  3. A — Kentlerinin ve surlarının olmaması, evlerini yanlarında taşımaları ve atlı okçu olmaları.
  4. C — Kar onlara su yerine geçtiği için.
  5. D — Neil Pederson ve arkadaşları.

Kapsamlı bir cevap, bozkırın geniş otlaklarının, karasal ikliminin ve az yağışının tarımdan çok göçebe hayvancılığa elverişli olduğunu, bu yaşam biçiminin mevsimlik göçlere, ata ve hayvanlara dayanan hareketli bir topluma ve askerî bir üstünlüğe yol açtığını; ama ani iklim felaketlerinin ve yerleşik dünyaya ekonomik bağımlılığın bozkır halklarını kırılgan kıldığını açıklar. Sima Qian'ın metnini, Çinli bir yazarın Hunların göçebe düzenini anlatışının örneği olarak; Herodotos'un anlatısını, göçebeliği coğrafyaya bağlayan ve askerî bir üstünlük olarak gören en eski metinlerden biri olarak; Rubruklu Willem'in raporunu ise göçebe hareketin otlak ve mevsim bilgisine dayanan düzenli bir sistem olduğunun tanıklığı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Lindner'in otlakların sınırlarını öne çıkaran yaklaşımını Pederson ve arkadaşlarının iklim değişikliğinin rolünü vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Bu derste atın bozkır yaşamını kökten değiştirdiğini söyledik, ama bunun nasıl olduğunu açık bıraktık. Yabani bir otlak hayvanı, ne zaman ve nerede binek hâline geldi? Arkeologlar bu soruyu kemiklerdeki izlerle, dişlerdeki gem aşınmasıyla ve son yıllarda eski atların DNA'sıyla yanıtlamaya çalışıyor; ortaya çıkan tablo, uzun süre kabul edilen bazı görüşleri sarstı. Bir sonraki derste, atın evcilleştirilmesinin kanıtlarını, araba ve atlı savaşçılığın ortaya çıkışını ve atın bozkırdaki mesafeleri, ekonomiyi ve güç dengelerini nasıl dönüştürdüğünü inceleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: rüzgârla dalgalanan geniş bir otlak ve üzerinde kayan bulut gölgeleri; ardından aynı ovanın karla kaplı kış görüntüsü.
  • 1:10–2:50 Bağlam: Avrasya haritası üzerinde doğudan batıya uzanan yeşil bir kuşak; kuzeyinde ormanlar, güneyinde çöller ve dağlar renkli katmanlar olarak.
  • 2:50–4:40 Gelişme: bir otlakta otlayan koyun, keçi, at ve deve sürüleri; dağ yamacında yaylaya doğru ilerleyen bir göç kolu.
  • 4:40–6:50 Dönüş noktası: karla kaplı bir otlakta toplanmış bir sürü; ardından bir vaha kentinin pazarında değiş tokuş edilen kumaş ve tahıl çuvalları.
  • 6:50–9:00 Kapanış: bir vadide kurulan yuvarlak keçe çadırlar; ardından Toros Dağları'nda bir yaylaya doğru yürüyen bir sürü ve uzakta beliren dağ köyü.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.